4. Hukuk Dairesi 2010/7951 E. , 2011/8367 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... ve diğerleri vekili Avukat ... tarafından, davalı ... ve diğerleri aleyhine 11/02/2009 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 24/02/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafın
**4. Hukuk Dairesi 2010/7951 E. , 2011/8367 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... ve diğerleri vekili Avukat ... tarafından, davalı ... ve diğerleri aleyhine 11/02/2009 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 24/02/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle uğranılan manevı zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalılar vekilleri tarafından temyiz olunmuştur. Davacı, ... 1 de 28.12.2008 tarihinde yayınlanan "... ..." isimli belgeselde davalılardan ...'in "Bunun ne Alevilikle ne sünnilikle bir alakası yoktur. Bu örgütün, ki örgütün içerisinde... var, ... bildiğiniz gibi, 1971'in yine önde gelen liderlerinden ve TİKKO'nun kurucularından, işte ... ..., efendime söyleyim ...bunların hepsi beraber ismini değiştirenler zaten. Ölenler arasında daha sonra çatışmalarda ölen militanlar arasında yedi tane sünnetsiz ceset var. ...ve yedi tane sünnetsiz cesedin aleviyle, sünniyle, kürtle, türkmenle, ... ne alakası olabilir. Bir, buradan bakıyoruz ki, bu işin arkasında dış mihrakların da parmağı var..." şeklindeki yorumu üzerine ...'in fotoğrafının yayınlanması ile seyircide Maraş Katliamı katillerinden birinin ... olduğu algısının yarattıldığını, ... ve tüm Ermenilerin hedef haline getirildiğini, bu görüşlerin doğru olmadığının biliniyor olmasına rağmen yayınlanmasında gerçeklik, doğruluk ve tarafsızlık ilkelerinin ihlal edildiğini, bu yayın sebebi ile müvekkillerinin manevi yönden çöküntü yaşadıklarını, ileri sürerek, davalıların manevi tazminat ile sorumlu tutulmasını istemiştir. Davalılar ise gerçeklik, doğruluk ve tarafsızlık ilkeleri doğrultusunda yayın yapıldığını, davacıların murisi ... ve Ermenilerin hedef gösterilmediğini belirterek, istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Yerel mahkemece; ...'in yorumlarına başladığı sırada "... Eski Milletvekili" ünvanı ile tanıtıldığı, tarafsız ve gerçek yayıncılık ilkeleri gereğince eski milletvekili sıfatı yanında "... olaylarının beraat eden sanığı" olduğunun belirtilmediği, olayları alevi-sünni çatışması olarak değerlendiren bir akademisyen ve bir siyasetçinin birer cümlelik yorumlarının ardından, dava sürecine ilişkin hiçbir bilgi de verilmeksizin olaylar sebebiy1e yargılanıp beraat eden ...'in yorumlarının son olarak ve olayın tartışılmaz gerçeği imiş izlenimi verecek şekilde kamuoyuna aktarılmış olması sebebiyle, belgesel nitelikteki bir programda normal bir izleyici kitlesinde resmi rakamlara göre 111 kişinin öldüğü Maraş katliamından davacıların murisinin sorumlu olduğu izlenimini verecek şekilde yayınlanmış olması sebebiyle ve belgeselin yayınlanmasından önce kendisi de bir suikast sonucu öldürülmüş kişinin katliam sanığı olarak gösterilmesi sebebiyle gerçeklik, doğruluk, tarafsızlık ilkelerinin ihlal edildiği, belgeselin konusu ile ifade-görsellik arasında bağ bulunmaması sebebiyle hukuka aykırılık unsurunun oluştuğu sabittir." gerekçesiyle istemin bir bölümü kabul edilmiştir. Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Davaya konu yayının; 28/12/2008 tarihinde ... yayınlanan ve 02/01/2009 tarihinde ... tekrar verilen yapımı davalı ... tarafından gerçekleştirilen "... ..." isimli belgesel programın 11. bölümüne ilişkin olduğu, programda 1971-1980 yılları arası ülkede yaşanan siyasi ve toplumsal olayların ve 12 Eylül'e giden sürecin anlatıldığı anlaşılmaktadır. Yayının tümü nazara alındığında gerçeklik, doğruluk, tarafsızlık ilkelerine uygun olduğu, hukuka aykırılık unsurunun gerçekleşmediği ve davacıların murisinin kişilik haklarına saldırı oluşturmadığı sonucuna varılmaktadır. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, davalıların manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 14/07/2011 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum. 14/07/2011