T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/2391 KARAR NO : 2025/2550 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 14/03/2024 NUMARASI : 2024/243 E - 2024/258 K DAVANIN KONUSU: Alacak KARAR TARİHİ: 14/10/2025 Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan inceleme…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/2391 KARAR NO : 2025/2550 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 14/03/2024 NUMARASI : 2024/243 E - 2024/258 K DAVANIN KONUSU: Alacak KARAR TARİHİ: 14/10/2025 Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili Bakırköy 10. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2022/253 E. Sayılı dosyasındaki karşı dava dilekçesinde özetle; Davacı karşı davalı tarafın tamamen art niyetli hareket etmekte olduğunu, müvekkilinin payına düşen gayrimenkulleri çökmek niyetinde olduğunu, davacı birleşen davalı tarafın inşaat tamamlandıktan sonra zorbalığa başvurduğunu ve müvekkilinin Adi ortaklıktan uzaklaştırmaya çalıştığını, 2020 yılından itibaren daireleri kendi nam ve hesabına kiraya vermesine rağmen müvekkiline hiç bir ödeme yapmadığını, müvekkiline düşen dairelerin satılmasına izin de vermediğini, davacı karşı davalı tarafın müvekkilini fiili olarak adi ortaklıktan uzaklaştırmak için çeşitli gayretler içine girdiğini, müvekkilinin 2 seneye kadar bu duruma sabrettiğinin ancak hakkının gasp edilmesine daha fazla dayanamayıp ortaklığın giderilmesi davasını 2020 yılında açtığını, müvekkili payına düşen 2 daireyi dava yolu ile alınca davacı karşı davalı tarafın iş bu art niyetli davayı açtığını, niyetinin müvekkilinin hakkına kavuşmasını tedbir yoluyla sürüncemede bırakmak olduğunu, kendilerine göre ortaklığın giderilmesi ile birlikte adi ortaklığın kendiliğinden fesh edildiğini, davacı karşı davalının dava konusu taşınmazları 2020 yılının başından beri kendisinin kiraya verdiğini bedellerini de müvekkil ile paylaşmadığını, bu nedenle kiracıların ve kira bedellerinin tespiti ile davacı karşı davalının müvekkili ile paylaşmadığı kira alacakları için şimdilik 1.000,00 TL alacak taleplerinin olduğunu talep etmiştirDavalı vekili Bakırköy 10. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2022/253 E. Sayılı dosyasındaki karşı davaya cevap dilekçesinde özetle; davalı/karşı davacının iddialarını kabul etmemekle birlikte hangi ayların ödendiği hangi ayların ise ödenmediğine ilişkin net bir bilgi verilmediğini, söz konusu alacakların somut ve net bir şekilde belirtilmesi gerekmekte olup, davalı/davalı karşı davacı yan iddia ettiği alacaklarını net bir şekilde belirtmediğini ve hangi aylara ilişkin alacağı olduğunun açık olmadığını, ayrıca müvekkil şirket tarafından söz konusu taşınmazın kiraya verildiğine dair herhangi bir kira kontrat akdedilmemiş ve söz konusu taşınmazdan herhangi bir kira alınmadığını, aksine söz konusu taşınmazlar davalı/karşı davacı yan tarafından kiraya verilmiş olup, müvekkil şirkete söz konusu kiralar alacakları ödenmediğini ve müvekkilin davalı/karşı davacıdan kira alacağı bulunmadığını, hal böyleyken davalı/karşı davacı yan haksız ve mesnetsiz olarak hangi tarihlere ilişkin alacağı olduğunu belirtmeyerek, müvekkil şirket adına akdedilmiş bir kira kontratı ve herhangi bir kira bedelinin alındığına dair dekont olmaksızın kendi kiraya verdiği taşınmazlara ilişkin kira alacağı olduğunu iddia etmesi hakkaniyete ve hukuka aykırı olduğu izahtan vareste olduğunu, ayrıca davalı/karşı davacı yanın mezkur dava ile ileri sürmüş olduğu iddialarını kabul etmemekle beraber HMK m.190 ve TMK m.6 uyarınca söz konusu iddialarını ispat etmesi gerekmekte olup, işbu iddialarını kanıtlar nitelikte herhangi bir delil sunulmaması davalı/karşı davacı yanın iddialarının haksız ve mesnetsiz olduğunu kanıtlar nitelikte olduğunu, davalı/karşı davacı mezkur taşınmazların inşaatı sırasında hem resmi hem de gayriresmi giderlerin olduğunu, söz konusu giderlerin gayriresmi olanlarının tamamının, resmi olanların ise büyük bir çoğunluğunun kendisi tarafından karşılandığını, müvekkil şirketin ise hem idari hem de maddi sorumluluklarını eksik ifa ettiğini iddia ettiğini, davalı/karşı davacının iddialarının aksine müvekkil şirket TBK m.620/f.1'de belirtilen adi ortaklıktan doğan hem idari hem maddi sorumluluklarının tamamını eksiksiz olarak ifa ettiğini söz konusu iddialarının cari hesap föylerinden ve banka hesap ekstrelerinden anlaşılacağını, davalı/karşı davacı yan iddialarının aksine gerek sermaye yükümlülüğü, gerekse adi ortaklığa emek getirme yükümlülüğü yerine getirilmediğini, ayrıca davalının, müvekkil şirkete mezkur adi ortaklıktan kaynaklı 1.439.315,00 TL değerinde cari hesap borcu bulunmakta olup, müvekkil şirket söz konusu taşınmazın inşaat sırasında asansörleri dahi müvekkil şirket tarafından yapıldığını, ayrıca belirtmemiz gerekir ki, söz konusu inşaat işi harcanan tüm giderler müvekkil şirket tarafından karşılanmış olup, davalı tarafından adi ortaklıktan doğan hiçbir yükümlülüğü yerine getirilmediğini, aksine müvekkil şirketin adi ortaklığın devamı için yapmış olduğu fazla harcamalar, müvekkilin zarara uğramasına neden olduğunu, TBK m.627/f.1 uyarınca ortaklardan birinin ortaklık işleri için yaptığı giderlerden veya üstlendiği borçlardan dolayı diğer ortaklar ona karşı sorumlu olduğunu, müvekkil şirketin, adi ortaklığın amacı için akdedilen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi sebebi ile mezkur ortaklığın ve davalının banka hesabına farklı zamanlarda birçok kez para aktarımı yapılmış olup TBK m.627/f.1 gereğince müvekkil tarafından yapılmış olan işbu giderler için davalı yan müvekkile karşı sorumlu olduğu izahtan vareste olduğunu, davalı/karşı davacı karşı cevap/karşı dava dilekçesinde söz konusu adi ortaklığın muhasebesinin... tarafından tutulduğu ve ondan alınan bilgilere göre mezkur inşaatın başlangıcından sonuna kadar yapılan toplam resmi masrafın 800 bin küsür olduğunu iddia etmiş olup, hukuki dayanaktan yoksun olan söz konusu iddialar dava dilekçeleri ile sundukları cari hesap föyü ve hesap ekstreleri ile ispatı mümkün olup, davalı/karşı davacı yan herhangi bir delil sunmaksızın yalnızca iddialara dayanmakta olduğunu, daha öncede bahsettiğimiz gibi herhangi davalı/karşı davacının iddialarını destekler hiçbir delil sunmaksızın ileri sürmüş olduğu iddialarını TMK m.6 uyarınca, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlü olduğunu, her ne kadar davalı/karşı davacı TBK m.623/f.3 uyarınca adi ortaklıktan kaynaklı yükümlülüklerinin dışında kalan işleri üstelendiğini ileri sürerek ücrete hak kazandığını iddialarının aksine müvekkil şirket mezkur adi ortaklık sözleşmesinden ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin konusundan kaynaklı yükümlülükleri dışında kalan işleri müvekkilin tek başına ifa etmiş olup dava dilekçelerinde belirttikleri üzere TBK m.627/f.3 gereğince hakketmiş olduğu ücret kendisine ödenmediğini talep ve dava etmiştir.Davanın ilk olarak Bakırköy 10. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2022/253 E. Sayılı dosyasına kaydedildiği, mahkemece görevsizlik kararı verildiği, kararın kanun yolu görmeden kesinleştiği ve dosyanın Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilerek 2023/1194 Esas sayılı dava dosyasına kaydedildiği, Ticaret Mahkemesince davacı ... tarafından karşı dava dilekçesi ile açılan işbu davanın tefrik edilerek incelemeye konu 2024/243 esasa kaydedildiği anlaşılmıştır.Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesince yapılan yargılama sonunda;"6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 01/01/2019 tarihinde yürürlüğe giren 5/A maddesi (6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununa eklenen 17/B maddesi ile) 1.fıkrası gereğince özel dava şartı yokluğundan HMK 115.madde uyarınca USÛLDEN REDDİNE,Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan maktu 17.900,00 TL vekalet ücretinin ön inceleme duruşması sırasında dosya tefrik edildiğinden yarısı olan 8.950,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, " karar verilmiştir.Hüküm davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Karşı davanın, asıl davaya karşı açılmış, aynı hukuki ilişki ve aynı olaylar zincirine bağlı olarak ileri sürülmüş savunma ve alacak iddialarını içermekte olduğunu, Yargıtay ve BAM kararlarında da açıkça belirtildiği üzere, asıl davaya cevap dilekçesi içinde açılan karşı davalarda, ayrı bir arabuluculuk başvurusu aranmayacağı, uyuşmazlık bütünlüğü gereği dava şartı arabuluculuğun asıl dava yönünden yerine getirilmiş olmasının yeterli olduğu kabul edildiğini, ilk derece mahkemesinin hatalı karar verdiğini, dosya kapsamında taraflar arasında ticaret şirketi değil, adi ortaklık ilişkisi bulunduğunun sabit olduğunu, müvekkilinin basit usulde vergilendirilen bir şahıs işletmesi olup, bilanço esasına göre defter tutmadığını, bu nedenle, taraflar arasında yürütülen faaliyet adi ortaklık hükümlerine tabi olup, tarafların ticari işletme faaliyeti yürüttüğü veya bu faaliyetten kaynaklı bir ticari uyuşmazlık bulunmadığını, Nitekim Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında da, adi ortaklıkların TTK anlamında ticari işletme sayılmadığı, bu sebeple de arabuluculuk dava şartına tabi olmadığını, davaya bakmakla görevli olanın Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, dava tarihinde dava şartı olan arabuluculuğa başvuru zorunluluğu bulunmadığını, taraflar arasında ticari dava niteliğinde bir uyuşmazlık olmadığını, Karşı davanın 2.000,00 TL değerle açılmış olup, talep edilen miktar dikkate alındığında Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereği nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken; Mahkemece maktu vekalet ücreti takdir edildiğini, maktu vekalet ücretinin konusu para olmayan davalarda uygulanması gerektiğini, tüm bu nedenlerle Yerel Mahkemenin hatalı ve eksik değerlendirmeler ile verdiği hukuka aykırı kararın istinaf incelemesi ile kaldırılmasını talep etmişlerdir.HMK.nun 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda; dava, adi ortaklık nezdinde yapılan işlerin bedeli ile adi ortaklık adına tahsil edilip paylaşılmadığı belirtilen kira bedeli istemine ilişkindir. Davacı istinaf sebebi olarak; göreve , arabuluculuğa ve vekalet ücretine yönelik itirazlarını sunmuştur. Bilindiği üzere, adi ortaklık; iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. (TBK. 620/1 md.) Diğer bir anlatımla, adi ortaklık; birbirini tanıyan, birbirlerinin kabiliyet ve şahsiyetlerine güvenen, eşit ve aynı durumda olan gerçek veya tüzel kişilerin, müşterek amacın gerçekleştirilmesini sağlayacak vasıtaları (sermaye paylarını veya emeklerini) ortaklığa getirme konusunda karşılıklı ve uygun irade beyanlarının birbirine ulaşmasıyla teşkil eden bir kişi topluluğudur.Davanın Asliye Hukuk Mahkemesince usulden red kararı ile Asliye Ticaret Mahkemesine gönderildiği ve görevsizlik kararının kanun yolu görmeden kesinleştiği anlaşılmış olup göreve yönelik değerlendirme dairemizce yapılmıştır. Bu bağlamda eldeki dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra açılmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre; bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin, taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır. Yine, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir.6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca, ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı madde gereğince, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki (6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak) iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, HMK 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkemelerce resen dikkate alınması gerekmektedir.Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı "tacir" sıfatını taşımadığını iddia etse de, davacı ... ...'nun Kocasinan Vergi Dairesi Müdürlüğünün 07/07/2022 Tarihli müzekkere cevabına göre adi ortaklık ortağı olarak Bilanço esasına göre defter tuttuğunun belirtildiği, adi ortaklığın tek başına tüzel kişiliği olmadığından bahisle tacir sıfatı ortaklardan her birine sirayet edeceğinden vergi cevabının yerinde olduğu ve davacının tacir sıfatını taşıdığı anlaşılmıştır. Hal böyle olunca, davalının da tüzel kişi tacir olduğu dosyada açık olduğundan bahisle taraflardan her ikisinin birden TTK 5.maddesi uyarınca ticari dava için, tacir olması koşulunun oluştuğu anlaşılmakla, davanın ticari dava niteliğinde bulunduğunu kabul eden İlk Derece Kararı yerinde olduğu anlaşılmış davacının Göreve yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Arabuluculuk dava şartına yönelik yapılan değerlendirme sonucunda; Her ne kadar Davacı vekilince istinaf sebebi olarak asıl davaya cevap dilekçesi içinde açılan karşı davalarda, ayrı bir arabuluculuk başvurusu aranmayacağı, uyuşmazlık bütünlüğü gereği dava şartı arabuluculuğun asıl dava yönünden yerine getirilmiş olmasının yeterli olduğu kabul edildiği iddia edilse de bu iddianın kabulü mümkün görülmemiştir. Öyle ki her ne kadar karşı dava, asıl davaya karşı açılmış bir dava olsa da asıl davadan ayrı ve bağımsız bir dava niteliğindedir. Buna göre karşı davanın konusunu somut olaydaki gibi dava şartı olan arabuluculuğa tabi bir uyuşmazlık oluşturuyorsa, karşı dava yönünden de arabuluculuğa başvurma bir dava şartıdır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/4061E. 2025/5806 K. Sayılı ilamında bu durumu ortaya koymuş olup, "karşı davanın 03.12.2019 tarihinde açıldığının görüldüğü, karşı davacı tarafça dosyaya sunulan arabuluculuk son tutanağının incelenmesinde ise arabulucuya başvuru tarihinin 03.12.2019 tarihi, son tutanağın düzenlendiği tarihin 11.12.2019 tarihi olduğu, karşı davacı tarafça dava açılmadan önce arabulucu sürecinin tamamlanmadığı, karşı dava yönünden davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken esastan karar verilmesinin kamu düzenine aykırı olduğu" gerekçesiyle karar vermiştir. Yargıtay'ın karşı dava bakımından da arabuluculuk başvuru şartı aradığı açıktır. Yargıtay uygulaması uyarınca, asıl davada yapılan arabuluculuk görüşmelerinde ,karşı davaya konu alacak taleplerinin görüşmelere dahil edilip edilmediği de araştırılmış, Tutanağın UYAP sistemine kaydolmaması ihtimaline binaen İlk derece Mahkemesinden arabuluculuk tutağının bir örneği istenmiş. Ancak İlk Derece Mahkemesinden"İlgi sayılı yazınız ile mahkememizden istemiş olduğunuz 2023/1194 Esas ve tefrik edilen 2024/243 (karşı dava) Esas sayılı dosyanın incelenmesinde arabuluculuk tutanağı bulunmadığı anlaşılmıştır." şeklinde cevap alınmıştır. Bu bağlamda incelenmekte olan davaya konu alacak talebinin asıl dava öncesi arabuluculuk görüşmesine dahil edilmediği tespit edilmekle davacının istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davacı vekilince son olarak davanın 2000,00 TL üzerinden açıldığı, nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken; Mahkemece maktu vekalet ücreti takdir edildiği, maktu vekalet ücretinin konusu para olmayan davalarda uygulanması gerektiği eldeki davada uygulanamayacağı ileri sürülmüştür. Vekalet ücretine ilişkin yapılan değerlendirme sonucunda ; ilk olarak İncelemeye konu davada mahkemece usulden red kararı verildiği anlaşılmakla Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ilgili kısmı incelenmiştir. AAÜT 7.maddesi “Görevsizlik, yetkisizlik, dava ön şartlarının yokluğu veya husumet nedeniyle davanın reddinde, davanın nakli ve açılmamış sayılmasında ücret” başlığını taşımakta; maddenin 2.fıkrasında ise “davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur” düzenlemesi içermektedir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2021/9251 E. 2021/13342 K. Sayılı ilamında "Karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 7/2. maddesi gereğince, davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur.Aynı Tarifenin 13/1. maddesi, “Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 9 uncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile 10 uncu maddenin son fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.” ve 13/2. maddesi “Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez.” şeklinde düzenlenmiştir.Somut olayda, dava dilekçesinde 30,00 TL talep edilmiş olup, İlk Derece Mahkemesince davanın belirsiz alacak davasına konu edilemeyeceği gerekçesiyle usulden reddine karar verilmiş ve davalı lehine 3.400,00 TL vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince de davacının istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir. Dosya içeriğine göre; karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 7/2, 13/1 ve 13/2. maddeleri gereğince davalı lehine 30,00 TL vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken 3.400,00 TL vekâlet ücretine hükmedilmesi isabetli olmamıştır." demiştir. O halde 7/2.maddesi hükmü gereğince; konusu para veya para ile değerlendirilmesi mümkün bulunan bir şey olan davanın dava şartlarından birinin bulunmaması (noksan olması) nedeniyle usulden reddine ilişkin kararda, vekalet ücreti nispi tarifeye göre takdir edilir; ancak, bu nispi vekalet ücretinin miktarı, maktu vekalet ücretini geçemez. Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde karşı davanın 2.000 TL üzerinden açıldığı, her ne kadar sonuç ve istem kısmında 1.000 TL olarak yazılı olsa da tevzi formu ve istinaf dilekçesi incelendiğinde dava değerinin 2.000 TL olarak tespit edildiği, yukarıdaki açıklamalarımız doğrultusunda konusu para alacağı olan eldeki davada nispi vekalet ücreti hesabı yapılması gerektiği anlaşılmıştır. Dosya içeriğine göre; karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 7/2, 13/1 ve 13/2. maddeleri gereğince davalı lehine 2000,00 TL vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücreti olan 17.900,00 TL'nin yarısı 8.950,00 TL vekâlet ücretine hükmedildiği tespit edilmiş, davacının istinaf sebebi bu yönüyle yerinde bulunmuştur. Açıklanan husus kaldırma sebebi ise de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığına kanaat getirilmiştir. Buna göre karşı tarafın istinaf başvurusunun vekalet ücreti yönünden kabulü ile ilk derece mahkemesinin 14/03/2024 tarihli kararı HMK 353/1-b-2 maddesi gereği kaldırılarak "Kendini vekille temsil ettiren davalı lehine karar tarihindeki AAÜT 7/2, 13/1 ve 13/2. maddeleri gereği 2.000,00 TL nisbi vekalet ücretinindavacıdan alınarak davalıya verilmesi" dair aşağıdaki şekilde yeniden karar verilmesi gerekmiştir. K A R A R : Yukarıda açıklanan nedenlerle; Karşı tarafın istinaf başvurusunun vekalet ücreti yönünden kabulü ile ilk derece mahkemesinin 14/03/2024 tarihli kararı HMK 353/1-b-2 maddesi gereği kaldırılarak yeniden;1-6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 01/01/2019 tarihinde yürürlüğe giren 5/A maddesi (6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununa eklenen 17/B maddesi ile) 1.fıkrası gereğince özel dava şartı yokluğundan HMK 115.madde uyarınca USÛLDEN REDDİNE,2-Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gerekli 615,40 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 3-Karşı davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına, 4-Kullanılmayan gider avansı konusunda HMK 333. maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine, 5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan nispi 2.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, İstinaf incelemesiyle ilgili olarak;Peşin alınan istinaf karar harcının, istinaf eden davacı tarafa isteği halinde ilk derece mahkemesince iadesine,Davalı taraf tarafından yapılan istinaf yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa, karar kesinleştiğinde istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 15.10.2025