ACAR AND OTHERS v. TURKEY - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
.s800EAC49 { font-size:12pt } .s468264D3 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-align:center; line-height:150%; font-size:18pt } .sBB9EE52A { font-family:Arial } .sD1C09211 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-align:center; line-height:150% } .sAD8EE6E9 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-align:center; line-height:150%; font-size:2pt } .s94C7D24D { margin-top:0pt; margin-bottom:12pt; text-align:center; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150%; font-size:14pt } .s1C46A22D { margin-top:0pt; margin-bottom:12pt; text-align:center; line-height:150% } .sDF8584CB { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-indent:14.2pt; text-align:left; line-height:150% } .sE0372AB5 { width:21.8pt; text-indent:0pt; display:inline-block } .sA36B60A1 { font-family:Arial; font-style:italic } .sBF0FE613 { width:36pt; text-indent:0pt; display:inline-block } .sF5265FA3 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-indent:14.2pt; line-height:150% } .s453A74FB { margin-top:36pt; margin-bottom:12pt; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150%; font-size:14pt } .s957C8C12 { margin-top:18pt; margin-left:29.2pt; margin-bottom:12pt; text-indent:-17.6pt; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150% } .s29100277 { font-family:Arial; font-weight:bold } .s8581F19E { margin-top:12pt; margin-left:36.6pt; margin-bottom:6pt; text-indent:-15.05pt; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150% } .s71F1CEF1 { margin-top:6pt; margin-left:21.25pt; margin-bottom:6pt; text-indent:7.1pt; line-height:150%; font-size:10pt } .s3043F34C { margin-top:12pt; margin-bottom:6pt; text-align:center; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150%; font-size:10pt } .s979A8737 { margin-top:6pt; margin-left:21.25pt; margin-bottom:6pt; line-height:150%; font-size:10pt } .sED94B1A8 { margin-top:6pt; margin-left:28.35pt; margin-bottom:6pt; text-indent:7.1pt; line-height:150%; font-size:10pt } .s1E95FD3E { margin-top:12pt; margin-bottom:0pt; text-indent:14.2pt; page-break-inside:avoid; page-break-after:avoid; line-height:150% } .s99FB75D8 { margin-top:12pt; margin-left:14.2pt; margin-bottom:0pt; line-height:150% } .s2F08EF01 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-indent:14.2pt; line-height:150%; font-size:1pt } .s7BF69E08 { margin-top:36pt; margin-bottom:0pt; text-align:left; line-height:150% } .s387404A2 { width:193.29pt; display:inline-block } .sC92CF002 { width:203.63pt; display:inline-block } .s76CF415B { page-break-before:always; clear:both } .sCB4DA8C2 { margin-top:36pt; margin-bottom:12pt; text-align:center; line-height:150% } .s3F59B822 { font-family:Arial; font-weight:bold; text-transform:uppercase } .sBE253893 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; line-height:150% } .s6DB91820 { text-align:center } .s25B97BCD { margin-right:auto; margin-left:auto; border:0.75pt solid #808080; border-collapse:collapse } .sF5C9E8B1 { height:46.3pt } .sD1CDDC62 { border-right:0.75pt solid #808080; border-bottom:0.75pt solid #808080; padding-right:5.03pt; padding-left:5.03pt; vertical-align:top; background-color:#e0e0e0 } .s7695A931 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-align:center; line-height:150%; font-size:12pt } .s3146BFFB { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-align:center; line-height:150%; font-size:10pt } .s2490CDBC { border-right:0.75pt solid #808080; border-left:0.75pt solid #808080; border-bottom:0.75pt solid #808080; padding-right:5.03pt; padding-left:5.03pt; vertical-align:top; background-color:#e0e0e0 } .sA6A30384 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-indent:14.2pt; text-align:center; line-height:150%; font-size:10pt } .s26ADB50A { border-left:0.75pt solid #808080; border-bottom:0.75pt solid #808080; padding-right:5.03pt; padding-left:5.03pt; vertical-align:top; background-color:#e0e0e0 } .sFD306575 { height:35.55pt } .s2F4AF114 { border-top:0.75pt solid #808080; border-right:0.75pt solid #808080; border-bottom:0.75pt solid #808080; padding-right:5.03pt; padding-left:5.03pt; vertical-align:top } .s6B505E72 { margin:0pt; padding-left:0pt } .s9676A815 { margin-left:13.34pt; line-height:150%; padding-left:4.51pt; font-family:Arial; font-size:10pt; font-weight:bold } .s898DAE93 { border:0.75pt solid #808080; padding-right:5.03pt; padding-left:5.03pt; vertical-align:top } .s1B908F03 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; text-align:justify; line-height:150%; font-size:10pt } .s66D4C280 { margin-top:0pt; margin-left:0.45pt; margin-bottom:0pt; text-indent:-0.45pt; text-align:justify; line-height:150%; font-size:10pt } .sB0393CD9 { margin-top:0pt; margin-bottom:0pt; line-height:150%; font-size:10pt } .sCC8D167F { margin-top:0pt; margin-left:0.45pt; margin-bottom:0pt; text-indent:-0.45pt; text-align:center; line-height:150%; font-size:10pt } .sB71F2881 { border-top:0.75pt solid #808080; border-left:0.75pt solid #808080; border-bottom:0.75pt solid #808080; padding-right:5.03pt; padding-left:5.03pt; vertical-align:top } .s5D98A330 { margin-top:0pt; margin-left:18pt; margin-bottom:0pt; line-height:150%; font-size:10pt } .sBCA334AF { border-top:0.75pt solid #808080; border-right:0.75pt solid #808080; padding-right:5.03pt; padding-left:5.03pt; vertical-align:top } .s7CB6920E { border-top:0.75pt solid #808080; border-right:0.75pt solid #808080; border-left:0.75pt solid #808080; padding-right:5.03pt; padding-left:5.03pt; vertical-align:top } .s62945D10 { border-top:0.75pt solid #808080; border-left:0.75pt solid #808080; padding-right:5.03pt; padding-left:5.03pt; vertical-align:top } AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ     İKİNCİ BÖLÜM KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR 26878/07 ve 32446/07 Mehmet Emin ACAR ve Diğerleri/Türkiye ve Şafak DOĞAN/Türkiye   Başkan ,   Robert Spano,   Hâkimler ,   Julia Laffranque,   Işıl Karakaş,   Nebojša Vučinić,   Paul Lemmens,   Valeriu Griţco,   Stéphanie Mourou-Vikström, ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in 12 Aralık 2017 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Sırasıyla 26 Haziran 2007 ve 25 Temmuz 2007 tarihlerinde yapılan yukarıda anılan başvuruları göz önüne alarak, Gerçekleştirdiği müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir: OLAYLAR 1.     Başvuranların listesi ekte yer almaktadır. A. Davanın Koşulları 2.     Davanın koşulları, başvuranlar tarafından ibraz edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir. 3.     Başvuranlar, özel bir şirket olan E.E.T.I.’da (bundan böyle “Şşirket” olarak anılacaktır) çalışmaktaydılar. 26878/07 sayılı başvuruda yer alan başvuranların bir kaçı, iş sözleşmelerinin feshedilmesinin ardından 2001 ile 2003 yılları arasında değişen çeşitli tarihlerde aylık ücret ve ilgili diğer ödemelerin yapılmadığını iddia ederek Şirket aleyhine dava açmışlardır. İzmir İş Mahkemesi, sırasıyla 19 Şubat, 25 Şubat ve 23 Ağustos 2003 tarihlerinde Şirket aleyhinde karar vermiş ve başvuranlara ücret alacakları ile kıdem tazminatlarının ödenmesine hükmetmiştir. 4.     Diğer başvuranlar ise doğrudan icra dairesi aracılığıyla icra takibi başlatmışlar ve ücret alacakları ile kıdem tazminatlarının tahsili için ödeme emri göndertmişlerdir. Başvuranlar, Şirketin icra takibine itirazı üzerine iş mahkemesinde dava açmışlardır ve mahkemeden itirazın kaldırılmasını ve Şirketin, icra inkâr tazminatı olarak söz konusu borcun %40’ı kadar bir meblağı ödemesine hükmetmesini talep etmişlerdir. İş mahkemesi 2003 yılında çeşitli tarihlerde borcun %40’ının tazminat olarak ödenmesi de dâhil olmak üzere başvuranların taleplerini kabul etmiştir. 5.     İzmir Ticaret Mahkemesi 26 Şubat 2004 tarihinde Şirketin iflasına karar vermiş ve iflas sürecini başlatmıştır. Yargıtay, temyiz üzerine Ticaret Mahkemesinin kararını bozmuştur ve Yargıtay’ın kararı 17 Mart 2005 tarihinde kesinleşmiştir. İlk derece mahkemesi yeniden yargılama yaparak 6 Mayıs 2005 tarihinde Şirketin iflasına karar vermiş ve bu karar 7 Haziran 2005 tarihinde kesinleşmiştir. 6.     6 Mayıs 2005 tarihli karar ile iflasın açılmasını müteakip iflas idaresi, başvuranların Şirketten iş ilişkisine dayanan alacaklarının da dâhil olduğu rehinli olmayan alacaklıların sıra cetvelini oluşturmuştur. 26878/07 sayılı başvuruda bulunan dört başvuran ile 32446/07 sayılı başvuruda bulunan bir başvuranın alacakları imtiyazlı alacaklardan sonra ödenmek üzere dördüncü ve en düşük sıraya yerleştirilmiştir. Kalan başvuranların alacaklarının bir kısmı imtiyazlı olarak değerlendirilerek ilk sıraya konulurken, yalnızca faize ya da şirkete uygulanması istenen icra inkâr tazminatına ilişkin alacaklar en düşük sıraya yerleştirilmiştir. Söz konusu geçici sıra cetveli, başvuranlara 11 Ekim 2005 tarihinde bildirilmiştir. 7.     Başvuranlar sırasıyla 14 ve 18 Ekim tarihinde İzmir İcra Mahkemesinde dava açmışlardır. Başvuranlar, iflas idaresinin kararlaştırdığı sıra cetveline itiraz etmişlerdir ve mahkemeden tüm iş ilişkisi ile alakalı alacaklarının imtiyazlı olarak değerlendirmesini talep etmişlerdir. Başvuranlar, yargılamalar sırasında, İcra ve İflas Kanunu’nun sadece iflâsın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk eden iş ilişkisine dayanan alacakların imtiyazlı olarak değerlendirilmesini öngören ilgili maddelerinin aynı şirket için aynı zaman zarfında çalışan işçiler arasında farklı bir muameleye yol açtığını iddia etmişler ve bu durumun ayrımcılık teşkil etmesi dolayısıyla Anayasaya aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar, ayrıca, söz konusu maddenin kendilerini, süre sınırı dışında kalan alacaklarının ödenmesi olasılığından mahrum bıraktığını savunmuşlardır. Ek olarak, 26878/07 sayılı başvuruda bulunan başvuranlar ulusal mahkemeden Anayasaya aykırılık itirazlarının Anayasa Mahkemesine taşınmasını istemişlerdir. 8.     İlgili mahkeme sırasıyla 29 Mart ve 28 Nisan 2006 tarihlerinde söz konusu alacakların bir yıllık süre sınırının dışında tahakkuk ettiği ve bu nedenle imtiyazlı olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle başvuranların taleplerini reddetmiştir. Söz konusu mahkeme, İcra ve İflas Kanunu’nun ilgili maddelerinin, alacaklara karşı farklı muamele gösterilmesine yol açmadığı gerekçesiyle başvuranların söz konusu maddelerin Anayasaya aykırı olduğuna ilişkin itirazlarını da reddetmiştir. 9.     Yargıtay, 29 Mart ve 28 Nisan 2006 tarihli kararları, sırasıyla 14 Aralık 2006 1 Şubat 2007 tarihinde onamıştır. 10.     İflas idaresi belirtilmeyen bir tarihte, nihai pay cetvelini hazırlamıştır. Söz konusu pay cetvelinin detayları Mahkemeye sunulmamıştır. 11.     İflas idaresi, belirtilmeyen bir tarihte malların tasfiyesinin ardından ödenmeyen alacakların miktarına ilişkin olarak başvuranlara aciz vesikası vermiştir. Bu bağlamda, alacaklarının çoğunluğu ödenen beş başvuran dışında diğer başvuranlar alacaklarını alamamışlardır (bk. ekteki tablo). 12.     İzmir Ticaret Mahkemesinin kararını müteakip 30 Aralık 2016 tarihinde Şirket fesholmuştur. B.     İlgili iç hukuk 1.     Tasfiye Usulü 13.     Özel şirketlere uygulanan tasfiye usulü İcra ve İflas Kanunu’nun ilgili maddeleri (2004 sayılı Kanun, bundan böyle “İflas Kanunu” olarak anılacaktır) tarafından düzenlenmektedir. 14.     Söz konusu Kanun’un 223. maddesi uyarınca iflas idaresi üç kişiden oluşmalıdır ve bu kişileri alacaklılar aday göstermeli ve icra mahkemesi tarafından seçilmelidir. Borçlu dışında herkes üye olarak aday gösterilebilir. İflas idaresi, iflas masasını temsil eder ve iflas idaresi tarafından tespit edilen taleplerin kaydedildiği sıra cetveli uyarınca alacakların taleplerini karşılayarak borçlunun yükümlülüklerini kaldırmak ile görevlidir. Alacaklıların taleplerinin kayıt işlemi, iflasın açılmasının ilanı ve tasfiye işlemlerinin başlamasından iki ay sonra kapanmalıdır. Alacaklıların talepleri, söz konusu Kanun’un 206. maddesinde belirtilen öncelik sıralaması ile uyumlu olmalıdır. 15.     Kanun’un 206. maddesi iflas masasının malları üzerindeki taleplere ilişkin olarak alacaklıların sıralamasını düzenlemektedir. Söz konusu sıra şu şekildedir: Rehinli alacaklar, imtiyazlı alacaklılar ve imtiyazsız alacaklılar. Rehinli alacaklılar, ilgili ayni vergilerin ve rehinli malların muhafazasına ilişkin masrafların çıkarılmasının ardından rehinli malların satış gelirleri üzerinde öncelik sahibidirler. İflas idaresinin masraflarının ödemesinin yapılması, rehinli alacakların hemen ardından gelmektedir. Tasfiye gelirlerinin kalan kısmı, öncelik sırasına göre ve ilgili alacakların meblağı ile doğru orantılı olarak imtiyazlı alacaklılar ile imtiyazsız alacaklılar arasında dağıtılır. Neticede, bir sonraki alacaklı sırasına ödeme yapılmaya geçilmeden önce önceki sıranın alacaklarının tamamen ödenmesi gereklidir. 16 .     2004 sayılı Kanun imtiyazlı alacaklıları da kendi içinde öncelik sırasına göre sıralamaktadır. Bu kapsamda, işçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflâsın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dâhil alacakları ile iflâs nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları ilk sırada yer almaktadır. Bir yıllık süre sınırı içerisinde tahakkuk etmeyen iş ilişkisine dayanan talepler, imtiyazlı olmayan alelade alacaklılar arasında düşünülür ve vergi alacaklarının ödenmesinin ardından ödeme yapılan en düşük sıra olan dördüncü sıraya yerleştirilirler. İş ilişkisine dayanan alacaklar için bir yıllık süre sınırının hesabında, alacağın kendisine ilişkin ihtilaflar nedeniyle yapılan yargılamaların süresi ve iflasın ilan edilmesi için geçen süre dikkate alınmaz. 17.     Alacaklıların sıra cetveli kesinleştikten ve iflas masasının malları paraya dönüştürüldükten sonra iflas idaresi, payların verileceği alacaklıları ve ne kadar meblağ alacaklarını gösteren bir pay cetveli hazırlar. 18.     Tasfiye edilen malların yetersizliği nedeniyle karşılanmayan alacaklar icra edilmemiş olarak kabul edilecek ve alacaklılara bu amaçla aciz vesikası verilecektir. 19.     4857 sayılı İş Kanunu’nun mülga 33. maddesi ve İşsizlik Sigortası Kanunu’nun geçici 1. maddesi uyarınca 2004 Ekim ayından itibaren işverenin acze düşmesi veya iflası halinde çalışanların korunması amacıyla ücret garanti fonu oluşturulmuştur. Ücret garanti fonu, ödenmeyen üç aylık maaşı kapsar ve işverenlerce işsizlik sigortası primi olarak yapılan ödemelerin yıllık toplamının yüzde birinden oluşur. 2.     Anayasaya Aykırılık Hususunda 20 .     Görülmekte olan bir dava sırasında mahkeme   bir kanunun Anayasaya aykırılığı hususunu Anayasa Mahkemesine re’sen götürebilir. Taraflardan birinin Anayasaya aykırılık itirazında bulunması durumunda, davaya bakan mahkeme itirazı ciddi görürse Anayasa Mahkemesine götürebileceği gibi söz konusu itirazı gerekçe göstermek suretiyle de reddedebilir. Eğer Anayasaya aykırılık itirazı reddedilmişse, ilgili taraf ancak hükümle birlikte ret kararını temyiz edebilir. C.     İlgili Uluslararası Hukuk 21 .     1949 tarihinde kabul edilen ve Türkiye tarafından 29 Mart 1961 tarihinde onaylanan ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) 95 No’lu Ücretlerin Korunması Sözleşmesi’nin 11. maddesi aşağıdaki gibidir: “1.     Bir müessesenin iflası veya mahkeme kararıyla tasfiyesi halinde bu müessesede çalışan işçiler, gerek iflasa veya mahkeme kararıyla tasfiyeye takaddüm edip milli mevzuatla tayin edilen müddet zarfında geçen bazı hizmetleri dolayısıyla kendilerine borçlanılan ve gerekse milli mevzuatla tayin edilen miktarı geçmeyen ücretler için, imtiyazlı alacaklı mevkisini işgal edeceklerdir. 2.     İmtiyazlı bir alacak teşkil eden ücret, alelâde alacaklıların hisselerini almalarından evvel, tam olarak ödenecektir. 3.     İmtiyazlı bir alacak teşkil eden ücretin, diğer imtiyazlı alacaklara nazaran rüçhan sırası, milli mevzuatla tayin edilecektir. 22.     1992 yılında kabul edilen fakat Türkiye tarafından onaylanmayan ILO 173 No’lu İşverenin Ödeme Güçlüğü Halinde İşçinin Alacaklarının Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin ilgili maddeleri aşağıdaki gibidir: Madde 5 “İşçilerin iş ilişkisine dayanan alacaklarının, işverenin acze düşmesi halinde, acze düşen işverenin mallarından imtiyazsız alacaklıların alacakları ödenmeden önce ödenmesini sağlamak için bir imtiyaz ile korunur.” Madde 6 “Bu imtiyaz en az aşağıdaki hususları kapsamalıdır: (a) İşverenin acze düşmesinden önce ya da iş sözleşmesinin fesih edilmesinden önce, işçilerin üç aydan az olmamak üzere belirlenen süre zarfına ilişkin olarak maaşları ...” Madde 8 “1.     Ulusal yasa ve yönetmelikler işçilerin alacaklarına diğer imtiyazlı alacakların çoğunluğundan, özellikle Devletin ve sosyal güvenlik sisteminin alacaklarından, daha yüksek bir imtiyaz derecesi verecektir. 2.     Ancak, eğer işçilerin alacakları işbu Sözleşme’nin III. Kısmı uyarınca bir garanti kurumu tarafından güvence altına alınmışsa, söz konusu güvence altına alınan alacaklar, Devletin ve sosyal güvenlik sisteminin alacaklarından daha düşük bir sıraya konulabilir.” ŞİKÂYETLER 23.     Başvuranlar, Sözleşme’nin 14. maddesi ile birlikte Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca alacaklarının en düşük sıraya konulmasından şikâyetçi olmuşlardır. Özellikle, başvuranlar, iş ilişkisine dayanan alacakların ilk sıraya konulmasını işverenin iflasından önceki bir yıl ile kısıtlayan 2004 sayılı Kanun’un 206. maddesinin ayrımcılık teşkil ettiğini öne sürmüşlerdir. 26878/07 sayılı başvuruda bulunan başvuranlar, ek olarak, aynı madde kapsamında 2004 sayılı Kanun’un ilgili maddelerine karşı yaptıkları Anayasaya aykırılık itirazlarının ilk derece mahkemeleri tarafından dikkate alınmadığı konusunda şikâyette bulunmuşlardır. Son olarak, başvuranların tümü mahkeme kararlarının yeterince gerekçelendirilmediğini savunmuşlardır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME A. Başvuruların birleştirilmesi 24.     Davaların olgusal ve hukuksal arka planlarının benzer olması dolayısıyla, Mahkeme başvuruların Mahkeme İçtüzüğü’nün 42 § 1 maddesi uyarınca birleştirilmesine karar vermektedir B. Sadece Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında öne sürülen şikâyetler ve Sözleşmenin 14. maddesi ile birlikte öne sürülen şikâyetler 25.     Başvuranlar, alacaklarının sıralamasında eşit muamele görmediğinden ve bu nedenle mali kayıp yaşamalarından şikâyetçi olmuşlardır. Bu bağlamda, başvuranlar yasada öngörülen bir yıllık süre sınırının alacaklarına karşı farklı muamele gösterilmesine yol açtığını iddia etmişlerdir. 26.     İlgili maddeler aşağıdaki gibidir: Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez. Sözleşme’nin 14 maddesi “ Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.” 27.     Mahkeme, somut başvurularda ilk başta, iş ilişkisine dayanan alacaklar için verilecek imtiyaz sırasının belirli bir süre sınırına göre kısıtlanmasının Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinde belirtilen şartlara uyulması açısından bir müdahale teşkil edip etmediğini değerlendirmelidir. 28.     Mahkeme, Naim Çevir, Nadir Ceviz, Harun Doksat, Özkan Kahraman ve Ahmet Kurnaz’ın alacaklarının ilk derecede öncelik sırasına konulduğuna ve neredeyse alacakların tamamının ödendiğine (bk. ekteki tablo) dikkat çekmektedir. Buradaki sorun, başvuranların alacaklarının tasfiye sürecinde imtiyazlı olarak değerlendirilmemesi konusundaki şikâyetleri göz önünde bulundurulduğunda, başvuranların Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ve mağdur olduklarını öne sürüp süremeyecekleridir. Ancak, Mahkeme somut davadaki bu hususun, başvuranların şikâyetlerini her halükarda aşağıda belirtilen sebepler dolayısıyla kabul edilemez bulduğu için, belirlenmesine gerek olmadığı kanaatindedir. 29 .     Mahkeme, öncelikle nihai bir yargı kararı ile desteklenen maddi alacağın (Mahkemenin yerleşik kararlarında “mahkeme kararı ile hüküm altına alınmış borç” “a judgment debt” olarak anılır) Mahkeme tarafından her zaman Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında “mülk” olarak değerlendirildiğini yinelemektedir (bk. Kotov/Rusya [BD], no. 54522/00, § 90, 3   Nisan 2012). Ancak, borçlunun özel bir şahıs ya da şirket olduğu durumlarda, mahkeme kararı ile desteklense dahi maddi alacağın icrası çoğunlukla borçlunun ödeyebilme durumuna bağlı olduğu için bu talebin karşılanması daha az kesindir. Mahkeme daha önce de yinelediği gibi “Borçlu özel bir kişi ya da şirket olduğunda,... Devlet genel ilke olarak doğrudan özel kişi ve şirketlerin borçlarından sorumlu tutulamaz ve Devletin yükümlülükleri, alacaklıların mahkeme tarafından belirlenen ilgili meblağlarının icrası konusunda icra ya da iflas usulleri aracılığıyla gerekli yardımı sunmak ile sınırlıdır”(a.g.k.). Mahkeme, somut davada başvuranların alacaklarının bir iş mahkemesi tarafından doğrulandığını ve icra edilebilir hale geldiğini kaydetmektedir. Ancak, Şirketin iflası açıklandıktan sonra, bireysel icra takiplerinin ertelenmesinden dolayı başvuranlar icra takibi başlatamamış ya da başlattıkları takibe devam edememişler ve tüm alacaklar için toplu bir tasfiye söz konusu olmuştur. 30 .     Bu nedenle, Mahkeme ilkin, somut davadaki iflas sürecinin, özel taraflar arasında özel hukuku ilgilendiren bir ihtilaf olduğuna dikkat çekmektedir. Benzer davalarda Mahkemenin içtihatlarında gelişen ilgili ilkeler Anheuser-Busch Inc. /Portekiz ([BD], no.   73049/01, § 83, AİHM 2007 ‑ I) davasında özetlenmiştir ve daha detaylı hali Zagrebačka banka d.d. / Hırvatistan (no.   39544/05, §§ 250-51, 12 Aralık 2013) davasında bulunabilir. 31.     Bu tür davalarda Mahkemenin görevi, ulusal mahkemelerin, alacakların sıralamasına ilişkin başvuranların taleplerini reddetme kararının iç hukuk ile uyumlu olup olmadığını ve eğer uyumluysa söz konusu kararın keyfi ya da makul olup olmadığını içtihadı doğrultusunda değerlendirmektir (bk.,   bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Ljaskaj/Hırvatistan , no. 58630/11, § 62, 20 Aralık 2016). 32.     Somut davadaki başvuranlar, iki farklı yargı derecesinde davalarını ortaya koyabilmişlerdir. 2004 sayılı Kanun’un maddelerini başvuranların durumuna uygulayan icra mahkemesinin kararı söz konusu taleplerin reddedilmesine ilişkin gerekçe içermektedir. Ulusal mahkeme kararlarının keyfi ya da yargılama sürecinin adil olmadığını gösterecek hiçbir emare dava dosyasında bulunmamaktadır. Ulusal makamların özel taraflar arasındaki iflasa ilişkin ihtilafların çözüme kavuşturulması amacıyla bir yargı alanı sağlaması kendiliğinden Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında mülkiyet haklarına bir devlet müdahalesi teşkil etmemektedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde Melnychuk/Ukrayna (k.k.), no. 28743/03, AİHM 2005 ‑ IX, VE Investylia Public Company Limited/Kıbrıs (k.k.), no. 24321/05, 17   Eylül 2009). 33.     Ancak başvuranların şikâyetlerinin ilgili yasal çerçeveye veya bu çerçevenin Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında başvuranların hakları üzerindeki etkisine ilişkin olduğu kabul edilse dahi, Mahkeme alacaklılar sıralamasının tek başına ilgili hükmün amaçları açısından bir ihlal teşkil edip etmediğini incelemeye yer olmadığı kanaatindedir. Bunun sebebi, alacaklıların tasfiye işlemleri sırasında alacaklarının karşılığını özel bir borçludan alamamasının yalnızca alacakların sıralamasından kaynaklanmaması ve fakat iflas masasının da yeterli sermayeye sahip olup olmamasına bağlı olmasındandır. Bununla birlikte, alacaklıların sıralamasının bir müdahale teşkil ettiği düşünülse bile Mahkeme, iddia edilen müdahalenin her halükarda Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında haklı olduğu kanaatindedir. Mahkeme, söz konusu müdahalenin 1. maddenin ilk fıkrasının ilk cümlesi anlamında mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilme hakkına yapılan bir müdahale olup olmadığının ya da aynı maddenin aynı fıkrasının ikinci cümlesi anlamında mülkiyetinden mahrum bırakılma olup olmadığı konusunda aynı ilkelerin uygulandığını ve Mahkemenin aynı madde hakkındaki yerleşik içtihatları gereği söz konusu tedbirin haklı olması gerektiğini kaydetmektedir. İlk olarak, söz konusu müdahalenin “yasaca öngörüldüğü” hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır, başvuranların asıl şikâyeti İcra ve İflas Kanunu’nun ilgili maddeleri ile alakalıdır. Müdahalenin amacına ilişkin olarak Mahkeme, iflas kapsamında, alacaklılar sıralamasının Sözleşmeci Devletlerin iç hukuk sistemlerinde yaygın bir yöntem olduğuna ve bu yöntemin tüm alacaklıların alacaklarının karşılanması için yeterli malı olmayan müflis borçlu karşısında yarışan alacaklar ile daha geniş bir kamu yararı arasında bir denge sağlamayı amaçladığına dikkat çekmektedir. Karmaşık tasfiye işlemleri, benzer ve paralel durumda olan alacaklılara karşı eşit ve adil muamele gösterilmesinin sağlanması için doğal olarak Devlet tarafından düzenlemeye tabi tutulmaktadır. Ulusal makamlar, toplumları ve toplumlarının ihtiyaçları hakkında doğrudan bilgi sahibi olmaları dolayısıyla ilke olarak neyin “kamu yararına” olduğuna karar verme konusunda uluslararası bir yargıçtan daha iyi konumdadır. Ayrıca, Sözleşme tarafından kurulan koruma sistemi kapsamında tasfiye sürecinde alacakların hangisinin önemli ve öncelikli olduğunu belirleyecek kriterlere karar verme ve bu bağlamda ilk incelemeyi yapma görevi de ulusal makamlara aittir. Ulusal makamların bu bağlamda geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. 34.     Mahkeme, söz konusu amaç doğrultusunda alınan tedbirinin orantılılığına ilişkin olarak bir kişinin temel hakları ile toplumun genel yararına yönelik talepler arasında adil bir dengenin sağlanması gerektiğini kaydetmektedir (bk. Sporrong ve Lönnroth/İsveç , 23 Eylül 1982, § 69, Seri A no. 52). Bu bağlamda, Mahkeme, Sözleşmeci Devletlerin, borçlu işverenin mallarının tasfiyesi işleminde işçilerin alacaklarının belirli bir kısmına ya da belirli bir süre zarfında tahakkuk eden kısmına öncelik tanıdığını gözlemlemektedir. Mahkeme, aynı zamanda acze düşme durumunda maaşların korunması ile alakalı ILO Sözleşmesi’nde (bk. yukarıdaki 21. paragraf) belirtildiği gibi söz konusu alacaklara konulan kısıtlamanın detaylarının ve ilgili önceliklerin belirlenmesinin Devletlerin takdir yetkisi dâhilinde olduğunu gözlemlemektedir. Bu kapsamda, Türkiye’nin iflasa ilişkin mevzuat hükümleri işçilerin alacaklarını alelade alacaklardan daha öncelikli ve rehinli alacaklar ile idarenin masraflarından sonra gelen ilk imtiyazlı alacak sırasına koymuştur ve böylelikle ILO’un 95 no’lu ve 173 no’lu Sözleşmelerinde belirtilen koruma seviyesini sağlamıştır. Ek olarak, Mahkeme ILO 173 No’lu Sözleşmesi’nde belirtilen asgari üç aylık süre zarfı ile karşılaştırıldığında bir yıllık süre içinde tahakkuk eden alacaklara imtiyaz tanınmasının kısa olduğunun kabul edilemeyeceği kanaatindedir. Mahkeme, ayrıca, alacaklıların bir yıl süre zarfı dışında tahakkuk eden alacakları için olağan icra takibi başlatabilmesi olasılığının bu tür alacaklara imtiyaz sağlanmaması için haklı bir gerekçe olarak sayılabileceğini not etmektedir. 35.     Mahkeme, yukarıdaki hususlar ışığında başvuranların bu madde kapsamındaki şikâyetlerini Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun bulmaktadır ve Sözleşme’nin 35 §   4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği görüşündedir. 36.     Başvuranlar, ek olarak, Sözleşmenin 14. maddesi kapsamında işçi alacaklarına yasada öngörülen bir yıllık süre ile öncelik verilmesinin borçlu işveren için aynı süre zarfında çalışan işçiler arasında farklı muameleye yol açtığı hususunda şikâyette bulunmuşlardır. Mahkeme, Sözleşme’nin 14. maddesinin bağımsız bir koruma sağlamadığını, sadece Sözleşme’nin ve Sözleşme’ye Ek Protokollerin maddelerinde güvence altına alınan temel hak ve özgürlükler ile ilgili olarak etkili olduğunu yinelemektedir. Sözleşme’nin 14. maddesinin uygulaması, Sözleşme tarafından güvence altına alınan temel haklardan birinin ihlalinin öngörülmesini şart koşmamaktadır. Davanın olgularının söz konusu maddelerin birinin ya da birden fazlasının “kapsamına girmesi” gerekli ve aynı zamanda yeterlidir (bk. Stec ve Diğerleri/Birleşik Krallık (k.k no. 65731/01 ve 65900/01, § 39, AİHM 2005-X). Mahkeme, somut davada, başvuranların alacaklarının en düşük sıraya konulmasına ilişkin şikâyetlerinin Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında ve bu maddenin güvence altına aldığı mülkiyetin korunması hakkı (bk. yukarıdaki 29. paragraf) bağlamında değerlendirilebileceği kanaatindedir. Bu, Sözleşme’nin 14. maddesinin uygulanması için yeterlidir. 37.     Mahkemenin yerleşik içtihadına göre ayrımcılık, makul ve objektif bir gerekçe olmadan aynı durumda bulunan şahıslara farklı muamele göstermek anlamına gelmektedir (bk. D.H. ve Diğerleri/Çek Cumhuriyeti [BD], no. 57325/00, § 175, AİHM 2007-IV). Mahkeme, Sözleşme’nin 14. maddesi kapsamında bir sorunun meydana gelebilmesi için aynı ya da benzer durumda bulunan kişilere farklı muamele gösterilmesi gerektiğini yinelemektedir (bk. Carson ve Diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 42184/05, § 61, AİHM 2010). 38.     Başvuranlar, bir yıllık süre sınırının uygulanması dolayısıyla, alacaklarının aynı şirket için çalışan diğer işçilerin alacaklarından farklı muamele görmesine yol açtığından şikâyetçi olmuşlardır. Mahkeme, diğer işçilerden farklı olarak başvuranların, Şirketin iflasından önce borçlu aleyhindeki alacaklarını bireysel olarak icraya koyma olasılığına sahip olmaları nedeniyle başvuranların durumunun iflastan önceki bir yıl süre zarfında alacakları tahakkuk eden diğer işçilerin durumları ile birebir aynı olduğu ya da benzer olduğu konusunda ikna olmamıştır. Bu bağlamda, başvuranlar, alacakları hukuken icra edilebilir hale geldiği tarihten mahkemenin iflasa karar verdiği tarihe kadar, olağan icra takibi başlatma imkanına sahipti. Bununla birlikte, Mahkeme başvuranların durumunun diğer işçilerin durumu ile aynı ya da benzer olduğu varsayılsa bile başvuranların alacaklarına yapılan farklı muamelenin yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı (bk. yukarıdaki §§ 33-34 paragrafları) objektif ve makul derecede haklı olduğu görüşündedir. Sonuç olarak, başvuranların taleplerine yapılan farklı muamele söz konusu madde kapsamında ayrımcılık seviyesinde değildir. 39.     Başvurunun bu kısmı Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olup, ve bu nedenle de Sözleşme’nin 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir. C. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyet 40.     Başvuranlar ulusal mahkemelerin taleplerini reddederken yeterli gerekçeler sunmadığı hususunda şikâyetçi olmuşlardır. 26878/07 sayılı başvuruda bulunan başvuranlar, ek olarak, İflas Kanunu’nun ilgili maddelerine karşı yaptıkları Anayasaya aykırılık itirazlarının ulusal mahkemelerce adil olmayan bir şekilde reddedildiğini ileri sürmüşlerdir. 41.     Başvuranlar, Sözleşme’nin, ilgili kısmı aşağıda verilen 6 § 1 maddesine dayanmıştır: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, adil bir şekilde ve kamuya açık olarak ... görülmesini isteme hakkına sahiptir ...” 42.     Mahkeme, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin mahkemeleri, verdikleri kararlara ilişkin gerekçeleri sunmakla yükümlü tutmasına rağmen, bu durumun her konuda ayrıntılı cevap verilmesi şeklinde anlaşılmaması gerektiğini yinelemektedir. Gerekçe sunma yükümlülüğünün kapsamı, ilgili kararın niteliğine göre değişiklik gösterebilir. Ek olarak, diğer hususların yanı sıra, davacının mahkemeye sunabileceği beyanların çeşitliliğini ve Sözleşmeci Devletler arasında yasal hükümler, teamül hukuku, hukuki görüş ve kararların hazırlanması ile sunumu arasında bulunan farkları da göz önünde bulundurmak gereklidir. Ayrıca, bir mahkemenin Sözleşme’nin 6. maddesinde belirtilen gerekçe sunma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğine ancak söz konusu davanın kendi koşulları çerçevesinde karar verilebilir (bk.   Ruiz   Torija/İspanya , 9 Aralık 1994, § 29, Seri A no. 303 ‑ A). Mahkeme, dördüncü derece yargı yeri gibi hareket etmemelidir, bu nedenle, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca, bulgular keyfi ya da açıkça mantıksız olmadığı sürece ulusal mahkemelerin bu husustaki değerlendirmelerini sorgulamayacaktır (söz konusu ilkelerin özeti için bk., Moreira Ferreira/Potekiz (no. 2) [BD], no. 19867/12, §§ 83 ve 84, AİHM 2017 (alıntılar)). 43.     Mahkeme, ek olarak, Sözleşme’nin yasayı aşma ya da geçersiz kılma yahut yasanın resmi yorumlamasını yapma yetkisine sahip bir mahkemeye erişim hakkı sunmadığını yinelemektedir. Ayrıca Sözleşme,ulusal mahkemelerin davayı, ön karar için başka bir ulusal ya da uluslararası makama sevketmesini güvence altına almamaktadır(bk. Pronina/Ukrayna , no. 63566/00, § 24, 18 Temmuz 2006 ve burada alıntılanan diğer davalar). 44.     Türk hukuk sisteminde, eğer yargılamalar sırasında bir anayasaya aykırılık itirazı yapılırsa, bu itirazı Anayasa Mahkemesine götürüp götürmeme konusunda karar vermek mahkemelerin takdirindedir. Eğer davaya bakan mahkeme itirazı ciddi bulmazsa gerekçe sunarak itirazı reddedebilir (bk. yukarıdaki 20. paragraf). Bu nedenle, bu tarz bir olayda bir mahkemenin kararını gerekçelendirip gerekçelendirmediğine ancak söz konusu davanın koşulları ışığında karar verilebilir( bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, yukarıda anılan Pronina , § 24). 45.     Somut davada icra mahkemesi, başvuranların davasında söz konusu alacakların niteliğini ve alacakların tahakkuk ettiği süreyi dikkate alarak davanın esası hakkında kararını vermiştir. Ek olarak, icra mahkemesi bir yıllık sürenin hesabında söz konusu alacaklara ilişkin bireysel yargılamaların uzunluğunu ve iflasın açılması için geçen süreyi dikkate almamıştır. İcra mahkemesi daha sonra başvuranların alacaklarının bir kısmını, bir yıllık referans süreden önce tahakkuk etmesi dolayısıyla imtiyazlı olarak değerlendirmemiştir. Mahkeme, başvuranların davasının bu bağlamda çelişmeli yargılama ile iki dereceli yargı seviyesinde incelendiğini, mahkeme kararlarının yürürlükte olan mevzuata dayandığını ve bu kararlarda keyfilik bulunmadığını not etmektedir. Dolayısıyla, başvuranların ulusal mahkemelerin gerekçelerinde eksiklik olduğuna dair iddiaları açıkça dayanaktan yoksundur. 46.     26878/07 sayılı başvuruda bulunan başvuranların anayasaya aykırılık itirazlarının Anayasa Mahkemesine iletilmesi taleplerinin reddedilmesine ilişkin şikâyetleri konusunda Mahkeme, yerel mahkemenin İflas Kanunu’ndaki ilgili hükümlerin, alacakların ele alınmasında ayrımcı olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin gerekçesini hatırlatmıştır. Bu konuda yerel mahkemelere tanınan takdir yetkisini ve anayasaya aykırılık itirazının reddi kararının temyiz mahkemesince yeniden gözden geçirilmesini ve onaylamasını göz önünde bulunduran Mahkeme, ulusal mahkemelerin başvuranların argümanlarını incelemelerini ve bu argümanları reddederken sundukları gerekçeleri yeterli bulmaktadır. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olup Sözleşme’nin 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir. Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle, Başvuruların birleştirilmesine; Başvuruların kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.   İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup 18 Ocak 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. Stanley Naismith   Robert Spano Yazı İşleri Müdürü   Başkan EK     No.     Başvuru no.     Başvuru tarihi   Başvuranın adı ve soyadı doğum tarihi ikamet yeri   Alacaklının dâhil olduğu öncelik sırası Kabul edilen TRY meblağ (söz konusu zamandaki yaklaşık avro karşılığı) Ödemesi yapılmamış olan kısmın TRY meblağı   26878/07 26.06.2007 Mehmet Emin ACAR 12.01.1957 İZMİR   4 21.791,80   (13.151) 21.971,80   26878/07 26.06.2007 Hasan ATİK 1959 İZMİR   4 75.150,21   (45.353) 75.150,21   26878/07 26.06.2007 Naim ÇEVİR 01.01.1959 İZMİR   1   66.933,38   (40.394) 3.184,94   26878/07 26.06.2007 Nadir CEVİZ 27.02.1954 İZMİR   1 72.336,65   (43.655) 3.386,83   26878/07 26.06.2007 Adem DERYAN 25.07.1960 İZMİR   4 44.534,99   (26.876) 44.534,99   26878/07 26.06.2007 Harun DOKSAT 1958 İZMİR 1 91.852,55   (55.432) 6.416,76   26878/07 26.06.2007 Erkan ENDİNÇ 03.11.1955 İZMİR   4 77.098,84   (46.528) 77.098,84   26878/07 26.06.2007 Özkan KAHRAMAN 22.03.1957 İZMİR   1 90.396,31   (54.554) 6.266,53   26878/07 26.06.2007 Ahmet KURNAZ 1954 İZMİR   1 45.627,85   (27.536) 3.135,48   32446/07 25.07.2007 Şafak DOĞAN 22.04.1967 İZMİR   4 39.214,42   (23.665) 39.214,42