Başvuru, satın alınan malın ayıplı olması nedeniyle 2/10/2009 tarihinde açılan davanın makul sürede sonuçlanmaması ve yargılama sonunda hükmedilen kararın icra edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına ilişkindir.
Başvuru, satın alınan malın ayıplı olması nedeniyle 2/10/2009 tarihinde açılan davanın makul sürede sonuçlanmaması ve yargılama sonunda hükmedilen kararın icra edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına ilişkindir. Başvuru, 16/12/2013 tarihinde Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 19/2/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 27/4/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 1/7/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 14/7/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. OLAYLAR VE OLGULARA. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu; 2/10/2009 tarihinde Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesinde (tüketici mahkemesi sıfatıyla) malın ayıplı olması nedeniyle açtığı tazminat davasında, davalı olarak gösterdiği şirketten 848 TL bedel ödeyerek satın aldığı aracın arızalanması üzerine aracı yetkili servise bıraktığını, tamir için mevzuatta ve garanti belgesinde öngörülen süre 30 iş günü olmasına rağmen bu sürede aracın kendisine teslim edilmediğini, ayrıca kendisine tamir sürecinde aynı özellikleri taşıyan başka bir aracın tahsis edilmesi gerekirken böyle bir tahsisin de yapılmadığını, bu nedenlerle aracın değiştirilmesini davalı şirketten talep ettiğini ancak aracın azami tamir süresi aşıldıktan sonra kendisine teslim edildiğini belirterek aracın ücretsiz olarak değiştirilmesini ve serviste kaldığı sürede aracı kullanamamasından kaynaklanan zarar ile araçta oluşan değer kaybının tazmin edilmesini talep etmiştir. Yapılan yargılama sonunda Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesi (tüketici mahkemesi sıfatıyla) 20/11/2012 tarihli ve E.2009/626, K.2012/550 sayılı kararı ile “… Yapılan yargılama, toplanan deliller, bilirkişi E. Ş.'nin itibar edilen 29/03/2012 tarihli raporu ve tüm dosya kapsamına göre; dava konusu aracın üretiminden kaynaklı gizli ayıpları olduğu, bunun sonrasında yetkili servis tarafından hatalı hizmet sunulması nedeniyle bir çok arızanın tekraren önüne geçilemediği, bu davada aracın "ayıplı" olduğu anlaşıldığından aracın iadesine karar vermek gerekmiş, ancak davacının kusuru nedeniyle araçta 750,00 TL değer kaybı oluştuğundan bu bedelin değişim sonrasında tenkisine karar verilmiş ve aracın tamiri için gereken azami süre aşılmadığından davacıya aracın kullanılamaması nedeniyle…” gerekçesine dayanarak davanın kabulüne, dava konusu aracın davalı tarafa iade edilmesi ile başvurucu tarafından 750 TL ücret karşılanmak kaydıyla yeni ürünün başvurucuya teslim edilmesine, başvurucunun tamir sürecinde aracı kullanamaması nedeniyle oluşan zararın tazmini isteminin reddine hükmetmiştir. Temyiz incelemesi sonucu Yargıtay Hukuk Dairesi, 30/5/2013 tarihli ve E.2013/5446, K.2013/14494 sayılı ilamı ile İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçe yönünden hatalı olduğunu belirtmiş; 30 iş günlük tamir süresinin aşılması nedeniyle davanın kabulü gerekirken malın gizli ayıplı olması üzerinden davanın kabulünün usul ve yasaya aykırı olduğunu ifade etmiş ancak bozmaya hükmetmeyip düzelterek onamaya hükmetmiştir. Başvurucu, Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesinin (tüketici mahkemesi sıfatıyla) 20/11/2012 tarihli kararını Diyarbakır İcra Dairesi nezdinde 12/9/2013 tarihinde E.2013/6111 sıra sayısına kayıtlı dosya üzerinden ilamlı icra yolu ile takibe konu etmiştir. Yargıtay onama ilamı üzerine yapılan karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 21/10/2013 tarihli ve E.2013/25447, K.2013/25135 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Karar düzeltme talebinin reddine ilişkin ilam başvurucuya 25/11/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu,16/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunarak yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını ve yargı kararının icrasının henüz yerine getirilmediğini ileri sürmüştür. Öte yandan Diyarbakır İcra Dairesince söz konusu icra takip dosyası kapsamında, 12/9/2013 tarihinde icra emri düzenlenerek borçlu tarafa tebliğ işlemi yapılmış, borçlu taraf İcra Müdürlüğüne 23/9/2013 tarihinde başvurarak uyuşmazlık konusu aracın 2008 model olduğunu bu nedenle fiilen temininin imkânsız olduğunu dolayısıyla bedelin Diyarbakır Ticaret Odasına sorulması konusunda müzekkere yazılmasını istemiş, talep üzerine İcra Dairesince yazılan müzekkereye Diyarbakır Ticaret Odası tarafından 3/10/2013 tarihinde cevap verilerek tespit edilen bedel bildirilmiştir. Bedelin tespiti üzerine borçlu, 21/10/2013 tarihinde Diyarbakır İcra Hukuk Mahkemesine başvurarak Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesinin (tüketici mahkemesi sıfatıyla) 20/11/2012 tarihli kararında dava konusu edilen aracın misli ile değiştirilmesine hükmedildiğini ancak takibe konu araç 2008 model olduğundan ve aynen ifası mümkün olmadığından aracın değişiminin fiilen imkânsız olduğunu, Diyarbakır İcra Müdürlüğünün 2013/6111 sayılı dosyasında başlatılan takipte malın değerinin takdiri yoluna gidildiğini ve bunun sonucunda malın değeri olarak belirtilen 500 TL'nin fahiş olduğunu ifade etmiş ve kıymet takdirine itiraz ederek şikâyette bulunmuş ayrıca icranın durdurulmasını istemiştir. Şikâyet talebi üzerine yapılan inceleme sonucu Diyarbakır İcra Hukuk Mahkemesi, 25/10/2013 tarihli kararında borçlu tarafından talep edilen icra durdurma isteminin reddine hükmetmiş; 12/6/2014 tarihli ve E.2013/738, K.2014/664 sayılı nihai kararı ile de kıymet takdirinin mevzuata ve Yargıtay içtihatlarına uygun olarak yapıldığını belirterek şikâyetin reddine karar vermiştir. Diyarbakır İcra Hukuk Mahkemesinin şikâyetin reddine ilişkin kararı temyiz edilmiş, Yargıtay Hukuk Dairesi yaptığı inceleme sonucu 30/11/2015 tarihli ve E.2014/19095, K.2015/21447 sayılı ilamı ile onamaya hükmetmiştir. Onama ilamı başvurucuya 24/12/2015 tarihinde, şikâyette bulunan tarafa 28/12/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Anayasa Mahkemesince 4/12/2015 tarihinde Diyarbakır İcra Dairesine müzekkere gönderilmiş, bireysel başvuruya konu edilen E.2013/6111 sıra sayısına kayıtlı icra dosyasının onaylı suretleri istenmiş; Diyarbakır İcra Dairesi, 8/1/2016 tarihinde istenen belgeleri Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Aynı zamanda Anayasa Mahkemesince, 4/12/2015 tarihli yazı ile başvurucudan söz konusu icra takip dosyasının sonuçlanıp sonuçlanmadığının belirtilmesi, sonuçlandırılmış ise buna ilişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesi ve ayrıca bu yöndeki başvurucu şikâyetinin devam edip etmediği hususununbildirilmesi istenilmiştir. Başvurucu tarafından sunulan 21/12/2015 tarihli cevap dilekçesinde şikâyet incelemesine ilişkin ret kararının onandığı ancak bu karara karşı karar düzeltme yolunun açık olduğu, bu yola başvurulmayıp kararın kesinleşmesi durumunda icra dosyası gereğinin yerine getirileceği, bu bağlamda şikâyetin sürdürüldüğünü ifade edilmiştir. B. İlgili Hukuk 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun maddesi şöyledir: "Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür." 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun maddesi şöyledir: “Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere icra ve iflâs dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir. Şikayet bu muamelelerin öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır. …” 2004 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: “İcra mahkemesine arzedilen hususlarda basit yargılama usulü uygulanır. Şu kadar ki, talep ve cevaplar dilekçe ile olabileceği gibi icra mahkemesine ifade zaptettirmek suretiyle de olur. Aksine hüküm bulunmayan hallerde icra mahkemesi, şikâyet konusu işlemi yapan icra dairesinin açıklama yapmasına ve duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir eder; duruşma yapılmasını uygun gördüğü takdirde ilgilileri en kısa zamanda duruşmaya çağırır ve gelmeseler bile gereken kararı verir. Duruşma yapılmayan işlerde icra mahkemesi, işin kendisine geldiği tarihten itibaren en geç on gün içinde kararını verir. Duruşmalar, ancak zorunluluk hâlinde ve otuz günü geçmemek üzere ertelenebilir.”