Başvurucu, motosikleti ile seyir halinde iken eşi R. A. ’nın da arkasında yan bir şekilde oturduğunu, daha önceden aralarında husumet bulunan S. K. ’nın da aynı yönden kendilerini geçtiği sırada eşinin dizine çarparak düşmesine ve ölümüne sebebiyet verdiğini, olayla ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından etkili soruşturma yapılmayarak kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, bu nedenle yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Başvurucu, motosikleti ile seyir halinde iken eşi R. A.’nın da arkasında yan bir şekilde oturduğunu, daha önceden aralarında husumet bulunan S. K.’nın da aynı yönden kendilerini geçtiği sırada eşinin dizine çarparak düşmesine ve ölümüne sebebiyet verdiğini, olayla ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından etkili soruşturma yapılmayarak kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, bu nedenle yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru, 7/12/2012 tarihinde İskenderun Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 10/6/2013 tarihinde başvurunun çözümünün ilke kararını gerektirmesi nedeniyle Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, 24/1/2012 tarihinde sevk ve idaresindeki 31 KF 894 plakalı motosikletiyle arka kısımda oturan eşi R. A. ile birlikte Üçgüllük Beldesinden İskenderun istikametine seyir halinde iken, R. A. motosikletten düşerek yaralanmış ve İskenderun Devlet Hastanesinde yoğun bakım ünitesinde tedavi görmekte iken, 1/2/2012 tarihinde yaşamını yitirmiştir. Başvurucu, aralarında husumet bulunan S. K.’nın, yönetimindeki kamyonet ile yanlarından geçerken kendilerini sıkıştırıp, eşinin dizine dokunarak düşmesine ve ölmesine sebebiyet verdiğini belirterek, 27/1/2012 tarihinde İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunmuş, Cumhuriyet Savcılığınca aynı gün soruşturma başlatılmıştır. 1/2/2012 tarihinde Cumhuriyet Savcısı huzurunda doktor tarafından yapılan ölü muayenesinde, R. A.’nın başının sağ tarafında çökme kırığı oluştuğu, bilek ve dirseklerinde sürtünmeye bağlı yüzeysel deri kaybı olduğu, sol diz kapağının dış yan tarafında ekimoz ve sıyrık, sol baş parmakta ise lezyon bulunduğu, kesin ölüm sebebinin trafik kazası ile gerçekleşmesi mümkün kafa travmasına bağlı beyin içi kanaması olduğu, klasik otopsi yapılmasına gerek bulunmadığı tespit edilmiştir. 24/1/2012 tarihli kaza tespit tutanağında başvurucunun, motosikleti; hız, görüş, yol, hava ve teknik durumun gerektirdiği şartlara uygun şekilde kullanmayarak tali kusurlu olduğu, S. K.’nın ise motosiklete çarptığına dair herhangi bir bulguya rastlanmadığından kusurunun bulunmadığı saptanmıştır. 24/1/2012 tarihli olay yeri inceleme raporunda, motosikletin park halinde olduğu yerden itibaren geriye 20 metre 40 cm kan lekeleri ve fren izi bulunduğu, motosiklet üzerinde çarpmaya bağlı herhangi bir izin olmadığı, kamyonetin üzerinde de silinme, kırılma ve kazınma gibi izlerin bulunmadığı, ayrıca sürücü ve yolcuya ait kaskların olmadığı belirlenmiştir. Cumhuriyet Savcılığınca 15/2/2012 tarihinde başvurucunun da katılımıyla gerçekleşen keşifte, olayın meydana geldiği yerin tek gidiş ve tek gelişli asfalt yol olduğu, yolda kısmen tamirat ve yamalar bulunduğu, asfaltın bittiği yer ile banket arasındaki kısmın çimenli olduğu belirlenmiş ve hazırlanan bilirkişi raporunda olayın oluşumunda başvurucunun asli kusurlu olduğu, S. K.’ya, illiyet bağı kurabilecek herhangi bir iz, emare ve somut bir delil bulunmadığından kusur izafe edilemeyeceği tespit edilmiştir. Keşif yerinde tanık olarak dinlenen A. “kazadan sonra olay yerine gittiğini, başvurucunun kendilerini S. K.’nın sıkıştırdığını söylediğini, motosikletin 5-6 metre ilerde devrilmemiş vaziyette park halinde bulunduğunu”, N. K. ise “kaza anını görmediğini, müteveffanın düştüğü yerden 5-6 metre geride fren izleri olduğunu, izlerin yol hizasında dümdüz olarak asfalttaki çukurlardan itibaren başladığını, motosikletin nizami bir şekilde iki tekerleği üzerinde park edilmiş vaziyette durduğunu” ifade etmişlerdir. Keşifte dinlenen başvurucu da, “eşinin, arkasında yan vaziyette oturduğunu, 50 km civarında bir hızla gittiğini, S. K.’nın arkadan gelerek sıkıştırdığını, ancak eşine çarpıp çarpmadığını görmediğini, sıkıştırması nedeniyle asfalttan çıktığını, eşinin düştüğünü görünce de motosikletini durdurduğunu, kazaya sebebiyet veren S. K.’dan şikayetçi olduğunu” söylemiştir. Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin 28/3/2012 tarihli raporuna göre başvurucunun tali kusurlu olduğu, R. A.’nın kasksız bir şekilde düşerek kafa travmasına bağlı beyin kanaması sonucu hayatını kaybettiği, sıkıca tutunmayıp dengesini kaybederek düşmesi ve ölmesi olayında asli kusurlu olduğu, S. K.’nın ise, başvurucunun yönetimindeki motosiklete herhangi bir teması saptanmadığından kabul edilebilir illiyet bağı olmayıp, atfı kabil kusuru bulunmadığı belirtilmiştir. S. K. ifadesinde, “olay günü kamyoneti ile seyir halinde iken, başvurucu ile arkasında oturan eşine rastladığını, kendilerini düzgün bir şekilde sollayarak geçtiğini, motosikletle herhangi bir temasının olmadığını, başvurucu ile aralarında husumet bulunduğunu, ancak olayla hiçbir ilgisinin olmadığını, kazayı sonradan öğrendiğini” söylemiştir. Diğer taraftan, başvurucunun şikayetçi, S. K. ve diğer beş kişinin de şüpheli olarak bulunduğu dosyada, her iki tarafın akraba oldukları, şüphelilerin tehdit ve hakaret suçlarını işledikleri belirtilerek 3/10/2012 tarihli iddianameyle haklarında dava açılmıştır. Cumhuriyet Savcılığınca 2012/1073 sayılı dosya üzerinden somut olayla ilgili olarak yürütülen soruşturma sonucunda 18/7/2012 tarih ve 2012/4025 sayılı kararda “her ne kadar müşteki Salih Akkuş, şüpheli S. K.’nın eşinin hayatına kastederek ölmesine neden olduğunu iddia etmişse de, kaza tespit tutanağı, olay yeri inceleme tutanağı, ölü muayene tutanağı, mahalde yapılan keşif sonucu hazırlanan trafik bilirkişi raporu, Ankara Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi raporu ve tüm dosya kapsamı incelendiğinde, şüpheli S. K.’nın sevk ve idaresindeki pikapla, aynı istikamette seyir halinde olan müştekinin motosikletinin arka koltuğunda oturan eşi R. A.’ya dokunarak yere düşmesine neden olup motosikletin devrilmemesi şeklindeki iddiasının, hayatın olağan akışı ile bağdaşmadığı, soyut kaldığı, şüphelinin savunmasının aksine müştekinin iddialarını doğrular şekilde dava açmayı gerektirir somut kanıt veya emare bulunmadığı” gerekçe gösterilerek, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Buna karşı başvurucunun 20/9/2012 tarihinde yaptığı itiraz, Hatay Ağır Ceza Mahkemesinin 11/10/2012 tarih ve 2012/1526 Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiş ve bu karar başvurucuya 27/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 7/12/2012 tarihli dilekçesi ile 30 gün içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.(2) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.(3) (Ek fıkra: 11/04/2013-6459 S.K./ md) Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılır.” 5271 sayılı Kanun’un “Cumhuriyet savcısının kararına itiraz” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine itiraz edebilir.(2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir.(3) (Değişik fıkra: 25/05/2005-5353 S.K./mad) Mahkeme, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hâkimini görevlendirebilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir.(4) (Değişik fıkra: 25/05/2005-5353 S.K./mad) Mahkeme istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.(5) Cumhuriyet savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde bu Madde hükmü uygulanmaz.(6) İtirazın reddedilmesi halinde; Cumhuriyet savcısının, yeni delil varlığı nedeniyle kamu davasını açabilmesi, önceden verilen dilekçe hakkında karar vermiş olan ağır ceza mahkemesinin bu hususta karar vermesine bağlıdır.” 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kasten öldürme” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.” 5237 sayılı Kanun’un “Taksirle öldürme” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”