(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2009/269 E. , 2009/8578 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı davacı avukatınca duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat .... ile davacı vekili avukat ...'ın gelmiş olmalarıyla d
**(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2009/269 E. , 2009/8578 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı davacı avukatınca duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat .... ile davacı vekili avukat ...'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, davalı şirketin vekili sıfatıyla, şirket hakkında tarh edilen vergi ve cezaların terkini amacıyla, daha önce ... Vergi Mahkemesinde açılan ve reddedilen davaların Danıştay’da temyiz ve takibini üstlendiğini, taraflar arasında 30.000 Doları peşin ödenmek suretiyle 300.000 Dolar üzerinden avukatlık ücret sözleşmesi düzenlendiğini, temyizi üzerine ... 1. Vergi Mahkemesinin dosyalarının Danıştay’a gittiğini, 7. Daireye giden davalar hakkında bozma kararı verildiğini, 3. Daireye giden bazı davalar devam ederken davalının 4811 sayılı Kanundan yararlanmak amacıyla 25.3.2003 tarihinde vergi dairesine başvurması üzerine davaları takip etmesinin olanaksız hale geldiğini, bakiye 270.000 Dolar vekalet ücretinin ödenmediğini, tahsili için başlatmış olduğu icra takibine de itiraz edildiğini ileri sürerek, itirazın iptaline, %40 inkar tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Davalı, vekile ödenmesi öngörülen ücretin, yalnız taahhüt edilen sonuca bağlı tutulmuş olması nedeniyle vekalet ücret sözleşmesinin geçersiz olduğunu, Vergi Barışı Kanunundan yararlanmak amacıyla davalardan vazgeçtiğinden, davacıya vekalet ücreti ödemekle yükümlü olmadığını, sözleşmenin 6. maddesindeki düzenlemenin de bu durumu kapsamadığını savunarak, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle, davalının Vergi Barışı Kanunundan yararlanmak için başvurması ve davaların takibinden vazgeçmesi nedeniyle işin takip ve sonuçlandırılması engellenmiş olduğundan davacı vekilin vekalet ücretinin tamamını talep edebileceği kabul edilerek, davanın kısmen kabulüne, 353.403,00 YTL’lik takibe ilişkin itirazın iptaline, fazlaya ilişkin talebin reddine ilişkin verilen hüküm, tarafların temyizi üzerine Dairemizce; “27.2.2003 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren, 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu’nun 3. maddesi “...dava açılmaması veya açılmış davalardan vazgeçilmesi şartıyla vergilerin %50’sinin, gecikme zammı, gecikme faizi ile vergi cezaları ve bunlara uygulanan gecikme zamlarının tamamının tahsilinden vazgeçilir.” hükmünü taşımakta olup, vergilerin %50’si ile gecikme zammı, vergi cezaları ve faizlerinin tamamının tahsilinden vazgeçilmesi fırsatını doğuran bu kanundan yararlanmanın ön koşulu, madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere, dava açılmaması veya açılmış davalardan vazgeçilmesidir. Davalının, önceden öngörülmesi mümkün olmayan ve Devlet politikası gereğince kabul edilmiş olan 4811 sayılı Vergi Barış Kanunundan yararlanmak amacıyla kanunun getirdiği mutlak ön koşulu yerine getirmesi, yasal bir zorunluluk olup, bu durumun, yasaya uygun davranarak davalardan vazgeçen davalı aleyhine sonuç doğurması kabul edilemez. Kaldı ki davalının, yasanın kendisine tanıdığı bu haktan yararlanmak istemesi, az yukarda açıklanan ve mahkemenin hükmüne gerekçe olarak dayandığı sözleşmenin 6. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen “davanın geri alınması”, “dava veya alacağın takibinden vazgeçilmesi” “karşı taraf ile sulh olunması”, “Avukatın işten el çektirilmesi” hallerinden biri olarak değerlendirilmesi de mümkün değildir. O halde davalı, sözleşmede öngörülen vekalet ücretinden sorumlu tutulamaz. Ancak vekaletin başladığı tarihten, davalı tarafından yasadan yararlanmak için müracaat edilen 25.3.2003 tarihine kadar, davacının davalıya sağladığı hukuki yardım nedeniyle sarf edilen emek ve mesaiye karşılık hak ve nesafete uygun bir avukatlık ücretinin ödenmesi gerektiği de kabul edilmelidir. Mahkemece, davacı avukatın, davalının vekili sıfatıyla 25.3.2003 tarihine kadar sarf etmiş olduğu emek ve mesaisi değerlendirilerek, 30.000 Dolar vekalet ücretinin peşin ödenmiş olması da göz önünde bulundurulmak suretiyle, davacının hak ve nesafete göre alması gereken vekalet ücreti tespit edilip, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde sözleşmede kararlaştırılan vekalet ücretinden davalının tümüyle sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.“ gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporu doğrultusunda bu kez davanın kısmen kabulüne, 30.000 Dolar’ın takip tarihindeki Türk Lirası karşılığı üzerinden takibe yapılan itirazın iptaline, takipten itibaren alacağa yasal faiz uygulanmasına, fazlaya ilişkin talebin ve inkar tazminatının reddine karar verilmiş, verilen bu hüküm de taraflarca temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre davacının tüm temyiz itirazlarının reddine. 2-Davalının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Hükmüne uyulan Dairemize ait bozma ilamında, davacının 25.3.2003 tarihine kadar sarf etmiş olduğu emek ve mesaisi değerlendirilerek, 30.000 Dolar vekalet ücretinin peşin ödenmiş olması da göz önünde bulundurularak, davacının hak ve nesafete göre alması gereken vekalet ücretinin tespiti ile, sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilmiş olup, mahkemece bozmaya uyularak alınan 15.9.2008 tarihli bilirkişi raporunda, davacı avukatın yapmış olduğu hukuki yardımlar gözetildiğinde, daha önce davacıya peşin olarak verilmiş olan 30.000 Doların yeterli ve hak ve nesafete göre de uygun olduğu belirtilmiş, ancak bozma ilamının, “avukata peşin ödenen 30.000 Doların dışında, hak ve nesafete göre bir ücret daha ödenmesi gerektiği” şeklinde düşünülmesi halinde ise, 30.000 Doların daha ödenebileceği açıklanmış, mahkemece de, 30.000 Dolar üzerinden davanın kabulüne karar verilmiştir. Oysaki, anılan bozma ilamında, davacıya ödenmesi gereken vekalet ücretinin hak ve nesafete göre belirlenmesi gerektiği ifade edildikten sonra, 30.000 Doların da daha önce peşin ödenmiş olduğu göz önünde bulundurularak, sonucuna göre, başka bir ifade ile ödenmesi gereken ücretin 30.000 Dolardan az olması halinde aradaki fark üzerinden hüküm kurulması, aksi durumda ise davanın reddedilmesi gerektiğinin belirtildiği açık olup, bilirkişi raporunda da, daha önce davacıya peşin olarak verilmiş olan 30.000 Doların hak ve nesafete göre uygun olduğu belirtilmiş olduğundan, mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, bozma ilamına yanlış anlam verilmek suretiyle yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. SONUÇ : 1. bent gereğince davacının tüm temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle, temyiz edilen hükmün, temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, 625.00 TL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, aşağıda dökümü yazılan 1.60 TL kalan harcın davacıdan alınmasına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 22.6.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.