Başvuru, tıbbi teşhiste gecikme sonucu çocuğun görme engelli doğmasına yol açılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının, olay hakkında açılan tam yargı davasının uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; tıbbi teşhiste gecikme sonucu çocuğun görme engelli doğmasına yol açılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının, olay hakkında açılan tam yargı davasının uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 2/2/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvuruculardan Hüseyin Yanık, diğer başvurucu Gönül Yanık'ın oğludur. Başvurucu Gönül Yanık, ilk doğumundan olan çocuğu Gülhane Askeri Tıp Akademisinde (Hastane) mikrosefali (bebekte baş küçüklüğü) tanısı ile takip edildiği sırada ikinci çocuğu olan başvurucu Hüseyin'e gebe kalmıştır. Başvurucular Gönül ile Haydar'ın akraba olmaları (amca çocukları) ve ilk çocuklarının da genetik bir hastalıkla doğması üzerine başvurucu Gönül, Hastanenin Doğum Ana Bilim Dalı Yüksek Riskli Gebelik Polikliniğinde muayene olmuştur. Yapılan tetkikler sonucunda başvurucu Gönül'ün yakın obstetrik takibe alınması gerektiği 26/11/2001 tarihli hastane kayıtlarında yer almıştır. 3/6/2002 tarihinde normal yolla doğum gerçekleşmiş ve başvurucu Hüseyin dünyaya gelmiştir. Hastanenin kayıtlarına göre bebeğin genel durumunun iyi olduğu, anne ve bebeğin taburcu olabilecekleri değerlendirilmiştir. Başvurucular aynı Hastaneye daha sonra yeniden muayene olmak için gitmişler, Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalında yapılan tetkiklerde Hüseyin'in görme engelli olduğu tespit edilmiştir. Başvurucu Hüseyin'e farklı tarihlerde Hastanede tıbbi operasyonlar uygulanmış ise de görme yeteneği kazandırılamamıştır. Başvurucular, kusurlu eylem sonucu bebeğin görme engelli doğduğunu belirterek uğradıkları maddi ve manevi zararların tazmini için Millî Savunma Bakanlığına 30/5/2003 tarihinde talepte bulunmuş fakat başvuruların talepleri zımnen reddedilmiştir. Bunun sonucunda -önce Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde, bu mahkemenin görevsizlik kararı vermesi üzerine- Ankara İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargı davası açmışlardır. Mahkeme tarafından yargılama dosyası Adli Tıp Kurumuna (ATK) gönderilerek bilirkişi raporu alınmıştır. 13/2/2008 tarihli İhtisas Kuruluna ait bilirkişi raporunun ilgili kısmında;-Hüseyin Yanık'ın görme özrünün doğuştan olduğu, sonradan oluşmadığı,- Yenidoğanın bu durumunun ilk muayenesinde de tespit edilebileceği ancak yenidoğan bebeklerin doğduktan sonraki ilk hafta vücutlarında ve yüzlerinde ödem olduğu, bu nedenle gözlerin detaylı muayenesinin yapılamayabileceği, nitekim doğumun gerçekleştiği kurum tarafından doğumdan dokuz gün sonra göz kliniğince muayenesinin yapıldığı sırada ileri tetkik planlandığı, yenidoğana 16/6/2002 tarihinde göz operasyonu yapıldığı, tablonun teşhisinde ve ameliyatın yapılmasında gecikme olmadığı,- Gebelik takiplerinde 26/11/2001 tarihinde yaklaşık 11 haftalık iken yapılan konjenital enfeksiyonları araştırmaya yönelik tetkik sonuçlarının küçükteki tabloya neden olacağına ait tıbbi delil bulunmadığı,- Gebelik takibi süresince çocuktaki göz patolojisinin tespit edilmesinin mümkün olamayacağı, gebelik takiplerinin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle davalı idareye atf-ı kabil kusur bulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucular bilirkişi raporuna itiraz ettikleri dilekçelerinde, farklı uzmanların mütalaaları doğrultusunda ulaştıkları birtakım bilimsel eserlere göre gebelik sırasında tespit edilen enfeksiyon nedeniyle sezaryen doğum yapılmasının ve yine bebeğe enfeksiyonun bulaştığının yapılacak birtakım testlerle anlaşılması durumunda gebeliğin sonlandırılmasının zorunluluk arz ettiğini, doğumda bulaşan enfeksiyon nedeniyle bebeğin gözlerinde görme kaybı olduğunun dikkate alınmadığını ifade etmiş ve yeniden bilirkişi raporu alınmasını talep etmişlerdir. Mahkeme 18/11/2008 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde ATK tarafından düzenlenen rapora atıf yapılarak olayda idarenin bir kusurunun bulunmadığı belirtilmiştir. Dava ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerindeki hususlar tekrarlanarak başvurucular tarafından temyiz edilen karar,Danıştay Onbeşinci Dairesinin (Daire) 31/1/2014 tarihli ilamıyla onanmıştır. Karar düzeltme talebi aynı Dairenin 30/10/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar 9/1/2015 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucular 2/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun , ve maddeleri. Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine ilişkin mevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, § 11-14).B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhil olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin maddesi kapsamında yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye (k.k.), B. No: 46156/11, 21/5/2013). AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini, hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 49). AİHM'e göre taraf devletler,uygulanması planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz konusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda ilgili devlet, hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir (Şerif Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No: 28870/05, 25/5/2010). Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin sorumluluğunun Sözleşme'nin maddesi kapsamında doğrudan devlete atfedilmesi için yeterli olup olmadığı hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarında ve hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalin ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye, B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında olmadığına işaret etmiştir (Tysiąc/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, § 119, Yardımcı/Türkiye, § 59).