Başvuru, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararına dayanılarak yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararına dayanılarak yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 28/7/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, adil yargılanma hakkı dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, anılan hakka ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Cevdet Ayaz, Silivri 5 No.lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmaktadır. Başvuruculardan Hatip Yazıcı Diyarbakır ilinde, Necati Güzel ise yurt dışında ikamet etmektedir. Başvurucular (kapatılan) Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK. maddesi ile görevli) 27/11/2012 tarihli kararı ile silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmıştır. Bu hüküm Yargıtay Ceza Dairesinin 4/4/2016 tarihli kararı ile onanmıştır. Başvurucular, mahkûmiyetle sonuçlanan davaya ilişkin olarak 1/7/2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. Başvurucular; gözaltında avukat yardımından faydalandırılmama nedeniyle müdafi yardımından yararlanma hakkının, müdafi yokluğunda baskı ve zora dayalı verilen ifadelerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarını şikâyet konusu yapmıştır. Anayasa Mahkemesi, Cevdet Ayaz ve diğerleri (B. No: 2016/13689, 19/11/2019) başvurusunda; gözaltında avukata erişim imkânı sağlanmayan başvurucuların bu sırada elde edilen ifadelerinin mâhkumiyet kararına esas alınması ile müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası ise kabul edilemez bulunmuştur. Kararın ilgili kısımları şöyledir:" Somut olayda başvurucuların gözaltında tutulduğu sırada devlet güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlar yönünden kural olarak müdafi yardımından yararlanmaları ancak belli bir aşamadan sonra mümkün olmaktadır. 3842 sayılı Kanun’a eklenen maddeyle gözaltında bulundurmaya ve müdafi yardımından yararlanmaya ilişkin yeni düzenlemelerin devlet güvenlik mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmayacağı, bunlar hakkında değişiklik yapılmadan önceki 1412 sayılı mülga Kanun hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Başvurucuların gözaltında tutulduğu tarihlerde anılan mevzuat, gözaltı süresinde avukata erişim imkânını tanımamaktadır. Başvurucuların belirtilen şartlarda 10 ile 12 gün arasında gözaltında tutulduğu görülmektedir. Bu itibarla başvurucuların gözaltında bulunduğu dönemde müdafi yardımından faydalandırılmamalarının mevzuata dayandırılan yerleşik bir uygulama olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucular, PŞK isimli silahlı örgütün kurucusu olma suçundan yargılanarak mahkȗm edilmişlerdir. Başvurucuların mahkȗmiyetlerine hükmedilirken kendilerinin ve diğer sanıkların gözaltında müdafi olmaksızın elde edilen beyanlarının delil olarak kabul edildiği görülmektedir. Somut olayda başvurucular, söz konusu terör örgütünün merkez komitesinde yer alarak örgütün yöneticileri olmakla suçlanmaktadırlar. Başvurucular gözaltına alınmış ve tutuklandıkları tarihe kadar gözaltında tutulmuşlardır. Başvurucular, müdafi olmadan kollukta verdikleri ifadelerinde; isnat edilen suçu nasıl ve kimlerle birlikte işlediklerine dair beyanda bulunmuşlardır. Cumhuriyet Başsavcılığında ve sorguda müdafi yardımından yararlanmayan başvurucular; Mahkeme önünde yaptıkları savunmalarında ise kolluk beyanlarının baskıya dayalı olarak alındığını, gözleri bağlı bir şekilde kendilerine okutulmadan imzalatıldığını belirterek bu beyanları reddetmişlerdir. Öte yandan mahkȗmiyet hükmünün yer gösterme tutanakları, teşhis tutanakları, yüzleştirme tutanakları, aramalarda ele geçirilen örgütsel dokümanlar, silahlar, bilgi alma tutanakları, Emniyet Genel Müdürlüğünün PŞK örgütü ile ilgili yazısı ve sair delillere dayandırıldığını da not etmek gerekir. Bununla birlikte başvurucuların gözaltında verdikleri ifadelerin belirleyici ölçüde hükme esas alındığı görülmektedir (bkz. § 23). Mahkemenin gerekçeli kararında bahsi geçen diğer delillerin başvurucuların kolluk beyanları ile uyumlu olduğu yönünde değerlendirmede bulunularak başvurucuların kolluk beyanlarına itibar edildiği ifade edilmiştir. Başvurucuların diğer deliller yanında müdafi olmaksızın alınan ve daha sonra Mahkemede doğrulanmayan ifadeleri doğrultusunda isnat edilen suçtan mahkûmiyetlerine karar verildiği, gözaltında iken alınan bu ifadelerin mahkûmiyet için belirleyici biçimde kanıt olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Sonradan (yargılama devam ettiği sırada) yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun’un maddesi; hâkim veya mahkeme önünde doğrulanmayan, müdafi yardımı sağlanmadan alınan kolluk beyanları bakımından kovuşturma aşamasında savunmanın etkinliğini sağlayacak niteliktedir. Ancak Mahkemece bu husus gerekçede tartışılmamış ve temyiz aşamasında da bu eksiklik telafi edilememiştir. Gözaltında avukata erişim imkânı sağlanmamasının mevzuata dayalı yerleşik bir uygulamadan kaynaklanması ve bu sırada elde edilen ifadelerin mahkûmiyet kararına esas alınması müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmuştur. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir." Anayasa Mahkemesi ayrıca başvurucuların müdafi yardımından yararlanma hakkıyla bağlantılı olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkına yönelik ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir (Cevdet Ayaz ve diğerleri § 69). Başvurucular, ihlal kararına dayanarak 3/6/2020 tarihinde yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur. (Kapatılan) Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK. maddesi ile görevli) yerine bakan Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 15/6/2020 tarihli ek kararıyla kollukta müdafi yardımından yararlandırılmaksızın ifade alınması şeklindeki uygulamanın sonuçlarının telafi edilemeyeceği, başvurucuların kovuşturma aşamasında müdafi yardımından faydalandıkları ve mahkûmiyet kararına başvurucuların müdafi olmaksızın verdikleri ifadeler haricinde farklı delillerin de esas alındığı gerekçeleriyle istemin reddine dosya üzerinden karar vermiştir. Anılan kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Her ne kadar hükümlüler Anayasa Mahkemesi'nin 19/11/2019 tarihli kararı ile müdafii yardımından yararlanma hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın maddesinin de güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere karar mahkememize gönderilmiş ise de; ilgili karar içeriğinin dosyanın esasını etkileyen hükümlülerin ceza almayacağı ya da daha az ceza alacakları durumlarına ilişkin olmadığı, kollukta müdafii yardımından yararlanmaksızın ifade alınması şeklindeki uygulamanın sonuçlarını tel[a]fi edilemeyeceği kaldı ki kovuşturma aşamasında hükümlülerin müdafii yardımından yararlandırıldığı, hükümlülerin kolluk beyanları dışında birden çok ve ayrıntısı ile belirtilen delillerin hükme esas alındığı, dosya incelendiğinde Diyarbakır kapatılan 5 Ağır Ceza Mahkemesi'nin ilgili kararında sadece hükümlülerin kolluk beyanı ile yetinilmediği, hükümlülerin kolluk beyanı dışında üzerine atılı eylemlerin sübutu açısından çok sayıda delil ve belgelerden ayrıntısı ile bahsedildiği, dosya içerisinde yer alan ve soruşturma aşamasında yapılan arama ve el koyma işlemleri sonucu ele geçen örgütsel dokümanlar, silahlar, yer gösterme tutanakları, bilgi alma tutanakları, kriminal uzmanlık raporları, PŞK olağan genel toplantısı karar metni, PŞK merkez yürütme komitesine hitaben yazılmış rapor, PŞK merkez komitesine hitaben yazılmış faaliyet raporu, yakalama tutanakları gibi vesair delillerin bulunduğu, belirtilen gerekçelerin ve tayin edilen hükmün Yargıtay tarafından kapsama uygun görülerek onandığı, belirtilen gerekçelerin ve yazılı ve sözlü delillerin ayrıntılı olarak tartışıldığı, Anayasa Mahkemesi ihlal kararında belirtilen husus dışında hükümlülerin aleyhine tespit edilen ve yukarıda belirtilen tüm deliller ve dosya kapsamı gözetilerek ihlal içeriklerinin bu kapsamda yeniden yargılama konusu yapılamayacağı anlaşılmakla hükümlüler vekilinin yeniden yargılama ve infaz durdurma talebinin reddine ..." Başvurucular, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararıyla adil yargılanma hakkının ihlalinin tespit edildiğini ve uygun giderim yolu olarak yargılamanın yenilenmesine işaret edildiğini belirterek karara itiraz etmiştir. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 2020/532 İş sayılı kararıyla başvurucuların itirazını kesin olarak reddetmiştir. İlgili hukuk için bkz. Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 43-