Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2020/5694 E. , 2024/5502 K. T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2020/5694 Karar No : 2024/5502 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... adına velayeten ... ve ... 2- ... adına velayeten ... ve ... 3- ... 4- ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- ... Birliği (... Birliği) VEKİLLERİ : Av....- Av. .... 2- ... Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... 3- ... Genel Müdürlüğü VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari…
Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2020/5694 E. , 2024/5502 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2020/5694 Karar No : 2024/5502 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... adına velayeten ... ve ... 2- ... adına velayeten ... ve ... 3- ... 4- ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- ... Birliği (... Birliği) VEKİLLERİ : Av....- Av. .... 2- ... Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... 3- ... Genel Müdürlüğü VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... gün ve E:..., K:... sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: ... ve ... oğlu ...'ın, Adana İli, Yüreğir İlçesi, ... Mahallesi'nde bulunan sulama kanalına düşmesi sonucu 12.08.2017 günü boğularak vefat ettiğinden bahisle fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla ... için 50.000-TL maddi, 35.000-TL manevi, ... yönünden 50.000-TL maddi, 35.000-TL manevi, ... yönünden 15.000-TL manevi, ... yönünden 15.000-TL manevi olmak üzere toplam 200.000-TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; meydana gelen boğulma olayıyla ilgili olarak kusurun tespiti amacıyla mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen rapor da hükme esas alınarak, dava konusu ölüm olayının meydana geldiği sulama kanalının meskun mahal dışında tamamen tarım arazilerinin içinde yer aldığı, bundan dolayı sulama kanalının tel, çit, vb. bariyerle çevrilmesine gerek olmadığı, işletme ve bakım-onarım sorumluluğu üzerinde olan sorumlu kurumların uyarı levhaları koyduğu, yerel televizyonlarda uyarı haberleri ve kamu spotları yayınlattığı, ilgili tüm kişi ve kurumlara sulama mevsiminin başında sulamanın başlangıcında güvenlik nedeni ile uyarı yazıları yazdığı, benzeri olayların asgari düzeye indirilmesi için gerekli güvenlik tedbirlerinin teknik açıdan yeterli olduğu, bu yüzden de davalı idarelere atfedilebilecek herhangi bir hizmet kusurunun bulunmadığı, müteveffa ...'ın boğularak öldüğü olay tarihinde henüz 5 yaşında olduğu, yaşı nedeniyle tehlikeyi ayırt etme kabiliyet ve gücünden yoksun olduğu, bu nedenle ebeveyn denetim ve kontrolüne muhtaç olduğu, ailenin, denetim ve gözetim sorumluluğunu tam olarak yerine getirmediği için müteveffa ...'ın ölüm olayında ailenin sorumluluğu bulunduğundan, söz konusu olaydan dolayı davalı idarelerin, davacıların uğradığını iddia ettiği maddi ve manevi zararların tazmini ile sorumlu tutulabilmesine hukuken olanak bulunmadığı sonucuna varılmış ve davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, su kanalının çevresinde kanala girilmesini önlemeye yönelik herhangi bir koruyucu önlem ve kanala girmenin yasak veya tehlikeli olduğuna dair uyarı levhasının bulunmadığı, olayın gerçekleştiği yerin ilerisindeki uyarı levhalarının da olay tarihinden sonra konulduğu, uyarı levhalarının yeni olduğunun, yazı ve rengin canlılığından, diğer levhalara göre renginin hiç solmamış olmasından anlaşıldığı, çocuğun düştüğü kanalın 6.3 kilometre gerisinde TOKİ evleri, 1 kilometre gerisinde ... Mahallesi, 300 metre ilerisinde ... Mahallesinin bulunduğu, olayın meydana geldiği yer ile çocuğun çıkarıldığı yer arasındaki mesafenin 4.5 kilometre olduğu ve çıkarıldığı yerde de evlerin yer aldığı, dolayısıyla çocuğun düştüğü yerin meskun sahada kaldığı; keşif günü bilirkişilere çocuğun düştüğü yerin 300 metre ilerisinde ... Mahallesi'nin bulunduğu belirtilmiş olmasına rağmen, bilirkişilerin çocuğun düştüğü ve bulunduğu yer civarındaki insanların sürekli veya geçici olarak bulundukları yerlerden bahsetmediği, şehirde bu tarz kanalda boğulma olaylarının çok sık gerçekleştiği ve hala yetkili ve sorumlu idarelerin bu konuda bir önlem almadığı ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı ... Birliği (... Birliği) tarafından, idareye yüklenebilecek bir kusur olmadığı, kendilerine verilen yetki çerçevesinde tüm önlemlerin alındığı, kanalın sulama yöntemini engelleyecek şekilde bariyer inşa edilmesinin mümkün olmadığı, müteveffa çocuğun ebeveynlerinin koruma vazifelerini yerine getirmedikleri; davalı Yüreğir Belediye Başkanlığı tarafından, sulama kanalının bakım, onarım ve işletme sorumluluğunun diğer davalı idarelere ait olduğu, olayın gerçekleştiği sahanın meskun mahal haline getirilmediği; davalı DSİ Genel Müdürlüğü tarafından, idare tarafından gerekli tedbirlerin alındığı, kanuni yükümlülüğün tam, yerinde etkili ve öngörülü bir şekilde yerine getirildiği, söz konusu boğulma olayında herhangi bir sorumluluklarının bulunmadığı, Mahkeme tarafından alınan bilirkişi raporunda da idarelere bir kusur atfedilemeyeceği tespitinde bulunulduğu belirtilerek davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci ve Onuncu Dairelerince 2575 sayılı Yasaya 3619 sayılı Yasayla eklenen Ek 1 maddesi hükmü uyarınca birlikte yapılan toplantıda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacıların duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Adana İli, Yüreğir İlçesi, ... Mahallesi'nde bulunan, 1974 yılında DSİ Genel Müdürlüğü tarafından yapılmış ve 30.12.1994 tarihinde imzalanan devir protokolü ile işletme, bakım-onarım ve yönetimi Gazi Sulama Birliği’ne (Seyhan Sol Sahil Sulama Birliği) devredilmiş sulama kanalına davacılar yakını ...'ın düşerek boğulması nedeniyle ölüme bağlı uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle temyizen bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 335/1. maddesinde, "Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velayeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz." hükmüne, "Velayetin kapsamı" başlıklı 339. maddesinde ise, "Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar. Çocuk, ana ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür. Ana ve baba, olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanırlar; önemli konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutarlar. Çocuk, ana ve babasının rızası dışında evi terkedemez ve yasal sebep olmaksızın onlardan alınamaz. Çocuğun adını ana ve babası koyar." hükmüne yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Dosyanın incelenmesinden; uyuşmazlığın karara bağlanabilmesi için İdare Mahkemesi'nce yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan 29.07.2019 tarihli bilirkişi raporunda; çocuğun düştüğü yer ile sudan çıkarıldığı yer arasındaki kanal mesafesinin 4500 metre olduğu, sulama kanalı etrafında herhangi bir bariyerin olmadığı, ancak suya girmenin tehlikeli ve yasak oluğuna dair uyarıcı levhaların olduğunun müşahede edildiği, keşif günü YS7 kanalı üzerindeki köprünün korkuluğunun var olduğu; köprü üzerine ve köprü yakınında kanalın tam da müteveffanın çıkartıldığı noktada Türkçe ve Arapça olarak suya girmenin tehlikeli ve yasak olduğunu belirtir tabelanın olduğu, çocuğun kanala düştüğü noktada da yine benzer levhanın bulunduğunun görüldüğü, dava dosyasında yer alan DSİ 6. Bölge Müdürlüğü ve Gazi Sulama Birliğinin yazışma ve muhtarlarca da imzalı tutanaklarından, ilgili kurumlara sulama mevsimi başlangıç ve bitiş tarihlerinin bildirildiği, belirtilen tarihler arasında kanallarda su bulunacağından bahisle kanallarda yüzmenin tehlikeli ve yasak olduğunun duyurulduğunun anlaşıldığı, keşif günü de boğulmanın gerçekleştiği kanal üzerinde suya girmenin tehlikeli ve yasak olduğuna dair tabelanın olduğunun görüldüğü, ayrıca, DSİ tarafından, sulama mevsiminin başladığı tarihlerle ilgili olarak ilgili tüm kurum ve kuruluşların resmi yazılarla bilgilendirildiği; yerel gazetelerde yayınlanan haber/röportajlarla vatandaşı uyardığı; hatta web sayfalarında, ayrıca ulusal ve yerel görsel basınla sulama mevsiminde kanallara yaklaşmanın tehlikeli olabileceğine dair kamu spotu yayınlarını rutin olarak gerçekleştirdikleri (Su Hayattır, Can Almasın, Tehlikenin Farkında Mısın), dava konusu kanal ve bu kanalın yer aldığı sulama şebekesi bir bütün olarak “Sulama Şebekeleri ve İşletme Yöntemleri Tekniği” açısından değerlendirilecek olursa, olayın meydana geldiği 1974 yılında işletmeye açılan YS7 Kanalının, açık kanal sulama şebekeleri tarzında projelendirildiği ve işletilmekte olan bir kanal olduğu, Açık Kanal Sulama Şebekelerinin ülkemizde de dünyada da yaygınlıkla inşa edilen ve işletilen su yapılarından olduğu, açık kanal tarzında projelendiren kanalların projelerinde de köprü ve menfezler hariç, servis yolu ile kanalı birbirinden ayırıcı yüksek bariyerlerin yer almadığı, açık kanal olarak projelendirilen kanalın üstünün kapanmasının, etrafına yüksek duvar, çit, tel örgü, bariyer türü servis yolu ile kanalı birbirinden ayıran engellerin yapılmasının teknik olarak kesinlikle uygun olmadığı, olanaklı da olmadığı, zaten açık kanal sulama kanallarının projelerinde de sadece köprülerde korkuluğun öngörülebileceği; kanal ve servis yolunu tecrit eden herhangi bir bariyerin projelerinde bulunmayacağı, ayrıca, servis yollarının sulama şebekesindeki kanalların olmazsa olmazı olduğu, kanalın her türlü bakım-onarım ve özellikle sulama mevsimlerinde işletilmesi için yoğun olarak kullanılan kanalın kısımları olduğu; bunların, kanaldan ayrı yapılar olmladığı, yani, sulama kanalı ile servis yolunun birbirini tamamlar nitelikte olduğu, bu nedenle, servis yollarının kanal ile birlikte projelendirileceği, ancak, kayma ve kaza sonucu düşmeleri engelleyici, kanalın bakım-onarım ve işletmesine asla engel olmayacak tarzda yüksekliği fazla olmayan (30-40 cm) bariyerin ya da tel-çitlerin yapılabileceği, kanaldan sıfır prizler yardımıyla çiftçilerin doğrudan sulama suyu almakta oldukları veya tekniğine uygun olmasa da doğrudan sulama kanalından santrifüj pompa ile su çektikleri, bu nedenle, kanal servis yolu arasına demir korkuluk vb. sulama suyu yönetimini engelleyecek yüksek bariyerin inşa edilmemesinin gerektiği, ayrıca, kanalın bakım ve onarımının yapılabilmesi için böyle bir bariyerin de olmamasının gerektiği, değinilen bu durumun, sulama şebekeleri işletmeciliğinin teknik bir sonucu olduğu, aksi takdirde kanalın inşa amacına aykırı bir durumun yaratılmış olacağı, boğulmanın meydana geldiği YS7 ana sulama kanalının da değinilen özelliklere sahip olduğu, oldukça uzun olan YS7 Kanalında uyarı levhalarının sulama şebekeleri işletme ve bakım tekniğine uygun olarak yapıldığı, yeterli düzeyde olduğu, ayrıca, dava dosyasında, kurumlar tarafından, kanala girmenin tehlikeli ve yasak olduğuna dair uyarı yazılarının yazıldığının görüldüğü ve yıllık olarak yapılan rutin uygulamanın olduğu, söz konusu uyarıcı ve önleyici önlemler dikkate alındığında, dava konusu ölüm olayının meydana geldiği kanalın etrafında boğulma ve ölüm olaylarına karşı yeterli güvenlik önlemlerinin alındığı; bu uyarı ve ikaz levhalarının olması ya da olmamasının dava konusu olayda bir öneminin de bulunmadığı, zira, çocuğun yaşı küçük olduğundan, çocuktan bu levhaları okunmasının ve ona göre davranmasının beklenemeyeceği; dava konusu olayın meydana geldiği kanalın açık kanal sistemine göre projelendirildiği, sulama suyunun kanaldan alınması, işletme, bakım ve onarım faaliyetlerinin kanal servis yolları kullanılarak yapılması gerektiği, sulama şebekeleri işletmeciliği tekniği yönünden bu kanalların açık olarak işletilmelerinin şart olduğu, bu nedenle, kanalın çok özel bölümleri hariç olmak üzere, kapatılmalarının teknik olarak söz konusu edilemeyeceği, bu kanalların servis yollarının sürekli olarak açık ve hizmete hazır bulundurulmak zorunda olduğu, bu yolların başka bir amaca yönelik olarak kullanılmasının dahi sakıncalı olduğu, ayrıca, kanalın bakım-onarım ve işletme amacına yönelik olarak açılan servis yollarına komşu olan banketlerin tel çit, çelik kafes vb. bir bariyer ile de kapatılamayacağı, bu tür bir işlemin, kanalın işletilmesini, bakım-onarım ve sulama mevsimi süresince ve mevsim sonundaki temizlik faaliyetlerini teknik olarak engelleyeceği, inşa edilme gayesi sulama olan kanaldan su alınmasını zora sokacağı, yerleşime açılan yoğun meskûn bölge içerisinde kalan kısımlarda ise, değinilen faaliyetleri engellemeyecek nitelikte ve tekniğine uygun olarak tesis edilmek kaydıyla özellikle güvenlik amaçlı önlemlerin (uygun yükseklikte çelik bariyer, tel çit veya korkuluk) alınabileceği, ancak bu çit veya korkulukların, teknik olarak sulama kanalının işletme, bakım-onarım ve sulama mevsimi sonunda kanalda birikebilecek rüsubatın temizlik çalışmalarını engellemeyecek boyutlarda olması nedeniyle sadece kanala kayarak veya kaza ile düşmeleri engelleyebilecek bir görev ifa edebileceği, anlaşılacağı üzere, bahsedilen önlemlerin alınmasının, oluşabilecek kazaları önlemeye yönelik olacağı, olayın meydana geldiği bölgede böyle bir önlem alınmasını gerektirecek durum olmadığından, davalı idarelerin önlem almasının beklenmemesi gerektiği, sulama kanalları dikkate alındığında, inşa edilecek korkulukların sulama kanalı işletme ve bakım-onarımını engelleyeceği; hatta imkansız hale getirerek telafisi mümkün olmayan zararların ortaya çıkmasına neden olabileceği; boğulan çocuğun kanala düştüğü ve kanaldan çıkarıldığı yerin meskûn mahal dışında kaldığı da belirtilerek hayatını kaybeden şahsın yaşı (5 yıl, 3 ay, 23 gün) ve taşıdığı psikolojik özellikler dikkate alındığında mutlak olarak ebeveyn gözetim ve denetim altında olması gerektiği; ancak, ebeveynlerin çocukları üzerinde gerekli bakım, denetim ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmediği anlaşıldığından 8/8 oranında kusurlu oldukları, sonuçta İdarelerin sulama şebekesini tekniğine uygun olarak işlettiği ve gerekli yerlere uyarı ve ikaz levhaları koymak sureti ile alınması gereken güvenlik tedbirlerini aldıkları; boğulma olayının meydana geldiği kesimin meskun mahal dışında ve tamamen kırsal karakterli tarım alanı olduğundan bahisle davalı idarelerin meydana gelen olayda kusurunun bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Olay tespit tutanağı ve bilirkişilerce hazırlanan raporda, boğulmanın gerçekleştiği alanda tarım arazilerinin bulunduğu, yerleşim yerinin bulunmadığı belirtilmişse de, davacılar tarafından sulama kanalına belli bir mesafede bulunan bazı yerleşim yerleri zikredilerek bunların olay yerine yakın olduğu, müteveffanın sudan çıkarıldığı yerde evler bulunduğu ileri sürülmüştür. Yukarıda özetlenen bilirkişi raporunda, davacılar tarafından belirtilen yerleşim alanlarının sulama kanalına uzaklığı yönünden somut bir ölçüm yapılmadığı ve anılan iddianın karşılanmadığı anlaşıldığından söz konusu raporun bu iddia bakımından yeterli tespiti içermediği sonucuna varılmıştır. Bu durumda, Mahkemece davacılar tarafından belirtilen yerler ile en yakın toplu yaşam alanlarının olayın meydana geldiği tarihte kanalın boğulmanın gerçekleştiği kısmına olan uzaklığının hava fotoğraflarından da yararlanarak somut biçimde ortaya konulması ve buna göre yapılan incelemede olay yerinin meskun mahalde kaldığı sonucuna varılması halinde, müteveffanın annesinin ve babasının çocukları üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğü de dikkate alınarak davalıların sorumluluğunun bulunup bulunmadığı bakımından yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne, 2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... gün ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yukarıda belirtilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 4. Kesin olarak 23/10/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.