12. Ceza Dairesi 2012/32484 E. , 2013/21116 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi Suç :Taksirle Öldürme Hüküm :Sanık ... hakkında; Beraat Sanık ... hakkında; TCK'nın 85/1, 62, 53/1-2-3. maddeleri gereğince mahkûmiyet Taksirle öldürme suçundan sanık ...'ın beraatine; sanık ...'nin mahkûmiyetine ilişkin hükümler, mahalli Cumhuriyet savcısı, katılanlar vekili ve sanık ... tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Cumhuriyet savcılarının nezdinde görev yaptıkları
**12. Ceza Dairesi 2012/32484 E. , 2013/21116 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi Suç :Taksirle Öldürme Hüküm :Sanık ... hakkında; Beraat Sanık ... hakkında; TCK'nın 85/1, 62, 53/1-2-3. maddeleri gereğince mahkûmiyet Taksirle öldürme suçundan sanık ...'ın beraatine; sanık ...'nin mahkûmiyetine ilişkin hükümler, mahalli Cumhuriyet savcısı, katılanlar vekili ve sanık ... tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Cumhuriyet savcılarının nezdinde görev yaptıkları Asliye Ceza Mahkemesi kararlarına karşı, 5271 sayılı CMK'nın 260/2 ve 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 310. maddesi uyarınca tefhimden itibaren bir hafta içinde kanun yollarına başvuru hakkı mevcut iken, 14.04.2011 tarihinde yürülüğe giren 6217 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 3. maddesi ile 01.01.2014 tarihine kadar Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan duruşmalara Cumhuriyet savcısının bulunmayacağı, ancak verilen hükümlere karşı kanun yollarına başvurabilmesi amacıyla dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderileceği hüküm altına alınmıştır. Bu açık yasal düzenlemeler uyarınca, Cumhuriyet savcılarının nezdinde görev yaptıkları asliye ceza mahkemesi kararlarına karşı hükümlerin Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği tarihten itibaren bir hafta içinde kanun yollarına başvuru haklarının bulunduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Bu itibarla, Kurşunlu Asliye Ceza Mahkemesince verilen 01.06.2011 tarihli hükmün 08.07.2011 tarihinde görüldüsünü yapan Cumhuriyet savcısının 13.07.2011 tarihli temyiz isteminin süresinde olduğu kabul edilerek ve tebliğnamede mahalli Cumhuriyet savcısının temyizinin süreaşımından reddi yönündeki görüşe iştirak edilmeyerek yapılan incelemede; Olay günü piknik yapmak ve balık tutmak amacıyla, arkadaşlarıyla birlikte devrez çayı kenarına giden ölenin, yanında bulunan tanıklar ..., ..., ... ve sanık ... ile hazırlık yaptıkları esnada sanık ...'nin, ''Olta ile uğraşmayın gelin size elektrikle 5 dakikada balık tutuvereyim'' şeklindeki teklifi üzerine başta tedirginlik yaşayan ancak daha önce bir kaç kez daha bu şekilde balık avladığını belirterek balık avlamak üzere çay kenarında bulunan tanıklar, ölen ve diğer sanığı ikna edici beyan ve eylemleri karşısında şahısların bu teklifi kabul ettikleri, sanık ...'nin, çay kenarına yakın olan ikametinden çektiği elektrik kablosunu bir çubuğa bağlayarak ve çubuğun ucuna taktığı demirle iletkenliği sağlayarak, diğer sanık ...'e, bu usulle balık avlama şeklini anlattığı, sanık ...'in de elindeki çubuğu bir kez çaya daldırdıktan sonra çay kenarına bıraktığı, tanıklar ... ve ölenin suya girerek elektroşoka maruz kalıp su yüzeyine çıkan balıkları toplamaya başladıkları esnada ölenin, çay kenarına konmuş ve elektrik akımı bulunan çubuğun çaya temasıyla birlikte suda oluşan elektrik akımına kapılarak, otopsi tutanağına göre, vücudundan elektrik akımı geçmesine bağlı, solunum ve dolaşım yetmezliği sonucu olay mahallinde yaşamını kaybetmesiyle sonuçlanan olayda, sanıklar ... ve ...'nin, yaşları itibariyle, elektrik kablosunu suya batırmaları durumunda oluşacak akım nedeniyle su içerisindeki canlıların ölümüne sebebiyet vereceklerini öngörebilecek idrak ve yeteneğe sahip oldukları, dosyada bunun aksine bir iddia ya da savunmanın bulunmadığı, bir kişinin ölümüne sebebiyet verdikleri olayda kusurlu oldukları, kusurlarının da asli derecede olduğu anlaşıldığından; suçun işleniş şekli ve kusurun ağırlığı sebebiyle sanık ... hakkında tayin olunan hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesinde, keza aynı sanık hakkında, yeniden suç işlemeyeceği kanaati oluşmadığı gerekçesiyle hapis cezasının ertelenmemesine hükmedilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamede bu hususlarda bozma öneren görüşlere iştirak edilmemiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçların uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık ...'nin kusursuz olduğuna beraatine hükmedilmesi gerektiğine, ertelemeye, hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi gerektiğine; mahalli Cumhuriyet savcısının sair nedenlere; katılanlar vekilinin süre tutum dilekçesinde belirttiği, bir nedene dayanmayan ve yerine görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, 5237 sayılı TCK’nın 22/2. maddesinde “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanmış olup, 5237 sayılı TCK’da, 765 sayılı TCK’da yer verilen, “tedbirsizlik”, “dikkatsizlik”, “meslek ve sanatta acemilik”, “nizamat, evamir ve talimata riayetsizlik”, “kayıtsızlık veya tedbirsizlik”, “hataen ve kayıtsızlıkla”, “müsamaha ve dikkatsizlik” şeklindeki taksir kalıplarına ilgili suç tiplerinde yer verilmemiş, ancak gerek öğretide, gerekse uygulamada, bu taksir kalıplarına yer verilmemiş olmanın, bir eksiklik veya farklılık oluşturmayacağı kabul edilmektedir. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır. Öğretide ve yargı kararlarında taksirin unsurları, a) Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması, b) Hareketin iradiliği, c) Neticenin iradi olmaması, d) Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması, e) Neticenin öngörülebilmesi, ancak bu neticenin fail tarafından öngörülmemesidir. Bilinçli taksir kavramı mülga 765 sayılı TCK’nın 45. maddesine 8.1.2003 tarihli ve 4758 sayılı Kanun ile eklenen son fıkra ile hukukumuza girmiş olup, anılan fıkrada, “Failin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde ceza ... arttırılır.” hükmüne yer verilmiş, aynı hüküm, 5237 sayılı TCK’nın 22. maddenin 3. fıkrasında da korunmuştur. Taksirden söz edilebilmesi için neticenin öngörülebilir olması gerekli ve yeterli olmasına karşılık, bilinçli taksir halinde failin somut olayda ayrıca bu neticeyi öngörmüş olması da gereklidir. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlike hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin tehlike hali ile bir tutulamaz; neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu neticeyi meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür. Bilinçli taksirde netice somut olarak öngörüldüğü halde, istenmemiştir. Bilinçli taksiri, taksirden ayıran özellik, bilinçli taksirde istenmeyen netice fiilen öngörülürken, taksirde öngörülmemektedir. İncelenen dosyada; yukarıda açıklanan oluş karşısında, 04.04.1971 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu'nun 19. maddesinde yasak avlanma yöntemleri arasında sayılan elektrikle balık avlama metodunda, elektrik kablosunun suya temasıyla, elektrik akımının yayıldığı suda bulunan tüm canlıların akıma kapılacağının ve bunun balıklara yaptığı etki gibi su ile teması bulunan insanların yaralanmasına ya da ölümüne sebebiyet vereceğinin öngörülememesinin hayatın olağan akışına aykırı olması, sanıkların da yaşları ve hayat tecrübeleri itibariyle bu tehlikeyi öngörebilecek düzeyde oldukları, ancak neticenin meydana gelmesini istemedikleri, bu itibarla somut olayda bilinçli taksirin yasal şartlarının gerçekleştiği gözetilmeksizin sanık ... hakkında TCK'nın 22/3. maddesinin uygulanmaması suretiyle eksik ceza tayini, keza; tanıklar ..., ... ve ...'ın aşamalarda birbirleriyle uyumlu ve istikrar arz eden beyanları ile sanık ...'ın aşamalardaki samimi ikrarında, elektrik kablosu bağlı çubuğu çaya kendisinin batırdığını, balıkların ters dönmesi üzerine suya girdiklerini, aradan bir dakika kadar süre geçtikten sonra ölenin çay içerisinde devrildiğini ifade etmeleri, mahkemenin kabulünün de bu yönde olmasına karşın sanık ... hakkında bilinçli taksirle öldürme suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiğinin gözetilmeyerek yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle beraatine karar verilmesi, Kabule göre de; 1.) Asli kusurlu olarak meydana getirdiği kaza sonucu bir kişinin ölümüne neden olan sanık ... hakkında, TCK'nın 3/1. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesi gözetilerek adalet ve hakkaniyet kuralları uyarınca asgari hadden uzaklaşmak suretiyle ceza tayini gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmak suretiyle eksik cezaya hükmedilmesi, 2.) Taksirli suçlarda uygulama olanağı bulunmayan TCK'nın 53/1. maddesi uyarınca sanık ... hakkında hak yoksunluğuna hükmolunması, 3.) Hükmün gerekçesinde, sanık ...'ın kusursuz olduğu kabul edilmesine karşın hükümde, sanığın atılı suçu işlediği sabit görülmediği gerekçe gösterilerek karşıklığa neden olunması, Kanuna aykırı olup, katılanlar vekilinin, mahalli Cumhuriyet savcısının ve sanık ...'nin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 23.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.