Başvuru, cezaevinde infaz ve koruma memurları tarafından yapıldığı iddia edilen işkence ve kötü muameleye ilişkindir.
Başvuru, cezaevinde infaz ve koruma memurları tarafından yapıldığı iddia edilen işkence ve kötü muameleye ilişkindir. Başvuru, 2/12/2013 tarihinde Tekirdağ Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 20/2/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 29/5/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir. Bakanlık tarafından 26/6/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulan görüş, 2/7/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 6/7/2015 tarihinde Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıyla İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının (Cumhuriyet Başsavcılığı) S.2012/88022 No.lu dosyasından temin edilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir: 1983 doğumlu olan başvurucu, başvuru tarihinde Buca Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmaktadır. İşkence ve Kötü Muamele İddialarıyla İlgili Adli Soruşturma Başvurucu, 25/6/2012 tarihinde hükümlü olarak bulunduğu Buca Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görevli infaz ve koruma memurlarının Cezaevindeki bazı uygulamalara itiraz etmesi nedeniyle ellerine ters kelepçe taktıklarını, gözlerini ve ellerini bağladıklarını, kıyafetlerini çıkararak suya soktuklarını, yerde tekme ve yumrukla darbettiklerini, “Biz böyle işkence yaparız, bize kimse hesap soramaz.” diyerek kendisini tehdit ettiklerini ileri sürerek Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığına 19/7/2012 tarihinde suç duyurusunda bulunmuştur. S.2012/2191 sayı ile kaydedilen dosyada başvurucunun 19/7/2012 tarihli ifadesi şöyledir:“… Ben halen İzmir Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak kalmaktayım. Buca Kapalı Cezaevinden buraya bundan iki hafta kadar önce sevk edildim. Buca Cezaevinde infaz koruma memurları bana işkence ettiler. Ben bu konuyla ilgili İnsan Hakları Komisyonuna, Adalet Bakanlığına, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, Dünya Af Örgütüne, Orta Araplar Birliği Başkanlığına, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, Başbakanlığa, Cumhurbaşkanlığına, Cezaevi Savcılığına, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben dilekçeler yazdım. Gönderdiğim dilekçeleri hangi numaralarla gönderdiklerini görevli memurlara sorduğumda bana cevap vermediler. Tam olarak hatırlamıyorum ancak 31/6/2012 ya da 1/7/2012 tarihinde Buca Kapalı Cezaevinde kalmakta olduğum hücreden ismini Recep olarak bildiğim infaz ve koruma memuru ve yanında bulunan 10-11 tane infaz ve koruma memuru da dahil olmak üzere beni alıp bilmediğim bir odaya götürdüler. Bana bağırıp çağırdılar. Bana seni başka bir bölüme vereceğiz orada yatacaksın dediler. Çok pis ve kötü bir odaydı. Benim götürüldüğümü aynı bölümde kaldığım arkadaşım S.K. da şahittir. Onlara cezaevi müdürüyle görüşmek istediğimi söyleyince, ‘Ulan bizim canımızı sıkıyorsun’ diyerek bana saldırdılar ve vurarak yere yatırdılar. Sonra üzerimdeki elbiselerimi çıkarttılar, ellerimi arkadan kelepçelediler. Dolu olan bir kova su getirerek beni baş aşağı o kovanın içine soktular. Ben nefessiz kaldıkça tekrar tekrar yaptılar. Namaz kıldığımdan başımda bulunan sarıkla benim ağzımı bağladılar. Sonra kendimden geçmişim. Bu olaydan dolayı benim psikolojim bozuldu. Kendime gelince aynı gün içerisinde bileklerimi keserek intihar girişiminde bulundum. Bununla ilgili doktor raporlarım mevcuttur. Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavim yapıldı.”Yapılan soruşturma sonucunda Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığının 21/7/2012 tarihli ve S.2012/2191, K.2012/189 sayılı yetkisizlik kararıyla dosya İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. S.2012/76684 sayı ile kaydedilen dosya 22/10/2012 tarihli ve K.2012/2978 sayılı birleştirme kararıyla aynı yer Savcılığının S.2012/88022 sayılı dosyası ile birleştirilmiştir. Başvurucunun 23/8/2012 tarihinde aynı olayla ilgili olarak ikinci kez Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunması üzerine 2012/2705 sayılı dosya üzerinden soruşturma yapılmıştır. Başvurucunun ikinci kez alınan 18/9/2012 tarihli ifadesi şu şekildedir:“… Ben 2012 tarihinde Buca Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kalıyordum. Bu kaldığım zaman içerisinde, olay günü cezaevi uygulamaları hakkında bazı itirazlarımı dile getirdim. Bunun karşılığı olarak İnfaz Koruma Memuru Recep ve bir grup memur daha bana işkence yaptı. Beni ters kelepçeye aldılar. Gözlerimi ve ağzımı bağladılar. Nedenini bilmediğim bir şekilde beni soydular. Hatırladığım kadarı ile beni suya batırıp çıkardılar. Beni nefessiz bıraktılar. Biz adama böyle işkence yaparız, bizden kimse hesap soramaz diyerek beni tehdit ettiler. Beni ters kelepçeye aldıkları sırada sırt üstü, yüz üstü düşürdüler. Yerde beni tekmelediler. Bu olay sonrasında yara aldığım için beni İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Hastanesine götürdüler. Orada tedavim yapıldı.Hastanede birkaç gün yoğun bakımda kaldım. Tedavim bittikten sonra Buca Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna götürüldüm. Döndüğüm esnada da bana kötü muamele yapmaya devam ettiler. Ben bu şikayetimi, Adalet Bakanlığına, İnsan Haklarına, Cumhurbaşkanlığına, Diyanet İşleri Bakanlığına, HSYK’ya vs. bildirdim. Bana işkence yapan görevli memurları görsem tanırım. Hepsini teşhis edebilirim. Bu görevli memurlar da Buca Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda gündüz vardiyasında çalışırlar. İşkence yapılırken ve tehdit edilirken S.K., A ve Ö.A. tanık olmuşlardır. Kendileri en son Buca Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kalıyorlardı. Bildiğim kadarı ile A. Şakran Cezaevine gelmiş. Ö.A. benim koğuş arkadaşımdır. Buca Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kalır. Beni darp eden ve bana işkence yapan şahıslardan şikayetçiyim. Ben şu an İzmir 3 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kalmaktayım. Dilekçelerimin akibetlerinin tarafıma bildirilmesini de talep ediyorum. Bu yaşadığım olaylar beni çok etkiledi. Psikolojimi bozdu. Maddi ve manevi zarara uğradım. Adli Tıpa sevkimi istiyorum.”Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığının 19/9/2012 tarihli ve S.2012/270, K.2012/217 sayılı yetkisizlik kararıyla dosya, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Dosya, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının S.2012/88022 sayılı sırasına kaydedilmiştir. Başvurucunun Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/901 sayılı talimat dosyasında 6/11/2012 tarihinde üçüncü kez alınan ifadesi şöyledir:“… Olay tarihinde ben İzmir Buca Ceza İnfaz Kurumunda bulunuyordum ve hücre cezası almıştım. Hücre cezamı çektiğim esnada infaz ve koruma memurları yanıma gelerek bana hiçbir açıklama yapmadan beni odadan başka bir yere götürdüler ben de kendilerine beni nereye götürüyorsunuz dedim. Bunun üzerine bana ‘Canımızı sıkıyorsun geç önümüze’ dediler. Recep denilen infaz ve koruma memuru benim boğazımı sıkarak nefessiz kalacak şekilde bana ‘Çok canımı sıkıyorsun, çok konuşuyorsun, çok biliyorsun’ dedi ve bunun üzerine beni yere yatırarak yüzüme yumruklarla vurdular Sonra ters kelepçe yaptılar ve ağzımı bağlayarak beni suya batırıp çıkardılar. Üzerimden kıyafetleri çıkardılar, elleri ve ayakları ile beni taciz ediyorlardı. Beni neden darp ettiklerini bilmiyorum. Bu olay ile ilgili olarak vücudumda yaralar oluştu. Burnumun üstünde iz kaldı ve kolumdan bu olay nedeni ile ameliyat oldum. Burnumdan dolayı da nefes alıp vermekte zorlanıyorum. Aynı zamanda hastaneye yattığım esnada ailem beni ziyaret için hastaneye geldiğinde benim hastanede olmadığımı ve cezaevine gittiğimi söylemişler. Ancak cezaevine gittiklerinde de cezaevinde olmadığımı söyleyerek ailemi mağdur etmişlerdir. Ben hastaneden çıktıktan 4 gün sonra şikayetçi oldum. Bu şikayetlerimi İnsan Haklarına, Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığa, Adalet Bakanlığına, Baro Başkanlığına dilekçe yazdım. Daha sonra bu dilekçeler ile ilgili olarak bana herhangi bir cevap verilmedi. Bu olayda benim kaldığım hücrenin karşısında bulunan koğuşta yer alan S.K. ve A. tanıktır. Sorulduğu takdirde olayı anlatacaklardır.Ameliyat olduğum esnada benim ameliyat olma iznimi cezaevi savcısı ve İzmir C Başsavcısı vermektedir. Bu izni verirken neden ameliyat olduğumun araştırılması gerekiyordu. Bu konuda herhangi bir araştırma yapılıp yapılmadığının ve ilgililer hakkında soruşturma yapılıp yapılmadığının araştırılarak tarafıma bilgi verilmesini istiyorum. Ayrıca ailemden izin alınıp alınmadığının tarafıma bildirilmesi istiyorum.” İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca 25/6/2012 ile 1/7/2012 tarihleri arasında İnfaz Kurumunda başvuru konusu olayın meydana geldiği bölümde görevli infaz ve koruma memurlarının kimlikleri ve görev çizelgesi 11/3/2013 tarihli yazıyla istenmiştir. Gelen cevap yazısına göre ilgili infaz ve koruma memurları soruşturmaya dâhil edilerek şüpheli sıfatıyla savunmaları alınmıştır. Şüpheliler R.K., H.G., S.G. ve G.nin 3/6/2013 tarihli ifadeleri şöyledir:“… şikayetçi olan K. isimli şahıs geçen yıl Buca Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kalmaktaydı. Kendisine 25/6/2012 ila 1/7/2012 tarihinde şiddet uyguladığımız iddiası doğru değildir. Müştekiye iddia edildiği gibi tarafımızdan şiddet uygulanmamıştır… Ayrıca 25/6/2012 tarihinde koğuşta kalmakta olan B. isimli şahsın gözüne parmaklarını sokmaya çalışmasından dolayı hakkında tutanak tutularak tarafımızdan yeni bölüm no.lu odaya verilmiştir. Buna ilişkin tutanak dosya içerisindedir. Kendisi yeni bölüm 17 no.lu odaya aktarımı sırasında bizlere direnmiş, bunun üzerine tarafımızdan orantılı güç kullanmak suretiyle tekli odaya konulmuştur. Müşteki kurumumuzda kaldığı süre içerisinde agresif tavırlar sergileyen, sık sık kendine zarar veren bir kişi idi. İddiaları tamamen gerçek dışıdır. Kendisini dövmediğim gibi su dolu kova içerisine başını soktuğum iddiaları da gerçek dışıdır. Atılı suçlamaları kesinlikle kabul etmiyorum. Diğer arkadaşlarımın da müştekiye yönelik eylemleri olmamıştır.” Şüpheliler ve A.nın 5/6/2013 tarihli ifadeleri şöyledir:“Ben 25/6/2012-01/7/2012 tarihleri arasında yeni bölüm kat koğuş gözetim görevlisi olarak çalışmaktaydım. Hakkımda şikayette bulunan K. isimli hükümlünün iddiaları gerçek dışıdır. Ben göreve 23:00 saatinde gelmekteydim. Göreve geldiğimde kendisinin infaz ve koruma memuru arkadaşlara mukavemette bulunduğunu duydum. Benim olayla alakam yoktur. Atılı suçlamayı kabul etmem.” Şüpheli A.E.nin Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/824 sayılı talimat dosyasındaki 11/6/2013 tarihli savunması şöyledir:“… Olay tarihinde ben Buca Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda infaz ve koruma memuru olarak görev yapmaktaydım. K. cezaevinde hücre cezası bulunması nedeniyle tek hücrede kalıyordu. Hücre cezalarında havalandırma 1 saattir. Hücre cezalarında bulunan mahkûmları dışarı çıkarılırken diğer koğuşta bulunan mahkûmları içeri alırız. Herhangi bir sorun yaşanmasın diye. Ancak olay tarihinde K. isimli hükümlü hücreden çıkarılıp havalandırmaya getirildiği esnada mahkûmlara küfretmiş, bunun üzerine koğuştaki mahkûmlar ayaklandı. Biz de ayaklanma üzerine devreye girerek sorunu gidermek istedik. Tekrar K.nin havalandırmasına izin vermeden ortam büyümesin diye hücreye aldık. Ancak K. içeri alınmasına rağmen karşı koğuşa küfür etmeye devam etti. Biz bu durumu kontrol memuru olan R.K..ye haber verdik. R.K. de gelerek olay büyümesin diye K.yi hücreden çıkartmamızı istedi. R.K. de C'a: ‘Seni başka bir hücreye alalım, birbirinizi görmeyin sorun çıkıyor.’ dedi. Bu sırada başmemurlara da haber verdiğimiz için geldiler. K. de ‘Bu odadan çıkmam, bir Allah'ın kulu gelsin beni çıkartamaz.’ dedi. Başmemurlarımız ‘Buna direnme başka yolu yok seni almak zorundayız yoksa sorun çıkıyor.’ demelerine rağmen K. direnmeye devam etti. Biz de mecburen yasal prosedüre göre 'ı başka bir hücreye aldık. Daha sonra nöbetim bittiği için cezaevinden ayrıldım. Bahsedildiği gibi K. isimli hükümlüye hiç bir şekilde darp uygulanmadı, hakaret edilmedi, tehdit edilmedi. Zaten kendisi de bizden sonra tekrar zorluk çıkarmış ve kendisini vücuduna zarar verecek şekilde camla kesmiştir. Bunlar da doktor raporu ile sabittir. Biz kendisine hiç bir şekilde zarar vermedik, darp uygulamadık.” Şüpheli İ.Ü.nün Karabük Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/537 sayılı talimat dosyasındaki 21/6/2013 tarihli savunması şöyledir:“… 2012 yılında İzmir Buca Kapalı Cezaevinde görev yaptım. Bana sormuş olduğunuz K. isimli hükümlüyü hatırladım. Nöbet çizelgesine göre iddia edilen olay tarihinde cezaevinde nöbetteydim. koğuşta kalan müşteki, koğuşta kalan hükümlülere laf attı. Ağız kavgaları başladı. koğuşun tepkisi dinmeyince müştekiyi koğuşundan aldık. koğuşun alt kısmına koyduk. Müşteki koğuşundan çıkmak istemedi. Bana ve kendisine beraberce müdahale ettiğimiz arkadaşlara tehditler savurdu. Biz zor kullanarak daha başka olaylar çıkmasın diye koğuşunu değiştirdik. Müştekinin iddiaları asılsızdır. Kesinlikle kendisine işkence yapmadık…” Tanık A.nın Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığında 29/11/2012 tarihinde istinabe suretiyle vermiş olduğu ifadesi şöyledir:“… K. benim yeğenim olur. Bahsettiği olaya tanık değilim. Yalnız kolunda alçı ve yüzünde darp izlerine tanığım. Buca’da aynı anda ziyarete çıktığım sırada görmüştüm. Kendisiyle konuştuk, infaz ve koruma memurlarının darp ettiğini söyledi. O olay için suç duyurusunda bulunduğunu da söylemişti. Ben infaz ve koruma memuruna sordum ne oldu diye o da hücrede rahat durmadı kendisine müdahale etmek zorunda kaldık, kafasını duvara vuruyordu dedi. Ben olaya bire bir şahit değilim.” Tanık S.K.nın 29/11/2012 tarihli Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığında istinabe suretiyle ifadesi şöyledir:“… K.nin ifadesi doğrudur. Dediği gibi 15-20 tane infaz koruma memuru gelip onu odadan çıkarmak istedi. Sonra çıktılar, koridorda kendi aralarında münakaşa yaşadılar. Neler konuştukları duyulmuyordu, onu ayaklarının altına aldılar, ters kelepçe taktılar, dövdüler, sonra onu alıp götürdüler. Geri gelmediler, başka hücreye götürmüşler, bize de bu kadar olmasa da böyle davranışları oluyordu infaz koruma memurlarının. Bu olaydan önce o infaz koruma memurlarıyla K.nin bir tartışması olmuştu. Kendileri ’a tutanak tutmuştu. O zaman aralarında husumet başladı. Bana da infaz koruma memurları şiddet uyguladığı için ben de onlardan şikayetçiyim.” Savcılık tarafından 11/3/2013 tarihli müzekkereyle İnfaz Kurumundaki kamera kayıtları istenmiş, verilen cevapta olay yerini gören kamera kaydının bulunmadığı bildirilmiştir. Başvurucunun Adli Raporları İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 15433533 protokol No.lu 29/6/2012 tarihli epikriz raporuna göre başvurucu K.nın kalp damar cerrahi servisine 25/6/2012 tarihinde giriş yaptığı, 26/6/2012 ile 27/6/2012 tarihleri arasında yoğun bakımda kaldığı, 28/6/2012 tarihinde yoğun bakımdan çıkarak servise alındığı, 29/6/2012 tarihinde taburcu olduğu kayıtlıdır. Olayın öyküsünde faça ile sol kolun muhtelif yerini yaralayan hastanın ulnar trase üzerinde yaklaşık 4 cm’lik derin kesi hattı mevcut olduğu yazılıdır. Ameliyat notunda şunlar ifade edilmiştir: “Sol ön kolda dirsek 3-4 cm distalde ulnar yüzde delici kesici alet yarası mevcut idi. Explore edildi. Ulnar arterin 10 cm segment boyunca intakt olduğu görüldü. Etraf venöz kanamaları ligatüre ve koterize edilerek kontrol altına alındı. Cilt, cilt altı sütüre edilerek operasyona son verildi.” 28/6/2012 tarihli psikiyatri kliniğinde yapılan muayenesinin sonuç kısmı şöyledir: “29 yaşında erkek mahkûm koğuş kısmında görüldü. Cezaevinde yaşadığı bir stresör olay sonrası sol ön kolda kesi yapması sonucu ulnar arter yaralanması nedeniyle opere edilmiş. Hasta kendisine planlı bir şekilde zarar vermediğini ifade ediyor. RDM: bilinç açık oryante koopere, ılımlı anksiyöz duygulanım, ılımlı irritabldd. Cezaevinde yaşantılarına ilişkin düşünce uğraşıları. Vücutta mutipl selfdestrüktifskar izleri, öyküde alkol ve madde kötüye kullanımı tanımlandı. Uyku ve iştah olağandı, anerji yok, anhedoni ılımlı, dürtü denetim sorunları tanımlandı. Psikotik bulgu, aktif suisidal ve homosuisidal düşünce tanımlanmadı. Hastada antisosyal kişilik bozukluğu ve çoklu madde kötüye kullanımı tanıları düşünüldü. Hastanın selfdestrüktif davranışı impulsif vasıfta değerlendirildi. Terapötik anlaşma sağlandı. Psikiyatri poliklinik kontrolü önerildi.” Başvurucunun olayla ilgili olarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ve maddeleri uyarınca yaralanmasının niteliğiyle ilgili olarak Tekirdağ Devlet Hastanesinden kesin rapor aldırılmıştır. Hastanenin 19/4/2013 tarihli ve 4564 sayılı kesin raporu şöyledir: “25/6/2012 tarihinde sol koldan yaralanma nedeniyle dış merkezde ameliyata alınan hastanın o tarihteki ameliyat notu okundu ve mevcut bulgularla büyük damar yaralanması olmadığı saptandı. 18/3/2013 tarihinde tarafımdan yapılan muayenesinde damar yaralanmasına göre herhangi bir patoloji saptanmamıştır. Hastanın yaralanma fiili, tedavisi ameliyat koşullarında ancak basit bir tıbbi müdahale ile giderilmiş (ameliyat notuna göre) ve yaşamını tehlikeye sokan bir duruma rastlanmamıştır.” Başvurucu Hakkında Yapılan Disiplin Soruşturması Kapsamında Alınan İfadeler 25/6/2012 tarihli tutanak üzerine başvurucu hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır. Başvurucunun gözlerine parmak soktuğu iddia edilen hükümlü tanık B.nin 25/6/2012 tarihli ifadesi şöyledir:“Ben olay sırasında koğuşumuzun bahçe kapısının önünde oturup koğuştaki arkadaşlardan E.P. ve N. ile birlikte çay içiyorduk. Bahçe kapısı kapalı idi. Karşı koğuş açıktı. K. isimli arkadaş bize doğru yürüdü. Kapı aralığından çay ikram etmek istedik. Bu ara muhabbet sırasında K.ye ‘Dün koğuşunuzda bir bağrışma vardı, ne oldu?’ diye sorduğumda: ‘Sen kimsin sana hesap mı vereceğim?’ dedi ve iki parmağını her iki gözüme soktu. Ben geri çekildim. Bu sırada koğuşa hitaben: ‘Ulan sizin hepinizin karısını alacağım.’ dedi. Koğuş bunun üzerine bahçe kapısının önünde toplandı ve tepki gösterdi. Bu esnada görevliler geldi. K.yi alıp müşahede odasına götürdüler. Aradan 10-15 dakika geçtikten sonra bu şahıs koğuşa odasından küfür etmeye devam etti. Kolundaki saati çıkarıp cama fırlattı ve koğuşun camını kırdı. Hadise devam edince görevliler gelip K.yi koğuşa götürdüler. Psikolojik sorunlu birisi olduğunu öğrendim. Bundan dolayı şikayetçi değilim.” Koğuş mümessil yardımcısı hükümlü tanık E.P. ve hükümlü tanık N., 25/6/2012 tarihinde tanık B. ile benzer mahiyette ifade vermişlerdir. Başvurucu K.nın 6/7/2012 tarihli ifadesi özetle şöyledir:“Olay günü hücre cezam nedeniyle bulunduğum yeni bölüm koğuştan havalandırma için bahçeye çıkarıldım. Bahçenin karşısında bulunan yeni bölüm koğuştaki hükümlülerden isimlerini bilmediğim birkaç kişi bana karşı ‘Burası bizim çiftliğimiz.’ diyerek laf attılar. Benim hasımlarım olduğundan hasımlarım tarafından ayarlanan kişiler olabileceğini düşündüğümden kendilerine karşı herhangi bir cevap vermedim. Mazgal kapısında bulunan biri bana yumruk salladı. Ben de kendimi korumak için karşılık verdim. Gözüne gelsin diye elimi sallamadım. Ben koğuşa karşı küfretmedim. Sadece mazgal önünde bulunan ve karşı hakarette bulunan şahsa küfrettim. Olay üzerine görevli memurlar beni yerime koydular. Yemek geldi. Yemeğimi yedim. Öğle vakti olduğundan dolayı namaz kılıyordum. O esnada karşı koğuşta bana laf söyleyen şahıslar bulunduğum yere bir şey fırlatarak camların kırılmasına sebep verdiler. Ben camların kırılması için herhangi bir şey fırlatmadım. Saatimi attığım söyleniyor. Fakat ben saatimi atmadım. Saatim elimden alındı. Camları ben kırmadım. Karşı koğuşta bulunan kişiler camları kırmışlardır. Bu olayı kaldığımız yerde bulunan S.K. de görmüştür. Olay nedeniyle yerimden alınarak yeni bölüm koğuşa verilmek istendiğimde memurlara direnmem yerimde kalmak istediğimdendir. Benim amacım bu konularla ilgili yetkililerle görüşmekti Şu anda bulunduğum yere verildiğimde bana yapılan haksızlıklar ve işkenceler nedeniyle yatağımı yakmak istedim. Ayrıca kendimi kesmem de bu konular nedeniyledir. Kendimi kaybettim. Ne yaptığımı bilmiyordum. Ben daha önce kaldığım yeni bölüm koğuşa geçmek istedim. Fakat görevliler kurum müdürü ile o an görüşmediklerinden beni istediğim koğuşa vermediler ve yeni bölüm koğuşa verdiklerinde kendimi kaybetmem nedeniyle bu olayları yaptım. Bu olan olaylar rahatsızlığımın bana verdiği etkilerden dolayıdır.” Yapılan soruşturma sonucunda Cumhuriyet Başsavcılığının 16/7/2013 tarihli ve S.2012/88022, K.2013/35045 sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:“…Müşteki K.nin suç tarihinde 15 no.lu koğuşta hücre cezasının infazı için bulunduğu sırada havalandırmaya çıkarıldığı, havalandırmanın karşısında bulunan 14 no.lu koğuşta kalmakta olan B.’nin gözüne parmaklarını sokmaya çalışması ve 14 no.lu koğuşa hitaben küfür etmesi olayı sonrası 14 no.lu koğuşta kargaşa çıkmasını önlemek amacıyla müştekinin 17 no.lu odaya aktarılması sırasında, koğuşundan çıkmayarak memurlara direnmesi nedeniyle şüpheli infaz ve koruma memurları tarafından orantılı şekilde güç kullanılarak koğuşunun değiştirildiği, müştekinin koğuş değişikliği sırasında çok agresif olup görevlilere direnmesi nedeniyle yaralanmış olduğu değerlendirilmekle, yasal unsurları itibariyle oluşmayan basit yaralama suçu hakkında kamu davası açma olanağı bulunmadığından, basit yaralama suçundan ötürü tüm şüpheliler hakkında kamu adına KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA …” Bu karara başvurucu tarafından yapılan itiraz, Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesinin 4/10/2013 tarihli ve 2013/2646 Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 27/11/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. 2/12/2013 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.B. İlgili Hukuk Ulusal Hukuk 5237 sayılı Kanun’un “Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.” 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Kurumların iç güvenliği” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Kurumların iç güvenliği, Adalet Bakanlığına bağlı infaz ve koruma görevlileri tarafından sağlanır. İç güvenlik görevlileri, gerektiğinde dış güvenlik görevlileri ile işbirliği yapar.” 4/6/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün (İnfaz Tüzüğü) “Güvenlik ve gözetim servisi“ kenar başlıklı maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:“İnfaz ve koruma başmemuru ile infaz ve koruma memuru, kurumun güvenliğini bozan firara teşebbüs, isyan, rehin alma, saldırı, yasaya veya düzenlemelere dayalı bir emre karşı aktif veya pasif fiziki direnme gibi olaylar ile 5237 sayılı Kanunun 25 inci maddesindeki meşru savunma ve zorunluluk hâli ortaya çıktığında kurum en üst amirinin izni ile zor kullanabilir. Acil hâllerde tehlikenin ortadan kaldırılması amacıyla izin alınmaksızın da zor kullanılabilir. Durumu derhâl en üst amire iletir. Zor kullanan personel gerekenden fazla kuvvet kullanamaz.” Aynı Tüzük’ün “Kurumların iç güvenliği” kenar başlıklı maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:“(1) Kurumların iç güvenliği, Bakanlığa bağlı infaz ve koruma görevlileri tarafından sağlanır. İç güvenlik görevlileri, gerektiğinde dış güvenlik görevlileri ile işbirliği yapar. (2) Açık kurumlar ile çocuk eğitim evlerindeki idare ile infaz ve koruma görevlileri; firarların önlenmesi, asayiş ve disiplinin sağlanması için gözetim ve denetimle yükümlüdürler.” Uluslararası Belgeler 27/8/1990 ila 7/9/1990 tarihlerinde Havana’da Suçların Önlenmesi ve Suçluların Islahı Üzerine Sekizinci Birleşmiş Milletler Konferansı’nda kabul edilen “Kanun Adamlarının Zor ve Silah Kullanmalarına Dair Temel Prensipler”in “Tutulan veya hapsedilen kişiler bakımından asayişi sağlama” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Kanun adamları, kurum içinde güvenliğin ve düzenin sürdürülmesi için gerekli olmadıkça veya kişisel güvenlikleri tehdit edilmedikçe, hapsedilen kişilerle olan ilişkileri sırasında zor kullanamazlar.”