Başvuru, mahkûmiyete ilişkin kararın gerekçeli olmaması, soruşturma aşamasında müdafi olmaksızın elde edilmiş ifadelerin mahkemece hükme esas alınması, talep edilen delillerin toplanmaması, yargılamanın makul süreyi aşması nedenleriyle adil yargılanma hakkının; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmesinin kanuni sonucu olarak koşullu salıverme hükümlerinden faydalanılamayacak olunması nedeniyle işkence yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, mahkûmiyete ilişkin kararın gerekçeli olmaması, soruşturma aşamasında müdafi olmaksızın elde edilmiş ifadelerin mahkemece hükme esas alınması, talep edilen delillerin toplanmaması, yargılamanın makul süreyi aşması nedenleriyle adil yargılanma hakkının; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmesinin kanuni sonucu olarak koşullu salıverme hükümlerinden faydalanılamayacak olunması nedeniyle işkence yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 17/1/2014 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 4/9/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 28/12/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 26/2/2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 25/2/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 11/3/2016 tarihinde ibraz etmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) vasıtasıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, yasa dışı TKP/ML-TİKKO terör örgütüne yönelik soruşturma kapsamında 5/6/2003 tarihinde gözaltına alınmıştır. Başvuru formunda gözaltında işkence yapıldığına ilişkin olarak kolluk görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunulduğu belirtilmiş ise de Giresun Başsavcılığının Bakanlığa gönderdiği 24/2/2016 tarihli yazıda, bu konuda herhangi bir soruşturma kaydına rastlanmadığı bildirilmiştir. Başvurucu 9/6/2003 tarihinde terör örgütüne ne şekilde katıldığına, örgütsel yapı içindeki konumuna ve katıldığı eylemlere dair kollukta müdafii olmaksızın ifade vermiştir. İfade alma sırasında başvurucuya hakları hatırlatılmamıştır. Başvurucu, Savcılıkta ve sorguda susma hakkını kullanmıştır. Giresun Sulh Ceza Mahkemesi 9/6/2003 tarihinde başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir. Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı da 25/6/2003 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya teşebbüs etme suçundan başvurucu hakkında dava açmıştır. Anılan dava, İstanbul'da örgüt üyesi olma, örgüt adına silahlı eylemlerde bulunma, yasa dışı pankart asma ve yağma suçlarından açılan dava dosyasıyla birleştirilmiştir. Başvurucu ve diğer kişiler hakkında açılan diğer bazı davalar da sonraki tarihlerde bu yargılamayla birleştirilmiştir. Birleştirmelerin ardından yargılama, on bir sanığa isnat edilen çok sayıda eylemi kapsar hâle gelmiştir. Başvurucu 29/12/2004 tarihli duruşmada; kolluktaki ifadesini baskı altında verdiğini, tehdit edildiğini, ifadesini kabul etmediğini beyan etmiştir. Devlet güvenlik mahkemelerinin kapatılmasının ardından yargılamaya nihai olarak (kapatılan) İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde (CMK madde ile görevli) devam edilmiştir. Başvurucu 8/2/2006 tarihinde tahliye olmuştur. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 21/11/2011 tarihli ve E.2001/138, K.2011/184 sayılı kararı ileanayasal düzeni bozmaya teşebbüs etme suçundan başvurucunun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi kararını; başvurucunun ve diğer sanıkların kollukta verdikleri ifadelere, ekspertiz raporlarına, olay yeri inceleme ve fiziki takip tutanaklarınadayandırmıştır. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:"Sanıklar Y. E., Ö. ve AYNUR AVYÜZEN'in [Başvurucu],31/12/2000 tarihinde Tekirdağ ili Çorlu ilçesi N...mahallesinde bulunan Hava Kuvvetleri Komutanlığına ait askeri kantine plastik şişe içerisinde hazırlanmış el yapımı zaman ayarlı bombanın konulması eylemini gerçekleştirdikleri, Y. ve tarafından hazırlanan el yapımı zaman ayarlı bombanın, eylem öncesinde Y. tarafından keşif yapılmasından sonra olay günü Y. ile birlikte Aynur'un arama yapılmadan girilen kantine girerek bombanın içinde olduğu plastik şişeyi kantinin rafına koyarak dışarı çıktıkları, sonrasında bombanın patladığı,26/01/2001 tarihinde Kocaeli ili Körfez ilçesinde bulunan trafik amirliğine ve polis karakoluna bomba konulması eylemini gerçekleştirdikleri, ve Y.tarafından hazırlanan bombanın konulması için Körfez'e birlikte giden sanıklar Y., , Aynur şeklinde oluşan grubun içinden Y. ile Aynur tarafından bombanın trafik amirliği yakınındaki polis karakoluna konulduğu, hazırlanan diğer bombanın ise Ö. ile Y. tarafından trafik amirliğine konulduğu, bombaların patlamadığı,Sanık AYNUR AVYÜZEN hakkında iddia olunan eylemlerin, diğer sanıklar İ. Y., Y. E. ve Ö.ye göre daha az olmasına rağmen nitelikleri, vehamet arzettikleri anlaşıldığından sanığın eylemlerinin mülga 765 sayılı TCK 146/1 maddesindeki suçu oluşturduğu kanaatine varılmıştır. (...)Sanıklar (...) bu eylemleri gerçekleştirdikleri birleşen dosyalarda dahil olmak üzere tüm dosya içerisindeki araştırma tutanakları, ekspertiz raporları, olay yeri inceleme tutanakları, fiziki takip tutanakları ve sanıkların emniyet müdürlüklerinde alınan ifadelerinden anlaşılmakla sanıkların üzerlerine atılı suçu işledikleri kanaatine varılmış ayrıca lehe yasa değerlendirmesinde hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK 309/1 maddesi gereği sanıkların ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verileceği ayrıca TCK 309/2 maddesi gereği fıkrada yazılı suçun işlenmesi esnasında işlenen diğer suçlardan dolayı da ayrı ayrı ilgili maddeler uyarınca cezaya hükmolunacağı dolayısıyla sanıklar hakkındaki eylem çeşitliliği dikkate alındığında bu durumun sanıkların aleyhine sonuç doğuracağı, suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan mülga 765 sayılı TCK 146/1 maddesi uygulamasının sanıklar lehine olduğu anlaşıldığından sanıkların aşağıda yazılı şekilde cezalandırılmalarına karar verilmiştir." Duruşmalı olarak yapılan ve başvurucu müdafiinin katıldığı temyiz incelemesi sonrasında Yargıtay Ceza Dairesi 10/12/2013 tarihli ve E.2013/4630, K.2013/15327 sayılı ilamı ile kararı başvurucu yönünden onamıştır. Yargıtay ilamından 18/12/2013 tarihinde haberdar olunmuştur. Başvurucu 17/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk Başvurucunun mahkûmiyetine esas alınan anayasal düzeni zorla ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun maddesinde düzenlenmiştir. 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un maddesi uyarınca olaylar tarihinde yürürlükte olan 4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun maddesinde, on beş sene ve üzerinde hükmedilen hapis cezalarına ilişkin kararların kişilerin talebi olmasa dahi resen temyiz incelemesine tabi tutulacağı belirtilmektedir. Olay tarihinde yürürlükte olan 1412 sayılı mülga Kanun’nun maddesi şöyledir:“Zabıta amir ve memurları ile Cumhuriyet Savcısı tarafından ifade almada ve hâkim tarafından sorguya çekilmede aşağıdaki hususlara uyulur: İfade verenin veya sorguya çekilenin kimliği tesbit edilir. İfade veren veya sorguya çekilen kimliğe ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmak zorundadır. Kendisine isnat edilen suç anlatılır. Müdafi tayin hakkının bulunduğu, müdafi tayin edebilecek durumda değilse baro tarafından tayin edilecek bir müdafi talep edebileceği ve onun hukuki yardımından yararlanabileceği, isterse müdafiin soruşturmayı geciktirmemek kaydı ile ve vekaletname aranmaksızın ifade veya sorguda hazır bulunacağı bildirilir; yakınlarından istediğine yakalandığını duyurabileceği söylenir. İsnad edilen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu söylenir. Şüpheden kurtulması için somut delillerinin toplanmasını talep edebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe sebeplerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek imkânı verilir. İfade verenin veya sorguya çekilenin şahsi halleri hakkında bilgi alınır. İfade veya sorgu bir tutanakla tesbit edilir. Bu tutanakta; a) İfade verme veya sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih, b) İfade verme veya sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği, c) İfade vermenin veya sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, bu işlemler yerine getirilmemiş ise sebepleri, d) Tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu ve imzalarının alındığı, e) İmzadan imtina halinde bunun nedenleri yer alır.” 1412 sayılı mülga Kanun’un 135/A maddesi şöyledir: “İfade verenin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedensel cebir ve şiddette bulunma, bazı araçlar uygulama gibi iradeyi bozan bedeni veya ruhi müdahaleler yapılamaz.Kanuna aykırı bir menfaat vaat edilemez. Yukarıdaki fıkralarda belirtilen yasak yöntemlerle elde edilen ifadeler rıza olsa dahi delil olarak değerlendirilemez.” 1412 sayılı mülga Kanun’un maddesi şöyledir:“Yakalanan kişi veya sanık, soruşturmanın her hal ve derecesinde bir veya birden fazla müdafiin yardımından faydalanabilir. Kanuni temsilcisi varsa o da yakalanana veya sanığa bir müdafi seçebilir.Zabıta amir ve memurları tarafından yapılacak sorgulama işlemlerinde, ancak bir müdafi hazır bulunabilir. Cumhuriyet Savcılığı işlemlerinde bu sayı üçü geçemez.Zabıtaca yapılan soruşturma da dahil olmak üzere, soruşturmanın her safhasında müdafiin, yakalanan kişi veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz.” 1412 sayılı mülga Kanun’un maddesi şöyledir:“Yakalanan kişi veya sanık müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse talebi halinde baro tarafından kendisine bir müdafi tayin edilir. Yakalanan kişi veya sanık onsekiz yaşını bitirmemiş yahut sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malul olur ve bir müdafi’de bulunmazsa talebi aranmaksızın kendisine müdafi tayin edilir.”1412 sayılı mülga Kanun’un maddesi şöyledir:“Yakalanan veya tutuklu bulunan kişi vekaletname aranmaksızın müdafi ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafi ile yazışmaları denetime tabi tutulamaz.” Başvurucunun gözaltında bulunduğu sırada yürürlükte bulunan 16/6/1983 tarihli ve 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un maddesi şöyledir:“Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda yakalanan veya tutuklanan şahıs, yakalama veya tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç en geç kırksekiz saat içinde hakim önüne çıkarılır ve sorguya çekilir.Üç veya daha fazla kişinin bir suça iştiraki suretiyle toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya fail sayısının çokluğu ve benzeri nedenlerle Cumhuriyet savcısı, bu sürenin dört güne kadar uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. (Mülga cümle: 06/02/2002 - 4744 S.K../ md.)(Değişik fıkra: 06/02/2002 - 4744 S.K../ md.) Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde yakalanan veya tutuklanan kişiler hakkında ikinci fıkrada dört gün olarak belirlenen süre, Cumhuriyet savcısının talebi ve hakim kararıyla yedi güne kadar uzatılabilir. Hakim, karar vermeden önce yakalanan veya tutuklanan kişiyi dinler.” 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:“Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.” 4/11/2004 tarihli ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un maddesi şöyledir: “(1) Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan Türk Ceza Kanununa yapılan yollamalar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelere yapılmış sayılır. (2) Mevzuatta, yürürlükten kaldırılmış Türk Ceza Kanununun kitap, bab ve fasıllarına yapılmış olan yollamalar, o kitap, bab ve fasıl içinde yer almış hükümlerin karşılığını oluşturan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun maddelerine yapılmış sayılır. ” 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un maddesinin (16) numaralı fıkrası şöyledir:“5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, ‘Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar’ başlıklı Dördüncü Bölüm, ‘Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar’ başlıklı Beşinci Bölüm, ‘Milli Savunmaya Karşı Suçlar’ başlıklı Altıncı Bölüm altında yer alan suçlardan birinin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi dolayısıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz.” 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun maddesinin son fıkrası şöyledir:“Ölüm cezaları, 14/7/2004 tarihli ve 5218 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile değişik 3/8/2002 tarihli ve 4771 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunla müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülen terör suçluları ile ölüm cezaları ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülen veya ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olan terör suçluları koşullu salıverilme hükümlerinden yararlanamaz. Bunlar hakkında ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası ölünceye kadar devam eder.”