1. Hukuk Dairesi 2025/1717 E. , 2026/1583 K. "" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/2080 E., 2025/13 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/19 E., 2024/168 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor…
1. Hukuk Dairesi 2025/1717 E. , 2026/1583 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/2080 E., 2025/13 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/19 E., 2024/168 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: - K A R A R - Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacı vekili; 7916 parseldeki dava konusu 1, 3 ve 4 numaralı bağımsız bölümlerin davacıya dava dışı kızı ... tarafından alındığını, davacının, eşinin bankadan çektiği kredi nedeniyle taşınmazları banka lehine ipotek verdiğini, borç ödenmeyince ipotek nedeniyle taşınmazın satışının gündeme geldiğini, bu durumu öğrenen davacının kızı ...'in davacı adına kayıtlı evi ... ...'e satıp banka borcunu kapattığını, ancak bir daha böyle bir riskle karşılaşmamak için taşınmazları ... ...'in teyzesi olan davalı ...'e devrettiğini, temlikin vekaleten ... ve ... tarafından yapıldığını, 2012 yılında evlenen ... ile ...'ın daha sonra ilişkilerinin bozulduğunu, aralarında hukuki ve cezai süreç başladığını, davalı ...'nin taşınmazları devre hazır olduğunu, ne zaman istenirse işlem yapacağını ...'i arayıp beyan etmesine rağmen, davacının taşınmazların devrini istediğinde ...'ın istemediğini söyleyerek taşınmazları devretmediğini ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili; davanın açıklanması gerektiğini, iddiaların gerçek dışı olduğunu, davalının taşınmazları satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince ilk kararda; taraflar arasındaki uyuşmazlık ilk başta vekalet görevinin kötüye kullanılmasına dayalı olarak değerlendirilmiş ise de uyuşmazlığın inanç sözleşmesine dayalı olduğu, davacının davasını yazılı delil ile ispatlaması gerektiği, davacı tarafça sunulan davalının imzası bulunan belgeye ilişkin davalı tarafın sahtelik iddiasında bulunduğu, ATK'nın 25.08.2020 tarihli raporunda inceleme konusu belgede ... adına atılı imzanın ...'in eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediğinin bildirildiği, davacı tarafın yasal süresi içerisinde delil başlangıcı mahiyetinde bir belge de sunamadığı, yasal süresi sonrasında sunulan belgelerin delil olarak kabul edilemeyeceği, davacı tarafa yemin delilinin hatırlatıldığı ancak başvurulmadığı, davacının davasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilinin istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ilk kararda; inançlı işlem iddiasına dayanıldığı kanaatine varılarak davalı ...'nin davacının kızı ...'e dosya arasında mevcut olan facebook mesajını gönderdiği ileri sürüldüğünden, gerekirse bilişim konusunda uzman bilirkişiye inceleme yaptırılıp davalının bu mesajı davacının kızı ...'e gönderip göndermediğinin netleştirilmesi, savcılık soruşturma dosyasındaki davalı beyanı da değerlendirilip delil başlangıcı mahiyetinde olduğu sonucuna varılması halinde davacının tanıklarının dinlenilmesi ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulüne, 6100 sayılı HMK'nın 353/1/a-6 maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Bu karar üzerine İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen ikinci kararı ile; ihtilafın inanç sözleşmesine dayalı olduğu, davacı vekilince 19.07.2024 tarihli dilekçesi ile ıslah suretiyle uyuşmazlık konusu değiştirilmek istense de uyuşmazlık konusunun ıslah yoluyla değiştirilemeyeceği, Mahkemece belirlenmesi gerektiği, davalının davaya konu mesajı davacının kızı ...'e gönderip göndermediğinin de netleştirilemediği, savcılık dosyası ve bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde delil başlangıcı bulunmadığından tanık beyanlarına itibar edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından istinafı üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davada inançlı işlem iddiasına dayanıldığı, ... mesajının davalı tarafından gönderildiği hususunun ispatlanamadığı, soruşturma dosyasında ...'in şüpheli sıfatı ile 26.12.2019 tarihinde alınan ifadesinde dava konusu 3 adet taşınmazın kendisine emaneten temlik işlemi karşılığında davacıya herhangi bir bedel ödemediğini ikrar ettiği, bu suretle inançlı işlemin ve davanın sübut bulduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı ...'in ... . Noterliğinin 03.03.2004 tarihli vekaletnamesi ile dava dışı kızı ...'i vekil tayin ettiği, davalı ...'in de ... . Noterliği'nin 10.09.2008 tarihli vekaletnamesi ile dava dışı yeğeni ...'ı vekil tayin ettiği, davacı adına kayıtlı 16 02... (eski 7916) parseldeki dava konusu 1, 3 ve 4 numaralı bağımsız bölümlerin davacıya vekaleten kızı ... tarafından 13.10.2008 tarihinde davalı ...'ye satış suretiyle devredildiği, söz konusu temlik sırasında davalı adına vekaleten ... tarafından işlem yapıldığı, dava dışı ... ve ...'ın 20.07.2012 tarihinde evlendikleri kayden sabittir. Öte yandan somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesince 26.12.2017 tarihli ön inceleme duruşmasında "Tarafların üzerinde anlaşamadıkları konuların vekalet görevinin kötüye kullanılmasına dayalı ... ilçesi, ... Köyü, 1602 ada, 7 parsel (Eski: 7916 parsel) 1-3 ve 4 nolu bağımsız bölüm sayılı taşınmazların tapu iptal ve tescil talebi noktasında toplandığının TESPİTİNE" şeklinde hukuki nitelendirme yapıldığı, bilahare 13.03.2018 tarihli sonraki duruşmada "Her ne kadar taraflar arasındaki uyuşmazlık vekalet görevini kötüye kullanmasına dair .. tapu iptali ve tescil talebi olarak değerlendirilmiş ise de, davacının dava dilekçesinde ve bildirdiği belgelerde taşınmazları, ipotek işlemlerinden dolayı satışının gündeme geldiği ve bir daha bu işlemler ile karşılaşmamak için güvenilir bulduğu ... ...'in teyzesi ...'e devrettiğini ve devir işlemlerinin vekaleten yapıldığını belirttiği, vekaletin kötüye kullanılmasına dair herhangi bir vakıanın ileri sürülmediği ve vekile yönelik husumetin de bulunmadığı anlaşılmakla 26.12.2017 tarihli duruşma tutanağının 2 nolu ara kararından rücu ile taraflar arasındaki uyuşmazlığın inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil noktasında olduğunun tespitine" şeklinde ara karar kurulduğu anlaşılmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki; 6100 sayılı HMK'nın 140. maddesinin üçüncü fıkrasında; “Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.” hükmü düzenlenmiştir. Somut olaya gelince; Mahkemece, ön inceleme duruşmasında "Tarafların üzerinde anlaşamadıkları konuların vekalet görevinin kötüye kullanılmasına dayalı ... ilçesi, ... Köyü, 1602 ada, 7 parsel (Eski: 7916 parsel) 1-3 ve 4 nolu bağımsız bölüm sayılı taşınmazların tapu iptal ve tescil talebi noktasında toplandığının TESPİTİNE" denilmek suretiyle davanın vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayandığına ilişkin hukuki nitelendirme yapıldığına göre HMK’nın 140/3. hükmü gereğince tahkikatın bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütüleceği, uyuşmazlığın da anılan hukuki sebep esas alınmak suretiyle çözümlenmesi gerekeceği kuşkusuzdur. Bilindiği üzere; Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu'nun 390.) maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK 504/1). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil, değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'da daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'da benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır. Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni .... Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve iş birliği içerisinde ise veya kötüniyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötüniyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötüniyet korunmamış, daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır. Hal böyle olunca; ön inceleme duruşmasında uyuşmazlığın vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olarak nitelendirildiği gözetilerek, bu kapsamda tarafların dayandığı tüm delillerin eksiksiz toplanması, toplanan ve toplanacak delillerin yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir. Taraf vekillerinin değinilen yönden yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz edenlere iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.