Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2020/5904 E. , 2024/2887 K. T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2020/5904 Karar No : 2024/2887 DAVACI :... Odası VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... Bakanlığı - ANKARA VEKİLİ : Av.... - Av.... DAVANIN KONUSU : 22/02/2020 tarih ve 31047 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin, 4. maddesinin, 1. fıkrasının (p) bendindeki " ... bunun dışında kamusal ihtiyaçlara göre ortaya çıkacak imar planı kararıyla be…
Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2020/5904 E. , 2024/2887 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2020/5904 Karar No : 2024/2887 DAVACI :... Odası VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... Bakanlığı - ANKARA VEKİLİ : Av.... - Av.... DAVANIN KONUSU : 22/02/2020 tarih ve 31047 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin, 4. maddesinin, 1. fıkrasının (p) bendindeki " ... bunun dışında kamusal ihtiyaçlara göre ortaya çıkacak imar planı kararıyla belirlenen diğer umumi ve kamu hizmet alanları..." ibaresinin, 5. maddesinin 1. fıkrasındaki "...bu Yönetmelikteki öncelik sırasına göre..." ibaresinin, 5. maddesinin 7. fıkrasının, 6. maddesinin 4. fıkrasındaki "...Bu süre idarenin onayıyla 5 'er yıllık periyotlar halinde uzatılabilir..." ibaresinin, 7. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendindeki "Düzenleme alanının büyük bir kısmı yapılaşmış olsa dahi..." ibaresinin, 11. maddesinin 2. ve 3. fıkralarında yer alan "...kişi ya da..." ibarelerinin, 12. maddesinin 1. fıkrasının, 14. maddesinin 1. fıkrasındaki "...bölgenin ihtiyacı olan..." ibaresinin, 14. maddesinin 2. fıkrasındaki "Düzenleme ortaklık paylarının aşağıdaki öncelik sırasına göre alınması esastır", "b) kamuya ait kreş alanları", "e) Kent meydanı, kent parkı, spor alanı", "g) teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı","ı) Diğer umumi ve kamu hizmeti alanları." ibarelerinin, 14. maddesinin 4. fıkrasının, 14. maddesinin 8. fıkrasındaki "...bağışlanması ya da...", "...bağışlanan ya da...", "...ya da bağışlanan...", "...bağış ve..." ibarelerinin, 14. maddesinin 9. fıkrasının, 15. maddesinin 4. fıkrasındaki "...parsellerin imar planında kamu ve umumi hizmet alanlarına denk gelen kısımları, denk gelen alanları oranında kamulaştırmaya konu kamu ve umumi hizmet alanına tahsis edilir..." ibaresinin, 17. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin, 22. maddesinin, 26. maddesinin, 37.maddesinin 4.fıkrasının iptali ile 3194 sayılı Kanunun 8. maddesine eklenen "Kesinleşen imar planları veya parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıl içinde dava açılabilir." hükmü ile 3194 sayılı Kanunun 18. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "...gibi umumi hizmet alanları..." ibaresinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvuru yapılması istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu Yönetmelik hükümlerinde, aşağıda ayrıntısı yazılı nedenlerle hukuka uyarlık bulunmadığı ileri sürülerek anılan hükümlerin iptaline karar verilmesi, 3194 sayılı İmar Kanununun Anayasa'ya aykırı olan hükümlerinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiği ileri sürülmektedir. DAVALININ SAVUNMASI : Davanın süresinde açılmadığı, davacının dava açma ehliyetinin bulunmadığı, dava konusu Yönetmelik hükümlerinde aşağıda ayrıntısına yer verilen nedenlerle hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ... 'IN DÜŞÜNCESİ : Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmelik'in 4. maddesinin, 1. fıkrasının (p) bendindeki " ... bunun dışında kamusal ihtiyaçlara göre ortaya çıkacak imar planı kararıyla belirlenen diğer umumi ve kamu hizmet alanları..." ibaresi yönünden, Yönetmelik'in dava konusu 4.maddesinin 1.fıkrasının (p) bendindeki "...imar planı kararıyla belirlenen diğer umumi ve kamu hizmet alanları..." ibaresi ve 14.maddesinin 2.fıkrasının "ı" bendindeki "...Diğer umumi ve kamu hizmet alanları..." ibaresinin dayanağı, İmar Yasası'nın 18.maddesinin 3.fıkrasındaki "gibi umumi hizmet alanları" ibaresi olduğundan öncelikle anılan Yasa'daki ibarenin Anayasa'ya aykırılığının irdelenmesi gerekmektedir. 3194 sayılı İmar Yasası'nın 18.maddesinin 3.fıkrasında yer alan «gibi umumi hizmet alanları» ibaresinin Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması gereği yönünden; *Bu bağlamda Yönetmelik'in 14.maddesinin 2.fıkrasının "ı" bendindeki "...Diğer umumi ve kamu hizmet alanları..." ibaresinin dayanağı 3194 sayılı İmar Yasası'nın 18.maddesinin 3.fıkrasındaki «gibi umumi hizmet alanları» ibaresinin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulması istemi yönünden yapılacak değerlendirme bu başlık altında ele alınacaktır. T.C. Anayasının "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesinde; "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." hükmüne yer verilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde; "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." kuralına yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesi'ne göre; Anayasa'nın 35.maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme (başkasına devretme, biçimini değiştirme, harcama ve tüketme hatta yok etme) olanağı veren bir haktır. Mülkiyet hakkı kişinin şahsında mündemiç olmayıp Anayasa'nın 35.maddesi kapsamında hukuki korumadan istifade edilebilmesi açısından, öncelikle mülkiyet hakkının var olması aranır. Anayasa'nın 35.maddesi ile 1 No'lu Protokol'ün 1.maddesi (P1-1) mülk edinme talebini değil, kişinin var olan mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu durum hakkın kazanılmış olması veya mevcut olması şeklinde de ifade edilebilir. ( Anayasa Mahkemesi, Zekiye Şanlı Başvurusu, No. 2012/931, 26/6/2014, para. 33; Korkut Bahadır Başvurusu, No. 2014/4025, 11/12/2014, para. 27) 'Mülkiyet hakkının normatif bünyesinde üç kural ihtiva ettiği kabul edilmektedir. Bu kuralların hangisinin somut olaya tatbik edileceğinin belirlenmesi, Devletin yükümlülükleri ve sınırlandırma rejimi bakımından önemli rol oynamaktadır. Zira mülkiyet hakkının üç kuralı, aynı zamanda müdahale türünün tespit edilmesini sağlamaktadır. Mülkiyet hakkına müdahalenin türü bir kez saptandıktan sonra, bu müdahalenin sınırlama rejimine uygunluğu incelenmektedir. Bu inceleme ise, ana hatlarıyla, üç aşamadan müteşekkildir: a) Birinci aşama, söz konusu müdahalenin kanunla/hukukla öngörülüp öngörülmediği; b) İkinci aşama, yapılan müdahalenin sınırlama ölçütlerine ya da bir başka deyişle meşru amaçlara uygun olup olmadığı veya hakkın özüne dokunup dokunmadığıdır. Sınırlamanın ölçülülüğü aşamasında kamunun yararı/ihtiyaçları ile malikin/bireyin hakkı/çıkarı arasında "adil bir denge" kurulup kurulmadığı araştırılır. ' (Gemalmaz, Mülkiyet Hakkı, sf: 99 vd.) 'Bir müdahale hukukilik/kanunilik ve meşru amaç testlerini geçtiğinde, sınırlama rejiminin son evresine geçilir ve söz konusu müdahalenin ölçülü olup olmadığı incelenir. Bu aynı zamanda sınırlamanın nereye kadar yapılabileceğini ifade eden "sınırlamanın sınırı" incelemesidir. AİHS ve Anayasada yer alan temel hakların sınırlandırılmasının sınırı "ölçülülük" ilkesidir. Mülkiyet hakkı özelinde AİHM içtihadına baktığımızda 1982'de Sporrong ve Lönnroth davasıyla adil dengenin kurulması gerekliliğinin sınırlamanın sınırı olarak kabul edildiğini görüyoruz. Uzun süreli kamulaştırma şerhleri ile imar yasaklarına ilişkin bu davada Mahkeme P1-1/1 c. 1'deki kuralın amaçları bakımından toplumun genel yararının gerekleri ile bireylerin temel haklarının korunması arasında adil bir denge kurulup kurulmadığına karar vermesi gerektiğini belirlemiştir. AİHM'e göre, bu denge arayışı Sözleşmenin bütününde mündemiç olup ayrıca P1-1'in yapısında yansımaktadır. Taraf Devletlerin şehir planlaması politikalarını uygulamak için geniş bir takdir marjından yararlanmaları gereği doğal ise de , Mahkeme Taraf Devletlerin bu takdir marjını denetleme yetkisine sahip olup gerekli dengenin başvurucuların P1-1/1 c. 1'deki mülkiyetlerinden müdahalesiz barışçıl şekilde yararlanma haklarına uygun olarak kurulup kurulmadığına karar vermelidir. Ulusal yetkili makamlara tanınan takdir yetkisinin ölçülülük ilkesine uygun olarak kullanılıp kullanılmadığı AİHM tarafından denetlenir. "Ölçülülük ilkesi" bağlamında, mülkiyetten yoksun bırakılma sonucunu doğuran müdahale için, başvurulan "araç" ile güdülen "meşru amaç" arasında "makul" ve "dengeli" bir orantılı ilişkinin olup olmadığı sorgulanır. Dolayısıyla AİHM hakların sınırlandırılmasında ölçünün kaçırılıp kaçırılmadığını tartarken bir çeşit dengeleme muhakemesi yürütmektedir. Terazinin bir kefesinde sınırlamayı gerektiren kamusal yarar/çıkar ve bu çıkarın gerçekleştirilmesi için tercih edilen sınırlama aracı/önlemi koyulurken, terazinin diğer kefesine ise hakkı sınırlanan başvurucunun çıkarı koyulur.' '(Gemalmaz, Mülkiyet Hakkı, sf: 139-140 ) 3194 sayılı İmar Yasası'nın 18.maddesinin 1.fıkrasında parselasyon işlemi, imar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazilerin malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirilerek bunların yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayrılması, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtılması olarak ifade edilmiş, 2.fıkrasında da, belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tâbi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar sahanın, düzenleme alanındaki nüfusun kentsel faaliyetlerini sürdürebilmeleri için gerekli olan umumi hizmet alanlarının tesis edilmesi ve düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebileceği, ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık paylarının, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırk beşini geçemeyeceği, hükme bağlanmıştır. Yasa'nın 18.maddesinin 3.fıkrasında da düzenleme ortaklık payı (DOP) alınabilecek umumi hizmet alanları sayılmıştır. Bu umumi hizmet alanları içinde yol, meydan, park gibi açık alanlar yanında sağlık tesis alanı, eğitim tesis alanı, resmi kurum alanı gibi üzerine yapı/tesis yapılabilecek alanlar da yer almıştır. Sayma usûlü ile belirtilen umumi hizmet alanları dışında fıkranın devamında "gibi umumi hizmet alanlarından" oluşur ibaresi kullanılarak idarenin onaylayacağı imar planı kapsamında ve idarenin takdiri sonucu olarak sayılanlardan farklı umumi hizmet alanlarının belirlenebileceği hükme bağlanmıştır. Düzenleme ortaklık payı ifadesi ilk defa 11/07/1992 tarihli 1605 sayılı Yasayla değişik 6785 sayılı Yasanın 42.maddesinde kullanılmıştır. Maddede, düzenleme ortaklık payının düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi ve yeşil alan gibi umumi hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamayacağı hükme bağlanmıştır. 3194 sayılı İmar Yasası'nda açık alanlar dışında üzerinde yapılaşılacak olan okul, karakol, dini tesis gibi alanlar da düzenleme ortaklık payı içine alınmış, 7181 sayılı Yasa değişikliği ile ise yürürlükten kaldırılan İmar Kanununun 18 İnci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlenmesi İle İlgili Esaslar Hakkında Yönetmelik'in 12.maddesinde yer alan kamu tesis alanları da Yasa'da sayma suretiyle belirtilerek DOP kapsamına dahil edilmiştir. Düzenleme ortaklık payı baştan bu yana mülkiyet konusu taşınmazın yüzölçümünde azalma meydana getirmekte, mülkün azalan kısmı için bir bedel ödenmemekte, Kanun maddesinde mülkiyet konusu taşınmazdan kesilen ve kamunun eline geçen kısmın bedelinin, parselasyon işlemi sonucunda taşınmazın kalan kısmının değerinin artmış olmasıyla ödendiği belirtilmektedir. Yukarıda mülkiyet hakkına yönelik olarak Anayasa hükümleri ve AİHS ile Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları çerçevesinde yapılan açıklamalar dikkate alındığında, Yasa'da ve uygulama Yönetmeliğinde "gibi umumi hizmet alanları" ibaresine yer verilmesi ile yasa koyucu tarafından sınırları net bir şekilde belirlenmesi gereken çerçeve ile sınırlı olmaksızın DOP kapsamında mülkiyet hakkına müdahale edilmesinin olanaklı hale getirildiği açıktır. Yasama organı, yasa yaparken konuyla ilgili bütün olasılıkları göz önünde bulundurarak ayrı ayrı ve ayrıntılı bir biçimde kurallar koyabileceği gibi gerek yasama faaliyetinin yavaş işlemesi gerekse günlük olayları izleyerek zamanında önlem alınmasının güçlüğü karşısında, esaslı unsurları belirledikten sonra zamana ve ihtiyaçlara göre değişen koşullara uygulanmak üzere takdir yetkisine bağlı olarak uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususların düzenlenmesi konusunda yürütme organına yetki verebilir. Ancak mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin öncelikle yasallık koşulunu sağlamasının bir gereği olarak yasama organının yürütme organına verdiği yetkinin sınırlarının net bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Yapılan müdahalenin sınırı aşmaması için yasallık ve meşru amaç koşulları ile birlikte müdahalenin ölçülülüğü ve âdil bir denge kurulup kurulmadığının gözetilmesi de bir gerekliliktir. 7181 sayılı Yasa ile değişik hali ile 3194 sayılı Yasa'da, daha önce İmar Kanununun 18 inci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi Ve Arsa Düzenlenmesi İle İlgili Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 12.maddesinde kamu ortaklık payı olarak karşılanacağı belirtilen kamu hizmet alanı kullanımlarının büyük kısmının umumi hizmet alanı kapsamında DOP'a katıldığı, böylece düzenleme ortaklık payını oluşturacak olan umumi hizmet alanlarının, sayma suretiyle belirtilirken sayısının artırıldığı ancak bu artışa rağmen "gibi umumi hizmet alanları" ibaresine yer verilmek suretiyle belirsiz bir alan bırakıldığı gözlenmektedir. Aşağıda ayrıntılı şekilde belirtildiği üzere Yasa'da imar planı kullanım kararlarından kamunun kullanımına özgülenen alanlar arasında umumi hizmet alanları - kamu hizmet alanları ayrımına gidildiği, bunlardan umumi hizmet alanlarının parselasyon yapılırken DOP kapsamında, kamu hizmet alanlarının ise kamulaştırma yapılmak suretiyle kamu eline geçirilmesinin hedeflendiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, elde ediliş yöntemleri bakımından DOP'tan mı karşılanacağı yoksa kamulaştırma suretiyle mi kamunun eline geçirileceği konusunda farklılık bulunan umumi hizmet alanları ile kamu hizmet alanlarının hiçbir belirsizliğe yer bırakılmayacak şekilde net olarak somutlaştırılması gerekmektedir. Hâl böyle iken Yasa'da hem umumi hizmet alanları ile kamu hizmet alanları ayrımına gidilip hem de sonucu itibarıyla farklı yöntemler öngörülmüş olan bu iki alan yönünden "gibi" ifadesine yer verilmek suretiyle belirsizlik oluşturulmasının büyük bir çelişki oluşturduğu ortadadır. "Gibi" ve "diğer" şeklindeki ifadeler ile belirsizlik oluşturulması hâlinde umumi/kamu hizmet alanı ayrımına gidilmesinin bir anlam ve önemi de kalmamaktadır. Zira Yasa'da kamu hizmet alanlarının hangileri olduğu belirlenmemiştir. Sayma suretiyle belirlenen umumi hizmet alanlarının ise Yasa'da herhangi bir düzenleme yapılmasına gerek kalmaksızın idari işlem ile sayısının artırılmasına olanak tanınmıştır. Birbirinden oldukça farklı kullanımların bir araya toplandığı umumi hizmet alanları için "gibi" ifadesi kullanılarak yasal belirleme yapılmaması ve idareye umumi hizmet alanı tanımını genişletmek için oldukça esnek bir alan bırakılması suretiyle idarelerin herhangi bir bağlayıcı yasal hükme dayanmadan ve önceden öngörülmesine olanak bulunmayacak şekilde keyfî olarak imar planı kullanımlarının DOP'tan karşılanacağına dair düzenlemeler yapabilmesinin önünün açıldığı açıktır. Bu suretle özel mülkiyete konu taşınmazlardan kamu yararı amacını gerçekleştirmenin ötesinde üst sınırdan DOP alınmasına yönelik uygulamalara gidilmesi olanaklı olabilecektir. Bunun bir sonucu olarak da herhangi bir imar planı kullanım kararının DOP'tan karşılanacağını önceden bilecek durumda olmayan kişilerin olağan koşullarda dava konusu edecekleri bu kullanımlar için hak düşürücü beş yıllık dava açma süresini kaçırmaları olasılığı bulunduğundan, "diğer umumi hizmet alanları" ibaresi kapsamında yönetmelik hükmü ile DOP'a katılan kullanımların Anayasa'ya aykırı şekilde yargı denetimi dışında kalması durumu ortaya çıkabilecektir. Mülkiyet hakkına bu derece bir müdahalenin ise hukuk düzenince korunması beklenemez. Bu itibarla, birçok farklı kullanımın bir araya toplandığı umumi hizmet alanlarının "gibi" ifadesi kullanılarak belirsiz bırakılması halinde DOP alanlarına ilişkin yasal sınırlamanın, idareye umumi hizmet alanı tanımını genişletmek için oldukça esnek bir alan bırakacağı, böylece mülkiyet hakkının tezâhür ettiği taşınmazın parselasyona konu edilmesi sonucunda taşınmazdan DOP olarak kesilen parsel alanının idarenin takdirine göre değişecebileceği, kamu tesis alanı olarak değerlendirilmesi gereken alanların da DOP kapsamına alınmasının olanaklı hale geleceği, bu durumun bir sonucu olarak da mülkiyet hakkına yönelik sınırlamanın hukukilik/kanunilik koşulunu yitireceği ve hukuka uygunluğundan söz edilemeyeceği açıktır. Açıklanan nedenlerle, Anayasa'nın 2. ve 35.maddelerine aykırı olması nedeniyle 3194 sayılı İmar Yasası'nın 18.maddesinin 3.fıkrasındaki "gibi umumi hizmet alanları" ibaresinin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması gerektiği düşünülmektedir. Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmasının uygun görülmemesi halinde, Yönetmelik'in 4. maddesinin, 1. fıkrasının (p) bendindeki " ... bunun dışında kamusal ihtiyaçlara göre ortaya çıkacak imar planı kararıyla belirlenen diğer umumi ve kamu hizmet alanları..." ibaresinin esasına ilişkin olarak; 3194 sayılı İmar Yasası'nın "İmar planlarında umumi hizmetlere ve kamu hizmetlerine ayrılan yerler" başlıklı 13.maddesinde (Başlığı ile Birlikte Değişik: 4/7/2019-7181/7 md.) : Özel hukuk kişilerinin mülkiyetinde olup uygulama imar planında düzenleme ortaklık payına konu kullanımlarda yer alan taşınmazlar; a) Bu kullanımlardan umumi hizmetlere ayrılan alanlar öncelikle 18 inci maddeye göre arazi ve arsa düzenlemesi yapılarak, b) 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında sırasıyla, ilgisine göre Hazine veya ilgili idarelerin mülkiyetindeki taşınmazlar ile trampa yapılmak veya satın alınmak suretiyle, ilgili kamu kurum ve kuruluşunca kamulaştırılarak kamu mülkiyetine geçirilir." hükmüne yer verilmiştir. 3194 sayılı Yasa'da "umumi hizmet alanı"nın tanımına yer verilmemiş olmakla birlikte anılan Yasa'nın "Parselasyon planlarının hazırlanması" başlıklı 18.maddesinin 3.fıkrasında, "Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumi hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz." şeklinde ifade edilmiş, 04/07/2019 tarihinde kabul edilen 7181 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik sonrasında, "Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerler ile bölgenin ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, pazar yeri, semt spor alanı, toplu taşıma istasyonları ve durakları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, resmî kurum alanı, mezarlık alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyonalanı olarak ayrılan parseller ve mesire alanları gibi umumi hizmet alanlarından oluşur ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz." halini almıştır. Yürürlükten kaldırılan İmar Kanununun 18.maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi Ve Arsa Düzenlemesi İle İlgili Esaslar Hakkında Yönetmelik'in 4.maddesinin 1.fıkrasının (h) bendinde de, "Umumi Hizmetlere Ayrılan Miktar: Bir düzenleme sahasında yol, meydan, park, genel otopark, yeşil saha gibi umumi hizmetlere ayrılan ve tescile tabi olmayan alanlar ile MEB’na bağlı ilk ve orta öğretim kurumları, ibadet yeri, karakol yeri ve ilgili tesisler için ayrılan alanların tümüdür." düzenlemesi yer almaktaydı. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmelik'in 4.maddesinin 1.fıkrasının (p) bendinde de, umumi ve kamu hizmet alanları "Yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi/parkı ve yeşil alan, ibadet yeri, karakol ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, kamuya ait kreş alanları, pazar yeri, semt spor alanı ve şehir içi toplu taşıma istasyonları ve durakları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, spor alanı, teknik altyapı alanı kamuya ait trafo alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, kent meydanı, kent parkı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyon alanı ve mesire alanları, resmî kurum alanı, idari tesis alanı, mezarlık alanı, bunun dışında kamusal ihtiyaçlara göre ortaya çıkacak imar planı kararıyla belirlenen diğer umumi ve kamu hizmet alanları ile taşkın kontrol tesisidir." şeklinde tanımlanmıştır. Yasa'nın 13.maddesinde, 7181 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik ile madde başlığında umumi hizmetler ve kamu hizmetleri ayrımına gidildiği, madde metninde de bunlardan umumi hizmetlere ayrılanların öncelikle parselasyon yapılarak kamu mülkiyetine geçirileceğinin kurala bağlandığı görülmektedir. Aynı ayrıma Yasa'nın 18.maddesinde de devam edildiği, DOP'tan karşılanacak alanların tek tek sayıldığı ve "gibi umumi hizmet alanları" denilerek sayılanlar dışındaki umumi hizmet alanlarının sayısının artırılabileceğinin hükme bağlandığı anlaşılmaktadır. Yasa'da umumi hizmetler ve kamu hizmetleri ayrımına gidildiğinden, umumi hizmetlere ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlar kavramı ile ne ifade edilmek istenildiğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Ancak Yasa'da, ifade edilen bu kavramlara ilişkin herhangi bir tanımlama yapılmadığı görülmektedir. 7181 sayılı Yasanın gerekçesinde 13.maddeye ilişkin olarak; "3194 sayılı İmar Kanununun 13 üncü maddesinde yapılan değişiklik ile; uygulama imar planlarında umumi hizmet alanına ayrılan veya kamulaştırılması gereken alanların kamu eline geçmesini sağlama, kamulaştırma yükünü ve kamulaştırmasız el atmadan kaynaklanan sorunları azaltma, nüfusun ihtiyaç duyduğu açık ve yeşil alanların elde edilmesini sağlama yönünde kanuni düzenlemelerin hayata geçirilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca düzenleme ortaklık payına konu kullanımlardan, yol, meydan, ibadet yerleri, park ve çocuk bahçeleri hariç olmak üzere yapı yapılabilecek diğer alanlarda; alanların kamuya geçişi sağlanıncaya kadar maliklerinin talebi halinde ilgili kamu kuruluşunun uygun görüşü alınarak plandaki kullanım amacına uygun özel tesis yapılabilmesine imkan sağlanması öngörülmektedir." ifadelerine yer verilmiştir. Yine 3194 sayılı Yasa'nın 18.maddesinin gerekçesinde; "Madde ile; arsa ve arazi düzenlemesi uygulanacak alanlarda umumi hizmet alanına konu kullanımlar netleştirilmekte ve uygulamada birlik sağlanması öngörülmektedir. Buna mukabil düzenleme ortaklık pay oranı da artırılmakta ve düzenleme ortaklık payına ilişkin usul ve esaslar belirlenerek yaşanan tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Yapılan düzenleme ile; - Kadastro ve imar yollarının zaten kamunun kullanımındaki yollar olduğu, yani bir nevi plan öncesi umumi hizmet alanı olduğu değerlendirildiğinden bu alanların ihdasa konu edilmeden, öncelikle imar planıyla belirlenen umumi hizmet alanlarından düşülmesi ve sonrasında düzenleme ortaklık payının hesaplanması öngörülmektedir. - Sağlıklı ve güvenli yaşam alanları oluşturulurken yapılan imar uygulamalarında kamuya yük getirmeden hareket alanının genişletilmesi, daha hızlı hareket edilmesi ve yasal çerçeve içerisinde kamulaştırma yükünün azaltılması, yıllarca süren kamulaştırma ve mülkiyet problemlerinin önüne geçilmesi ile vatandaşlarımızın mağduriyet yaşamamaları amaçlanmaktadır. - Mevcut yapılar nedeniyle uygulamada düzenleme ortaklık payının alınamadığı durumlarda, eşitlik ilkesinden hareketle düzenleme ortaklık payı miktarının bedele dönüştürülerek alınması öngörülmektedir. - Çok hisseli parsellerdeki mülkiyet probleminin, parsel sahiplerinin muvafakatleri olması halinde imar uygulamasıyla çözülmesi ve bu suretle müstakil parsel oluşması sağlanmaktadır. - Uygulama imar planında hüküm bulunmaması halinde yönetmelikte belirlenen asgari parsel büyüklüklerinin altında parsel oluşturulmasının engellenmesi amaçlanmaktadır." ifadeleri ile açıklama yapıldığı görülmektedir. Yasa'nın 13. ve 18.madde gerekçelerinden de parselasyon yapılırken DOP'tan karşılanması gereken "umumi hizmet alanları" ile kamulaştırılması gereken ve "kamu hizmetine ayrılan yerler" olarak ifade edilen "kamu hizmet alanları" ayrımının yapıldığı açıktır. Yasa metni ile gerekçede, herhangi bir tanım verilmiş olmasa da umumi ve kamu hizmet alanlarının farkını ortaya koymaya elverişli verilerin bulunduğu görülmektedir. Eldeki verilerden: Umumi hizmet alanının; arazi ve arsa düzenlemesi (parselasyon) uygulanarak kamunun eline geçirilmesi gereken alanlardan; yol, meydan, park ve çocuk bahçesi gibi üzerinde yapılaşılamayan alanlar ile üzerinde yapı yapılabilecek olup Yasa'da sayma suretiyle tek tek belirlenerek netleştirilen diğer alanların ifade edildiği anlaşılmaktadır. Kamu hizmet alanının ise; umumi hizmet alanlarının dışında kalan ve üzerinde yapılaşmanın olacağı, kamulaştırılması gereken alanlar olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Açıklandığı üzere Yasa'da açık bir şekilde umumi hizmet alanları ile kamu hizmet alanları ayrımına gidilmiş ve ayrıca üzerinde yapı yapılabilecek olan umumi hizmet alanları sayma suretiyle netleştirilmiştir. Yasa'da DOP'tan karşılanacak umumi hizmet alanları sayma suretiyle belirtildikten sonra "gibi umumi hizmet alanları" ifadesine yer verilmek suretiyle zamana, mekana, koşul ve ihtiyaçlara göre güncelleme olanağı bırakıldığından Yönetmelik'in dava konusu edilen ibaresinde yer alan " ... bunun dışında kamusal ihtiyaçlara göre ortaya çıkacak imar planı kararıyla belirlenen diğer umumi... hizmet alanları..." kısmının Yasa'ya uygun olarak düzenlendiği ve bu kısmın hukuka aykırılığından söz edilemeyeceği açık olup belirtilen kısım yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. Öte yandan, Yasa'da sadece umumi hizmet alanları için "gibi" ifadesi kullanılarak imar planı kararıyla belirlenen umumi hizmet alanlarına ekleme yapılabileceği hükme bağlandığı halde, Yönetmelikte "diğer umumi ve kamu hizmet alanları" düzenlemesine yer verilmek suretiyle umumi hizmet alanı dışında kalan kamu hizmet alanlarının da DOP'tan karşılanması olanaklı hale getirilmiş ve "gibi" ifadesi kapsamında artırılabileceği düzenlenmiştir. Buna göre, Yönetmelik'in dava konusu edilen ibaresinde "kamu hizmet alanları" ifadesine yer verilmek suretiyle Yasa'daki hüküm genişletilerek kamu hizmet alanlarının da DOP'tan karşılanmasına olanak tanındığı görülmektedir. İdarelerin, yönetmeliklerle yapacakları düzenlemelerin normlar hiyerarşisi gereği üst hukuk normlarına uygun olması, düzenlemenin yasalarla idarelere tanınan yetkiler çerçevesinde ve yasayla belirlenen sınırlara bağlı olarak, tamamlayıcı, açıklayıcı ve üst normların uygulanmasına yönelik olması gerekmektedir. Yönetmelik hükümleri ile idareye Yasayla düzenlenmemiş bir yetkinin verilmesi veya verilen yetkinin sınırlarının genişletilmesi mümkün değildir. Bu itibarla, dayanağı Yasa'ya uygunluk göstermeyen dava konusu ibarenin belirtilen kısmının iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. 2. Yönetmelik'in 5. maddesinin 1.fıkrasındaki «bu Yönetmelikteki öncelik sırasına göre» ibaresinin ve Yönetmeliğin 14. maddesinin 2. fıkrasındaki "Düzenleme ortaklık paylarının aşağıdaki öncelik sırasına göre alınması esastır", "b)...kamuya ait kreş alanları", "e) Kent meydanı, kent parkı, spor alanı", "g) teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı","ı) Diğer umumi ve kamu hizmeti alanları." ibarelerinin iptali istemi yönünden, Dava konusu Yönetmelik'in 14. maddesinin 2. fıkrasında yer alan dava konusu ibareler ile Yönetmelik'in 5. maddesinin 1. fıkrası hükmü bağlantılı olduğundan her iki hükme ilişkin inceleme bu başlık altında yapılmıştır. Yönetmelik'in 14.maddesinin 2.fıkrasının (ı) bendinde yer alan "Diğer umumi ve kamu hizmeti alanları." ibaresi yönünden; yukarıda yapılan açıklamalar uyarınca, dava konusu ibarenin "kamu hizmeti alanları" kısmında dayanağı yasaya uygunluk bulunmadığından iptaline karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. Ancak, iptali istenilen Yönetmelik ibaresinin "Diğer umumi ... hizmeti alanları." kısmının dayanağı Yasa'ya uygun olarak düzenlendiği anlaşıldığından bu kısmın hukuka aykırılığında söz edilememekte olup bu kısım yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. Yönetmelik'in 14. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "Düzenleme ortaklık paylarının aşağıdaki öncelik sırasına göre alınması esastır" ibaresi ile Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "bu Yönetmelikteki öncelik sırasına göre" ibaresi yönünden; 3194 sayılı İmar Yasası'nın 7181 sayılı Yasa ile değişik 18.maddesinin 3.fıkrasında; "Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerler ile bölgenin ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, pazar yeri, semt spor alanı, toplu taşıma istasyonları ve durakları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, resmî kurum alanı, mezarlık alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyonalanı olarak ayrılan parseller ve mesire alanları gibi umumi hizmet alanlarından oluşur ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz. Düzenlemeye tabi tutulan alan içerisinde bulunan taşkın kontrol tesisi alanlarının, bu fıkrada belirtilen kullanımlar için düzenleme ortaklık payı düşülmesini müteakip kalan Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanması esastır. Ancak taşkın kontrol tesisi için yeterli alanın ayrılamaması durumunda, düzenleme ortaklık payının ikinci fıkrada belirtilen oranı aşmaması şartıyla, düzenlemeye tabi diğer arazi ve arsaların yüz ölçümlerinden bu fıkradaki kullanımlar için öncelikle düzenleme ortaklık payı ayrıldıktan sonra ikinci fıkrada belirtilen orana kadar taşkın kontrol tesisi için de ayrıca pay ayrılır. Kapanan imar ve kadastro yollarının öncelikle düzenleme ortaklık payına ayrılan toplam alandan düşülmesi esastır. " hükmüne, aynı maddenin 5.fıkrasında; "Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, üçüncü fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar, tescil harici alanlardan veya muvafakat alınmak kaydıyla; kamuya ait taşınmazlardan ya da Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanır. Bu yöntemlerle karşılanamaması hâlinde belediye veya valilikçe kamulaştırma yoluyla tamamlanır." hükmüne ve 6.fıkrasında; "Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır." hükmüne yer verilmiştir. Yukarıda yer verilen 3.fıkrada, DOP alınacak alanlar için bir sıralama yapılmadığı, yani Yasa'da "sırasıyla" ibaresinin kullanılmadığı görülmektedir. Bu bağlamda, Yasa'da DOP'tan karşılanacak alanlar arasında bir sıralama bulunmamakla beraber eğer bir sıralama olacaksa Yasa'daki sıralamaya uyulması gerekmekte olup DOP oranının %45'ten fazla çıkması halinde de Yasa'daki sıraya göre %45'e denk gelen kamu alanının ayrılması ve fazla gelen kamu alanının kamulaştırılması suretiyle DOP oranının %45'e düşürülmesinin sağlanması gerekmektedir. Bu itibarla, sıralama sadece parselasyon işlemi sırasında yapılacak olan kamulaştırma için önemli olup kamulaştırmanın parselasyonu yapacak idare tarafından ve parselasyon işlemi tamamlanmadan yapılması ve parselasyon işlemi yapıldıktan sonra özel mülkiyette kamulaştırılması gereken herhangi bir kamu alanının kalmaması gerekmektedir. Bu husus Yasa'nın 18.maddesinin 5.fıkrası gereği olmasının yanı sıra anılan 18.madde hükümleri ile amaçlanan parselasyon işlemi sonucunda kamu alanlarının kamunun eline geçmiş olmasının ve imar planına göre yapılaşılabilecek düzgün imar parsellerinin elde edilmiş olmasının da bir gereğidir. Zira parselasyon işleminin tamamlanmasından sonra kamulaştırılacak kamu alanının kalması parselasyonu hukuka aykırı hale getirir. Öte yandan, parselasyon işlemi yapılırken parselasyonu yapan idare, görev alanına giren kamu alanlarını kamulaştırabilir. Diğer kamu alanlarını da DOP'tan elde etmesi gerekir. Bu durumda, Yasa'da yer almamasına rağmen DOP oranının %45'e düşürülmesi için hangi alanların DOP'tan hangi alanların kamulaştırma suretiyle elde edileceğine ilişkin idarenin takdir yetkisinin kaldırılarak sıralama suretiyle Yönetmelikte bunun belirlenmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Diğer yandan, dayanağı imar planında yer alan umumi hizmet alanlarının hangilerinin parselasyona ilişkin düzenleme sahası kapsamında kalacağı her parselasyon planında farklılık gösterebilmektedir. İdarelerin parselasyona ilişkin düzenleme sınırının geçirilmesinde mevzuatta DOP kapsamında sayılan kullanımların oransal olarak dengeli şekilde dağıtılmasına yönelik etaplama yapması, uygulamada adaletli davranılması için bir gerekliliktir. Diğer bir deyişle DOP, imar planının hangi kısmının parselasyon düzenleme sahası olarak belirleneceğine (düzenleme sınırının geçirilmesine) etki eden önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Başlı başına ayrıntılı bir teknik çalışma gerektiren bu durumun, DOP kullanımları arasında öncelik sıralaması getirildiğinde ve özellikle kamulaştırma da yapılması gerekmesi durumunda iyice zorlaşacağı açıktır. Kaldı ki, DOP'a konu alanlarının %45'den fazla olması durumunda uyulması gereken usul, 3194 sayılı Yasa'nın 18.maddesinin 5.fıkrasında belirtilmiştir. 3194 sayılı Yasanın 18.maddesinin 4.fıkrasında "Üçüncü fıkrada belirtilen, bölgenin ihtiyacına ayrılan alanlardan belediye hizmetleri ile ilgili olanlar bu amaçlarla kullanılmak kaydıyla ilgili belediyesi adına, diğer alanlar ise imar planındaki kullanım amacı doğrultusunda bu amacı gerçekleştirecek olan idareye tahsis edilmek üzere Hazine adına tescil edilir.", 5.fıkrasında "Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, üçüncü fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar, tescil harici alanlardan veya muvafakat alınmak kaydıyla; kamuya ait taşınmazlardan ya da Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanır. Bu yöntemlerle karşılanamaması hâlinde belediye veya valilikçe kamulaştırma yoluyla tamamlanır.", 6.fıkrasında "Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır." hükümlerine yer verilmiştir. Yönetmelik'in 15.maddesinin 2.fıkrasında ise, Yasa hükmünden farklı bir düzenlemeye gidilmiş ve DOP kullanımlarından hangileri olduğu ayrıntılı olarak belirtilen bir bölümünün valilikçe veya ilgili kamu hizmetini yürütmekle görevli kamu kurumunca, bir bölümünün, belediye veya il özel idaresince, bir bölümünün ise hem belediyece hem de hizmeti verecek idarece kamulaştırılacağı öngörülmüştür. Yönetmelikte yapılan düzenlemenin Yasa'da yer alan kamulaştırmanın belediye veya valilikçe yapılacağına ilişkin hükümle uyumsuz olduğu görülmektedir. Bu itibarla, parselasyon düzenleme sahası kapsamında kalan umumi hizmet alanlarının toplamının %45'ten fazla olması ve fazla olan kısmın bulunuyor ise, tescil harici alanlardan veya muvafakat alınmak kaydıyla kamuya ait taşınmazlardan ya da Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanmasına rağmen bu alanların da yeterli gelmemesi durumunda kamulaştırma yapılması gerekmekte olup DOP alanlarının bir sıralama esas alınarak belirlenmesi halinde kamulaştırmanın nasıl ve hangi suretle yapılacağı ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Zira DOP'un kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılması gerektiğinden, önce umumi hizmet alanları toplamının düzenleme sahasının toplam alanına oranının hesaplanması, bulunan oranın %45'i aşması halinde, Yasa'nın izin verdiği alanlardan karşılanmak suretiyle oranın %45'e düşürülmeye çalışılması ve bu sağlanamadı ise kalan %45'e kadarki kısmın kamulaştırılacak alan olarak belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirleme yapılırken DOP'un kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden alınması Yasa'nın açık hükmü gereğidir. Yönetmelik'te düzenlenen sıralamaya ilişkin bir diğer konu ise; sıralamada yer alan kullanımların parselasyon sahasında yer aldığı ölçüde DOP'a ve kamulaştırmaya konu edileceği düşünülürse, Yönetmelikte belirtilen sıralamada yer alan kullanımlardan bir kısmının düzenleme sahasında bulunmaması veya düzenleme sahasında bulunup da sıralamada alt sıralarda yer alması durumunda ne yapılacağının belirtilmemesidir. Bu durumda sıralamada yer alan bir alt kullanıma geçileceği düşüncesi ise yorumdan öteye bir anlam ifade etmemekte olup belirtilen hususa ilişkin teknik eksiklik bulunduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Ayrıca, Yasa'da sadece belediye ve valilikçe kamulaştırma yapılacağı kurala bağlandığından Yönetmelikte diğer idarelerin sorumluluğunda kamulaştırma yapılması gereken alanlar yönünden yetki ve sorumluluk hususunda Yasayla uyumsuzluk oluştuğu, öte yandan kamulaştırmayı yapacak idareler imar planındaki kullanım kararına göre farklılık göstereceği için parselasyon sahasında kalan kullanımlar bakımından bir idarenin sorumluluğunun ağır basması halinde kamulaştırma külfetinin tamamının/tamamına yakının o idarede kalması sorununun da çözümsüz bırakıldığı görülmektedir. Özellikle sıralamanın ilk sıralarında belediyelerin hizmet alanına giren kullanımların yer alması nedeniyle bu alanların DOP'tan karşılanması gerekeceğinden kamulaştırma külfetinin büyük ölçüde belediyeler dışındaki idarelerde kalacağı anlaşılmaktadır. Parselasyon işlemlerinin özellikleri ve tekniği gereği, her düzenleme sahasına denk gelecek olan umumi ve kamu hizmeti alanları değişiklik gösterecek olmakla birlikte, bu alanların nitelikleri ve büyüklükleri ile düzenleme ortaklık payına olan etkileri de değişkenlik gösterebilir. Bu halde düzenlemeyi yapacak idarenin yapması gereken, her bir düzenleme sahası özelinde; düzenleme sahasının büyüklüğü, imar planı kararlarında öngörülen umumi ve kamu hizmet alanlarından hangilerinin arazi ve arsa düzenlemesi yapılacak olan sahaya denk geldiği, bu şekilde DOP'tan karşılanacak olan kullanımların düzenleme sahasındaki konumu ve büyüklüğü gibi değişkenlik gösterecek tüm unsurları bir arada değerlendirerek kamu yararına en uygun olacak ve bireysel menfaatleri de ölçüsüz zedelemeyecek şekilde belirleyeceği sıra üzerinden kamulaştırma yapmaktır. Bunun aksi bir tutumla, DOP'tan karşılanacak olan alanlar arasında belirli bir önem ve öncelik sırası gözetilerek, uygulamayı yapacak olan idarenin bağlı yetkiye tâbi tutulması, uygulamada yukarıda belirtildiği şekilde kamu yararına uygun olmayan sonuçlara sebep olacağından dayanak Yasa'da bulunmayan bir sıralamanın Yönetmelik ile öngörülmesinde hukuka ve kamu yararına uyarlık bulunmadığı anlaşılmakta olup anılan ibarelerin iptali gerektiği düşünülmektedir. Yönetmelik'in 14. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendindeki "...kamuya ait kreş alanları", (e) bendindeki "kent meydanı, kent parkı, spor alanı", (g) bendindeki "teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı" ibareleri yönünden; Dava konusu Yönetmelik'in 14. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "Düzenleme ortaklık paylarının aşağıdaki öncelik sırasına göre alınması esastır." ibaresi yönünden, böyle bir öncelik sırası yapılmasının 3194 sayılı Yasa'ya aykırı olduğu belirlenmiş olduğundan; anılan sıralama içerisinde öngörülen (b) bendindeki "...kamuya ait kreş alanları", (e) bendindeki "kent meydanı, kent parkı, spor alanı", (g) bendindeki "teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı" ibarelerinde de hukuka uyarlık görülmemekte olup anılan ibarelerin iptallerinin gerektiği düşünülmektedir. 3. Yönetmelik'in 5. maddesinin 7. fıkrası yönünden, Mevzuatta, ilçe belediyeleri ile büyükşehir belediyeleri arasındaki görev ve yetki ilişkisinde ilçe belediyelerinin görevini belirlenen süreler içerisinde yerine getirmemesi halinde büyükşehir belediyelerinin ilçe belediyelerinin görevlerini yerine getirebileceğinin düzenlendiği, ancak büyükşehir belediyelerinin görev ve yetkilerinin ilçe belediyelerine devredilebileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığı görülmekte olup görev ve yetkinin yasadan doğması nedeniyle Yönetmelik kuralıyla büyükşehir belediyelerinin görev ve yetkisinin ilçe belediyesine devredilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığından belirtilen düzenlemenin iptali gerektiği düşünülmektedir. Öte yandan, Yönetmelik maddesiyle görev ve yetki yönünden büyükşehir belediyesinin iradesi atlanarak ilçe belediyesi tarafından sayılan projelerin düzenleme ortaklık payı ile elde edilen alanlarda gerçekleştirilebileceğine ilişkin bu kuralın arazi ve arsa düzenlemeleri kapsamında çıkarılan anılan Yönetmelikte değerlendirilemeyeceği de açıktır. 4. Yönetmelik'in 6.maddesinin 4. fıkrasındaki "...Bu süre idarenin onayıyla 5'er yıllık periyotlar halinde uzatılabilir..." ibaresi yönünden, 3194 sayılı Yasa'nın 7181 sayılı Yasa ile değişik hâlinde "İmar planlarında umumi hizmetlere ve kamu hizmetlerine ayrılan yerler" başlıklı 13. maddesinde; "Özel hukuk kişilerinin mülkiyetinde olup uygulama imar planında düzenleme ortaklık payına konu kullanımlarda yer alan taşınmazlar; a) Bu kullanımlardan umumi hizmetlere ayrılan alanlar öncelikle 18 inci maddeye göre arazi ve arsa düzenlemesi yapılarak, b) 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında sırasıyla, ilgisine göre Hazine veya ilgili idarelerin mülkiyetindeki taşınmazlar ile trampa yapılmak veya satın alınmak suretiyle, ilgili kamu kurum ve kuruluşunca kamulaştırılarak kamu mülkiyetine geçirilir. Düzenleme ortaklık payına konu kullanımlardan yol, meydan, ibadet yerleri, park ve çocuk bahçeleri hariç olmak üzere yapı yapılabilecek diğer alanlarda; alanların kamuya geçişi sağlanıncaya kadar maliklerinin talebi hâlinde ilgili kamu kuruluşunun uygun görüşü alınarak plandaki kullanım amacına uygun özel tesis yapılabilir. İlgili mevzuat uyarınca hiçbir şekilde yapı yapılamayacak alanlarda muvakkat da olsa yapı yapılmasına izin verilmez. Mevcut yapılar kamulaştırılıncaya kadar korunabilir. Bu alanlarda beş yıllık imar programı süresi içinde, birinci fıkranın (a) ve (b) bentlerine göre işlem tesis edilerek parsel, kamu mülkiyetine geçirilmek zorundadır. Bu süre en fazla bir yıl uzatılabilir. Parsel maliklerinin hisselerini idareye hibe etmeleri veya bedelsiz devretmeleri durumunda, idare devir işlemlerini bedel almaksızın gerçekleştirmekle yükümlüdür. Bu işlemler için parsel maliklerinden hiçbir vergi, resim, harç, döner sermaye ücreti ve herhangi bir ad altında bedel alınmaz. Kamu kullanımına ait sosyal, kültürel ve teknik altyapı alanlarının, Hazine veya kamu mülkiyetindeki alanlarla trampa yapılması hâlinde, şahıs veya özel hukuk kişilerinden hiçbir vergi, resim, harç, ücret, döner sermaye ücreti ve herhangi bir ad altında bedel alınmaz. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça hazırlanan yönetmelikle belirlenir. " hükmü yer almaktadır. 3194 sayılı Yasa'nın "İmar programları, kamulaştırma ve kısıtlılık hali" başlıklı 10.maddesinde "Belediyeler; imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu programlar, belediye meclisinde kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu program içinde bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamu kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek, kamu kuruluşlarının yıllık bütçelerine konulur. İmar programlarında, umumi hizmetlere ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkuller kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam eder." hükmü yer almaktadır. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmelik'in 6.maddesinin 4.fıkrasında "İmar planındaki kullanım amacına göre kamu hizmetini sağlamakla yükümlü idarenin yatırım programında olmaması halinde idarenin onayıyla, yine ilgili idarenin izin ve kontrolünde parsel maliki tarafından yapılacak özel tesis, 10 yıl süre ile özel tesisi yapan parsel maliki tarafından kullanılır. Bu süre idarenin onayıyla 5’er yıllık periyotlar halinde uzatılabilir. İlgili idare süre bitiminden 1 yıl öncesinde kamulaştıracağını parsel malikine 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanununa göre bildirir. Kullanım süresinin bitmesinden sonra kamu hizmetini sağlamakla yükümlü idare, parseli ve üzerindeki izin verilen muhdesatı, Kamulaştırma Kanununa göre kamulaştırmak suretiyle kamuya geçişini sağlar. İmar Kanununun 13 üncü maddesine göre işlem yürüten parsel malik/malikleri bu alanın üzerindeki yapıyı başka amaçla kullanmayacağını ve süre bitiminde muhdesatıyla beraber kamu kullanımına geçeceğini bilir, kabul ve taahhüt eder." düzenlemesine yer verilmektedir. Yukarıda yer verilen Yasa hükümlerinden, Belediyelerin imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlayacakları ve bu program süresi içinde kamulaştırmanın yapılması gerektiği ve düzenleme ortaklık payına konu kullanımlardan yol, meydan, ibadet yerleri, park ve çocuk bahçeleri hariç olmak üzere yapı yapılabilecek diğer alanlarda; alanların kamuya geçişi sağlanıncaya kadar belirtilen koşullarda özel tesis yapılabileceği anlaşılmaktadır. Yasa'ya göre özel tesis yapılabilecek alanların kamuya geçişi için öngörülen sürenin, imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde ve bu planı tatbik etmek üzere hazırlanacak 5 yıllık imar programı ile sınırlandırıldığı açıktır. Özel tesis yapılmasına olanak tanınan bu parsel alanlarının 5 yıl içinde kamulaştırılması gerekmektedir. Bu durumda, özel tesis yapılabilecek alanların kamulaştırılmasına ilişkin sürenin Yönetmelikte 10 yıla çıkarılması, hatta 10 yıllık sürenin de 5'er yıllık periyotlar halinde uzatılabileceğinin düzenlenmesi açıkça Yasa'ya aykırılık sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Zira Yönetmelik ile özel tesis yapılmasına izin verilen parselin 10 yıl artı belirsiz bir zaman süreci boyunca özel tesis olarak kullanılması olanağı tanındığından imar planı yürürlüğe giren bir alanda kalan umumi hizmet alanının 5 yıl içinde parselasyon veya duruma göre kamulaştırma yapılmak suretiyle kamu eline geçirilmesi gerekirken bunun yapılamaması durumu söz konusu olmaktadır. Bunun bir sonucu olarak da, bölgenin parselasyona konu edilmesi halinde özel tesis izni verilen parselin ya parselasyon düzenleme sahası dışında bırakılması gerekecek ya da parselasyona dahil edilirse kamulaştırılması gerektiği halde kamulaştırılması belirsiz bir süreliğine yapılamayacaktır. Çünkü birinci durumda; alanda parselasyon yapılması halinde imar planında umumi hizmet alanında kalan parselin arzının DOP'a verilmesi gerekeceğinden ve DOP'a verilen bir alanın kamunun kullanımına özgülenmesi gerekmekte olup söz konusu özel tesisin korunması olanağı bulunamayacağından özel tesis yapılmak istenilen parselin, 18.maddeye aykırı şekilde parselasyon kapsamına alınamaması söz konusudur. Bu durumda parselin, içinde bulunduğu bölgede imar düzenlemeleri yapılırken ayrıksı bir şekilde düzenleme kapsamı dışında kalması gerekecek ve nihayet özel tesis izni bitip kamulaştırıldığında ise parselasyona tabi tutulmamış bir kadastral parsel olarak kalacaktır. Özel tesis izni verilen parsellerin nasıl düzenleme sahası dışında bırakılacağı, özel tesis izni bitince tekrar nasıl parselasyona konu edileceği ise ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. İkinci durumda ise; parselasyona dahil edilen özel tesis izni verilen parselin kamulaştırılması öteleneceğinden, kamunun kullanımına özgülenmesi gereken kamu alanı üzerinde özel kişi tarafından yapılan yapının kullanılması söz konusu olacaktır. Ayrıca her iki durum, parselasyonda DOP oranının parsel malikleri aleyhine olacak şekilde hatalı belirlenmesine de neden olacaktır. Sonuç olarak, parselasyon işleminin amacı ve kapsamı düşünüldüğünde özel tesis izni verilen parsellerin varlığının parselasyonu zorlaştırıcı ve olumsuz etkilerinin olacağı anlaşılmaktadır. Özel tesis konusu parselin parselasyona dahil edilip, DOP kapsamında arzı kamu eline geçirildiği halde özel tesise ilişkin muhdesatın kamulaştırılmasının sonraya bırakılması gibi hukuk dışı bir seçeneğin ise söz konusu olamaması gerekmektedir. Belirtilen nedenlerle dava konusu Yönetmelik ibaresinde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmış olup iptaline karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. 5. Yönetmelik'in "İfraz ve tevhit işleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendindeki "Düzenleme alanının büyük bir kısmı yapılaşmış olsa dahi..." ibaresi yönünden, 3194 sayılı İmar Yasası'nın 15.maddesinde, ifraz ve tevhit işleminin parselasyon işlemi yapılan yerlerde yapılabileceği hükme bağlandıktan sonra bu kuralın istisnaları tek tek sayılarak "10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda belirtilen merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin yetkisi içindeki kamu yatırımlarında", "kamu mülkiyetine ait alanlarda", "koruma amaçlı uygulama imar planı bulunan alanlarda" ve "parselasyon planının tatbiki mümkün olmayan meskûn alanlarda", "büyük bir kısmı uygulama imar planına uygun şekilde oluşan imar adalarının geri kalan kısımlarında" parselasyon işlemi yapılmadan ifraz ve tevhit işlemi yapılabileceği belirtilmiştir. Ancak Yönetmelik maddesinde anılan istisnalar sayılırken Yasa'ya aykırı olarak meskun alan ibaresinin kullanılmadığı, bunun yerine Yasa'da istisna olarak getirilen hükümden daha geniş yorumlanabilecek şekilde "Düzenleme alanının büyük bir kısmı yapılaşmış olsa dahi" ibaresinin kullanıldığı görülmektedir. Bu durumda Yasa ile getirilen istisnaların genişletilmesine ilişkin Yönetmelik kuralında hukuka uyarlık bulunmamakta olup iptali gerektiği düşünülmektedir. 6. Yönetmelik'in 11. maddesinin 2. ve 3.fıkralarındaki "kişi ya da" ibareleri yönünden, Uyuşmazlıkta, dava konusu Yönetmelik düzenlemesinde geçen "kişi"nin arazi ve arsa düzenlemesini yapacak olan kişi olmadığı, düzenleme sınırında yer alan maliklerin taşınmazlarının tapu ve kadastro verilerini temin edilebilecek olan kişi olduğu, Tapu ve Kadastro Verilerinin Paylaşılması Hakkında Yönetmelik'te de bu verilerin paylaşılması için bir şart öngörülmediği, yalnızca verilerin özel hayata ilişkin olması sebebiyle bazı sınırlamalar getirildiği, hukuka uygun olarak yetkilendirilmesi halinde anılan mevzuat hükümleri çerçevesinde verilerin paylaşılması için harita mühendisi olunması şartının aranmadığı, Yönetmelik'in 22. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde ise bundan farklı olarak taşınmaz maliklerinin ilgili idareye onay için sunacakları arsa ve arazi düzenlemesi işlemlerinin hazırlık aşamasından söz edildiği ve uygulamayı harita mühendisinin yapacağının belirtildiği anlaşılmıştır. Bu durumda, Yönetmelik'in "Tapu kayıtlarının ve parsel sınırlarının elde edilmesi" başlığı altında düzenlenen 11. maddesinin 2. ve 3. fıkralarında geçen "kişi ya da" ibarelerinin açık ve anlaşılır olduğu ve anılan ibarelerin kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Nitekim, bu düzenleme mühendisin görevini engellemediğinden harita mühendislerince de bu görevin ifa edilebileceği tabidir. Belirtilen nedenlerle anılan ibareler yönünden davanın reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. 7. Yönetmelik'in 12. maddesinin 1.fıkrası yönünden, Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmelik'in "Tapu kayıtlarına belirtme yapılması" başlıklı uyuşmazlığa konu 12.maddesinin 1.fıkrasında, "Mücavir alan içinde belediye encümeni kararı, dışında ise il idare kurulu kararı veya parselasyon planlarını yapan/yaptıran idarenin yazısı ile uygulamaya alınan taşınmaz malların ada ve parsel numaraları ilgili tapu müdürlüğüne gönderilerek, tapu kayıtlarına “3194 sayılı İmar Kanununun 18 inci maddesine istinaden imar uygulamasına alınmıştır” belirtmesinin konulması istenir." düzenlemesi yer almakta iken 21/10/2020 tarihli, 31281 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1.maddesi ile Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 12. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Mücavir alan” ibaresi “Belediye ve mücavir alan” olarak değiştirilmiştir. Bu durumda, anılan Yönetmelik kuralı yönünden uyuşmazlık konusunun ortadan kalktığı sonucuna ulaşılmıştır. 8. Yönetmelik'in 14. maddesinin 1.fıkrasındaki "bölgenin ihtiyacı olan" ibaresi yönünden, 3194 sayılı Yasa'nın 18.maddesinin 3.fıkrasında yer alan "düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan" ibaresi 7181 sayılı Yasa'nın 9.maddesi ile "düzenlemeye tabi tutulan yerler ile bölgenin ihtiyacı olan" olarak değiştirildiğinden artık hem düzenleme sınırı içindeki yerlerin hem de bölgenin umumi hizmet alanlarının düzenleme ortaklık payından karşılanacağı anlaşılmaktadır. Uygulama imar planının uygulama işlemi niteliğindeki parselasyon işlemi tesis edilirken idarelerin, bölgenin gelişme yönü, imar planı onama sınırları, parsellerin kadastral durumları, mevcut yapılaşmalar, yol eksenleri, fiziksel eşikler, imar planı kullanım kararları, mevzuat hükümleri gibi etkenleri dikkate alarak parselasyon düzenleme sahalarını belirledikleri görülmektedir. Parselasyon kapsamında kalan parsellerden düzenleme sahasında bulunan umumi hizmet alanlarının elde edilmesi için parsellerin düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığı olarak DOP kesintisi yapılmaktadır. DOP oranı ise her parselasyona ilişkin düzenleme sahasının kapsam ve özelliklerine göre değişiklik göstermekte olup bu oran düzenleme sahası içinde kalan umumi hizmet alanlarının elde edilmesi birincil amacına uygun olacak şekilde belirlenmektedir. Dolayısıyla parselasyona giren parsellerden yapılan kesintiler sonucunda umumi hizmet alanları kamunun eline geçirilmektedir. Taşınmazın kalan kısmında önceki kadastral haline göre değer artışı olduğu ve böylece DOP kapsamında söz konusu değer artışının bedelinin ödendiği Yasa maddesinde belirtilmiş ise de meydana gelen değer artışının soyut bir kavram olduğu, DOP oranı hesaplanırken bu değer artışının hesaplanmadığı, belirlenen DOP'un kesilerek taşınmazdan artan kısmın kadastral parsel malikine tahsis edildiği, zira Yasa'da da bu değer artışının hesaplanması konusunda bir hükmün yer almadığı, kesilen DOP kadar eksilen ve imar parseline dönüşen taşınmazda, alınan DOP'a eşdeğer bir değer artışı olduğunun kendiliğinden varsayıldığı görülmektedir. Öte yandan, "bölgesel" kullanımların da DOP'tan karşılanması halinde "bölge" ibaresinin tanımsız olması sebebiyle, mahalle ölçeğindeki kullanımları aşacak şekilde ilçe, il ve hatta ülke çapındaki kullanımları tariflemesinin olanaklı olduğu, zira düzenleme ortaklık payına ilişkin ele alınan diğer mevzuat hükümlerinde de "diğer umumi ve kamu hizmet alanları" şeklinde belirsiz ifadeler bulunduğu dikkate alındığında il ve ülke çapında hizmet veren kamusal alanların düzenleme sınırı içinde kalan taşınmaz maliklerinden karşılıksız olarak kesinti yapılmak suretiyle elde edilmesinin mülkiyet hakkını ölçüsüz olarak ihlal edeceği açıktır. Bölgesel kullanım ibaresinin, ülke çapında hizmet veren idari kurum ve kuruluşlar, millet bahçesi vb. il ölçeğinde hizmet verecek yeşil alanlar ile şehir hastaneleri gibi sağlık kurumlarının o düzenleme sahasında kalan taşınmazlardan yapılan DOP kesintileri ile oluşturulmasına olanak tanımaya elverişli olması nedeniyle DOP kesintisi yapılacak alanları tariflemesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Anayasanın 35.maddesine göre mülkiyet hakkının kamu yararı için sınırlanması olanaklı ise de bu sınırlamanın orantılı olmasının da gerektiği, ayrıca hukuk güvenliği ilkesi ve hukuk normlarının öngörülebilir olmasının gerekliliği dikkate alındığında "bölge"nin sınırı ve tanımı tamamen belirsiz olduğundan, mülk sahibi olanlardan taşınmazın %45'ine kadarlık kısmının üst sınırdan kesilmesi yönünde şartları zorlayarak "yalnızca değer artışı karşılığında" el konulması ve "düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan" umumi hizmet alanlarına ek olarak "düzenleme alanı ile mekansal anlamda bağlantısı bulunmayan çevrelerin de ihtiyacı olan ve bu çevrelere de hitap eden, yani düzenleme alanından daha geniş ölçekteki nüfusun ihtiyaçları için tasarlanmış" umumi hizmet alanlarının elde edilmesinin "mülkiyet hakkı" ile "kamu yararı" arasında kurulması gereken nimet-külfet dengesinde malike aşırı bir külfet yükleyerek gözetilmesi gereken adil dengeyi malik aleyhine bozduğu anlaşıldığından 7181 sayılı Yasa ile değiştirilen 3194 sayılı Yasa'nın 18.maddesinin 3.fıkrasının "ile bölgenin ihtiyacı" ibaresinin Anayasa'nın 2., 10., 35.maddelerine aykırı olduğu sonucuna ulaşılması nedeniyle anılan hükmün Anayasa Mahkemesi'ne gönderilmesi gerektiği düşünülmektedir. Anılan hükmün Anayasa Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmemesi halinde uyuşmazlığın esasına gelince; 3194 sayılı Yasa'da, (ayrıca Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği, Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği ve Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde de) bölge tanımı yapılmamış, sınırı çizilmemiştir. Dava konusu Yönetmelik'te yer alan ibarenin de, 3194 sayılı Yasa'nın 18.maddesinin 3.fıkrasının tekrarı olduğu dikkate alındığında Yasa'ya uygun olan ibarede hukuka aykırılık bulunmamakta olup anılan ibare yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. 9. Yönetmelik'in 14.maddesinin 4.fıkrası yönünden, Danıştay Altıncı Dairesinin yerleşik kararlarında; parselasyon işlemi yapılırken düzenleme alanında kapanan kadastral yolların bulunması durumunda, kamu alanlarına ayrılan yerlerden bu kapanan kadastral yollar düşülerek düzenleme ortaklık payının hesaplanması ve düzenlemeye giren parsel maliklerinden bu miktarın alınması suretiyle şahıs arazilerinden daha fazla oranda DOP kesilmesinin engellenmesinin amaçlandığı görülmektedir. Nitekim 3194 sayılı Yasa'nın 18.maddesinin 3.fıkrasına eklenen hükümden önce Anayasa Mahkemesi'nin 12/01/2012 tarih ve E:2011/23, K:2012/3 sayılı kararında, kapanan ya da açığa çıkan yol veya yol parçalarının kamu malı niteliğini kaybederek idarenin özel malı haline geleceği ve kamu mallarına ilişkin korumanın ortadan kalkacağı, bu nedenle 21.maddede açığa çıkan bu taşınmazların tapu sicilinin sağladığı güvenceden yararlanabilmesi için tapu siciline tescilinin öngörüldüğü, idarenin, İmar Yasası'nın 18.maddesi gereği parsellerin yeniden düzenlenmesinde, eski yol parçalarını özel kişilerin arsaları ile birleştirebileceği, eğer yeniden kamu yararına tahsis edilmezse, idarenin özel hukuk rejimi çerçevesinde bu malları tasarruf edebileceği, gerekirse satabileceği, Anayasa'nın 125. maddesine göre, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, idarenin keyfi uygulamalara sapması halinde buna karşı adlî ve idarî yargıda dava açılabileceği, sonuç olarak Tapu Yasası'nın 21.maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığı, ancak idarenin yeni bir kararla bu taşınmazları kamu yararına tahsis ederek kamu malına da dönüştürebileceği vurgulanmıştır. Dolayısıyla, Tapu Yasası'nın 21. maddesine göre belediye adına tescil edilen kadastral yolun özel hukuk rejimine tâbi olabilmesi için anılan kadastral yolun bulunduğu alanda yapılacak parselasyona ilişkin düzenleme sınırı içinde umumi hizmetlere ayrılan alanın bulunmaması gerekmektedir. Öte yandan, parselasyon işleminin yasal amacı ve düzenlenişi dikkate alınarak konu ele alındığında, parselasyona ilişkin düzenleme sınırı içinde umumi hizmetlere ayrılan alanın bulunmaması gibi bir ihtimalin, pek de olasılık dahilinde bulunmadığı açıktır. Bu nedenle, normal koşullarda DOP'tan düşülmesi gereken bu alanların DOP'tan düşülmeyerek imar parseli oluşturulması suretiyle ilgili idareler adına tescil edilmesi hususunun titizlikle irdelenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda düzenleme sınırının, hatalı şekilde belirlenip belirlenmediği ayrıntılı olarak incelenmeli ve söz konusu alanların DOP'ta kullanılmasına olanak tanınacak şekilde düzenleme sınırı belirlenmesinin öncelenmesi gerektiği yönüyle değerlendirme yapılmalıdır. Yönetmeliğin 14.maddesinin 5.fıkrasında da bu husus düzenlenmiş "Ancak kapanan kadastro ve imar yollarının toplam alanının, düzenleme sahasındaki düzenleme ortaklık payına konu olan umumi ve kamu hizmet alanlarından fazla olması durumunda; artan miktar Tapu Kanununun 21 inci maddesi hükümlerine göre köy tüzel kişiliği, belediye veya Hazine adına tescil edilir. Büyükşehir belediyesi olan yerlerde; Büyükşehir Belediyesi Kanununda belirtilen belediyelerin görev dağılımına göre ilgili belediye adına tescil edilir" düzenlemesine yer verilmiştir. Aksine bir yaklaşım, kadastral karşılığı olmadan düzenleme alanında belediyenin taşınmaz edinmesi sonucunu doğurur ki bu durum mülk sahiplerinin aleyhine olduğu gibi 3194 sayılı Yasa'nın 18. maddesinin amacına da aykırıdır. Bu durumda, dava konusu Yönetmelik kuralıyla Tapu Yasası'nın 21.maddesinde yer alan düzenleme kapsamında kapanan yolların tapuya kaydedilmesinin değil, 3194 sayılı Yasa'nın 18.maddesinin 3.fıkrasına eklenen hükümle aynı olacak şekilde parselasyon işlemiyle imar planında kapanan yolların, parselasyon sırasında veya yapılmadan önce idareler tarafından ihdas edilmesinin engellendiği, bu alanların düzenleme ortaklık payına ayrılan alandan düşülmesinin öngörüldüğü, dolayısıyla anılan Tapu Yasası'na aykırılık bulunmadığı, parselasyon yapılmıyorsa bu alanların boşta kalmaması için Tapu Yasası'nın 21.maddesi uyarınca idare adına tescil edilebileceği, ancak sonradan parselasyon işlemi yapıldığında bu alanların miktarının yine kamu alanları miktarından düşülmesi gerektiği, Yönetmelik maddesinde hukuka aykırılık olmadığı kanaatine ulaşılmıştır. Belirtilen nedenlerle Yönetmelik'in anılan kısmı yönünden davanın reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. 10. Yönetmelik'in 14.maddesinin 8.fıkrasındaki "bağışlanması ya da", "bağışlanan ya da", "ya da bağışlanan" ve "bağış ve" ibareleri yönünden, Yönetmelik'in uyuşmazlığa konu 8. fıkrasında bağış ibaresinin kullanılmasının belirsizlik içermediği, bağışlayanların amacına göre bir ayrıma gidildiği, yapılaşma amacıyla bağış ile yapılaşma dışında bir amaçla yapılan veya şartsız olarak yapılan bağışın birbirinden ayrıldığı ve idarelerin düzenleme ortaklık payı keserken izleyecekleri usulün düzenlendiği, anılan kuralın taşınmaz maliklerini bağış yapmaya teşvik edecek veya zorlayacak nitelikte olmadığı, aksine anılan kuralın 3194 sayılı Yasa'nın 18. maddesinin 8. fıkrası ile getirilen yasal temellere ve yıllardır süregelen Danıştay içtihatlarına uyumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Belirtilen nedenlerle anılan ibareler yönünden davanın reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. 11. Yönetmelik'in 14.maddesinin 9.fıkrası yönünden, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği ve Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde yer alan tanımlamalara göre rekreasyon alanlarının kente hizmet eden yeşil alan statüsünde sosyal donatı alanı niteliğinde bulunduğu, rekreasyon alanında yapılacak yapıların kente hizmet için belediyelerce yapılacak yapılar olduğu ve anılan yapılar için getirilen yapılaşma oranının da düşük olduğu anlaşılmaktadır. İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikle de anılan kısıtlamaların yanı sıra bazı düzenlemeler ve kısıtlamalar getirildiği görülmektedir. Belirtilen nedenlerle, içme suyu havzasında kalsa da kente hizmet eden yeşil alan statüsündeki rekreasyon alanlarının düzenleme ortaklık payından karşılanmaması ve diğer kullanım haklarına göre çok daha kısıtlı ve az yapılaşma hakkına sahip olduğu anlaşılan bu alanların parselasyon sonucunda taşınmaz maliklerine tahsis edilmesi durumunda mülkiyet hakkına ölçüsüz müdahale edilmiş olacağı sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan, Yasa'nın 18.maddesinde rekreasyon alanlarının DOP'tan karşılanacağı açıkça belirtildiğinden Yönetmelik kuralıyla içme-kullanma suyu havzasında kalan rekreasyon alanları için bir istisna getirilerek bu alanların parsel maliklerine tahsis edilebileceğinin öngörülmesinde Yasa'ya uygunluk bulunmamaktadır. Bu nedenle anılan Yönetmelik kuralının iptaline karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. 12. Yönetmelik'in 15.maddesinin 4.fıkrasındaki "parsellerin imar planında kamu ve umumi hizmet alanlarına denk gelen kısımları, denk gelen alanları oranında kamulaştırmaya konu kamu ve umumi hizmet alanına tahsis edilir." ibaresi yönünden, 10/07/2019 tarihinde yürürlüğe giren 7181 sayılı Yasa ile 3194 sayılı Yasa'nın 18.maddesinde önemli değişiklikler yapılmış ve yürürlükten kaldırılan İmar Kanununun 18 inci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi İle İlgili Esaslar Hakkında Yönetmelik'te düzenlenen ve kamu ortaklık payından hisselendirilme ile oluşturulacağı belirtilen hastane, belediye hizmet alanı ve resmi kurum alanı sayma suretiyle düzenleme ortaklık payından karşılanacak kamu alanları içine alınmıştır. Yasa'da umumi hizmetlere ayrılan alan - kamu hizmetlerine ayrılan alan ayrımının yapıldığı ve sadece umumi hizmet alanlarının DOP'tan karşılanacağı, kamu hizmet alanlarının ise kamulaştırılacağının belirtildiği ve eski Yönetmelikte düzenlenen, kamu hizmet alanlarının kamu ortaklık payı (KOP) parseli oluşturularak parselasyona dahil edilen tüm parsellerin KOP parselinden hisselendirilmesi, sonra da bu hisselerin kamulaştırma suretiyle kamu eline geçirilmesi yöntemine dava konusu Yönetmelikte yer verilmediği, diğer bir deyişle KOP'un kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Öte yandan 3194 sayılı Yasa'nın 18.maddesinin 5. ve 6. fıkralarında ise "Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, üçüncü fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar, tescil harici alanlardan veya muvafakat alınmak kaydıyla; kamuya ait taşınmazlardan ya da Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanır. Bu yöntemlerle karşılanamaması hâlinde belediye veya valilikçe kamulaştırma yoluyla tamamlanır. Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır." hükmü yer almaktadır. Anılan hüküm uyarınca parselasyon işleminde düzenleme ortaklık payı oranının Yasa'da belirlenen sınırı (%45'i) aşması halinde, eksik kalan miktarın, tescil harici alanlardan veya muvafakat alınmak kaydıyla; kamuya ait taşınmazlardan ya da Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanması, bu yöntemlerle karşılanamaması hâlinde parselasyon işlemini tesis eden belediye veya valilikçe kamulaştırma yoluyla tamamlanması gerekmektedir. Bu durumda, Yasa maddesiyle amaçlanana aykırı olarak parselasyona tâbi tutulan taşınmazlardan %45 oranında DOP alındıktan sonra yeniden KOP parseli (ya da parsel kısımları) oluşturulması suretiyle parselasyon işleminden sonra ilgili kamu kuruluşunca kamulaştırılmak üzere özel mülk sahibi adına, üstelik de eşit bir uygulama olmaksızın sadece kamu alanına denk gelen taşınmaz maliki adına tahsis yapılmasına yönelik kural getiren Yönetmelik maddesinin Yasa'ya, Anayasa'daki mülkiyet hakkına ilişkin kural ve ilkelere aykırı olduğu ortadadır. Bu itibarla, parselasyon işlemi sırasında düzenleme nedeniyle taşınmazlarda oluşan değer artışları karşılığı olarak, taşınmazların yasal sınırlar çerçevesinde belirlenen kısmının bedelsiz olarak alınmasından sonra, parsel sahiplerine kalan paylarına karşılık mümkün mertebe eski parsellerinin bulunduğu yerde veya yakınında yapılaşabilecekleri bir imar parselinin verilmesi ve plan gereği tümü umumi hizmet alanlarına rastlayan ve bu nedenle bulunduğu yerden tahsis yapılamayan parsellere ise olabildiğince yakın ve eşdeğer başka bir imar parselinden yer verilmesi gerektiğinden ve düzenleme ortaklık payı ile elde edilmesi gereken umumi hizmet alanlarının düzenleme ortaklık payının yetersiz kalması sebebiyle parselasyon neticesinde kişiye tahsis edilmesi mümkün olmadığından, "parsellerin imar planında kamu ve umumi hizmet alanlarına denk gelen kısımları, denk gelen alanları oranında kamulaştırmaya konu kamu ve umumi hizmet alanına tahsis edilir" şeklindeki Yönetmelik maddesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Ayrıca Yasa maddesi gereği DOP'un %45'e düşürülmesi için önce kamulaştırmanın yapılması ve DOP oranı %45'e düşürüldükten sonra bu pay alınarak maliklere tahsis yapılması gerekirken kamulaştırmanın parselasyon işlemi sonrasına bırakılması da olanaklı değildir. Bu nedenle anılan Yönetmelik maddesinin iptalinin gerektiği düşünülmektedir. 13. Yönetmelik'in 17.maddesinin 1.fıkrasının (ç) bendi yönünden, Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 17.maddesinin 1.fıkrasının (ç) bendinde, "Kamu yatırımlarının yürütülmesi amacıyla, kamu kurumlarına ait taşınmazdaki hisseler müstakil bir imar parselinde toplanabilir." kuralı yer almaktadır. 7181 sayılı Yasa ile 3194 sayılı Yasa'nın 18. maddesine eklenen 13. fıkrada "Düzenleme alanında bulunan imar adalarında, asgari parsel büyüklüğünü karşılamak kaydıyla, imar uygulama alanında kalan hisseli arsa ve araziler; hisse sahiplerinin muvafakati hâlinde veya fiilî kullanım esasına göre müstakil hâle getirilebilir. " hükmüne yer verilerek ilgili idareye ferdileştirme yapma ve hissedar malike müstakil imar parseli tahsis etme yetkisi verilmiştir. Böylece uygulama imar planı olan yerlerde yapılacak parselasyonda 2981 sayılı Yasa'nın Ek-1 maddesinde belirtilen koşulların bulunması halinde ferdileştirme yapılması mümkün iken 3194 sayılı Yasa'nın 18. maddesinin 13. fıkrasıyla, 2981 sayılı Yasa'nın Ek-1 maddesinde belirtilen koşullar aranmaksızın hisse sahiplerinin muvafakatı ile ya da idarece re'sen ferdileştirme yapılarak müstakil imar parseli verilmesinin önü açılmıştır. Türk Medeni Yasasının (TMY) 688.maddesinde "Paylı mülkiyet", birden çok kimsenin, maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belirli paylarla malik olduğu, bir birlikte mülkiyet şekli olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla paylı mülkiyette, aksi kararlaştırılmadığı sürece paylar arasında tam bir eşitlik söz konusudur. İmar Yasası uyarınca yapılan parselasyon işlemi sonucunda paylar ayrıştırıldığında ise birlikte mülkiyet durumu son bulacak, paylar arasında bulunan eşitlik hâlinin sürdürülmesi olanağı kalmayacak ve bireyselleşen mülkiyet hakkının ilk halinden bağımsız olarak farklı bir düzlemde, diğer bir deyişle farklı taşınmazlar üzerinde ileri sürülmesi gerekliliği ortaya çıkacaktır. TMY'nin 698. vd. maddelerinde "Paylı mülkiyetin sona erdirilmesi" düzenlemiş olup paylaşımın ya malın aynen veya bedelinin bölüşülmesi suretiyle yapılacağı öngörülmüştür. Bu nedenle paylı mülkiyete ilişkin herhangi bir düzenleyici hükme yer verilmeyen 3194 sayılı Yasa'da, paylı mülkiyetin sona erdirilmesine yönelik hükme yer verildiği, ancak bu hüküm ile de konuya ilişkin esasları kurala bağlayan TMY'den oldukça farklı sonuçlar öngörülerek çelişkili bir durum oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Diğer bir deyişle, 3194 sayılı Yasa'ya göre paylı mülkiyetin sona erdirilmesi, paylaşımın, paylı mülkiyet konusu taşınmazdan başka taşınmazlar üzerinde yapılması suretiyle olacaktır ki bu durum TMY'yedeki hükümle uyuşmamaktadır. Bu itibarla, mülkiyet hakkının görünümlerinden birinin sona erdirilmesine ilişkin olarak 3194 sayılı Yasa'da yer alan düzenlemenin, konunun öneminin gerektirdiği ayrıntıda ve mevzuat hükümleri birbirleri ile uyumlu olacak şekilde düzenlenmesi gerektiği açıktır. Örneğin, 3194 sayılı Yasa'da "hisse sahiplerinin muvafakati hâli"nin nasıl ve ne şekilde sağlanacağına veya "fiilî kullanım esası"nın nasıl ve ne şekilde belirleneceğine ilişkin herhangi bir hüküm yer almamakta olup mülkiyet hakkını ilgilendiren bu konuların mutlaka Yasa ile açıklığa kavuşturulmasının Anayasal bir gereklilik olduğu izahtan varestedir. Konuya ilişkin olarak Yönetmelikteki düzenlemelere gelince, Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmelik'in 17.maddesinin 1.fıkrasının (d) bendinde; "Düzenleme sahasında kalan hisseli arazi ve arsalar, hisse sahiplerinin muvafakatı halinde veya ilgili idarece arazideki fiili kullanım durumunun tespit edilmesi halinde muvafakat aranmaksızın; imar planında aksine bir hüküm yoksa imar mevzuatında belirtilen asgari parsel büyüklüğünü sağlamak kaydıyla müstakil hale getirilebilir..." düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan düzenlemenin Yasanın 18. maddesinin 13. fıkrası ile uyumlu olduğu anlaşılmaktadır. Ancak uyuşmazlığa konu Yönetmelik bendinde yer alan düzenlemenin ise dayanağı Yasada bir karşılığının bulunmadığı görülmektedir. Zira Yönetmeliğin 17.maddesinin 1.fıkrasının (d) bendi ile (ç) bendi farklı düzenlemeler içermekte olup (d) bendinde özel kişilere ait taşınmazlar ile kamu kurumlarına ait taşınmazlar arasında herhangi bir ayrıma gidilmeksizin ferdileştirme yapılmasına olanak tanınmaktadır. (ç) bendinde ise, kamu kurumlarına ait taşınmazdaki hisselerin müstakil bir imar parselinde toplanmasına olanak tanınarak bir tür toplulaştırma yapılması söz konusudur. Yani, (d) bendinde düzenlenen ferdileştirmede, mülkiyet durumu hisseli olan bir parseldeki hisselerin ayrıştırılarak farklı imar parsellerine tahsis yapılmak suretiyle müstakil mülkiyet haline getirilmesi söz konusu iken, (ç) bendindeki düzenlemede, kamu kurumlarına ait ve hisseli mülkiyet yapısına sahip birden çok taşınmazdaki hisselerin bulundukları farklı konumlardan toplanarak parselasyon sonucunda oluşturulan yeni bir imar parselinde kamu kurumu adına müstakil tahsisin sağlanması söz konusu olmaktadır. Bu itibarla dayanağı Yasa'da bu konuda herhangi bir hüküm bulunmadığı halde, kamu yararı amacıyla bile olsa parselasyonda eşitliğe aykırı şekilde özel kişilere nazaran kamu kurumlarına ayrıcalıklı haklar tanımasına yönelik yapılan düzenlemenin hukuka uygunluğundan söz etme olanağı bulunmamaktadır. Bu durumun, Yasa'nın 18.maddesi hükmü uyarınca, parselasyon işlemi sonucunda imar parseli tahsislerinin öncelikle düzenlemeye alınan parselin bulunduğu yerden, mümkün olmuyor ise en yakınındaki eşdeğer alandan yapılması gerektiği halde anılan hükme aykırı olarak özel kişilere ait kadastral taşınmazlarda oluşturulan imar parselinin, kamu kurumlarına ait hisselerin burada toplanması suretiyle kamu kurumu adına tahsis edilmesine neden olacağı da açıktır. Açıklanan nedenlerle, anılan Yönetmelik maddesinin iptalinin gerektiği düşünülmektedir. 14. Yönetmelik'in 22. maddesi yönünden, Uyuşmazlığa konu Yönetmelik maddesinde parselasyon işleminin doğrudan "parsel malikleri tarafından" talep edilebileceği ibaresine yer verilmemişse de parselasyonu yapacak ve onaylayacak olan idarelerin, parselasyon uygulaması için "özel veya tüzel hukuk kişileri" tarafından yapılan talebin yetkili kişiler tarafından talep edilip edilmediğini denetlemekle yükümlü olduğu, ayrıca parsel maliklerinin vekaletname ve benzeri şekillerde hukuka uygun olarak taşınmazlarıyla ilgili tasarrufta bulunma hakkını devredebileceği ve hakkı devralan kişi tarafından da yetkisi kapsamında talepte bulunulabileceği, bu durumda Yönetmeliğin 22.maddesinin 1.fıkrasının (e) bendinin birinci alt bendinde özel ve tüzel hukuk kişileri ifadesinin geçmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığından, bu kısım yönünden davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. Öte yandan, harita ve kadastro mühendislerinin uygulama yetkileri açısından belirsizlik yaratıldığı ileri sürülmüş ise de ifraz, tevhit, parselasyon gibi teknik imar uygulamaları, harita ve kadastro mühendislerince yapılarak kontrol edileceğinden Yönetmeliğin 22.maddesinin 1.fıkrasının (e) bendinin ikinci alt bendinde yüklenici firma ifadesinin kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından bu bölüme ilişkin olarak davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. Uyuşmazlığın 22.maddesinde eksik düzenleme yapıldığı iddiasına ilişkin olarak, Yönetmelik maddesinde "İmar planında hüküm bulunması veya sit alanları, orman, mera ve benzeri konularda özel kanunlarla korunacak alanların bulunması durumunda" ifadesinin kullanıldığı, "kültür varlığı bina ve yapılar ile uygulama alanında korunarak tescil edilecek binaların verileri ve bina bilgi paftaları" istenmediğinden kültür varlığı bina ve yapılar ile ilgili belirsizlik bulunduğu ileri sürülmüş ise de anılan yapıların ilgili mevzuatında koruma ilkelerine uygun düzenlemelerin bulunduğu, idarenin uyuşmazlığa konu Yönetmeliğin 22.maddesinin 2.fıkrası uyarınca 1.fıkrada belirtilen dokümanlar dışında başka açıklayıcı bilgi ve belge isteyebileceğini kurala bağlandığı anlaşıldığından anılan maddede eksik düzenleme bulunmadığı sonucuna varılmıştır. 15. Yönetmelik'in 26. maddesinin iptali ve bu hükmün dayanağı 3194 sayılı İmar Yasası'nın 8. maddesine eklenen "kesinleşen imar planları veya parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıl içinde dava açılabilir." hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması istemi yönünden, 3194 sayılı İmar Yasası'nın 8.maddesine eklenen "Kesinleşen imar planları veya parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıl içinde dava açılabilir." hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması istemi bakımından, 3194 sayılı İmar Yasası'nın 8. maddesine 7221 sayılı Yasa ile eklenen fıkra ile imar planının veya parselasyonun kesinleşme tarihinden itibaren, 5 yıllık sürenin dolması üzerine her halde dava açılmasını engellemeye yönelik dava açma yolunu kısıtlayan, hak düşürücü bir süre düzenlenmektedir. Dava konu 22/02/2020 tarih ve 31047 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 26.maddesinde ise parselasyon işleminin ilanının ilgililere tebliğinin düzenlendiği ve Yasa'da hükme bağlanan dava açma süresiyle ilgili bir düzenleme içermediği, dolayısıyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması istenen hükmün davada uygulanacak bir hüküm olmadığı sonucuna ulaşıldığından istem ciddi bulunmamıştır. Yönetmelik'in 26.maddesi bakımından, 3194 sayılı İmar Yasası'nın 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işlemlerinde, parsellerin konumu, dağıtım cetvellerinde; düzenlemeye giren her taşınmaz mala karşılık sahiplerine verilecek bağımsız veya hisseli imar parsellerinin büyüklükleri, hisse miktarı, alınan düzenleme ortaklık payı oranı gibi hususlar ayrı ayrı gösterildiğinden, bu işlemlerin düzenlemeye tabi tutulan her bir taşınmaz maliki ve her bir hissedar için ayrı ayrı sonuçlar doğuran bireysel ve subjektif işlemler oldukları kuşkusuzdur. 2577 sayılı Yasa'da bireysel işlemlerin yazılı olarak tebliğ edileceği kurala bağlanmıştır. 7201 sayılı Tebligat Yasasında da yazılı olarak yapılacak tebligatın usulü düzenlenmiştir. Yazılı tebligatın yapılmadığı durumlarda ise muhatabın işlemi öğrenmesi üzerine öğrenme tarihinden itibaren dava açılabileceği Danıştay'ın yerleşik kararları ile kabul edilmektedir. Bu nedenle, doğrudan mülkiyet hakkına yönelik sübjektif nitelikte bir idari işlem olan parselasyon işleminin ilgililere yazılı olarak tebliğ edilmesi gerektiğinden ilanın yeterli görülmesine ilişkin dava konusu Yönetmelik maddesinde 2577 sayılı Yasa ile 7201 sayılı Yasa'ya ve hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Belirtilen nedenlerle anılan madde yönünden dava konusu düzenlemenin iptaline karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. 16. Yönetmelik'in 37.maddesinin 4.fıkrası yönünden, Uyuşmazlığa konu Yönetmelik fıkrasında, 2981 sayılı Yasa'nın 10-c maddesi ve 7181 sayılı Yasa değişikliğinden sonra 3194 sayılı Yasa'nın 18. maddesi kapsamında yapılan parselasyon işlemlerinin mahkeme kararıyla iptal edilmesi halinde mahkeme kararının uygulanabilmesi için bedele dönüştürülen taşınmazların iadesinde izlenecek usul düzenlenmektedir. Öte yandan bedele dönüştürmenin yapıldığı parselasyon işleminin mahkeme kararıyla iptali üzerine Yasa hükümleri gereği tapuda gerekli düzenlemelerin yapılacağı ve şerh düşülmek suretiyle tarafların haklarının korunacağı dikkate alındığında dava konusu edilen düzenlemenin Türk Medeni Yasası'nın veya Tapu Yasası'nın uygulanmasına engel teşkil etmeyeceği açıktır. Bu itibarla bedele dönüştürmenin yapıldığı parselasyon işlemlerinin mahkeme kararıyla iptal edilmesi halinde alınan bedellerin geri dönüşümünün yapılmasının düzenlenmesine ilişkin Yönetmelik maddesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Belirtilen nedenlerle Yönetmeliğin anılan kısmı yönünden davanın reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI... DÜŞÜNCESİ :Dava, 22/02/2020 tarih ve 31047 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin, 4. maddesinin 1. fıkrasının (p) bendindeki " ... bunun dışında kamusal ihtiyaçlara göre ortaya çıkacak imar planı kararıyla belirlenen diğer umumi ve kamu hizmet alanları..." ibaresinin, 5. maddesinin 1. fıkrasındaki "...bu Yönetmelikteki öncelik sırasına göre..." ibaresinin, 5. maddesinin 7. fıkrasının, 6. maddesinin 4. fıkrasındaki "...Bu süre idarenin onayıyla 5 'er yıllık periyotlar halinde uzatılabilir..." ibaresinin, 7. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendindeki "Düzenleme alanının büyük bir kısmı yapılaşmış olsa dahi..." ibaresinin, 11. maddesinin 2. ve 3. fıkralarında yer alan "...kişi ya da..." ibarelerinin, 12. maddesinin 1. fıkrasının, 14. maddesinin 1. fıkrasındaki "...bölgenin ihtiyacı olan..." ibaresinin, 14. maddesinin 2. fıkrasındaki "Düzenleme ortaklık paylarının aşağıdaki öncelik sırasına göre alınması esastır", "b) kamuya ait kreş alanları", "e) Kent meydanı, kent parkı, spor alanı", "g) teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı","ı) Diğer umumi ve kamu hizmeti alanları." ibarelerinin, 14. maddesinin 4. fıkrasının, 14. maddesinin 8. fıkrasındaki "...bağışlanması ya da...", "...bağışlanan ya da...", "...ya da bağışlanan...", "...bağış ve..." ibarelerinin, 14. maddesinin 9. fıkrasının, 15. maddesinin 4. fıkrasındaki "...parsellerin imar planında kamu ve umumi hizmet alanlarına denk gelen kısımları, denk gelen alanları oranında kamulaştırmaya konu kamu ve umumi hizmet alanına tahsis edilir..." ibaresinin, 17. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinin, 22. maddesinin, 26. maddesinin, 37.maddesinin 4.fıkrasının iptali ile 3194 sayılı Kanunun 8. maddesine eklenen "Kesinleşen imar planları veya parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıl içinde dava açılabilir." hükmü ile 3194 sayılı Kanunun 18. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "...gibi umumi hizmet alanları..." ibaresinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvuru yapılması istemiyle açılmıştır. Davacının Anayasaya aykırılık iddaları ciddi, davalı idarelerin usule ilişkin iddaları yerinde görülmemiştir. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin dava konusu maddelerinin incelemesine gelince; 1. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 4. Maddesinin 1.fıkrasının (p) Bendindeki «...bunun dışında kamusal ihtiyaçlara göre ortaya çıkacak imar planı kararıyla belirlenen diğer umumi ve kamu hizmet alanları...» İbaresinin İncelenmesi 1.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinin 1.fıkrasının (p) bendinde; "Umumi ve kamu hizmet alanları: Yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi/parkı ve yeşil alan, ibadet yeri, karakol ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, kamuya ait kreş alanları, pazar yeri, semt spor alanı ve şehir içi toplu taşıma istasyonları ve durakları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, spor alanı, teknik altyapı alanı kamuya ait trafo alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, kent meydanı, kent parkı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyon alanı ve mesire alanları, resmî kurum alanı, idari tesis alanı, mezarlık alanı, bunun dışında kamusal ihtiyaçlara göre ortaya çıkacak imar planı kararıyla belirlenen diğer umumi ve kamu hizmet alanları ile taşkın kontrol tesisidir." hükmü yer almaktadır. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. Maddesinin 3. Fıkrasında " Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerler ile bölgenin ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, pazar yeri, semt spor alanı, toplu taşıma istasyonları ve durakları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, resmî kurum alanı, mezarlık alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyon alanı olarak ayrılan parseller ve mesire alanları gibi umumi hizmet alanlarından oluşur ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz." hükmüne yer verilmiştir. Bu durumda, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18.maddesinin 3.fıkrasında geçen "...gibi umumi hizmet alanları..." ibaresine uygun olarak Yönetmelik hükmüyle sayılan umumi hizmet alanları dışında zamanla ve/veya mahalli olarak ortaya çıkabilecek ihtiyaca göre kesin olmayan çerçeve bir tanım yapılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. 2. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 5. maddesinin 7.fıkrasının İncelenmesi 2.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 5.maddesinin 7.fıkrasında, "10/7/2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu gereğince, büyükşehir belediyelerinin ve ilçe belediyelerinin görev ve yetki sahaları içerisinde kalan ve düzenleme ortaklık payı kesintisi ile elde edilen alanlarda: Büyükşehir Belediye Kanunu uyarınca büyükşehir belediyesinin haklarının saklı kalması kaydıyla ilçe belediyesince projesiyle birlikte müracaat edilmesine rağmen büyükşehir belediyesince, 3 ay içerisinde yapımına başlanılmayan çevre düzenlemesi, altyapı tesisleri ve belediyelerce yapılması gereken tesisler ile imar planındaki kullanım amacına yönelik kamu hizmetleri, ilçe belediyesince proje geliştirerek gerçekleştirilebilir." hükmü yer almaktadır. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 5393 sayılı Belediye Kanunu incelendiğinde, ilçe belediyeleri ile büyükşehir belediyeleri arasındaki görev ve yetki ilişkisinde ilçe belediyelerin görevini belirlenen süreler içerisinde yerine getirmemesi halinde büyükşehir belediyelerinin ilçe belediyelerinin görevlerini yerine getirebileceği, ancak büyükşehir belediyelerinin görev ve yetkilerini yerine getirmemesi halinde ilçe belediyelerinin bu görevleri büyükşehir belediyesinin "yerine" gerçekleştirebileceğine ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı anlaşıldığından anılan Kanunlara aykırı Yönetmelik maddesinde hukuka uyarlık görülmemiştir. Öte yandan, anılan Yönetmeliğin dayanağı 3194 sayılı Kanunun 13, 18 veya 44.maddeleriyle bağlantısı bulunmayan bir konunun anılan Yönetmelik kapsamında düzenlenmesi de hukuka aykırılık taşımaktadır. 3. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 6. maddesinin 4.fıkrasındaki «Bu süre idarenin onayıyla 5’er yıllık periyotlar halinde uzatılabilir. » İbaresinin İncelenmesi 3.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 6.maddesinin 4.fıkrasında, "İmar planındaki kullanım amacına göre kamu hizmetini sağlamakla yükümlü idarenin yatırım programında olmaması halinde idarenin onayıyla, yine ilgili idarenin izin ve kontrolünde parsel maliki tarafından yapılacak özel tesis, 10 yıl süre ile özel tesisi yapan parsel maliki tarafından kullanılır. Bu süre idarenin onayıyla 5’er yıllık periyotlar halinde uzatılabilir. İlgili idare süre bitiminden 1 yıl öncesinde kamulaştıracağını parsel malikine 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanununa göre bildirir. Kullanım süresinin bitmesinden sonra kamu hizmetini sağlamakla yükümlü idare, parseli ve üzerindeki izin verilen muhdesatı, Kamulaştırma Kanununa göre kamulaştırmak suretiyle kamuya geçişini sağlar. İmar Kanununun 13 üncü maddesine göre işlem yürüten parsel malik/malikleri bu alanın üzerindeki yapıyı başka amaçla kullanmayacağını ve süre bitiminde muhdesatıyla beraber kamu kullanımına geçeceğini bilir, kabul ve taahhüt eder." hükmü yer almaktadır. 3194 sayılı Kanunun 04.07.2019 tarihli değişiklikle getirilen "İmar planlarında umumi hizmetlere ve kamu hizmetlerine ayrılan yerler" başlıklı 13. Maddesi ile düzenleme ortaklık payına konu olan ve yol, meydan, ibadet yeri, park ve çocuk bahçesi alanları dışında kalan kamusal alanların, parselasyon yapılmaması veya idarenin olanakları nedeniyle kamulaştırılmaması sonucu kamunun eline geçmemesi durumunda, sağlık, eğitim gibi kamusal hizmetlerin özel tesisler aracılığıyla yürütülmesi amaçlanmış olup Kanun'un 33. maddesindeki muvakkat yapıdan farklı olarak imar planındaki amacı doğrultusunda tesis yapılmasına izin verilebileceği hükme bağlanmıştır. Maddede söz konusu alanların kamuya geçişi sağlanıncaya kadar, maliklerin talebi ve ilgili kurumun uygun görüşü ile plandaki fonksiyonuna uygun özel tesis yapılarak kullanılabileceği öngörülmüştür. Son fıkrada ise uygulamaya ilişkin olarak Yönetmelikle düzenleme yapma yetkisi verilmiştir. Yönetmelik hükmüyle, ilgilinin ve idarenin iradesi ile özel tesis yapılmasına müsaade edilen ve kullanılmakta olan taşınmaz üzerindeki özel tesisin kullanım hakkının, idarenin onayıyla sürdürülmesinin 5'er yıllık periyotlar halinde uzatılmasına ilişkin getirilen düzenlemenin Kanun'la idareye tanınan yetki çerçevesinde ve Kanun'la belirlenen sınıra bağlı olarak, açıklayıcı ve üst normların uygulanmasına yönelik olduğundan Yönetmelik hükmünde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. 4. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 7. maddesinin 2.fıkrasının (b) Bendindeki «düzenleme alanının büyük bir kısmı yapılaşmış olsa dahi» İbaresinin İncelenmesi 4.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 7.maddesinin 2.fıkrasında ifraz ve tevhit işlemlerine ilişkin aranan kuralların istisnalarına yer verilmiştir. Fıkrada, "İstisnalar şunlardır: a) Çok sayıda, imar ada ve parseli ile sosyal donatı alanlarının oluşturulması gibi parselasyon nitelikli imar uygulamaları hariç olmak üzere; kamu mülkiyetindeki alanlar ile Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda belirtilen merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri yetkisi içindeki kamu yatırımları. b) Düzenleme alanının büyük bir kısmı yapılaşmış olsa dahi, öncelikle parselasyon planının yapılması esas olmakla birlikte, zemindeki fiili durumdan dolayı İmar Kanununun 18 inci maddesinin uygulanmasının teknik olarak mümkün olmadığı durumlar. c) Koruma amaçlı imar planı bulunup da, içerisinde bulunan yapılar, parsel cepheleri, minimum parsel büyüklükleri, çekme mesafeleri, tescilli yapılar ve benzeri teknik nedenlerle parselasyon planının tatbikinin mümkün olmadığı durumlar. ç) Büyük bir kısmı uygulama imar planına uygun şekilde oluşan imar adalarının geri kalan kısımları. " hükmü yer almaktadır. 3194 sayılı Kanunun 15.maddesinde, "İmar planı bulunan alanlarda, uygulama imar planına uygun olarak öncelikle parselasyon planının yapılması esastır. İmar planı bulunan alanlarda, ifraz ve tevhit işlemleri, parselasyon planı tescil edilmiş alanlarda yapılabilir. Parselasyon planı tescil edilmiş yerlerde yapılacak ifraz veya tevhidin imar planlarına ve imar mevzuatına uygun olması şarttır. 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda belirtilen merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin yetkisi içindeki kamu yatırımlarında veya kamu mülkiyetine ait alanlarda, parselasyon planının tatbiki mümkün olmayan meskûn alanlar ile koruma amaçlı imar planı bulunan alanlarda ve büyük bir kısmı uygulama imar planına uygun şekilde oluşan imar adalarının geri kalan kısımlarında bu maddenin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan hükümlerde belirtilen şartlar aranmaz. ..." hükmüne yer verilmiştir. Anılan hüküm incelendiğinde; imar planı bulunan bir alanda, bu plana uygun olarak öncelikle parselasyon planı yapılmasının esas olduğu ve ifraz ve tevhit işlemlerinin parselasyon planı tescil edilmiş alanlarda yapılabileceğinin düzenlendiği, bu kuralın sayma yoluyla belirlenen bazı istisnai hallerde ise aranmayacağının hükme bağlandığı görülmektedir. 3194 sayılı Kanun'un 15. maddesi ile Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 7. maddesinin 2. fıkrası birlikte incelendiğinde; Yönetmeliğin 7. maddesinin 2. fıkrasında yer alan ve dava konusu "Düzenleme alanının büyük bir kısmı yapılaşmış olsa dahi" ibaresini içeren (b) bendinin, Kanun'da yer "parselasyon planının tatbiki mümkün olmayan meskûn alanlar" ifadesini açıklamak üzere düzenlendiği anlaşılmaktadır. 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde yer alan (uuuu) bendinde Yerleşik (meskûn) alan: Varsa üst ölçek plan kararlarına uygun olarak, imar planı ile belirlenmiş ve iskân edilmiş alan olarak tanımlanmış olup "Düzenleme alanının büyük bir kısmı yapılaşmış olsa dahi" ibaresinin meskun alan ibaresini genişleten bir anlam içermediği sonucuna varılmıştır. Bu durumda, Yönetmeliğin "İfraz ve tevhit işleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendindeki "Düzenleme alanının büyük bir kısmı yapılaşmış olsa dahi..." ibaresinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. 5. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 11. maddesinin 2. ve 3.Fıkralarındaki «kişi ya da» İbarelerinin İncelenmesi 5.1.Yönetmelik Maddesi: "Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 11.maddesinin 2.fıkrasında, "Taşınmaz sahipleri, taşınmaz sahiplerinin yetkilendirdiği kişi ya da firma yetkilisi veya uygulamayı yapan idarenin başvurusuyla, arazi ve arsa düzenlemesine alınacak parsellerin tapu bilgi ve belgeleri; onaylı olarak veya Tapu ve Kadastro Verilerinin Paylaşımı Hakkında Yönetmelik hükümlerince tapu müdürlüklerinden veya tapu verilerini almaya yetkili idare tarafından alınır. ", 3.fıkrasında ise "Taşınmaz sahipleri, taşınmaz sahiplerinin yetkilendirdiği kişi ya da firma yetkilisi veya uygulamayı yapan idare; arazi ve arsa düzenlemesine alınacak parsellerin mülkiyet bilgilerini almak için, ilgili kadastro müdürlüğüne yazılı olarak başvurur. Düzenleme sınırı krokisi ve koordinatları veya arazi ve arsa düzenlemesi yapılacak parsellerin listesi imza altına alınarak başvuru ekinde sunulur. " hükmü yer almaktadır. Dava konusu Yönetmelik hükmünde geçen "kişi"nin arazi ve arsa düzenlemesini yapacak olan kişi olmadığı, düzenleme sınırında yer alan maliklerin taşınmazlarının tapu ve kadastro verilerini temin edilebilecek olan kişi olduğu, atıf yapılan Tapu ve Kadastro Verilerinin Paylaşılması Hakkında Yönetmelikte de bu verilerin paylaşılması için bir şart öngörülmediği, yalnızca verilerin özel hayata ilişkin olması sebebiyle bazı sınırlamalar getirildiği, hukuka uygun olarak yetkilendirilmesi halinde anılan mevzuat hükümleri çerçevesinde verilerin paylaşılması için harita mühendisi olunması şartının aranmadığı, Yönetmeliğin 22. maddesinin l. fıkrasının (e) bendinde ise bundan farklı olarak taşınmaz maliklerinin ilgili idareye onay için sunacakları arsa ve arazi düzenlemesi işlemlerinin hazırlık aşamasından söz edildiği ve uygulamayı harita mühendisinin yapacağının belirtildiği, Yönetmeliğin "Tapu kayıtlarının ve parsel sınırlarının elde edilmesi" başlığı altında düzenlenen 11. maddesinin 2. ve 3. fıkralarında geçen "kişi ya da" ibarelerinin açık ve anlaşılır olduğu ve anılan ibarelerin kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. 6. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 12. maddesinin 1.fıkrasının İncelenmesi 6.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 12.maddesinin 1.fıkrasında, "Mücavir alan içinde belediye encümeni kararı, dışında ise il idare kurulu kararı veya parselasyon planlarını yapan/yaptıran idarenin yazısı ile uygulamaya alınan taşınmaz malların ada ve parsel numaraları ilgili tapu müdürlüğüne gönderilerek, tapu kayıtlarına “3194 sayılı İmar Kanununun 18 inci maddesine istinaden imar uygulamasına alınmıştır” belirtmesinin konulması istenir." hükmü yer almaktadır. 21.10.2020 tarihli, 31281 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1.maddesi ile Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 12. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Mücavir alan” ibaresi “Belediye ve mücavir alan” olarak değiştirilmiştir. Bu durumda, uyuşmazlık konusu ortadan kalkmıştır. 7. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 14. maddesinin 1.fıkrasındaki «bölgenin ihtiyacı olan» İbaresinin İncelenmesi 7.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 14.maddesinin 1.fıkrasında, "Düzenlemeye tabi tutulan yerler ile bölgenin ihtiyacı olan umumi ve kamu hizmet alanları için, İmar Kanununun 18 inci maddesine göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırk beşini (%45) geçemez." hükmü yer almaktadır. 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinin 7181 sayılı Kanunun 9. maddesiyle değişen halinde, "Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme alanındaki nüfusun kentsel faaliyetlerini sürdürebilmeleri için gerekli olan umumi hizmet alanlarının tesis edilmesi ve düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırk beşini geçemez. Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerler ile bölgenin ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, pazar yeri, semt spor alanı, toplu taşıma istasyonları ve durakları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, resmî kurum alanı, mezarlık alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyon alanı olarak ayrılan parseller ve mesire alanları gibi umumi hizmet alanlarından oluşur ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz." hükmü yer almaktadır. 3194 sayılı Kanun ile Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği, Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği ve Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmelikte bölge tanımı yapılmamış olmakla birlikte uyuşmazlığa konu 18. maddeye göre bölge parselasyon işleminin yapıldığı alanı ve çevresini kapsamaktadır. Bölgenin ihtiyacı ise parselasyon işlemiyle değil imar planıyla belirlenir.İmar planıyla belirlenen ve düzenleme alanı sınırı içinde kalan kamu alanları için düzenleme ortaklık payı alınabileceğinden, dava konusu "bölgenin ihtiyacı olan" ibaresinin belirsizlik taşımadığı, Kanun'da ve Yönetmelikte belirtilen %45 oranı üst sınır olup parselasyonun yapılacağı alana ilişkin düzenleme sınırına göre bu oran değişecek olmakla birlikte bunun bölgenin ihtiyacı olan ibaresiyle ilgili olmayıp, imar planıyla ve düzenleme sınırının mevzuata uygun geçirilip geçirilmemesiyle ilgili olup. Yönetmelik maddesinin Kanun'a uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Yönetmeliğin 14. maddesinin 2. fıkrasındaki "Düzenleme ortaklık paylarının aşağıdaki öncelik sırasına göre alınması esastır", "b)...kamuya ait kreş alanları", "e) Kent meydanı, kent parkı, spor alanı", "g) teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı","ı) Diğer umumi ve kamu hizmeti alanları." ibareleri ile 5. maddesinin 1. fıkrasındaki "...bu Yönetmelikteki öncelik sırasına göre..." ibaresi yönünden; Dava konusu Yönetmeliğin 14. maddesinin 2. fıkrasında yer alan dava konusu ibareler ile Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrası hükmü bağlantılı olduğundan her iki hükme ilişkin inceleme bu başlık altında yapılmıştır. Dava konusu Yönetmelik maddeleri; Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 14.maddesinin 2.fıkrasında, "Düzenleme ortaklık paylarının aşağıdaki öncelik sırasına göre alınması esastır: a) Yol, su yolu, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi/parkı ve yeşil alan. b) İbadet yeri, karakol ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, kamuya ait kreş alanları. c) Pazar yeri, semt spor alanı ve şehir içi toplu taşıma istasyonları ve durakları. ç) Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları. d) Otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol. e) Kent meydanı, kent parkı, spor alanı. f) Belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı. g) Teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı. ğ) Rekreasyon alanı, mesire alanları ve özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan. h) Resmî kurum alanı. ı) Diğer umumi ve kamu hizmet alanları. i) Mezarlık, otogar alanı." hükmü yer almaktadır. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 5.maddesinin 1.fıkrasında, "İmar planları ile umumi hizmet veya kamu hizmetleri kullanımı getirilen alanların öncelikle 3194 sayılı İmar Kanununun 18 inci maddesine göre uygulama yapılarak, bu Yönetmelikteki öncelik sırasına göre DOP'tan oluşturulması esastır." hükmü yer almaktadır. Yönetmeliğin 14. maddesinin 2. fıkrasındaki "Düzenleme ortaklık paylarının aşağıdaki öncelik sırasına göre alınması esastır", "b)...kamuya ait kreş alanları", "e) Kent meydanı, kent parkı, spor alanı", "g) teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı","ı) Diğer umumi ve kamu hizmeti alanları." ibareleri yönünden; Kanun'da sayılanlar dışında Yönetmelik maddesi ile yeni umumi hizmet alanları (kamuya ait kreş alanları, kent meydanı, kent parkı, spor alanı, teknik alt yapı alanı, kamuya ait trafo alanı) belirlemesinde ve bu alanların da düzenleme ortaklık payından oluşturulmasını kurala bağlamasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Yönetmeliğin 14. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "Düzenleme ortaklık paylarının aşağıdaki öncelik sırasına göre alınması esastır" ibaresi yönünden; 3194 sayılı Kanun'un 18. maddesinin 3. fıkrasında: "Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerler ile bölgenin ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, pazar yeri, semt spor alanı, toplu taşıma istasyonları ve durakları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, resmî kurum alanı, mezarlık alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyon alanı olarak ayrılan parseller ve mesire alanları gibi umumi hizmet alanlarından oluşur ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz. Düzenlemeye tabi tutulan alan içerisinde bulunan taşkın kontrol tesisi alanlarının, bu fıkrada belirtilen kullanımlar için düzenleme ortaklık payı düşülmesini müteakip kalan Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanması esastır. Ancak taşkın kontrol tesisi için yeterli alanın ayrılamaması durumunda, düzenleme ortaklık payının ikinci fıkrada belirtilen oranı aşmaması şartıyla, düzenlemeye tabi diğer arazi ve arsaların yüz ölçümlerinden bu fıkradaki kullanımlar için öncelikle düzenleme ortaklık payı ayrıldıktan sonra ikinci fıkrada belirtilen orana kadar taşkın kontrol tesisi için de ayrıca pay ayrılır. Kapanan imar ve kadastro yollarının öncelikle düzenleme ortaklık payına ayrılan toplam alandan düşülmesi esastır." kuralına yer verilmiştir. Kanun koyucunun düzenleme ortaklık payından karşılanacak alanları örnekleme yoluyla saydığı anlaşılmakta, ancak bu alanlardan herhangi birinin diğerine öncelikli olduğu yönünde bir belirleme yapmadığı görülmektedir. Bu durumda, dayanak Kanun'da bulunmayan bir sıralamanın Yönetmelik hükmü ile öngörülmesinde hukuka ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir. Yönetmeliğin 14. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendindeki "...kamuya ait kreş alanları", (e) bendindeki "kent meydanı, kent parkı, spor alanı", (g) bendindeki "teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı" ve (ı) bendindeki "diğer umumi ve kamu hizmet alanları" ibareleri yönünden; Dava konusu Yönetmeliğin 14. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "Düzenleme ortaklık paylarının aşağıdaki öncelik sırasına göre alınması esastır." ibaresi yönünden, böyle bir öncelik sırası yapılmasının 3194 sayılı Kanun'a aykırı olduğu belirlenmiş olduğundan; anılan sıralama içerisinde öngörülen (b) bendindeki "...kamuya ait kreş alanları", (e) bendindeki "kent meydanı, kent parkı, spor alanı", (g) bendindeki "teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı" ve (ı) bendindeki "diğer umumi ve kamu hizmet alanları" ibarelerinde de hukuka uyarlık görülmemiştir. Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "bu Yönetmelikteki öncelik sırasına göre" ibaresi yönünden; Gerek, dava konusu Yönetmeliğin 14. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "Düzenleme ortaklık paylarının aşağıdaki öncelik sırasına göre alınması esastır." ibaresi, gerekse 14. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendindeki "...kamuya ait kreş alanları", (e) bendindeki "kent meydanı, kent parkı, spor alanı", (g) bendindeki "teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı" ve (ı) bendindeki "diğer umumi ve kamu hizmet alanları" ibareleri hukuka uygun görülmediğinden, Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasında bulunan ve dava konusu Yönetmeliğin 14. maddesinin 2. fıkrasına atıf yapan "bu Yönetmelikteki öncelik sırasına göre" şeklindeki ibarede de hukuka uyarlık görülmemiştir. 8. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 14.Maddesinin 4.Fıkrasının İncelenmesi 8.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 14.maddesinin 4.fıkrasında, "İmar planı bulunan ve arazi ve arsa düzenlemesi yapılacak alanlarda; kadastro yollarının imar adasına denk gelen kısımları, alan kazanmak amacıyla, parselasyon planı yapılmadan önce 22/12/1934 tarihli ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 21 inci maddesi uyarınca ihdas edilemez ya da parselasyon planı ile belediye/köy tüzel kişiliği/Hazine adına ihdas edilerek parselasyon planına alınamaz. Düzenleme sahası içerisindeki kapanan imar ve kadastro yolları varsa, parselasyon planı sırasında toplam düzenleme ortaklık payından düşülerek düzenleme ortaklık payı oranı hesaplanır. " hükmü yer almaktadır. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 11. maddesinin 4. fıkrasında, hazırlanan imar planı sınırları içindeki kadastral yollar ile meydanların, imar planının onayı ile bu vasıflarını kendiliğinden kaybederek, onaylanmış imar planı kararı ile getirilen kullanma amacına konu ve tabi olacağı, aynı Kanun'un 18.maddesinin 3.fıkrasının son cümlesinde ise kapanan imar ve kadastro yollarının öncelikle düzenleme ortaklık payına ayrılan toplam alandan düşülmesinin esas olduğu, hükme bağlanmıştır. Yönetmelik maddesinin de 04.07.2019 tarihli 7181 sayılı Kanunun 9.maddesiyle İmar Kanununun 18.maddesinin 3.fıkrasına eklenen anılan hükümle aynı nitelikte olduğundan Yönetmelik maddesinde hukuka aykırılık görülmemiştir. 9. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 14.Maddesinin 8.Fıkrasındaki «bağışlanması ya da», «bağışlanan ya da», «ya da bağışlanan» ve «bağış ve» İbarelerinin İncelenmesi 9.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 14.maddesinin 8.fıkrasında, "Düzenleme sahasındaki taşınmazlardan bir kısmının umumi ve kamu hizmet alanlarında kullanılmak üzere bağışlanması ya da belediye veya hazine arazilerinin tahsis edilmesi durumunda; bağışlanan ya da tahsis edilen miktar, toplam umumi ve kamu hizmet alanlarından düşülmek suretiyle düzenleme ortaklık payı hesaplanır. Parselasyon planı yapılmadan ifraz, tevhit ve terk yoluyla; düzenleme ortaklık payına konu alanlara terk edilen ya da bağışlanan alanlar hariç olmak üzere, bağış ve tahsis yapılan taşınmazdan, bağış ve tahsis miktarı düşüldükten sonra geri kalan alandan düzenleme ortaklık payı alınır." hükmü yer almaktadır. 10.07.2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7181 sayılı Kanunun 9. maddesinin 6. fıkrası ile 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesine eklenen 8. fıkrada ise; ''Parselasyon planı yapılmadan ifraz ve tevhit edilerek tescil edilen parsellerden, imar planında umumi hizmet alanlarına rastladığı için terk edilen veya bağışlanan alanların toplam parsel alanına oranı, yeni yapılacak parselasyon planındaki düzenleme ortaklık payı oranına tamamlayan farkı kadar düzenleme ortaklık payı alınabilir.'' hükmüne yer verilmiştir. Anılan Kanun hükmü uyarınca Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 14.maddesinin 6.fıkrasında, "Parselasyon planı yapılmadan ifraz, tevhit ve terk yoluyla; düzenleme ortaklık payına konu alanlara terk edilen ya da bağışlanan alan miktarının, uygulama sahasındaki düzenleme ortaklık payı oranına göre kesilecek alandan az olması durumunda, parselasyon planı sırasında düzenleme ortaklık payına tamamlayan fark kadar düzenleme ortaklık payı kesintisi yapılır.", 7.fıkrasında, "24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun 10 uncu maddesinin (b) fıkrası gereği özel parselasyon planı yapılan veya hisseli satışlar sonucu fiilen oluşan yol, çocuk bahçesi, otopark, meydan ve benzeri hizmetlere ayrılan yerler için bedelsiz terkin edilen alanların, uygulama sahasındaki düzenleme ortaklık payından az olması durumunda, parselasyon planı sırasında düzenleme ortaklık payına tamamlayan fark kadar düzenleme ortaklık payı kesintisi yapılır.", kuralından sonra uyuşmazlığa konu 8.fıkrasında, "Düzenleme sahasındaki taşınmazlardan bir kısmının umumi ve kamu hizmet alanlarında kullanılmak üzere bağışlanması ya da belediye veya hazine arazilerinin tahsis edilmesi durumunda; bağışlanan ya da tahsis edilen miktar, toplam umumi ve kamu hizmet alanlarından düşülmek suretiyle düzenleme ortaklık payı hesaplanır. Parselasyon planı yapılmadan ifraz, tevhit ve terk yoluyla; düzenleme ortaklık payına konu alanlara terk edilen ya da bağışlanan alanlar hariç olmak üzere, bağış ve tahsis yapılan taşınmazdan, bağış ve tahsis miktarı düşüldükten sonra geri kalan alandan düzenleme ortaklık payı alınır." kuralına yer verilmiştir. Yönetmeliğin 14. maddesinin 8. fıkrasının ilk cümlesinde, düzenleme ortaklık payı hesaplanırken düzenleme sahası içinde taşınmazlardan bir kısmının umumi ve kamu hizmet alanına ayrılması için bağışlanması veya belediye ile hazine arazilerinin tahsis edilmesi durumunda bu miktarın toplam umumi ve kamu hizmet alanından düşülmesi gerektiği düzenlenmiş olup bu ifade 3194 sayılı Kanunda yapılan değişiklikle hükme bağlanmıştır. Anılan fıkranın ikinci cümlesinde; malikin taşınmazında yapılaşma amacıyla taşınmazının bir kısmının 'kamuya terketmesi durumu söz konusu olmadığından, ikinci cümle ile parselasyon planı yapılmadan ifraz, tevhit ve terk yoluyla kamusal alana terk edilen alanlar hariç olmak üzere, yani 14.maddenin 6.fıkrasının dışında kalan, diğer bir değişle taşınmazının yapılaşabilmek için belli bir kısmı veya başka bir taşınmazını kamuya terk etmeyip yapılaşma dışında bir amaçla karşılıksız olarak kamuya bağışlayandan bu miktar düşüldükten sonra kalan miktar üzerinden düzenleme ortaklık payı alınacağı ifade edilmiştir. Yönetmeliğin, uyuşmazlığa konu 8. fıkrasında bağış ibaresinin kullanılmasının belirsizlik içermediği, bağışlayanların amacına göre bir ayrıma gidildiği, yapılaşma amacıyla bağış ile yapılaşma dışında bir amaçla yapılan veya şartsız olarak yapılan bağışın birbirinden ayrıldığı ve idarelerin düzenleme ortaklık payı keserken izleyecekleri usulün düzenlendiği,anılan hükmün 3194 sayılı Kanunun 18. maddesinin 8. fıkrası ile getirilen hükme uygun olduğu sonucuna varılmıştır. 10. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 14.Maddesinin 9.Fıkrasının İncelenmesi 10.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 14.maddesinin 9.fıkrasında, "İçme suyu havzasında kalması nedeniyle 28/10/2017 tarihli ve 30224 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik kapsamında yerleşime konu edilemeyen ve rekreasyon amaçlı imar planı bulunup, plan kararı ile özel tesis yapılmasına imkan verilen alanlarda; etrafını sınırlayan alanların yerleşim durumu, yapı yoğunluğu ve daha önce imar uygulaması görmesi gibi nedenlerden ötürü bu alanlarla birleştirilerek imar uygulaması yapılamaması halinde, rekreasyon alanı kullanımındaki imar parsellerine özel mülkiyetten tahsis yapılmak suretiyle parselasyon planları yapılabilir, imar mevzuatındaki yapılaşma koşullarını aşmamak kaydıyla özel tesis yapımına izin verilebilir." hükmü yer almaktadır. İmar Kanununun 7181 sayılı Kanunun 9.maddesi ile değişik daha önce içeriği yazılmış olan 18.maddesinin 3.fıkrasında, rekreasyon alanı da dahil olmak üzere tüm umumi tesis alanları düzenleme ortaklık payından karşılanacak umumi hizmet alanları içinde sayılmıştır. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinin, 1. fıkrasının, (p) bendinde de Kanun maddesine paralel olarak, "Umumi ve kamu hizmet alanları: Yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi/parkı ve yeşil alan, ibadet yeri, karakol ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, kamuya ait kreş alanları, pazar yeri, semt spor alanı ve şehir içi toplu taşıma istasyonları ve durakları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, spor alanı, teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, kent meydanı, kent parkı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyon alanı ve mesire alanları, resmî kurum alanı, idari tesis alanı, mezarlık alanı, bunun dışında kamusal ihtiyaçlara göre ortaya çıkacak imar planı kararıyla belirlenen diğer umumi ve kamu hizmet alanları ile taşkın kontrol tesisidir." düzenlemesine yer verilerek rekreasyon alanları umumi hizmet alanları içinde sayılmıştır. Parselasyon işleminde, umumi hizmet alanları için düzenlemeye giren parsellerin alanları oranında düzenleme ortaklık payı kesildikten sonra kalan hissenin yapılaşılabilir imar parselinden verilmesi gerekmektedir. Bu durumda 7181 sayılı Kanun değişikliği sonrasında düzenleme ortaklık payından karşılanması gereken alanlar arasında sayılan ve kamu alanı olan rekreasyon alanlarında yapılaşmaya uygun imar parseli oluşturulamayacağı dikkate alındığında, Yönetmelik ile rekreasyon alanından taşınmaz maliklerine imar parseli tahsisi yapılmasının öngörülmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. 11. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 15.maddesinin 4.fıkrasındaki «parsellerin imar planında kamu ve umumi hizmet alanlarına denk gelen kısımları, denk gelen alanları oranında kamulaştırmaya konu kamu ve umumi hizmet alanına tahsis edilir. » İbaresinin İncelenmesi 11.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 15.maddesinin 4.fıkrasında, "Düzenlemeye giren bütün parsellerden 14 üncü maddedeki sıraya göre yüzde kırk beş (%45) düzenleme ortaklık payı kesintisinin yapılmasına rağmen, düzenleme sahasındaki umumi ve kamu hizmet alanlarının yüzde kırk beşi (%45) aşması durumunda; parsellerin imar planında kamu ve umumi hizmet alanlarına denk gelen kısımları, denk gelen alanları oranında kamulaştırmaya konu kamu ve umumi hizmet alanına tahsis edilir. Uygulamayı yapan kurum tarafından imar planındaki kullanım kararına göre hizmeti vermekle sorumlu kurumun kamulaştırılacağı şerhi düşülerek özel mülkiyet adına tescil edilir. Bu alanların kamulaştırılması parselasyon planının yapılmasına ve tesciline engel değildir. Parselasyon planı tescil edildikten sonra kamulaştırma işlemlerine devam edilir. Kamulaştırılması gereken taşınmazlar, parselasyon işleminin tescilinden itibaren, 5 yıl içerisinde kamu mülkiyetine geçirilmek zorundadır. Bu süre sorumlu idarenin kararı ile gerekçeleri belirtilerek en fazla 1 yıl uzatılabilir." hükmü yer almaktadır. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun "Arazi ve arsa düzenlemesi" başlıklı 18. maddesinin 1. fıkrasında: "İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.", 3.fıkrasında, "Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerler ile bölgenin ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, pazar yeri, semt spor alanı, toplu taşıma istasyonları ve durakları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, resmî kurum alanı, mezarlık alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyon alanı olarak ayrılan parseller ve mesire alanları gibi umumi hizmet alanlarından oluşur ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz. Düzenlemeye tabi tutulan alan içerisinde bulunan taşkın kontrol tesisi alanlarının, bu fıkrada belirtilen kullanımlar için düzenleme ortaklık payı düşülmesini müteakip kalan Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanması esastır. Ancak taşkın kontrol tesisi için yeterli alanın ayrılamaması durumunda, düzenleme ortaklık payının ikinci fıkrada belirtilen oranı aşmaması şartıyla, düzenlemeye tabi diğer arazi ve arsaların yüz ölçümlerinden bu fıkradaki kullanımlar için öncelikle düzenleme ortaklık payı ayrıldıktan sonra ikinci fıkrada belirtilen orana kadar taşkın kontrol tesisi için de ayrıca pay ayrılır. Kapanan imar ve kadastro yollarının öncelikle düzenleme ortaklık payına ayrılan toplam alandan düşülmesi esastır." kuralı yer almıştır. İmar Kanununun 18.maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi Ve Arsa Düzenlemesi İle İlgili Esaslar Hakkında Yönetmeliğin "Kamu tesisleri arsalarına tahsis" başlıklı 12.maddesinde düzenleme sahasında bulunan okul, hastane, kreş, belediye hizmet veya diğer resmi tesis alanı gibi umumi tesislere ayrılan alanların parsellerinin düzenlemeye giren parsellerin alanları oranında pay verilmek suretiyle hisselendirileceği düzenlenmişti. 10/07/2019 tarihinde yürürlüğe giren 7181 sayılı Kanunla 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinde önemli değişiklikler yapılmış ve yürürlükten kaldırılan Yönetmelikte kamu ortaklık payından hisselendirilme ile oluşturulacağı belirtilen hastane, belediye hizmet alanı ve resmi kurum alanı sayma suretiyle düzenleme ortaklık payından karşılanacak kamu alanları içine alınmıştır. Böylece kamu alanı ve kamu tesis alanı ayrımının ve dolayısıyla kamu ortaklık payının Kanun değişikliğiyle kaldırılmıştır. 3194 sayılı Kanun'un 18.maddesinin 5. ve 6. fıkralarında ise "Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, üçüncü fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar, tescil harici alanlardan veya muvafakat alınmak kaydıyla; kamuya ait taşınmazlardan ya da Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanır. Bu yöntemlerle karşılanamaması hâlinde belediye veya valilikçe kamulaştırma yoluyla tamamlanır. Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır." hükmü yer almaktadır. Anılan hüküm uyarınca parselasyon işleminde düzenleme ortaklık payı oranının Kanun'da belirlenen sınırı (%45'i) aşması halinde, kamusal alanda eksik kalan miktarın, tescil harici alanlardan veya muvafakat alınmak kaydıyla; kamuya ait taşınmazlardan ya da Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanması, bu yöntemlerle karşılanamaması hâlinde belediye veya valilikçe kamulaştırma yoluyla tamamlanması gerekmektedir. Bu durumda, "parsellerin imar planında kamu ve umumi hizmet alanlarına denk gelen kısımları, denk gelen alanları oranında kamulaştırmaya konu kamu ve umumi hizmet alanına tahsis edilir" şeklindeki Yönetmelik maddesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. 12. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 17.maddesinin 1.fıkrasının (ç) Bendinin İncelenmesi 12.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 17.maddesinin 1.fıkrasının (ç) bendinde, "Kamu yatırımlarının yürütülmesi amacıyla, kamu kurumlarına ait taşınmazdaki hisseler müstakil bir imar parselinde toplanabilir." hükmü yer almaktadır. 7181 sayılı Kanun ile 3194 sayılı Kanunun 18. maddesine eklenen 13. fıkrada "Düzenleme alanında bulunan imar adalarında, asgari parsel büyüklüğünü karşılamak kaydıyla, imar uygulama alanında kalan hisseli arsa ve araziler; hisse sahiplerinin muvafakati hâlinde veya fiilî kullanım esasına göre müstakil hâle getirilebilir. " hükmüne yer verilerek ilgili idareye ferdileştirme yapma ve hisseli malike müstakil imar parseli tahsis etme yetkisi verilmiştir. Bu durumda kanuni düzenleme ile imar planı olan yerlerde ferdileştirme yapılması ve müstakil parsel verilmesi mümkün hale geldiğinden, kamu kurumlarına ait ferdileştirilen hisselerin kamu yatırımlarının yürütülmesi amacıyla birleştirilerek müstakil taşınmaz haline getirilmesinde ve kamu kurumuna tahsis edilmesine ilişkin Yönetmelik maddesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. 13. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 22. maddesinin İncelenmesi 13.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin "Parselasyon planı dosyasında bulunması gereken bilgi ve belgeler" başlıklı 22.maddesinde, "(1) Parselasyon planları aşağıdaki hesap ve belgelerle birlikte kontrol edilmek ve onaylanmak üzere ilgili idareye sunulur: a) Parselasyon planı açıklama raporu. b) Değişiklik haritaları yapım ve kontrol bilgileri formu. c) 1/1000 ölçekli aslı gibidir onaylı uygulama imar planı ve sayısal verileri. ç) Son 6 ay içinde alınmış takyidatlı tapu kayıtları. d) İlgili kadastro müdürlüğünden 11 inci maddeye göre alınan onaylı mülkiyet raporu ve ekleri. e) Uygulamanın talep üzerine yapılması durumunda; 1) Özel ve tüzel hukuk kişileri tarafından talep ediliyorsa, taşınmaz sahipleri tarafından uygulamayı yapan harita mühendisine verilmiş vekâletname/sözleşme. 2) Kamu kurumları tarafından yüklenici firmalara yaptırılıyorsa, yüklenici firmanın yetkilendirme yazısı veya aralarındaki sözleşme. f) Düzenleme sınır krokisi. g) Ada bölüm krokisi. ğ) Düzenlemeye kısmen giren parseller varsa ayırma çapı ve tescil bildirimi. h) Varsa ihdas krokisi ve koordinatları. ı) Düzenleme ortaklık payı oranı (DOPO) hesabı. i) Özet cetveli (Ek-1). j) Mal sahipleri araştırma ve özet formu (Ek-2). k)Tescile esas dağıtım cetveli (Ek-3). l) Tescil sayfası (Ek-4). m) Alan hesapları ve dengelemeleri. n) Ada röleve krokileri. o) Parselasyon planı paftası. ö) Parselasyon planının sayısal verileri. p) İmar planında hüküm bulunması veya sit alanları, orman, mera ve benzeri konularda özel kanunlarla korunacak alanların bulunması durumunda, ilgili kurum/kurul görüşleri. (2) Parselasyon planını onaylamaya yetkili idare, birinci fıkrada belirtilen dokümanlar dışında başka açıklayıcı bilgi ve belge isteyebilir." hükmü yer almaktadır. Uyuşmazlığa konu Yönetmelik maddesinde parselasyon işleminin doğrudan "parsel malikleri tarafından" talep edilebileceği ibaresine yer verilmemişse de parselasyonu yapacak ve onaylayacak olan idarelerin, parselasyon uygulaması için "özel veya tüzel hukuk kişileri" tarafından yapılan talebin yetkili kişiler tarafından talep edilip edilmediğini denetlemekle yükümlü olduğu, ayrıca parsel maliklerinin vekaletname ve benzeri şekillerde hukuka uygun olarak taşınmazlarıyla ilgili tasarrufta bulunma hakkını devredebileceği ve hakkı devralan kişi tarafından da yetkisi kapsamında talepte bulunulabileceği, bu durumda Yönetmeliğin 22.maddesinin 1.fıkrasının (e) bendinin birinci alt bendinde özel ve tüzel hukuk kişileri ifadesinin geçmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. İfraz, tevhit, parselasyon gibi teknik imar uygulamaları, harita ve kadastro mühendislerince yapılarak kontrol edileceğinden Yönetmeliğin 22.maddesinin 1.fıkrasının (e) bendinin ikinci alt bendinde yüklenici firma ifadesinin kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır. Uyuşmazlığın 22.maddesinde eksik düzenleme yapıldığına ilişkin yapılan incelemede; Yönetmelik maddesinde "İmar planında hüküm bulunması veya sit alanları, orman, mera ve benzeri konularda özel kanunlarla korunacak alanların bulunması durumunda" ifadesinin kullanıldığı, «kültür varlığı bina ve yapılar ile uygulama alanında korunarak tescil edilecek binaların verileri ve bina bilgi paftaları» istenmediğinden kültür varlığı bina ve yapılar ile ilgili belirsizlik bulunduğu ileri sürülmüş ise de anılan yapıların ilgili mevzuatında koruma ilkelerine uygun düzenlemelerin bulunduğu, idarenin uyuşmazlığa konu Yönetmeliğin 22.maddesinin 2.fıkrası uyarınca 1.fıkrada belirtilen dokümanlar dışında başka açıklayıcı bilgi ve belge isteyebileceğini kurala bağlandığından anılan maddede eksik düzenleme bulunmadığı görülmüştür. 14. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 26.maddesi yönünden, Yönetmelik maddesi; Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin "Parselasyon planlarının tebliği" başlıklı 26.maddesinde" Düzenleme alanının büyüklüğü, parsel maliki ve parsellerdeki hissedar sayısının çokluğu, bu kişilerin bulundukları yer itibarıyla birebir tebligat yapılamaması ya da adres kayıt sisteminde kayıtlı olduğu yerde bulunmaması gibi nedenlerle karşılaşılacak zorluklar dikkate alınarak parselasyon planlarının bir ay müddetle ilgili belediyede ya da valilikte askıya çıkarılması, internet sitesinde yayımlanması, belediye duyurusu, gazete ve benzeri mutat vasıtalarla da duyurulması ile düzenleme sahasındaki taşınmaz maliklerine tebliğ edilmiş sayılır. " hükmüne yer verilmiştir. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işlemlerinde, parsellerin konumu, dağıtım cetvellerinde; düzenlemeye giren her taşınmaz mala karşılık sahiplerine verilecek bağımsız veya hisseli imar parsellerinin büyüklükleri, hisse miktarı, alınan düzenleme ortaklık payı oranı gibi hususlar ayrı ayrı gösterildiğinden, bu işlemlerin düzenlemeye tabi tutulan taşınmaz sahipleri için subjektif ve kişisel işlemler oldukları kuşkusuzdur. Bu itibarla, idarenin böyle bir işlemi ilgililere 7201 sayılı Kanunun ilgili hükümleri uyarınca yazılı olarak bildirmek suretiyle tebliğ etmesi gerekmekte olup bu şekilde tebliğ edilmeyip ,herhangi bir şekilde öğrenme tarihinden itibaren açılan davaların süresinde olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu nedenle, doğrudan mülkiyet hakkına yönelik sübjektif nitelikte bir idari işlem olan parselasyon işleminin ilgililere yazılı olarak tebliğ edilmesi gerektiğinden ilanın yeterli görülmesine ilişkin dava konusu Yönetmelik maddesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. 15. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 37.maddesinin 4.fıkrasının İncelenmesi 15.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 37.maddesinin 4.fıkrasında, "Mahkeme kararı ile iptal edilen imar uygulamalarında, bedele dönüştürme işlemi var ise, geri dönüşüm işlemi ile birlikte alınan bedel, yapı sahibine değerleme oranına göre yeniden hesaplanarak iade edilir ya da yapılacak yeni parselasyon planında çıkacak değer üzerinden mahsuplaşılır." hükmü yer almaktadır. 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun 10/(c) maddesinde, imar mevzuatına aykırı bina yapılmış hisseli arsa ve araziler veya özel parselasyona dayalı arazilerde imar adası veya parseli olabilecek büyüklükteki alanlarda, binalı veya binasız arsa ve arazileri birbirleriyle, yol fazlalarıyla veya Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden ada veya parsellere ayırmaya, yapıları yeniden doğan imar ada veya parseli içinde kalanları yapı sahiplerine, yapı olmayanları diğer hisse sahiplerine müstakil veya hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre vermeye, bunlar adına tescil ettirmeye ve tescil işlemi dışında kalanların hisselerine 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa göre tespit edilecek bedeli peşin ödenmek veya parsel sahipleri aleyhine kanuni ipotek tesis edilerek tapu sicilinden terkin ettirmeye belediye ve valiliklerin re'sen yetkili oldukları, kurala bağlanmıştır. 3194 sayılı Kanunda yapılan son değişikliklerden önce bu Kanun'un 18. maddesinde ilgili idarenin bedele dönüştürme yetkisinin olmamasına karşın 2981 sayılı Kanunun 10/c maddesinde yer tahsis edilemeyecek durumlarda hissenin bedele dönüştürülmesi yetkisi bulunmaktadır. 7181 sayılı Kanunun 9.maddesiyle eklenen 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinin 10.fıkrasında, "Mevcut yapılar nedeniyle parsellerden düzenleme ortaklık payı alınamadığı hâllerde bu payın miktarı, düzenlemenin gerçekleştirilebilmesi için yapılacak kamulaştırmada kullanılmak üzere bedele dönüştürülebilir" hükmü, aynı maddeye 7221 sayılı Kanunun 7.maddesiyle eklenen 19.fıkrasında, "Bu madde kapsamında yapılmış olan imar uygulamalarının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi nedeniyle; davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti halinde, öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edilir veya anlaşma olmaması halinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değeri ödenir. " hükmü yer almıştır. Uyuşmazlığa konu Yönetmelik maddesi ise 2981 sayılı Kanunun 10-c maddesi ve 7181 sayılı Kanun değişikliğinden sonra 3194 sayılı Kanunun 18. maddesi kapsamında yapılan parselasyon işlemlerinin mahkeme kararıyla iptal edilmesi halinde mahkeme kararının uygulanabilmesi için bedele dönüştürülen taşınmazların iadesinde izlenecek usul düzenlenmekte olup, bu düzenleme Türk Medeni Kanunu veya Tapu Kanununun uygulanmasına engel teşkil etmemektedir. Bu durumda bedele dönüştürmenin yapıldığı parselasyon işlemlerinin mahkeme kararıyla iptal edilmesi halinde alınan bedellerin geri dönüşümünün yapılmasının düzenlenmesine ilişkin Yönetmelik maddesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, 22/02/2020 tarih ve 31047 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin, 4. maddesinin 1. fıkrasının (p) bendindeki " ... bunun dışında kamusal ihtiyaçlara göre ortaya çıkacak imar planı kararıyla belirlenen diğer umumi ve kamu hizmet alanları..." ibaresine, 6. maddesinin 4. fıkrasındaki "...Bu süre idarenin onayıyla 5 'er yıllık periyotlar halinde uzatılabilir..." ibaresine, 7.maddesinin 2. Fıkrasının (b) bendindeki "Düzenleme alanının büyük bir kısmı yapılaşmış olsa dahi..." ibaresine, 11. maddesinin 2. ve 3. fıkralarında yer alan "...kişi ya da..." ibarelerine, 12. maddesinin 1. fıkrasına, 14. maddesinin 1. fıkrasındaki "...bölgenin ihtiyacı olan..." ibaresine, 14. maddesinin 4. fıkrasına, 14. maddesinin 8. fıkrasındaki "...bağışlanması ya da...", "...bağışlanan ya da...", "...ya da bağışlanan...", "...bağış ve..." ibarelerine, 17. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendine, 22. maddesine, 37.maddesinin 4.fıkrasına ilişkin kısımları yönünden DAVANIN REDDİNE, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "bu Yönetmelikteki öncelik sırasına göre" ibaresinin, 14. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "Düzenleme ortaklık paylarının aşağıdaki öncelik sırasına göre alınması esastır" ibaresinin, 14. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendindeki "kamuya ait kreş alanları", (e) bendindeki "kent meydanı, kent parkı, spor alanı", (g) bendindeki "teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı" ve (ı) bendindeki "diğer umumi ve kamu hizmet alanları" ibarelerinin, 5. maddesinin 7. fıkrasının,14. maddesinin 9. fıkrasına, 15. maddesinin 4. fıkrasındaki "...parsellerin imar planında kamu ve umumi hizmet alanlarına denk gelen kısımları, denk gelen alanları oranında kamulaştırmaya konu kamu ve umumi hizmet alanına tahsis edilir..." ibaresinin,26.maddesinin İPTALİNE karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY: 2/11/1985 tarihli ve 18916 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İmar Kanununun 18 inci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlenmesi ile İlgili Esaslar Hakkında Yönetmeliği yürürlükten kaldıran Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 22/02/2020 tarih ve 31047 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanması üzerine bakılmakta olan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT ve HUKUKİ DEĞERLENDİRME: I- USUL YÖNÜNDEN 1.Davacının dava açma ehliyetinin bulunmadığı iddiası ile ilgili olarak; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin hukuk devleti olduğu belirtilmekte olup hukuk devletinin öğesi olan, idarece tesis edilen işlemlerin hukuka uygunluğu ve sonuçta idarenin hukuka bağlılığının yargısal denetimi, iptal davaları yoluyla sağlanmaktadır. Yine Anayasa'nın 135. maddesinde, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşlarının; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında gizli oyla seçilen kamu tüzel kişilikleri olduğu hükme bağlanmıştır. İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesi için ön koşullardan olan dava açma ehliyeti iptal davasına konu kararın niteliğine göre idari yargı yerince değerlendirilmektedir. İptal davasının sübjektif ehliyet koşulu olan "menfaat ihlali" doktrin ve içtihatlarda dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi olarak tanımlanmaktadır. Menfaatin kişisel ve meşru olması için hukuki bir durumdan ortaya çıkması gerekir. Sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenmektedir. İdare hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen idari işlemlerin, ancak bu idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilişkisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceği açıktır. İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesinin ön koşullardan biri olan "dava açma ehliyeti", her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idare ile işlemlerinde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin buna bağlı olarak olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçütler içinde menfaat ilişkisinin varlığını ifade etmektedir. Her olay ve davada, idari işlem ile dava açacak kişi arasında öngörülen subjektif ehliyet koşulu olarak menfaat ihlali kişisel, meşru ve güncel bir menfaat olması ölçütleri ekseninde yargı mercilerince değerlendirilerek takdir edilecektir. Anayasa'nın "Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler" arasında yer verdiği "Çevrenin korunması" na ilişkin hüküm, hem herkes için "sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını" hem de "çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek" ödevini tüm vatandaşlar için "hak ve ödev" olarak düzenlemiştir. Bu bağlamda esasen çevre ve kültür varlıklarının korunması, kişilerin sağlıklı bir çevrede yaşamalarının sağlanması için idareye başvuruda bulunulması, yargı kararlarının uygulanmasının istenilmesi kural olarak gerçek kişilerin ve amaçları doğrultusunda kurulan kamu ve özel hukuk tüzel kişilerinin görev ve yetki alanına girmektedir. 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanununun 2/c maddesinde, "mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplinini ve ahlakını korumak için gerekli gördüğü bütün teşebbüs ve faaliyetlerde bulunmak" Birliğin amacı olarak sayılmış, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Ana Yönetmeliğinin 3/b maddesinde de benzer şekilde, "Mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının ortak gereksinimlerini karşılamak, mesleki etkinlikleri kolaylaştırmak, mesleğin genel yararlara uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensublarının birbirleriyle ve halkla olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplinini ve ahlakını korumak; kamunun ve ülkenin çıkarlarının korunmasında, yurdun doğal kaynaklarının bulunmasında, korunmasında ve işletilmesinde, çevre ve tarihi değerlerin ve kültürel mirasın korunmasında, ülkenin sanatsal ve teknik kullanmasında gerekli gördüğü tüm girişim ve etkinliklerde bulunmak." hükmüne yer verilmiş, ayrıca Birliğe bağlı tüm odaların yönetmeliklerinde de bu ve benzeri düzenlemeler yer almıştır. Bütün bu hükümler göz önünde bulundurulduğunda imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren konularda dava açma hakkının geniş yorumlanması gerektiği açıktır. Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 08/03/1979 tarihli, E:1971/1, K:1979/1 sayılı kararında, Türk Mühendis ve Mimar Odalarının tüzel kişiliği haiz birlikler gibi hak ve yetkilerinin bulunduğu gerekçesiyle davacı ve davalı olarak taraf ve dava ehliyetleri bulunduğuna karar verilmiş, 521 sayılı Danıştay Kanununun 69. ve 70. maddelerinde yer alan "İlgililer" ibaresinin gerçek ve tüzel kişilerden daha kapsamlı olduğu vurgulanmıştır. Aynı ibare 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 10. ve 11. maddelerinde de yer almış bulunmaktadır. İfa ettikleri meslek ve sanat açısından şehirleşme ve dolayısıyla imar faaliyetleriyle çok yakından ilgileri bulunan harita mühendislerinin oluşturduğu TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, yasalara, planlama ve şehircilik ilkelerine aykırı imar uygulamalarını kendi kuruluş amacı doğrultusunda dava konusu yapma ehliyetine sahiptir. Bu durumda, Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin sayılan hükümlerinin iptali istemiyle TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası tarafından bakılmakta olan davanın açıldığı ve davacı odanın dava açmakta ehliyetli olduğu sonucuna varıldığından, davalı idarenin ehliyet itirazı yerinde görülmemiştir. 2.Davanın süresinde açılmadığı iddiası ile ilgili olarak; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 7.maddesinde, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı hükme bağlanmıştır. 26/03/2020 tarih ve 31080 mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Geçici 1. maddesi uyarınca, Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla; dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm sürelerin; 06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12/01/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki sürelerin 13/03/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden itibaren 30/04/2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durduğu, bu sürelerin, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlayacağı, durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan sürelerin, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılacağı, salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanının durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabileceği ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabileceği kabul edilmiş; 30/04/2020 tarih ve 31114 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2480 sayılı Cumhurbaşkanı kararı uyarınca, 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Geçici 1. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen durma süresi 01/05/2020 (bu tarih dahil) tarihinden, 15/06/2020 (bu tarih dahil) tarihine kadar uzatılmıştır. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 22/02/2020 tarihli, 31047 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği, ilanı takip eden altmış günlük dava açma süresinin yukarıda yer verilen mevzuat gereği 13/03/2020 tarihinden itibaren durması ve durma süresinin 15/06/2020 tarihine kadar uzatılması nedeniyle davacı tarafından 17/07/2020 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. II- ESAS YÖNÜNDEN; 1. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 4. Maddesinin 1.Fıkrasının (p) Bendindeki "...bunun dışında kamusal ihtiyaçlara göre ortaya çıkacak imar planı kararıyla belirlenen diğer umumi ve kamu hizmet alanları..." İbaresinin İncelenmesi: 1.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinin 1.fıkrasının (p) bendinde; "Umumi ve kamu hizmet alanları: Yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi/parkı ve yeşil alan, ibadet yeri, karakol ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, kamuya ait kreş alanları, pazar yeri, semt spor alanı ve şehir içi toplu taşıma istasyonları ve durakları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, spor alanı, teknik altyapı alanı kamuya ait trafo alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, kent meydanı, kent parkı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyon alanı ve mesire alanları, resmî kurum alanı, idari tesis alanı, mezarlık alanı, bunun dışında kamusal ihtiyaçlara göre ortaya çıkacak imar planı kararıyla belirlenen diğer umumi ve kamu hizmet alanları ile taşkın kontrol tesisidir." hükmü yer almaktadır. 1.2. Davacının İddiaları: Yönetmelik maddesinde yer alan, "...bunun dışında kamusal ihtiyaçlara göre ortaya çıkacak imar planı kararıyla belirlenen diğer umumi ve kamu hizmet alanları..." ibaresiyle ilgili idarelerin imar planlarıyla yeni umumi ve kamu hizmet alanlarının ihdas edilmesinin önünün açıldığı, bu durumun hukukun belirlilik ilkesine aykırı olduğu, parselasyon ile yapılaşmaya elverişli parsellerin oluşturulduğu ve bunun da taşınmazların değerinde artış meydana getirdiği, öte yandan 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu ile 4 yılda bir değer artışı yapılarak, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 86, 87 ve 88.maddelerinde öngörülen "yol, kanalizasyon, su tesislerine" katılma payının düzenlendiği, düzenleme ortaklık payı(DOP) ile de karşılanması öngörülen bedellerin bir kısmının kullanıcılar tarafından karşılandığı, yeni düzenleme ile mahalle ve semt ölçeğini aşacak şekilde kentin tümüne veya ülkeye hizmet edecek donatı alanlarının %45 oranında bedelsiz olarak karşılanmasının mülkiyet hakkının özüne dokunduğu iddia edilmiştir. 1.3. Davalı İdarenin Savunması: Dava konusu ibare ile umumi ve kamu hizmet alanlarının ihdasının önünün nasıl ve neden açılmasına sebebiyet verildiğinin anlaşılamadığı, 3194 sayılı Kanun ve dava konusu Yönetmelikte yapılan düzenleme ile davacının iddialarının aksine ihdasların önünün kapatıldığı, bu alanların düzenleme ortaklık payından(DOP) karşılanarak başka amaçlarla kullanılamayacağı, özel mülkiyete ve ticari faaliyete konu edilemeyeceğinin açıkça belirtildiği, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda katılım paylarının düzenlendiği, bu Kanun dikkate alınarak düzenleme ortaklık payı belirlenmesinin bilimsel olarak mümkün olmadığı, 3194 sayılı Kanun ve dava konusu Yönetmelikte belirlenen düzenleme ortaklık payı oranının uygulamada belirlenebilecek maksimum miktar olduğu, uygulama alanındaki düzenleme ortaklık payı oranının kanun ve yönetmelikle belirlenmesi mümkün olmayan imar planındaki umumi ve kamu hizmet alanlarının miktarına göre değişiklik gösterdiği, iddiada yer verilen katılım paylarının umumi hizmet alanlarının elde edilmesi için değil, elde edildikten sonra bu alanlarda yapılan içme suyu, kanalizasyon, asfalt gibi tesislerin ve yapıların kullanımı için alındığı, İmar Kanununda yapılan değişikliklerle düzenleme ortaklık payı oranının %40'tan %45'e yükseltildiği ve bütün kamu alanlarının düzenleme ortaklık payı altında birleştirildiği, kent bütünü ile ülke genelinde hizmet verecek yerel donatı kapsamında olmayan kamusal hizmet tesisleri gibi daha öncesinde kamulaştırılmak üzere kamu ortaklık payı ile hisselendirilecek alanların öncelikli umumi ve kamu hizmeti alanları arasında yer almadığı, dava konusu madde ile öncelik sırasına göre %45 oranına kadar düzenleme ortaklık payı alınabileceği ve bu oranın %45'i geçmesi halinde kamulaştırmaya konu olacağı savunulmaktadır. 1.4. Dairemizin Değerlendirmesi: Düzenli, sağlıklı şehirleşmede asıl dikkat edilmesi gereken husus planlı gelişimin sağlanabilmesidir. Planlanan alanlara ilişkin olarak kanun ve yönetmelikler ile belli sınırlar çizilerek umumi hizmet alanlarının ve kamu hizmet alanlarının açıkça tanımlandığı ve belirlendiği düzenlemeler getirilmektedir. Anılan kamusal ihtiyaçların zaman ve mekana göre farklılıklar gösterebileceği açıktır. 3194 sayılı Kanunda "umumi hizmet alanı"nın tanımına yer verilmemiş olmakla birlikte anılan Kanun'un 18.maddesinin 3.fıkrasında, "Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumi hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz." şeklinde ifade edilmiş, 04/07/2019 tarihinde kabul edilen 7181 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında, "Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerler ile bölgenin ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, pazar yeri, semt spor alanı, toplu taşıma istasyonları ve durakları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, resmî kurum alanı, mezarlık alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyonalanı olarak ayrılan parseller ve mesire alanları gibi umumi hizmet alanlarından oluşur ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz." halini almıştır. Yürürlükten kaldırılan İmar Kanununun 18.maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi Ve Arsa Düzenlemesi İle İlgili Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 4.maddesinin 1.fıkrasının (h) bendinde de, "Umumi Hizmetlere Ayrılan Miktar: Bir düzenleme sahasında yol, meydan, park, genel otopark, yeşil saha gibi umumi hizmetlere ayrılan ve tescile tabi olmayan alanlar ile MEB’na bağlı ilk ve orta öğretim kurumları, ibadet yeri, karakol yeri ve ilgili tesisler için ayrılan alanların tümüdür." düzenlemesi yer almaktaydı. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 4.maddesinin 1.fıkrasının (p) bendinde de, umumi ve kamu hizmet alanları "Yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi/parkı ve yeşil alan, ibadet yeri, karakol ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, kamuya ait kreş alanları, pazar yeri, semt spor alanı ve şehir içi toplu taşıma istasyonları ve durakları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, spor alanı, teknik altyapı alanı kamuya ait trafo alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, kent meydanı, kent parkı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyon alanı ve mesire alanları, resmî kurum alanı, idari tesis alanı, mezarlık alanı, bunun dışında kamusal ihtiyaçlara göre ortaya çıkacak imar planı kararıyla belirlenen diğer umumi ve kamu hizmet alanları ile taşkın kontrol tesisidir." şeklinde tanımlanmıştır. Kanun ve anılan Yönetmeliklerdeki ifadelerden, umumi hizmet alanının üzerinde yapı yapılabilen veya yapılamayan ancak kamunun hizmetine sunulan alanlar olduğu anlaşılmakta olup yol, yeşil alan, okul gibi her bölgenin ihtiyacı olan umumi hizmet alanları tek tek sayılırken kamusal ihtiyaçların zaman ve mekana göre değişebileceği gözetilerek bir kısım umumi hizmet alanlarının belirlenmesinin imar planına bırakıldığı görülmektedir. Aksi halde sürekli olarak Kanun ve Yönetmelikte değişiklik yapılmasının gerekmesi bir yana bölgenin özelliklerine göre umumi hizmet alanlarının belirlenmesi mümkün değildir. Kanun koyucu da "gibi umumi hizmet alanları" ifadesini kullanarak umumi hizmet alanlarının zaman ve mekana göre değişiklik gösterebileceği iradesini ortaya koymuş, ayrıca bu alanların parselasyon işlemi sonucunda düzenleme ortaklık payından karşılanacağını düzenlemiştir. Parselasyon işleminin amacı; imar planı, plan raporu ve ilgili yönetmelik hükümlerine göre, imar adasının biçim ve boyutu, yapı düzeni, inşaat yaklaşma sınırı ve bahçe mesafeleri, yapı yüksekliği ve derinliği, yerleşme yoğunluğu, taban alanı ve kat alanı katsayısı, arazinin kullanılma şekli, mülk sınırları, mevcut yapıların durumu göz önüne alınmak suretiyle üzerinde yapı yapmaya elverişli imar parseli oluşturmaktır. Parselasyon işlemi ile bölge yerleşim alanı haline gelmekte ve eskiden kadastro parseli (tarla ve arazi) vasfındaki taşınmazlar artık imar parseline dönüşmekte, bu dönüşüm neticesinde ise söz konusu alandaki taşınmazların değerinde artış meydana gelmektedir. 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesinde, düzenlemeye tabi tutulan bu yerlerin yol, yeşil alan gibi kamusal ihtiyacının karşılanması amacıyla taşınmazların değerinde meydana gelen artış karşılığında idarelere mevcut taşınmazlardan kesinti yapma olanağı tanınmış ve yapılan bu kesinti anılan Kanun'da ''düzenleme ortaklık payı (DOP)" olarak ifade edilmiştir. Parselasyon işlemi yapılırken düzenleme sınırı içinde kalan umumi hizmet alanlarının yüzölçümüne göre düzenlemeye giren parsellerden alınacak olan düzenleme ortaklık payı oranı (DOPO) değişecek olmakla birlikte Kanun'da belirtilen %45 oranından fazla düzenleme ortaklık payı alınamayacağı gibi bu husus umumi hizmet alanlarının belirsizliği ile ilgili değil, uygulama imar planı ve düzenleme sınırı ile ilgilidir. İmar planları hazırlanırken şehrin gelişme yönü de dikkate alınarak planlama alanının ihtiyacı olan yeteri kadar umumi ve kamu hizmet alanı ayrılmalıdır. Dolayısıyla ihtiyaca uygun umumi ve kamu hizmet alanlarının belirlenmesi imar planıyla olur. İmar planlarının onaylanmasından sonra parselasyon işlemi yapılabilir ki bu şekilde kadastro parsellerinin uygulama imar planında belirlenen adalar içinde imar parseli haline dönüşmesi sağlanır. Parselasyon işlemi imar planı sınırları içinde etaplar halinde yapılabileceğinden, düzenleme sınırının, eşitlik ilkesi gözetilerek mevzuata uygun belirlenmesi ve bu belirleme yapılırken planlı alanda ve düzenleme sınırı dışında kalan yerleşim ve kamusal alanların dikkate alınması gerekmektedir. Böylece önce ve sonra yapılan parselasyon işlemlerinde hesaplanan ve kadastro parsellerinden kesilen düzenleme ortaklık payı oranında dengenin sağlanması mümkündür. Bu bağlamda öncelikle imar planının yapılması gerektiğinden parselasyon işlemi sırasında uygulanması gereken uyuşmazlığa konu Yönetmelik kuralları planlama aşamasında uygulanmayacağından imar planlarıyla yeni umumi ve kamu hizmet alanları ihdas edilmesinin önünün açıldığı iddiasına itibar edilmemiştir. Bu durumda, İmar Kanununun 18.maddesinin 3.fıkrasında geçen "...gibi umumi hizmet alanları..." ibaresine uygun olarak Yönetmelik hükmüyle ayrıntılı bir biçimden kaçınılması suretiyle öncelikle tüm ülke genelinde bulunması gerekli ve önemli olan umumi hizmet alanlarının sayılması, sonrasında ise "bunun dışında kamusal ihtiyaçlara göre ortaya çıkacak imar planı kararıyla belirlenen diğer umumi ve kamu hizmet alanları" ifadesi ile zamanla ve/veya mahalli olarak ortaya çıkabilecek ihtiyaca göre kesin olmayan çerçeve bir tanım yapılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. 2. Yönetmeliğin 5. Maddesinin 1.Fıkrasındaki "bu Yönetmelikteki öncelik sırasına göre" İbaresinin ve Yönetmeliğin 14. Maddesinin 2. Fıkrasındaki "Düzenleme ortaklık paylarının aşağıdaki öncelik sırasına göre alınması esastır", "b)...kamuya ait kreş alanları", "e) Kent meydanı, kent parkı, spor alanı", "g) teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı","ı) Diğer umumi ve kamu hizmeti alanları." İbarelerinin İptali İstemi ile Bu Düzenlemenin Dayanağı 3194 sayılı İmar Kanununun 18.Maddesinin 3.Fıkrasındaki "gibi umumi hizmet alanları" İbaresinin İptali İstemiyle Anayasa Mahkemesine Başvurulması İsteminin İncelenmesi İncelenmesi: Dava konusu Yönetmeliğin 14. maddesinin 2. fıkrasında yer alan dava konusu ibareler ile Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrası bağlantılı olduğundan her iki düzenlemeye ilişkin inceleme bu başlık altında yapılmıştır. 2.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 5.maddesinin 1.fıkrasında, "İmar planları ile umumi hizmet veya kamu hizmetleri kullanımı getirilen alanların öncelikle 3194 sayılı İmar Kanununun 18 inci maddesine göre uygulama yapılarak, bu Yönetmelikteki öncelik sırasına göre DOP’tan oluşturulması esastır." kuralı yer almaktadır. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 14.maddesinin 2.fıkrasında, "Düzenleme ortaklık paylarının aşağıdaki öncelik sırasına göre alınması esastır: a) Yol, su yolu, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi/parkı ve yeşil alan. b) İbadet yeri, karakol ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, kamuya ait kreş alanları. c) Pazar yeri, semt spor alanı ve şehir içi toplu taşıma istasyonları ve durakları. ç) Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları. d) Otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol. e) Kent meydanı, kent parkı, spor alanı. f) Belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı. g) Teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı. ğ) Rekreasyon alanı, mesire alanları ve özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan. h) Resmî kurum alanı. ı) Diğer umumi ve kamu hizmet alanları. i) Mezarlık, otogar alanı." hükmüne yer verilmektedir. 2.2. Davacının İddiaları: Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "bu Yönetmelikteki öncelik sırasına göre" ibaresi yönünden; Yönetmelik maddesinde yer alan, "bu Yönetmelikteki öncelik sırasına göre" ibaresinin 3194 sayılı Kanunda yer almadığı, yönetmelik düzenlemelerinin kanun hükmüne uygun olması gerektiği, Kanun'da yer almayan bu ibarenin Yönetmelikle getirilmesinin hukukun temel ilkelerinden belirlilik ilkesine aykırı olduğu, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin "yürüme mesafeleri" başlıklı 12.maddesinde mahalle ve semt ölçeğinde tasarlama yapılmasının öngörüldüğü, ancak dava konusu Yönetmeliğin 14.maddesinde yer verilen kamusal alanların sıralaması dikkate alındığında yerel donatılara bedelsiz katkıların genel bütçeden yapılacak ve kent bütünü ile ülke geneline hizmet edecek yatırımlardan sonra sayıldığı (örneğin, sosyal ve kültürel tesis alanları Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 14.maddesinin (f) bendinde yer alırken Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesisi alanlarının (ç) bendinde, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yolun (d) bendinde yer aldığı), buna göre öncelik sıralaması yapılmasının kamu yararı ile nimet-külfet esasına aykırılık taşıdığından iptalinin gerektiği iddia edilmektedir. Yönetmeliğin 14. maddesinin 2. fıkrasındaki "Düzenleme ortaklık paylarının aşağıdaki öncelik sırasına göre alınması esastır", "b)...kamuya ait kreş alanları", "e) Kent meydanı, kent parkı, spor alanı", "g) teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı","ı) Diğer umumi ve kamu hizmeti alanları." ibareleri yönünden; Öncelik sırasının neye göre ve nasıl belirleneceği noktasında belirsizlik olduğu, 2. fıkranın (ı) bendi ile düzenleme ortaklık payı olarak sayılan yerlerin sayısının artırılabileceğinin ifade edildiği, Anayasa'nın 35.maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinde yer alan bu ibare ile sınırlandığından iptalinin gerektiği, Anayasa Mahkemesi’nin 29/12/1999 tarih ve E:1999/33, K:1999/51 sayılı kararıyla, 3194 sayılı Kanunun 13.maddesinin 1.fıkrasında geçen "ve benzeri umumi hizmetlere ayrılan alanlarda" ifadesi ile Kanun'da sayılan kamusal alanların artırılamayacağının kabul edildiği ve Anayasa Mahkemesince sözü edilen maddenin lafzi olarak değil, amacına göre yorumlanarak taşınmaz türlerinin sınırlı olduğuna ve kapsamının genişletilemeyeceğine karar verildiği, dava konusu Yönetmeliğin 14.maddesinin 2.fıkrasında sayılan, "kamuya ait kreş alanları, kent meydanı, kent parkı, spor alanı, teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı" ibarelerinin 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinde yer almadığı, 3194 sayılı Kanunda yer alan ifadelerin bir kısmının Yönetmelikte farklı ifade edildiği, Kanunda belirlenenler dışında veya değiştirilerek Yönetmelikte yer verilen ifadelerin hukuka aykırı olduğu iddia edilmektedir. 2.3. Davalı İdarenin Savunması: Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "bu Yönetmelikteki öncelik sırasına göre" ibaresi yönünden; Yönetmeliklerin kanun hükümlerinin nasıl uygulanacağını açıklamak amacıyla çıkarıldığı, 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinde, düzenleme ortaklık payına konu alanların hangi alanlar olduğunun düzenlendiği, Yönetmelik ile getirilen düzenlemede öncelik sırasına göre diğer hizmet alanlarının belirlendiği, 7181 sayılı Kanunla getirilen değişiklik öncesindeki düzenleme ortaklık payına konu alanlara öncelik verildiği, sonrasında ise mevzuat değişikliği öncesi kamu ortaklık payı (KOP) hisselendirilmesine konu olan kamu hizmet alanlarının ihtiyaç önemine göre sıralandığı, %45'lik düzenleme ortaklık payı yasal kesintisi sınırları içinde belediyelerin öncelikli olarak belediye hizmet alanı, otogar, sosyal kültürel tesis alanı gibi hizmet vermekle yükümlü olduğu alanları düzenleme ortaklık payından karşılayarak okulların Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), hastanelerin Sağlık Bakanlığı, karakolların Emniyet Genel Müdürlüğü(EGM), ibadet yerlerinin ise Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından kamulaştırılmak zorunda kalınmasının önüne geçmek için öncelik sıralaması yapıldığı, söz konusu sıralamada genel bütçe veya yerel bütçeden karşılanacak alan ayrımı yapılmadığı, bölgenin ihtiyacı olabilecek alanların göz önünde bulundurulduğu, Yönetmeliğin 14. maddesinin 2. fıkrasındaki "Düzenleme ortaklık paylarının aşağıdaki öncelik sırasına göre alınması esastır", "b)...kamuya ait kreş alanları", "e) Kent meydanı, kent parkı, spor alanı", "g) teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı","ı) Diğer umumi ve kamu hizmeti alanları." ibareleri yönünden; Söz konusu sıralamada genel bütçe veya yerel bütçeden karşılanacak alan ayrımı yapılmamış olup yerel donatı kapsamında kalan alanlar ile birlikte bölgenin öncelikli ihtiyacı olabilecek alanların göz önünde bulundurulduğu, 7181 sayılı Kanun değişikliği öncesindeki düzenleme ortaklık payına konu alanlara öncelik verildiği, sonrasında da KOP hisselendirmesine konu hizmet alanlarının ihtiyaç önemine göre sıralandığı, Yönetmeliğin çıkarılış amacına göre bir düzenlenme yapılmış olup umumi ve kamu hizmet alanları tanımından da (Yönetmelik 4. madde, 1. fıkra (p) bendi) anlaşılacağı üzere tek tek sayılan alanlar dışındaki kamusal ihtiyaca göre imar planı kararlarıyla belirlenen tüm kamusal alanların ifade edildiği, 2.fıkranın (ı) bendinin tanıma istinaden eklendiği ve açıklayıcı nitelikte olduğu savunulmuştur. 2.4. Dairemizin Değerlendirmesi: 2.4.1. 3194 sayılı İmar Kanununun 18.maddesinin 3.fıkrasında yer alan «gibi umumi hizmet alanları» ibaresinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması istemi yönünden; 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinin 7181 sayılı Kanunun 9.maddesiyle değişen halinde, "Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme alanındaki nüfusun kentsel faaliyetlerini sürdürebilmeleri için gerekli olan umumi hizmet alanlarının tesis edilmesi ve düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırk beşini geçemez. Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerler ile bölgenin ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, pazar yeri, semt spor alanı, toplu taşıma istasyonları ve durakları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, resmî kurum alanı, mezarlık alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyon alanı olarak ayrılan parseller ve mesire alanları gibi umumi hizmet alanlarından oluşur ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz. Düzenlemeye tabi tutulan alan içerisinde bulunan taşkın kontrol tesisi alanlarının, bu fıkrada belirtilen kullanımlar için düzenleme ortaklık payı düşülmesini müteakip kalan Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanması esastır. Ancak taşkın kontrol tesisi için yeterli alanın ayrılamaması durumunda, düzenleme ortaklık payının ikinci fıkrada belirtilen oranı aşmaması şartıyla, düzenlemeye tabi diğer arazi ve arsaların yüz ölçümlerinden bu fıkradaki kullanımlar için öncelikle düzenleme ortaklık payı ayrıldıktan sonra ikinci fıkrada belirtilen orana kadar taşkın kontrol tesisi için de ayrıca pay ayrılır. Kapanan imar ve kadastro yollarının öncelikle düzenleme ortaklık payına ayrılan toplam alandan düşülmesi esastır." hükmü yer almaktadır. Yasama organı, yasa yaparken konuyla ilgili bütün olasılıkları göz önünde bulundurarak ayrı ayrı ve ayrıntılı bir biçimde kurallar koyabileceği gibi gerek yasama faaliyetinin yavaş işlemesi gerekse günlük olayları izleyerek zamanında önlem alınmasının güçlüğü karşısında, esaslı unsurları belirledikten sonra zamana ve ihtiyaçlara göre değişen olaylara da uygulanmak üzere takdir yetkisine bağlı olarak uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususların düzenlenmesi konusunda yürütme organına yetki verebilir. Bu bağlamda umumi hizmet alanının tanımı Kanun'da yapılmamış olup yukarıda yer verilen hükümde parselasyon işlemi yapılırken düzenleme ortaklık payını oluşturacak düzenleme sınırı içindeki umumi hizmet alanları örnekleme yapılarak sayılmıştır. Böylece her yerde ve zamanda kamunun ve bireylerin ihtiyacı olan alanlar açık ve net bir şekilde sayılırken yer ve zamana göre değişebilecek olan kamusal hizmet alanlarının da olabileceği göz önünde tutulmak suretiyle, Kanun'da değişiklik yapılmasına gerek kalmadan parselasyonu yapmakla görevli idarenin imar planıyla belirlenen ve Kanun'un 18.maddesinde sayılmayan umumi hizmet alanlarının düzenleme ortaklık payından karşılanması suretiyle bölgeye hizmet vermesi, dolayısıyla kamu yararının sağlanması amaçlanmıştır. Bu nedenle kanun koyucunun düzenleme ortaklık paylarının hangi umumi hizmet alanlarından oluşacağı noktasında sınırlı sayıda belirleme yapmamasının, kişinin katlandığı külfetle amaçlanan kamusal yarar arasındaki adil dengeyi bozmadığı, dolayısıyla orantılı olduğu görüldüğünden Anayasa'da korunan mülkiyet hakkının ihlaline yol açılmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle 3194 sayılı İmar Kanununun 18.maddesinin 3.fıkrasında yer alan "gibi umumi hizmet alanları" ibaresinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması istemi ciddi görülmemiştir. 2.4.2. Yönetmeliğin 14. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "Düzenleme ortaklık paylarının aşağıdaki öncelik sırasına göre alınması esastır" ibaresi yönünden; 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesinin 3. fıkrasında: "Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerler ile bölgenin ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, pazar yeri, semt spor alanı, toplu taşıma istasyonları ve durakları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, resmî kurum alanı, mezarlık alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyon alanı olarak ayrılan parseller ve mesire alanları gibi umumi hizmet alanlarından oluşur ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz. Düzenlemeye tabi tutulan alan içerisinde bulunan taşkın kontrol tesisi alanlarının, bu fıkrada belirtilen kullanımlar için düzenleme ortaklık payı düşülmesini müteakip kalan Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanması esastır. Ancak taşkın kontrol tesisi için yeterli alanın ayrılamaması durumunda, düzenleme ortaklık payının ikinci fıkrada belirtilen oranı aşmaması şartıyla, düzenlemeye tabi diğer arazi ve arsaların yüz ölçümlerinden bu fıkradaki kullanımlar için öncelikle düzenleme ortaklık payı ayrıldıktan sonra ikinci fıkrada belirtilen orana kadar taşkın kontrol tesisi için de ayrıca pay ayrılır. Kapanan imar ve kadastro yollarının öncelikle düzenleme ortaklık payına ayrılan toplam alandan düşülmesi esastır." kuralına yer verilmiştir. Anılan kural değerlendirildiğinde, kanun koyucunun düzenleme ortaklık payından karşılanacak alanları örnekleme yoluyla saydığı anlaşılmakta, ancak bu alanlardan herhangi birinin diğerine öncelikli olduğu yönünde bir belirleme yapmadığı görülmektedir. Gerçekten de parselasyon işlemlerinin özellikleri ve tekniği gereği, her düzenleme sahasına denk gelecek olan umumi ve kamu hizmeti alanları değişiklik gösterecek olmakla birlikte, bu alanların nitelikleri ve büyüklükleri ile düzenleme ortaklık payına olan etkileri de değişkenlik gösterebilir. Bu halde düzenlemeyi yapacak idarenin yapması gereken, her bir düzenleme sahası özelinde; düzenleme sahasının büyüklüğü, imar planı kararlarında öngörülen umumi ve kamu hizmet alanlarından hangilerinin arazi ve arsa düzenlemesi yapılacak olan sahaya denk geldiği, bu şekilde düzenleme ortaklık payından karşılanacak olan kullanımların düzenleme sahasındaki konumu ve büyüklüğü gibi değişkenlik gösterecek tüm unsurları bir arada değerlendirerek kamu yararına en uygun olacak ve bireysel menfaatleri de ölçüsüz zedelemeyecek şekilde belirleyeceği sıra üzerinden düzenleme ortaklık payı kesintisi yapmaktır. Bunun aksi bir tutumla, düzenleme ortaklık payından karşılanacak olan alanlar arasında belirli bir önem ve öncelik sırası gözetilerek, uygulamayı yapacak olan idarenin bağlı yetki içerisine sokulması uygulamada kamu yararına uygun olmayan sonuçlara sebep olacaktır. Bu durumda, dayanak Kanun'da bulunmayan bir sıralamanın Yönetmelik hükmü ile öngörülmesinde hukuka ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir. 2.4.3. Yönetmeliğin 14. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendindeki "...kamuya ait kreş alanları", (e) bendindeki "kent meydanı, kent parkı, spor alanı", (g) bendindeki "teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı" ve (ı) bendindeki "diğer umumi ve kamu hizmet alanları" ibareleri yönünden; Dava konusu Yönetmeliğin 14. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "Düzenleme ortaklık paylarının aşağıdaki öncelik sırasına göre alınması esastır." ibaresi yönünden, böyle bir öncelik sırası yapılmasının 3194 sayılı Kanun'a aykırı olduğu belirlenmiş olduğundan; anılan sıralama içerisinde öngörülen (b) bendindeki "...kamuya ait kreş alanları", (e) bendindeki "kent meydanı, kent parkı, spor alanı", (g) bendindeki "teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı" ve (ı) bendindeki "diğer umumi ve kamu hizmet alanları" ibarelerinde de hukuka uyarlık görülmemiştir. 2.4.4. Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "bu Yönetmelikteki öncelik sırasına göre" ibaresi yönünden; Gerek, dava konusu Yönetmeliğin 14. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "Düzenleme ortaklık paylarının aşağıdaki öncelik sırasına göre alınması esastır." ibaresi, gerekse 14. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendindeki "...kamuya ait kreş alanları", (e) bendindeki "kent meydanı, kent parkı, spor alanı", (g) bendindeki "teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı" ve (ı) bendindeki "diğer umumi ve kamu hizmet alanları" ibareleri Dairemizce hukuka uygun görülmediğinden, Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasında bulunan "bu Yönetmelikteki öncelik sırasına göre" şeklindeki ibarede de hukuka uyarlık görülmemiştir. 3. Yönetmeliğin 5. Maddesinin 7.Fıkrasının İncelenmesi: 3.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 5.maddesinin 7.fıkrasında, "10/7/2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu gereğince, büyükşehir belediyelerinin ve ilçe belediyelerinin görev ve yetki sahaları içerisinde kalan ve düzenleme ortaklık payı kesintisi ile elde edilen alanlarda: Büyükşehir Belediye Kanunu uyarınca büyükşehir belediyesinin haklarının saklı kalması kaydıyla ilçe belediyesince projesiyle birlikte müracaat edilmesine rağmen büyükşehir belediyesince, 3 ay içerisinde yapımına başlanılmayan çevre düzenlemesi, altyapı tesisleri ve belediyelerce yapılması gereken tesisler ile imar planındaki kullanım amacına yönelik kamu hizmetleri, ilçe belediyesince proje geliştirerek gerçekleştirilebilir." hükmü yer almaktadır. 3.2. Davacının İddiaları: Anılan düzenleme ile görev ve yetki kargaşası yaratıldığı, büyükşehir belediyelerinin yetkilerinin kısıtlandığı, Belediye Kanunu ve Büyükşehir Belediyesi Kanununda yer almayan bu kısıtlamanın yönetmelik ile yapılmasının normlar hiyerarşisine aykırı olduğu, yetkinin Anayasa gereği ancak kanunla devredilebileceği, Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile verilen yetkinin kanun dışındaki bir düzenleme ile devredilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğu, ayrıca bu düzenlemenin dava konusu Yönetmeliğin 1, 2 ve 3. maddelerindeki «amaç, kapsam ve dayanak» kısmına da aykırı olarak düzenlendiği iddia edilmiştir. 3.3. Davalı İdarenin Savunması: Anılan madde ile kamu hizmetlerinden yararlanacak vatandaşların mağduriyetinin ve kamu yatırımlarının geciktirilmesinin önlenmesi, büyükşehir belediyelerinin ilçelerdeki yatırım projelerine katılımının hızlanmasının amaçlandığı, hukuka uygun olduğu savunulmuştur. 3.4. Dairemizin Değerlendirmesi: İdare hukukunun bilinen ilkelerinden olan kanunilik ilkesi, idarelerin yetkilerini kanundan almak zorunda olduğunu ifade etmektedir. İdarenin yasalarla kurulması, yasalardan yetki alması, yasalar çerçevesinde ve yasalara aykırı olmamak koşuluyla işlemlerde bulunabilmesi anlamına gelen yasallık ilkesinin (kanunilik ilkesi) gereği olarak yetkili idarenin yasayla belirlenmesi ve yetki devrine imkan veren hususların da yasayla belirlenmesi gerekir. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun "Büyükşehir, İlçe ve İlk Kademe Belediyelerinin Görev ve Sorumlulukları" başlıklı 7. maddesinin 1 fıkrasının (b) bendinde; çevre düzeni plânına uygun olmak kaydıyla, büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde 1/5.000 ile 1/25.000 arasındaki her ölçekte nazım imar plânını yapmak, yaptırmak ve onaylayarak uygulamak; büyükşehir içindeki belediyelerin nazım plâna uygun olarak hazırlayacakları uygulama imar plânlarını, bu plânlarda yapılacak değişiklikleri, parselasyon planlarını ve imar ıslah plânlarını aynen veya değiştirerek onaylamak ve uygulanmasını denetlemek; nazım imar plânının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde uygulama imar plânlarını ve parselasyon plânlarını yapmayan ilçe ve ilk kademe belediyelerinin uygulama imar plânlarını ve parselasyon plânlarını yapmak veya yaptırmak, (c) bendinde ise; kanunlarla büyükşehir belediyesine verilmiş görev ve hizmetlerin gerektirdiği proje, yapım, bakım ve onarım işleriyle ilgili her ölçekteki imar plânlarını, parselasyon plânlarını ve her türlü imar uygulamasını yapmak ve ruhsatlandırmak, 20/7/1966 tarihli ve 775 sayılı Gecekondu Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmak, büyükşehir belediyesinin görev, yetki ve sorumlulukları arasında sayılmaktadır. Bu bağlamda, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 5393 sayılı Belediye Kanunu sistematiği ve iş bölümü yönünden incelendiğinde, ilçe belediyeleri ile büyükşehir belediyeleri arasındaki görev ve yetki ilişkisinde ilçe belediyelerin görevini belirlenen süreler içerisinde yerine getirmemesi halinde büyükşehir belediyelerinin ilçe belediyelerinin görevlerini yerine getirebileceği, ancak büyükşehir belediyelerinin görev ve yetkilerini yerine getirmemesi halinde ilçe belediyelerinin bu görevleri büyükşehir belediyesinin "yerine" gerçekleştirebileceğine ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı anlaşıldığından anılan Kanunlara aykırı Yönetmelik maddesinde hukuka uyarlık görülmemiştir. Öte yandan, Yönetmelik maddesiyle görev ve yetki yönünden büyükşehir belediyesinin iradesi atlanarak ilçe belediyesi tarafından sayılan projelerin düzenleme ortaklık payı ile elde edilen alanlarda gerçekleştirilebileceğine ilişkin bu hükmün arazi ve arsa düzenlemeleri kapsamında çıkarılan anılan Yönetmelikte değerlendirilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda Yönetmeliğin dayanağı 3194 sayılı Kanunun 13, 18 veya 44.maddeleriyle bağlantısı bulunmayan bir konunun anılan Yönetmelik kapsamında düzenlenmesi de hukuka aykırılık taşımaktadır. 4. Yönetmeliğin 6. Maddesinin 4.Fıkrasındaki "Bu süre idarenin onayıyla 5’er yıllık periyotlar halinde uzatılabilir." İbaresinin İncelenmesi: 4.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 6.maddesinin 4.fıkrasında, "İmar planındaki kullanım amacına göre kamu hizmetini sağlamakla yükümlü idarenin yatırım programında olmaması halinde idarenin onayıyla, yine ilgili idarenin izin ve kontrolünde parsel maliki tarafından yapılacak özel tesis, 10 yıl süre ile özel tesisi yapan parsel maliki tarafından kullanılır. Bu süre idarenin onayıyla 5’er yıllık periyotlar halinde uzatılabilir. İlgili idare süre bitiminden 1 yıl öncesinde kamulaştıracağını parsel malikine 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanununa göre bildirir. Kullanım süresinin bitmesinden sonra kamu hizmetini sağlamakla yükümlü idare, parseli ve üzerindeki izin verilen muhdesatı, Kamulaştırma Kanununa göre kamulaştırmak suretiyle kamuya geçişini sağlar. İmar Kanununun 13 üncü maddesine göre işlem yürüten parsel malik/malikleri bu alanın üzerindeki yapıyı başka amaçla kullanmayacağını ve süre bitiminde muhdesatıyla beraber kamu kullanımına geçeceğini bilir, kabul ve taahhüt eder." kuralı yer almaktadır. 4.2. Davacının İddiaları: Dava konusu Yönetmelik hükümlerinin İmar Kanununun 13. ve 33.maddelerine aykırı olarak düzenlendiği, İmar Kanununun 13. maddesinin 2.fıkrası gereğince özel tesisin yapılabilmesinin İmar Kanununun 33.maddesindeki şarta bağlandığı, aynı maddenin 4.fıkrasında, «on yıllık muvakkatlık müddeti dolduktan sonra veya on yıl dolmadan yıktırılması veya kamulaştırılması halinde muvakkat bina ve tesislerin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerine göre takdir olunacak bedel sahibine ödenir.» hükmü yer almaktayken dava konusu Yönetmeliğin 6.maddesinin 4.fıkrasıyla sürenin uzatılabileceğinin düzenlenmesinin süre bakımından belirsizlik ve keyfilik yarattığı gibi İmar Kanununun 33.maddesinin 2.fıkrasındaki «bu gibi hallerde verilecek müddetin on yıl olması» hükmüne aykırılık teşkil ettiği, ayrıca imar planında kamu eliyle kamu hizmeti verilmesini sağlamak amacıyla özgülenen yerin imar planının uygulanmasının geciktirilmesinin de kamu yararına aykırılık teşkil ettiği, bu ibarenin iptal edilmesi gerektiği iddia edilmiştir. 4.3. Davalı İdarenin Savunması: İmar Kanununun 33.maddesinin imar planına göre kapanması gereken yol ve çıkmaz sokak üzerinde bulunan alanlar da dahil olmak üzere umumi ve kamu hizmet alanlarına ayrılmış alanlarda yapılacak muvakkat yapılarla ilgili olduğu, 13.maddesinin ise, imar planlarında kamu hizmetine ayrılan alanların öncelikle kamuya geçişi esas olmakla birlikte, belirtilen yöntemlerle bu zamana kadar yol, meydan, ibadet yerleri, park ve çocuk bahçeleri hariç olmak üzere kamu mülkiyetine geçişi sağlanamayan okul alanı, sağlık tesisi alanı gibi üzerine özel tesis yapılabilecek kamu hizmet alanlarında mülkiyet sahibi özel şahısların müracaatı halinde, kamu hizmetini görmekle yükümlü idarenin uygun görüşü ve izniyle idarenin özel tesis projesini onaylaması halinde yine idarenin denetiminde yapılacak ve ileride idaresince kamulaştırılacak kalıcı yapılara ilişkin olduğu, dava konusu Yönetmeliğin 6.maddesinde muvakkat yapılara ilişkin hüküm bulunmadığı, söz konusu hükümle parselasyon yapılmış, idarece yatırım programı bulunmayan alanlara ilişkin düzenleme yapıldığı, Yönetmeliğin 6.maddesinin 4.fıkrasında, 3194 sayılı Kanunun 13.maddesinde belirtilen kamu hizmet alanlarında mülkiyet sahibi vatandaşların talebi üzerine yapılabilecek kalıcı ve mevzuata uygun ruhsatlı özel tesislerin nasıl yapılacağı ve hangi sürelerde özel kullanıma tabi olup ne zaman kamulaştırılacağı hususlarının düzenlendiği, dava konusu ibarenin ilgili idarece kamulaştırıl(a)mayan idarenin yatırım programında bulunmayan alanlarda yapılabilecek tesisler için geçerli düzenleme getirilmesinin belirsizlik ve keyfilik yaratmadığı, aksine hizmeti vermekle yükümlü idarenin plan ve bütçesine göre kamulaştırma planı yapmasına olanak sağlayarak kamulaştırmasız el atma davalarının önüne geçilmek istendiği savunulmuştur. 4.4. Dairemizin Değerlendirmesi: 3194 sayılı Kanunun 04/07/2019 tarihli değişiklikle getirilen "İmar planlarında umumi hizmetlere ve kamu hizmetlerine ayrılan yerler" başlıklı 13. maddesinde; "Özel hukuk kişilerinin mülkiyetinde olup uygulama imar planında düzenleme ortaklık payına konu kullanımlarda yer alan taşınmazlar; a) Bu kullanımlardan umumi hizmetlere ayrılan alanlar öncelikle 18 inci maddeye göre arazi ve arsa düzenlemesi yapılarak, b) 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında sırasıyla, ilgisine göre Hazine veya ilgili idarelerin mülkiyetindeki taşınmazlar ile trampa yapılmak veya satın alınmak suretiyle, ilgili kamu kurum ve kuruluşunca kamulaştırılarak kamu mülkiyetine geçirilir. Düzenleme ortaklık payına konu kullanımlardan yol, meydan, ibadet yerleri, park ve çocuk bahçeleri hariç olmak üzere yapı yapılabilecek diğer alanlarda; alanların kamuya geçişi sağlanıncaya kadar maliklerinin talebi hâlinde ilgili kamu kuruluşunun uygun görüşü alınarak plandaki kullanım amacına uygun özel tesis yapılabilir. İlgili mevzuat uyarınca hiçbir şekilde yapı yapılamayacak alanlarda muvakkat da olsa yapı yapılmasına izin verilmez. Mevcut yapılar kamulaştırılıncaya kadar korunabilir. Bu alanlarda beş yıllık imar programı süresi içinde, birinci fıkranın (a) ve (b) bentlerine göre işlem tesis edilerek parsel, kamu mülkiyetine geçirilmek zorundadır. Bu süre en fazla bir yıl uzatılabilir. Parsel maliklerinin hisselerini idareye hibe etmeleri veya bedelsiz devretmeleri durumunda, idare devir işlemlerini bedel almaksızın gerçekleştirmekle yükümlüdür. Bu işlemler için parsel maliklerinden hiçbir vergi, resim, harç, döner sermaye ücreti ve herhangi bir ad altında bedel alınmaz. Kamu kullanımına ait sosyal, kültürel ve teknik altyapı alanlarının, Hazine veya kamu mülkiyetindeki alanlarla trampa yapılması hâlinde, şahıs veya özel hukuk kişilerinden hiçbir vergi, resim, harç, ücret, döner sermaye ücreti ve herhangi bir ad altında bedel alınmaz. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça hazırlanan yönetmelikle belirlenir. " hükmü yer almaktadır. Anılan 13. madde ile düzenleme ortaklık payına konu olan ve yol, meydan, ibadet yeri, park ve çocuk bahçesi alanları dışında kalan kamusal alanların, parselasyon yapılmaması veya idarenin olanakları nedeniyle kamulaştırılmaması sonucu kamunun eline geçmemesi durumunda, sağlık, eğitim gibi kamusal hizmetlerin özel tesisler aracılığıyla yürütülmesi amaçlanmış olup Kanun'un 33. maddesindeki muvakkat yapıdan farklı olarak imar planındaki amacı doğrultusunda tesis yapılmasına izin verilebileceği hükme bağlanmıştır. Maddede söz konusu alanların kamuya geçişi sağlanıncaya kadar, maliklerin talebi ve ilgili kurumun uygun görüşü ile plandaki fonksiyonuna uygun özel tesis yapılarak kullanılabileceği öngörülmüştür. Son fıkrada ise uygulamaya ilişkin olarak Yönetmelikle düzenleme yapma yetkisi verilmiştir. Bu durumda Yönetmelik kuralıyla, ilgilinin ve idarenin iradesi ile özel tesis yapılmasına müsaade edilen ve kullanılmakta olan taşınmaz üzerindeki özel tesisin kullanım hakkının, idarenin onayıyla sürdürülmesinin 5'er yıllık periyotlar halinde uzatılmasına ilişkin getirilen düzenlemenin üst kurallara aykırı olmadığı, düzenlemenin Kanun'la idareye tanınan yetki çerçevesinde ve Kanun'la belirlenen sınıra bağlı olarak, açıklayıcı ve üst normların uygulanmasına yönelik olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda Yönetmelik kuralında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. 5. Yönetmeliğin "İfraz ve tevhit işleri" başlıklı 7. Maddesinin 2. Fıkrasının (b) bendindeki "Düzenleme alanının büyük bir kısmı yapılaşmış olsa dahi..." İbaresinin İncelenmesi: 5.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 7. maddesinin 2. fıkrasında ifraz ve tevhit işlemlerinin yapılabilmesi için aranan şartların istisnalarına yer verilmiştir. Fıkrada, "İstisnalar şunlardır: a) Çok sayıda, imar ada ve parseli ile sosyal donatı alanlarının oluşturulması gibi parselasyon nitelikli imar uygulamaları hariç olmak üzere; kamu mülkiyetindeki alanlar ile Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda belirtilen merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri yetkisi içindeki kamu yatırımları. b) Düzenleme alanının büyük bir kısmı yapılaşmış olsa dahi, öncelikle parselasyon planının yapılması esas olmakla birlikte, zemindeki fiili durumdan dolayı İmar Kanununun 18 inci maddesinin uygulanmasının teknik olarak mümkün olmadığı durumlar. c) Koruma amaçlı imar planı bulunup da, içerisinde bulunan yapılar, parsel cepheleri, minimum parsel büyüklükleri, çekme mesafeleri, tescilli yapılar ve benzeri teknik nedenlerle parselasyon planının tatbikinin mümkün olmadığı durumlar. ç) Büyük bir kısmı uygulama imar planına uygun şekilde oluşan imar adalarının geri kalan kısımları. " düzenlemesi yer almaktadır. 5.2. Davacının İddiaları: İmar Kanununun 15.maddesine 7181 sayılı Kanun ile eklenen 4.fıkrada, parselasyon işleminin tescil edilmiş olma şartı aranmadan ifraz ve tevhit işlemlerinin yapılabileceği alanlar, sayma suretiyle belirlenmişken Yönetmelik hükmüyle 15.maddeye aykırı olarak «düzenleme alanının büyük bir kısmı yapılaşmış olsa dahi» koşulu getirilerek normlar hiyerarşisine aykırı düzenleme yapıldığı iddia edilmektedir. 5.3. Davalı İdarenin Savunması: 3194 sayılı Kanunun 15.maddesi ile Yönetmeliğin 7. maddesinin 2.fıkrası birlikte incelendiğinde, bölgenin yapılaşmış olması nedeniyle teknik olarak parselasyon planının yapılamadığı alanlarda ifraz ve tevhit işleminin yapılabileceğinin açıklandığı, düzenleme ortaklık payının hakkaniyet gereği eşit olarak alınması esas olmakla birlikte yapılaşmadan dolayı herkesten düzenleme ortaklık payı kesilmesinin mümkün olmadığı durumlarda mülkiyet problemlerini çözmek, yapıların kamulaştırılarak yıkılmasından kaynaklanacak kamu zararının önüne geçmek için birtakım istisnalar getirildiği, hükümlerin çelişmediği hatta aksine birbirini tamamladığı savunulmuştur. 5.4. Dairemizin Değerlendirmesi: 3194 sayılı Kanunun 15.maddesinde, "İmar planı bulunan alanlarda, uygulama imar planına uygun olarak öncelikle parselasyon planının yapılması esastır. İmar planı bulunan alanlarda, ifraz ve tevhit işlemleri, parselasyon planı tescil edilmiş alanlarda yapılabilir. Parselasyon planı tescil edilmiş yerlerde yapılacak ifraz veya tevhidin imar planlarına ve imar mevzuatına uygun olması şarttır. 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda belirtilen merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin yetkisi içindeki kamu yatırımlarında veya kamu mülkiyetine ait alanlarda, parselasyon planının tatbiki mümkün olmayan meskûn alanlar ile koruma amaçlı imar planı bulunan alanlarda ve büyük bir kısmı uygulama imar planına uygun şekilde oluşan imar adalarının geri kalan kısımlarında bu maddenin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan hükümlerde belirtilen şartlar aranmaz. ..." hükmüne yer verilmiştir. Anılan kural incelendiğinde; imar planı bulunan bir alanda, bu plana uygun olarak öncelikle parselasyon planı yapılmasının esas olduğu ve ifraz ve tevhit işlemlerinin parselasyon planı tescil edilmiş alanlarda yapılabileceğinin düzenlendiği, bu kuralın sayma yoluyla belirlenen bazı istisnai hallerde ise aranmayacağının hükme bağlandığı görülmektedir. Kanun ile getirilen bu istisnai haller Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmelik'in 7. maddesinde düzenlenmiş olup, Kanun'un; "10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda belirtilen merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin yetkisi içindeki kamu yatırımlarında veya kamu mülkiyetine ait alanlarda" ifadesine karşılık Yönetmeliğin; "Çok sayıda, imar ada ve parseli ile sosyal donatı alanlarının oluşturulması gibi parselasyon nitelikli imar uygulamaları hariç olmak üzere; kamu mülkiyetindeki alanlar ile Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda belirtilen merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri yetkisi içindeki kamu yatırımları." ifadesine; Kanun'un, "parselasyon planının tatbiki mümkün olmayan meskûn alanlar" ifadesine karşılık Yönetmeliğin, "Düzenleme alanının büyük bir kısmı yapılaşmış olsa dahi, öncelikle parselasyon planının yapılması esas olmakla birlikte, zemindeki fiili durumdan dolayı İmar Kanununun 18 inci maddesinin uygulanmasının teknik olarak mümkün olmadığı durumlar. " ifadesine; Kanun'un, "koruma amaçlı imar planı bulunan alanlarda" ifadesine karşılık Yönetmeliğin, "Koruma amaçlı imar planı bulunup da, içerisinde bulunan yapılar, parsel cepheleri, minimum parsel büyüklükleri, çekme mesafeleri, tescilli yapılar ve benzeri teknik nedenlerle parselasyon planının tatbikinin mümkün olmadığı durumlar." ifadesine ve Kanun'un "büyük bir kısmı uygulama imar planına uygun şekilde oluşan imar adalarının geri kalan kısımlarında" ifadesine karşılık Yönetmeliğin "Büyük bir kısmı uygulama imar planına uygun şekilde oluşan imar adalarının geri kalan kısımları." ifadesine yer verdiği görülmektedir. 3194 sayılı Kanun'un 15. maddesi ile Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 7. maddesinin 2. fıkrası birlikte incelendiğinde; Yönetmeliğin 7. maddesinin 2. fıkrasında yer alan ve dava konusu "Düzenleme alanının büyük bir kısmı yapılaşmış olsa dahi" ibaresini içeren (b) bendinin, Kanun'da yer "parselasyon planının tatbiki mümkün olmayan meskûn alanlar" ifadesini açıklamak üzere düzenlendiği anlaşılmaktadır. Bu noktada Yönetmelik kuralının, Kanun ile aynı doğrultuda bir hüküm öngördüğü, benzer şekilde anılan Kanun hükmünün 1. ve 2. fıkralarında belirtilen; öncelikle parselasyon planının yapılmasının esas olduğu yönündeki esas kurala uygun olarak, düzenleme alanının büyük bir kısmı yapılaşmış olsa dahi, öncelikle parselasyon planının yapılmasının esas olduğunu vurguladığı sonucuna ulaşılmaktadır. Öte yandan, 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'nin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde yer alan (uuuu) bendinde Yerleşik (meskûn) alan: Varsa üst ölçek plan kararlarına uygun olarak, imar planı ile belirlenmiş ve iskân edilmiş alan olarak tanımlanmış olup "Düzenleme alanının büyük bir kısmı yapılaşmış olsa dahi" ibaresinin meskun alan ibaresini genişleten bir anlam içermediği değerlendirilmiştir. Bu durumda, Yönetmeliğin "İfraz ve tevhit işleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendindeki "Düzenleme alanının büyük bir kısmı yapılaşmış olsa dahi..." ibaresinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. 6. Yönetmeliğin 11. Maddesinin 2. ve 3.Fıkralarındaki "kişi ya da" İbarelerinin İncelenmesi: 6.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 11.maddesinin 2.fıkrasında, "Taşınmaz sahipleri, taşınmaz sahiplerinin yetkilendirdiği kişi ya da firma yetkilisi veya uygulamayı yapan idarenin başvurusuyla, arazi ve arsa düzenlemesine alınacak parsellerin tapu bilgi ve belgeleri; onaylı olarak veya Tapu ve Kadastro Verilerinin Paylaşımı Hakkında Yönetmelik hükümlerince tapu müdürlüklerinden veya tapu verilerini almaya yetkili idare tarafından alınır. ", 3.fıkrasında ise "Taşınmaz sahipleri, taşınmaz sahiplerinin yetkilendirdiği kişi ya da firma yetkilisi veya uygulamayı yapan idare; arazi ve arsa düzenlemesine alınacak parsellerin mülkiyet bilgilerini almak için, ilgili kadastro müdürlüğüne yazılı olarak başvurur. Düzenleme sınırı krokisi ve koordinatları veya arazi ve arsa düzenlemesi yapılacak parsellerin listesi imza altına alınarak başvuru ekinde sunulur. " kuralı yer almaktadır. 6.2. Davacının İddiaları: "Kişi" ifadesinin belirsizlik içerdiği, Yönetmeliğin 8.maddesinin 1.fıkrasının (d) bendinin (1) numaralı alt bendi ile 22.maddesinin 1.fıkrasının (e) bendinin (1) numaralı alt bendinde "uygulamayı yapan harita mühendisi" ifadesi açık, anlaşılır, yorum ve çelişkiye yer vermeyecek şekilde düzenlenmiş iken bu hükümde açıkça düzenleme yapılmamasının hukuka aykırı olduğu iddia edilmektedir. 6.3. Davalı İdarenin Savunması: İptali istenen ibarelerde geçen taşınmaz sahiplerinin yetkilendirdiği kişi ifadesinin, taşınmaz sahiplerinin yetkilendirdiği vekalet almaya haiz herhangi bir kişiyi ya da firma yetkilisi ibaresi ile vatandaşın mülkiyeti üzerinde imar uygulamasını yapması için yetkilendirdiği uygulamayı yapacak firmanın yetkilisini ifade ettiği, bu işlerin uzmanlık alanı itibarıyla harita mühendisleri tarafından yapılması zorunlu olduğundan ve dosyada imzası bulunan harita mühendisinin kendisi tarafından yetkilendirildiğinin belgelenmesi bakımından Yönetmeliğin 8. ve 22. maddeleri ile çelişmediği savunulmaktadır. 6.4. Dairemizin Değerlendirmesi: Tapu ve Kadastro Verilerinin Paylaşımı Hakkında Yönetmeliğin 4.maddesinin 1.fıkrasının (ç) ve (d) bendine göre, kişiler, T.C. Başbakanlık İdareyi Geliştirme Başkanlığınca hazırlanan Elektronik Kamu Bilgi Yönetim Sisteminde (KAYSİS) yer alan kamu kurum ve kuruluşları dışında kalan gerçek ve tüzel kişiler; Tapu ve Kadastro Paylaşım Sistemi (TAKPAS) Genel Müdürlükçe üretilen veya arşivlenen verilerin kurumlar ve kişilerle paylaşılmasına imkân sağlayan sistem olarak tanımlanmıştır. Aynı Yönetmeliğin 5.maddesine göre, TAKPAS’taki verilerin taşınmazın gerçek ve tüzel kişiyle ilişkilendirilmesi ve üzerindeki hakların gösterilmesine ilişkin bilgileri içerdiği, bu verilerin elektronik tapu siciline geçilinceye kadar bilgilendirme amaçlı olarak kullanılabileceği, Tapu ve Kadastro Bilgi Sistemi(TAKBİS) üzerindeki kayıtların, her bir birim için, sicillerin elektronik ortamda tutulmaya başlandığı tarihte aktif olan ve bu tarihten sonra oluşan bilgileri içerdiği, TAKBİS öncesi pasif kayıtlara yönelik taleplerin, 30/4/2011 tarihli ve 27920 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tapu Müdürlüklerince Yetki Alanı Dışında Kayıtlı Bulunan Taşınmazlarla İlgili Tapu İşlemlerinin Yapılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümleri saklı kalmak kaydıyla kişi ve kurumlar tarafından taşınmazın kaydına ulaşılmasını sağlayacak tanımlayıcı bilgileri belirtilerek tapu sicilinin tutulduğu ve dayanak belgelerin arşivlendiği ilgili birimlere yapılacağı; 6.maddesinde, TAKPAS’ın işletilmesinde, paylaşılmasında ve kullanılmasında T.C. Anayasası, uluslararası sözleşmeler ve diğer mevzuatta yer alan; devlet sırrına, kişisel verilerin korunmasına, özel hayatın ve soruşturmanın gizliliğine, mahkemelerce verilen gizlilik kararlarına, gizli tanıklığa, 27/12/2007 tarihli ve 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında alınan tedbir kararlarına ilişkin hükümlerin esas alınacağı, düzenlenmiştir. Aynı Yönetmeliğin 7.maddesinde, 4.maddesinin 1.fıkrasının (e) bendinde tanımlanan protokol, tapu ve kadastro verilerini talep eden kurumlar, kendi işleriyle sınırlı olmak üzere kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve taşınmaza ilişkin konularda faaliyet gösteren gerçek ve tüzel kişiler ile imzalanan protokol ve (f) bendinde tanımlanan sözleşmenin, protokol imzalananlar dışında kalan gerçek ve tüzel kişilerin, elektronik kabul beyanıyla kabul ettikleri metin ya da Genel Müdürlükle imzaladıkları sözleşme, 6083 sayılı Kanun, 4721 sayılı Kanun, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, Tapu Sicili Tüzüğü ve bu Yönetmelik hükümleri çerçevesinde imzalanacağı, TAKPAS’tan yararlanmak isteyen kurumlar ve kişilerin, talep edilen bilgilerin kullanım amacını ve varsa yasal dayanağını bildirilererek Genel Müdürlüğe başvuruda bulunacağı, Genel Müdürlüğün TAKPAS’ta bulunan verileri, bu Yönetmelikte belirlenen usul ve esaslar uyarınca Genel Müdürlük ile kurumlar ve kişiler arasında yapılacak ve Genel Müdürlükçe belirlenecek tip protokol veya sözleşme çerçevesinde paylaşıma açabileceği, ancak kurumların ve kişilerin aldıkları verilerin gizliliğini korumakla yükümlü oldukları, alınan verilerin kullanım amacı veya sözleşmede/protokolde tanımlanmış hizmetlerin yerine getirilmesi dışında başka amaçla kullanılamayacağı, protokol yapılan kişi ve kurumlarla veri paylaşımının salt elektronik ortam üzerinden gerçekleştirileceği, bu kapsamdaki kişi ve kurumların elektronik ortam dışındaki veri taleplerinin karşılanmayacağı, TAKBİS öncesi pasif kayıtlara ilişkin bilgilerin ve belge örneklerinin ilgili kamu kurumlarının yazılı talebi üzerine verileceği düzenlenmiştir. Kişi kavramı hukuk düzeni tarafından kendisine hak ve borç sahibi olabilme yetkisi tanınan varlık olarak tanımlanmakta olup Türk Medeni Kanununda gerçek kişi ve tüzel kişi olarak ikiye ayrılmaktadır. Gerçek kişi, insanları, tüzel kişi ise belli bir amacı gerçekleştirmek üzere bir araya gelmiş kişi topluluklarını ifade etmektedir. Kişiler haklarını kendileri kullanabilecekleri gibi bazı haklarını hukuken yasal temsilciler aracılığıyla da kullanabilirler. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin "Tapu kayıtlarının ve parsel sınırlarının elde edilmesi" başlıklı 11. maddesinde, "(1) Düzenleme sahasına ilişkin gerekli tapu ve kadastro bilgi ve belgeleri, 7/3/2015 tarihli ve 29288 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tapu ve Kadastro Verilerinin Paylaşımı Hakkında Yönetmelik hükümlerince uygulamayı yapan idarece alınır. (2) Taşınmaz sahipleri, taşınmaz sahiplerinin yetkilendirdiği kişi ya da firma yetkilisi veya uygulamayı yapan idarenin başvurusuyla, arazi ve arsa düzenlemesine alınacak parsellerin tapu bilgi ve belgeleri; onaylı olarak veya Tapu ve Kadastro Verilerinin Paylaşımı Hakkında Yönetmelik hükümlerince tapu müdürlüklerinden veya tapu verilerini almaya yetkili idare tarafından alınır. (3) Taşınmaz sahipleri, taşınmaz sahiplerinin yetkilendirdiği kişi ya da firma yetkilisi veya uygulamayı yapan idare; arazi ve arsa düzenlemesine alınacak parsellerin mülkiyet bilgilerini almak için, ilgili kadastro müdürlüğüne yazılı olarak başvurur. Düzenleme sınırı krokisi ve koordinatları veya arazi ve arsa düzenlemesi yapılacak parsellerin listesi imza altına alınarak başvuru ekinde sunulur. (4) Kadastro müdürlüğünce arazi ve arsa düzenlemesi yapılacak alana kısmen ya da tamamen giren parseller ve komşu parsellerin, uygulamaya esas onaylı mülkiyet haritaları, koordinatları ve yüzölçümleri hazırlanacak mülkiyet raporu ile birlikte başvuru sahibine teslim edilir. (5) Mülkiyet raporunda; a) Uygulamaya alınacak parsellerin listesi, koordinatları, mülkiyet haritası, yüzölçümleri, b) Hazırlanacak parselasyon planının hangi koordinat sisteminde hazırlanması gerektiği, c) Uygulama öncesinde parselasyon planı, ifraz, tevhit, terk gibi imar uygulamalarının yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise terk miktarları ve düzenleme ortaklık payı oranı, ç) Gerekiyorsa dönüşüm parametreleri ve benzeri bilgi ve belgeler ile uygulamada dikkat edilmesi gereken diğer hususlar, belirtilir. (6) Parsellerin mülkiyet sınırlarında veya yüzölçümlerinde hataların bulunması halinde, bu hatalar ve uygulamada kullanılacak mülkiyet sınırları ile yüzölçümleri kadastro müdürlüğünce hazırlanacak raporda ayrıntılı olarak belirtilir. (7) Uygulama işlemleri, kadastro müdürlüğünce imza altına alınan rapor, mülkiyet sınırları ve koordinatları ile parsel yüzölçümlerine göre yapılır. " kuralı yer almaktadır. Uyuşmazlıkta, dava konusu Yönetmelik düzenlemesinde geçen "kişi"nin arazi ve arsa düzenlemesini yapacak olan kişi olmadığı, düzenleme sınırında yer alan maliklerin taşınmazlarının tapu ve kadastro verilerini temin edilebilecek olan kişi olduğu, atıf yapılan Tapu ve Kadastro Verilerinin Paylaşılması Hakkında Yönetmelikte de bu verilerin paylaşılması için bir şart öngörülmediği, yalnızca verilerin özel hayata ilişkin olması sebebiyle bazı sınırlamalar getirildiği, hukuka uygun olarak yetkilendirilmesi halinde anılan mevzuat hükümleri çerçevesinde verilerin paylaşılması için harita mühendisi olunması şartının aranmadığı, Yönetmeliğin 22. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde ise bundan farklı olarak taşınmaz maliklerinin ilgili idareye onay için sunacakları arsa ve arazi düzenlemesi işlemlerinin hazırlık aşamasından söz edildiği ve uygulamayı harita mühendisinin yapacağının belirtildiği anlaşılmıştır. Bu durumda, Yönetmeliğin "Tapu kayıtlarının ve parsel sınırlarının elde edilmesi" başlığı altında düzenlenen 11. maddesinin 2. ve 3. fıkralarında geçen "kişi ya da" ibarelerinin açık ve anlaşılır olduğu ve anılan ibarelerin kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Nitekim, bu hüküm mühendisin görevini engellemediğinden harita mühendislerince de bu görevin ifa edilebileceği tabidir. 7. Yönetmeliğin 12. Maddesinin 1.Fıkrasının İncelenmesi: 7.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 12.maddesinin 1.fıkrasında, "Mücavir alan içinde belediye encümeni kararı, dışında ise il idare kurulu kararı veya parselasyon planlarını yapan/yaptıran idarenin yazısı ile uygulamaya alınan taşınmaz malların ada ve parsel numaraları ilgili tapu müdürlüğüne gönderilerek, tapu kayıtlarına “3194 sayılı İmar Kanununun 18 inci maddesine istinaden imar uygulamasına alınmıştır” belirtmesinin konulması istenir." hükmü yer almaktadır. 7.2. Davacının İddiaları: Mücavir alan içinde denilerek sadece il ve ilçe belediyelerinin mücavir alanlarında yapılan uygulamaya ilişkin taşınmaz malların tapu kayıtlarında yapılacak belirtmeye ilişkin hususlara yer verildiği, ancak büyükşehirler, il ve ilçe sınırları içinde yapılacak uygulamalara ilişkin hususlara yer verilmediği, "belediye ve mücavir alanı" şeklinde düzenlenmediğinden eksik düzenleme sebebiyle dava konusu Yönetmelik hükmünün iptali gerektiği iddia edilmektedir. 7.3. Davalı İdarenin Savunması: Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin sorumluluk alanları 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile belirlendiğinden söz konusu düzenlemede bu konuda ayrıca bir düzenleme yapılmadığı, mücavir alan sınırı ise belediye sınırlarının dışında, imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyetine verilmiş olan alan olup söz konusu hükümde sehven mücavir alan içinde yazıldığı, anılan fıkranın «belediye ve mücavir alan içinde» olarak düzeltilmesine yönelik çalışmaların yapıldığı savunulmaktadır. 7.4. Dairemizin Değerlendirmesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin "Tapu kayıtlarına belirtme yapılması" başlıklı uyuşmazlığa konu 12.maddesinin 1.fıkrasında, "Mücavir alan içinde belediye encümeni kararı, dışında ise il idare kurulu kararı veya parselasyon planlarını yapan/yaptıran idarenin yazısı ile uygulamaya alınan taşınmaz malların ada ve parsel numaraları ilgili tapu müdürlüğüne gönderilerek, tapu kayıtlarına “3194 sayılı İmar Kanununun 18 inci maddesine istinaden imar uygulamasına alınmıştır” belirtmesinin konulması istenir." hükmü yer almakta iken 21/10/2020 tarihli, 31281 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1.maddesi ile Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 12. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Mücavir alan” ibaresi “Belediye ve mücavir alan” olarak değiştirilmiştir. Bu durumda, anılan Yönetmelik hükmü yönünden uyuşmazlık konusunun ortadan kalktığı sonucuna ulaşılmıştır. 8. Yönetmeliğin 14. Maddesinin 1.Fıkrasındaki "bölgenin ihtiyacı olan" İbaresinin İncelenmesi: 8.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 14.maddesinin 1.fıkrasında, "Düzenlemeye tabi tutulan yerler ile bölgenin ihtiyacı olan umumi ve kamu hizmet alanları için, İmar Kanununun 18 inci maddesine göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırk beşini (%45) geçemez." kuralı yer almaktadır. 8.2. Davacının İddiaları: Bölgenin ihtiyacı ibaresinin açık olmadığı, bölge tanımı yapılmadığından kavramın nasıl ve kimlerce belirleneceği konusunda belirsizlik yaratıldığı, bu ibarenin iptal edilmesi gerektiği iddia edilmektedir. 8.3. Davalı İdarenin Savunması: Her uygulama sahası fiziki ve coğrafi olarak farklı bölgeleri kapsadığından bölgenin ihtiyacı olan ibaresindeki bölge tanımının fiziksel olarak yapılmasının mümkün olmadığı, düzenleme ortaklık payından oluşturulan alanların tüm kamusal alanları ifade ettiği ve bölge ifadesinin düzenleme sahası ve çevresindeki alanları kapsadığı, 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinde de aynı ifadenin yer aldığı, dava konusu Yönetmelik maddesi ile kamusal alanların kamuya kazandırılması için alınan düzenleme ortaklık payının amacının ifade edildiği, bu sebeple belirsizlik bulunmadığı savunulmuştur. 8.4. Dairemizin Değerlendirmesi: 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinin 7181 sayılı Kanunun 9. maddesiyle değişen halinde, "Belediyeler veya valiliklerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme alanındaki nüfusun kentsel faaliyetlerini sürdürebilmeleri için gerekli olan umumi hizmet alanlarının tesis edilmesi ve düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülebilir. Ancak, bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin yüzde kırk beşini geçemez. Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerler ile bölgenin ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, pazar yeri, semt spor alanı, toplu taşıma istasyonları ve durakları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, resmî kurum alanı, mezarlık alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyon alanı olarak ayrılan parseller ve mesire alanları gibi umumi hizmet alanlarından oluşur ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz." hükmü yer almaktadır. 3194 sayılı Kanun ile Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği, Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği ve Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmelikte bölge tanımı yapılmamış olmakla birlikte uyuşmazlığa konu 18. maddeye göre bölge parselasyon işleminin yapıldığı alanı ve çevresini kapsamaktadır. Bölgenin ihtiyacı ise parselasyon işlemiyle değil imar planıyla belirlenir. Anılan hususa bu kararın 1. başlığı (Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 4. Maddesinin 1.Fıkrasının (p) Bendindeki "...bunun dışında kamusal ihtiyaçlara göre ortaya çıkacak imar planı kararıyla belirlenen diğer umumi ve kamu hizmet alanları..." İbaresinin İncelenmesi) altında "umumi ve kamu hizmet alanlarının belirlenmesi" açıklanması sırasında değinilmiştir. Bu nedenle "bölge" ve "bölgenin ihtiyacı olan" ibareleriyle planlama alanından ve planlama alanında yaşayacak olanların kamusal ihtiyaçlarından söz edildiği açıktır. Kanun'da umumi hizmet alanlarının düzenlemeye giren taşınmazın %45'ini geçmemesi koşuluyla düzenleme ortaklık payından karşılanacağı hükme bağlandığından anılan Kanun hükmüne uygun olarak uyuşmazlığa konu Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmelikte de "bölgenin ihtiyacı olan" ibaresi aynen kullanılmış ve bölgede belirlenmiş olan umumi ve kamu hizmet alanları için düzenleme ortaklık payı alınabileceği öngörülmüştür. Kanun'da ve Yönetmelikte belirtilen %45 oranı ise üst sınır olup parselasyonun yapılacağı alana ilişkin düzenleme sınırına göre bu oran değişecek olmakla birlikte bunun bölgenin ihtiyacı olan ibaresiyle ilgili olmadığı, imar planıyla ve düzenleme sınırının mevzuata uygun geçirilip geçirilmemesiyle ilgili olduğu yine yukarıda belirtilen kararın 1.başlığı altında açıklanmıştır. Bu durumda imar planıyla bölgenin ihtiyacı olan kamu alanları belirlendikten sonra parselasyon işlemiyle, düzenleme alanı sınırı içinde kalan bu kamu alanları için düzenleme ortaklık payı alınabileceğinden, dava konusu "bölgenin ihtiyacı olan" ibaresinin belirsizlik taşımadığı, Yönetmelik maddesinin Kanun'a uygun olduğu sonucuna varılmıştır. 9. Yönetmeliğin 14.Maddesinin 4.Fıkrasının İncelenmesi: 9.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 14.maddesinin 4.fıkrasında, "İmar planı bulunan ve arazi ve arsa düzenlemesi yapılacak alanlarda; kadastro yollarının imar adasına denk gelen kısımları, alan kazanmak amacıyla, parselasyon planı yapılmadan önce 22/12/1934 tarihli ve 2644 sayılı Tapu Kanununun 21 inci maddesi uyarınca ihdas edilemez ya da parselasyon planı ile belediye/köy tüzel kişiliği/Hazine adına ihdas edilerek parselasyon planına alınamaz. Düzenleme sahası içerisindeki kapanan imar ve kadastro yolları varsa, parselasyon planı sırasında toplam düzenleme ortaklık payından düşülerek düzenleme ortaklık payı oranı hesaplanır. " kuralı yer almaktadır. 9.2. Davacının İddiaları: Bu fıkradaki düzenleme ile Tapu Kanununun 21.maddesinin uygulamasının kaldırıldığı, yönetmelik ile bir kanun hükmünü yürürlükten kaldıracak nitelikte düzenleme yapılamayacağı, 3194 sayılı Kanunun 11.maddesiyle kadastral yollara ilişkin düzenleme yapıldığı, kadastral yolların imar planında düzenleme ortaklık payı olarak kesilen genel hizmet alanlarına rastlayabileceği gibi konut, turizm, ticaret, sanayi ve benzeri imarlı alanlara da rastlayabileceği, bu durumda bu kısımların «ihdas haritaları» düzenlenerek tapuya kaydedilmesi gerektiği, ihdasların, imar mevzuatı, tapu ve kadastro mevzuatı açısından iki durumda yapılabileceği; bunlardan ilkinin kadastro sırasında sınırlandırılması ve ölçüsü yapılmış, kadastro paftaları üzerine çizilmiş yol, ark, kuru dere ve benzeri yerlerin uygulama imar planı imar adaları içinde kalan kesimlerinin, 2644 sayılı Tapu Kanununun 21.maddesine göre tapuya tescili gereken yerler olduğu, çünkü Medeni Kanun ile tapu ve kadastro mevzuatı gereği tapuya kayıtlı olmayan bir yer üzerinde imar parseli oluşturulamayacağı, ikincisinin, kadastro parsellerinden talep üzerine veya imar uygulaması ile terk edilmiş yerlerde imar planı değişikliği ile yeniden yapılan imar uygulamalarında yapı yapılacak imar adaları kapsamına giren yol, yeşil alan, otopark ve benzeri yerlerin ihdası olduğu, ancak bu ihdasların tapuya tescil edilemeyeceği, kamuya terk edilmiş olsa da altlığında önceki kadastro parsellerinin olduğu, bu sebeple de düzenleme ortaklık payına ayrılması gereken miktardan düşülmesinin gerekeceği, bugüne kadar yaşanan esas sorunun, «kapanan kadastral yolların» sınırlarının harita ile belirlenmeden idari yoldan yüzölçümü miktarı gösterilerek denetimsiz bir alanın belediye mülkiyetinde işlem gördüğü yönündeki çelişki ve tartışmadan kaynaklandığı, dolayısıyla yol ve yol fazlalarının kapanması halinde hangi yasaya göre uygulama yapılacaksa işlemlerin ona göre gerçekleştirilmesi gerektiği, ayrıca tapuda kayıtlı olmayan bir yer üzerinde imar parseli oluşturulamayacağı iddia edilmiştir. 9.3. Davalı İdarenin Savunması: Kadastro çalışmaları sırasında tescil edilen taşınmazların yanında, bir kısım taşınmazların tescil edilmediği, sadece tespit ile yetinildiği, Kadastro Kanununun "Kamu Malları" başlıklı 16.maddesinin (a) bendinde bu taşınmazlar arasında "yunak ile kapanmış olan yollar", "meydanlar", "pazar yerleri", "parklar ve bahçeler", "boşluklar ve benzeri hizmet malları"nın da sayıldığı, yolların, Kadastro Kanununun 16. maddesi gereği özel mülkiyete konu olmayacak yerlerden olduğu, kadastro çalışmaları neticesinde tescile tabi tutulmadığı, sadece kadastro haritasında gösterilmek suretiyle kamunun ortak kullanım alanı olarak kullanıldığı, Danıştay kararları genel olarak incelendiğinde, uygulama sahasındaki kapanan kadastral yolların öncelikle düzenleme ortaklık payından oluşturulan yerler için kullanılacağı, kalan miktar olursa bu miktarın ihdas edilebileceğinin anlaşıldığı, yani kapanan yollar kullanılmak suretiyle düzenleme ortaklık payı oranı sıfıra düşürüldüğü halde halen kalan bir miktar varsa bu miktarın, Tapu Kanununun 21.maddesi gereği ihdas edilmesinin mümkün olabileceği, kadastro ve imar yollarının zaten kamunun kullanımındaki yollar olduğu, yani bir nevi plan öncesi umumi hizmet alanı olduğu değerlendirildiğinden bu alanların ihdasa konu edilmeden öncelikle imar planıyla belirlenen umumi hizmet alanlarından düşülmesi ve sonrasında düzenleme ortaklık payının hesaplanmasının öngörüldüğü, yani uygulama öncesi kamunun yararlandığı umumi hizmet alanı olan yolların uygulamada da umumi hizmet alanına konu edildiği, ancak kapanan kadastro yollarının toplamı imar planında ayrılan umumi ve kamu hizmet alanlarından fazlaysa, artan miktarın Tapu Kanununun 21.maddesine göre köy tüzel kişiliği, belediye veya Hazine adına tescil edilmesi gerektiği, bu nedenle dava konusu Yönetmelik hükmünün hukuka uygun olduğu ve kamuya açık kadastral yolların düzenleme ortaklık payından düşürülmesinin vatandaş lehine olduğu savunulmaktadır. 9.4. Dairemizin Değerlendirmesi: 3194 sayılı İmar Kanununun 11. maddesinin 4. fıkrasında, hazırlanan imar planı sınırları içindeki kadastral yollar ile meydanların, imar planının onayı ile bu vasıflarını kendiliğinden kaybederek, onaylanmış imar planı kararı ile getirilen kullanma amacına konu ve tabi olacağı, aynı Kanun'un 18.maddesinin 3.fıkrasının son cümlesinde ise kapanan imar ve kadastro yollarının öncelikle düzenleme ortaklık payına ayrılan toplam alandan düşülmesinin esas olduğu, hükme bağlanmıştır. İmar planı ile kapanan yolların bu vasfını kaybederek anılan imar planı ile getirilen yeni kullanım amacına konu olacağı açık olmakla birlikte bu yolların ihdas yoluyla ilgili idare adına 2644 sayılı Tapu Kanununun 21.maddesi uyarınca tescilinden sonra düzenleme sahasında ne şekilde kullanılacağı 3194 sayılı Kanunun 18. maddesinde getirilen hükümle belirlenmiş olup düzenleme sahasında, kadastral malik sıfatı taşımadan düzenlemeyi yapan ilgili idarenin parselasyon işlemi sonrasında imar parselinde malik olmasına anılan madde imkan vermemektedir. Yönetmelik maddesinin de 04/07/2019 tarihli 7181 sayılı Kanunun 9.maddesiyle İmar Kanununun 18.maddesinin 3.fıkrasına eklenen anılan hükümle aynı nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan uyuşmazlıkta, dava konusu Yönetmelik maddesinde yer verilen ve kapanan yol parçalarının davalı belediye adına tescil edilmesine dayanak oluşturan 2644 sayılı Tapu Kanununun 21. maddesinin ele alınması gerekmektedir. Bu maddenin iptali istemiyle itiraz yoluyla yapılan başvuru, Anayasa Mahkemesi'nin 12/01/2012 tarih ve E:2011/23, K:2012/3 sayılı kararıyla, "2644 sayılı Tapu Kanununun 21. maddesi köy ve belediye sınırları içinde kapanmış yollarla yol fazlalarının köy veya belediye namına tescil olunmasını öngörmektedir. Bu hüküm gereğince plan değişikliği ya da benzeri nedenlerle bir yolun kapanması ya da bazı bölümlerinin yol olmaktan çıkarılması durumunda bu şekilde açığa çıkan taşınmazların belediye ya da köy sınırları içinde bulunması halinde bu tüzelkişilikler adına tescil edilmesi gerekmektedir. Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesi, keyfi yönetimin karşıtı olarak devletin hukuka bağlılığını ifade eder. Buna göre devlet yetkisi kullanan tüm organların eylem ve işlemlerinin hukuka uygun olması, işlemlerin hukuka uygunluğunun yargısal yollarla denetlenebilmesi ve devletin tüm faaliyetlerinde bireylerin temel hak ve özgürlüklerine saygı göstermesi gerekir. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı birey özgürlüğü ile doğrudan ilgili olup, bireye emeğinin karşılığına sahip olma ve geleceğe yönelik planlar yapma olanağı tanıyan temel bir haktır. Devlet mülkiyet hakkına ancak kamu yararı amacıyla ve kanuna uygun olarak müdahale edebilir. Hukukumuzda, yollar kamu yararına tahsis edilmiş orta malı niteliğinde olup kamu mallarının tâbi olduğu hukuki rejime bağlıdırlar. Yollar zamanaşımı yoluyla kazanılamazlar, haczedilemezler ve yolların tapu siciline kaydı gerekmez. Sadece ölçümü yapılarak haritalarında gösterilmekle yetinilir. Yollar zaman içinde gelişen ihtiyaçlara bağlı olarak imar planlarında değişiklik yapılması suretiyle kapatılabileceği gibi bazı yol parçalarının açığa çıkması da ihtimal dâhilindedir. Kapanan ya da açığa çıkan yol veya yol parçaları kamu malı niteliğini kaybederek idarenin özel malı haline geleceğinden kamu mallarına ilişkin koruma ortadan kalkar. Bu nedenle itiraz konusu kural böylece açığa çıkan taşınmazların tapu sicilinin sağladığı güvenceden yararlanabilmesi için tapu siciline tescilini öngörmektedir. İdare yeni bir kararla bu taşınmazları kamu yararına tahsis ederek kamu malına da dönüştürebilir. Aynı şekilde İmar Kanunu'nun 18. maddesi gereği parsellerin yeniden düzenlenmesinde eski yol parçalarını özel kişilerin arsaları ile birleştirebilir. Eğer yeniden kamu yararına tahsis edilmezse, idare özel hukuk rejimi çerçevesinde bu mallara tasarruf eder, gerekirse satabilir. Kamu mallarının ve idarenin özel mallarının tabi olduğu hukuki rejim mevzuatımızda ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. İdarenin keyfi uygulamalara sapması halinde buna karşı adli ve idari yargıda dava açma yolları açıktır. Bu nedenle itiraz konusu kuralın keyfiliğe yol açacak bir düzenleme olduğu söylenemez." gerekçesiyle reddedilmiştir. 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesinde düzenlenmiş olan parselasyon işlemiyle amaçlanan; imar planı, plan notları ve yönetmeliğe göre imar adasının tüm biçim ve boyutu, yapı düzeni, inşaat yaklaşma sınırı ve bahçe mesafeleri, yapı yüksekliği ve derinliği, yerleşme yoğunluğu, taban alanı ve kat alanı katsayısı, arazinin kullanma şekli, mülk sınırları, mevcut yapıların durumu göz önüne alınmak suretiyle üzerinde yapı yapmaya elverişli imar parseli oluşturulmasını ve yol, yeşil alan gibi kamu alanlarının (düzenleme ortaklık payı olarak) imar parsellerinde oluşan değer artışı karşılığında düzenlemeye giren parsel maliklerinden bedelsiz alınarak kamunun eline geçmesini sağlamaktır. Uygulama imar planı kapsamında düzenleme sahasında tespit edilen bölge içerisindeki umumi hizmetlere ayrılan alanların toplam yüzölçümü, düzenleme ortaklık payı miktarını oluşturmakta olup; bu saha içindeki düzenleme ortaklık payı miktarının kadastro veya imar parsellerinin toplam yüzölçümü miktarına oranlanması ile düzenleme ortaklık payı oranı hesaplanmakta, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinden eşit oranda alınmaktadır. Düzenleme sahasında kadastral aşamada maliki olmadığı, kapanan yollardan ihdas suretiyle adına tescili yapılan taşınmazlar bakımından ilgili idarenin, kadastral taşınmaz malikleri gibi nitelendirilmesi söz konusu değildir. Başka bir ifadeyle belediyenin kadastral maliki olmadığı, Tapu Kanununun 21. maddesi uyarınca yoldan ihdas ederek maliki olduğu taşınmazlar 3194 sayılı Kanunun 18. maddesinin uygulanması sırasında kamu alanına terk edilmelidir. Danıştay Altıncı Dairesinin yerleşik kararlarında da; parselasyon işlemi yapılırken düzenleme alanında kapanan kadastral yolların bulunması durumunda düzenleme ortaklık payının, kamu alanlarına ayrılan yerlerden bu kapanan kadastral yolların düşülmesinden sonra hesaplanması ve düzenlemeye giren parsel maliklerinden bu miktarın alınması suretiyle şahıs arazilerinden daha fazla oranda düzenleme ortaklık payı kesilmesinin engellenmesi amaçlanmaktadır. Nitekim 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinin 3.fıkrasına eklenen hükümden önce Anayasa Mahkemesi yukarıda belirtilen kararında, kapanan ya da açığa çıkan yol veya yol parçalarının kamu malı niteliğini kaybederek idarenin özel malı haline geleceği ve kamu mallarına ilişkin korumanın ortadan kalkacağı, bu nedenle 21.maddede açığa çıkan bu taşınmazların tapu sicilinin sağladığı güvenceden yararlanabilmesi için tapu siciline tescilinin öngörüldüğü, idarenin, İmar Kanununun 18.maddesi gereği parsellerin yeniden düzenlenmesinde, eski yol parçalarını özel kişilerin arsaları ile birleştirebileceği, eğer yeniden kamu yararına tahsis edilmezse, idarenin özel hukuk rejimi çerçevesinde bu mallara tasarruf edebileceği, gerekirse satabileceği, Anayasa'nın 125. maddesine göre, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun olduğu, idarenin keyfi uygulamalara sapması halinde buna karşı adli ve idari yargıda dava açılabileceği, sonuç olarak Tapu Kanununun 21.maddenin Anayasa'ya aykırı olmadığı, ancak idarenin yeni bir kararla bu taşınmazları kamu yararına tahsis ederek kamu malına da dönüştürebileceği vurgulanmıştır. Dolayısıyla, Tapu Kanununun 21. maddesine göre belediye adına tescil edilen kadastral yolun özel hukuk rejimine tabi olabilmesi için anılan kadastral yolun bulunduğu alanda yapılacak parselasyona ilişkin düzenleme sınırı içinde umumi hizmetlere ayrılan alanın bulunmaması gerekmektedir. Yönetmeliğin 14.maddesinin 5.fıkrasında da bu husus düzenlenmiş "Ancak kapanan kadastro ve imar yollarının toplam alanının, düzenleme sahasındaki düzenleme ortaklık payına konu olan umumi ve kamu hizmet alanlarından fazla olması durumunda; artan miktar Tapu Kanununun 21 inci maddesi hükümlerine göre köy tüzel kişiliği, belediye veya Hazine adına tescil edilir. Büyükşehir belediyesi olan yerlerde; Büyükşehir Belediyesi Kanununda belirtilen belediyelerin görev dağılımına göre ilgili belediye adına tescil edilir" kuralına yer verilmiştir. Aksine bir yaklaşım, kadastral karşılığı olmadan düzenleme alanında belediyenin taşınmaz edinmesi sonucunu doğurur ki bu durum mülk sahiplerinin aleyhine olduğu gibi 3194 sayılı Kanunun 18. maddesinin amacına da aykırıdır. Bu durumda, dava konusu Yönetmelik düzenlemesiyle Tapu Kanununun 21.maddesinde yer alan düzenleme kapsamında kapanan yolların tapuya kaydedilmesinin değil, 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinin 3.fıkrasına eklenen hükümle aynı olacak şekilde parselasyon işlemiyle imar planında kapanan yolların, parselasyon sırasında veya yapılmadan önce idareler tarafından ihdas edilmesinin engellendiği, bu alanların düzenleme ortaklık payına ayrılan alandan düşülmesinin öngörüldüğü, dolayısıyla anılan Tapu Kanununa aykırılık bulunmadığı, parselasyon yapılmıyorsa bu alanların boşta kalmaması için Tapu Kanununun 21.maddesi uyarınca idare adına tescil edilebileceği, ancak sonradan parselasyon işlemi yapıldığında bu alanların miktarının yine kamu alanları miktarından düşülmesi gerektiği, Yönetmelik maddesinde hukuka aykırılık olmadığı kanaatine ulaşılmıştır. 10. Yönetmeliğin 14.Maddesinin 8.Fıkrasındaki "bağışlanması ya da", "bağışlanan ya da", "ya da bağışlanan" ve "bağış ve" İbarelerinin İncelenmesi: 10.1. Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 14.maddesinin 8.fıkrasında, "Düzenleme sahasındaki taşınmazlardan bir kısmının umumi ve kamu hizmet alanlarında kullanılmak üzere bağışlanması ya da belediye veya hazine arazilerinin tahsis edilmesi durumunda; bağışlanan ya da tahsis edilen miktar, toplam umumi ve kamu hizmet alanlarından düşülmek suretiyle düzenleme ortaklık payı hesaplanır. Parselasyon planı yapılmadan ifraz, tevhit ve terk yoluyla; düzenleme ortaklık payına konu alanlara terk edilen ya da bağışlanan alanlar hariç olmak üzere, bağış ve tahsis yapılan taşınmazdan, bağış ve tahsis miktarı düşüldükten sonra geri kalan alandan düzenleme ortaklık payı alınır." kuralı yer almaktadır. 10.2. Davacının İddiaları: Bağış kavramının ne olduğu, nasıl uygulanacağı, düzenleme öncesinde mi sonrasında mı bağış kesileceğinin belirsiz olduğu, bu durumun ise düzenleme ortaklık payının yanlış ve adaletsiz uygulanmasına, dolayısıyla idarenin keyfi uygulamalarına neden olabileceği, eksik düzenleme nedeniyle anılan ibarenin iptali gerektiği iddia edilmektedir. 10.3. Davalı İdarenin Savunması; Türk Dil Kurumunun Türkçe sözlüğünde bağış kelimesinin, "bağışlanan şey, yardım, hibe, teberru" olarak açıklanmakta olduğu, kelimeye başka anlamlar yüklemenin doğru olmadığı, bu hükmün vatandaşları bağış yapmaya zorlamadığı, yapılan bağışların uygulamada nasıl kullanılacağını gösterdiği, bu hükmün bulunmaması halinde bağışların ve tahsislerin uygulamada nasıl gösterileceğinin davacı tarafından açıklanmadığı savunulmaktadır. 10.4. Dairemizin Değerlendirmesi; 7181 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce 3194 sayılı Kanunda bir hüküm bulunmazken 3194 sayılı İmar Kanununun 18.maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi Ve Arsa Düzenlemesi İle İlgili Esaslar Hakkında Yönetmeliğin "Düzenleme Ortaklık Payı Oranına Ait Esaslar" başlıklı 11. maddesinde; "Düzenleme ortaklık payı oranı: Bir düzenleme sahasında tesbit edilen düzenleme ortaklık payı miktarının, bu saha içindeki kadastro veya imar parsellerinin yüzölçümü miktarına oranıdır. Evvelce yapılan düzenlemeler dolayısıyla düzenleme ortaklık payı veya bu maksatla başka isimlerle bir pay alınmış olan arazi veya arsalar bu ortaklık payı hesabına katılmaz. Ancak, taşınmaz sahiplerinin talepleri üzerine, mülga 6785-1605 sayılı İmar Kanununun 39 uncu maddesine göre daha önce ifraz edilerek tescil edilen parsellerden düzenlemeye dahil edilenlerin, ilk parselin ifrazında alınan terk oranını % 35`e tamamlayan fark kadar düzenleme ortaklık payı alınabilir." düzenlemesi yer almaktaydı. (Kanun'da da %35 olarak yer alan bu oran 03/12/2003 tarihli, 5006 sayılı Kanunla %40 olarak değiştirilmiştir.) İmar hukukunda yasal bir dayanağı bulunmamakla birlikte uygulamada yeri olan bedelsiz terk kavramı, yapı ruhsatı alınabilmesi amacıyla, 3194 sayılı Kanunun 18. maddesi kapsamında parselasyon işleminin yapılmaması ya da çeşitli sebeplerle yapılmasının mümkün olmaması durumlarında, 3194 sayılı İmar Kanununun 15. ve 16. maddeleri çerçevesinde, taşınmazın imar planında yapılaşabilecek kısmı için parsel oluşturularak imar planında kamu alanında kalan kısmının kamuya bırakılması işlemini ifade etmektedir. İdareler tarafından, parselasyon işlemi yapılmamış bir alanda, taşınmazların umumi alanlara isabet eden kısımlarının bedelsiz olarak kamuya terk edilmesi halinde ilgililerin taşınmazları üzerinde yapılaşmasına izin verilmekte, böylelikle imar parseli oluşturulmakta, malik tarafından kamu alanına terk edilen taşınmazın karşılığı ise bu imar parselindeki değer artışı yoluyla elde edilmektedir. Diğer bir ifadeyle, yapılaşma amacıyla taşınmazın bir kısmının kamuya terk edilmesi suretiyle taşınmazdan yapılan bu kesintilerin 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinde hükme bağlanan ''düzenleme ortaklık payı'' ile aynı amaca hizmet ettiği görülmektedir. Bu kamuya bırakma; taşınmazın planda yol, park, ibadet alanı gibi kamusal alanlara isabet eden kısımlarının bedelsiz şekilde terk edilmesi şeklinde gerçekleşebileceği gibi mevcut imar planında öngörülen sağlık alanı, belediye hizmet alanı, resmi tesis alanı gibi umumi hizmet alanlarının oluşumunda kullanılmak üzere "terk", "zayiat", "bağış" gibi adlar altında bedelsiz bırakılması ya da belediyenin hukuk devleti ilkesine aykırı şekilde kendi adına özel mülk oluşturmak üzere zorunlu kılması nedeniyle, kamu otoritesi karşısında zayıf durumda olan hak sahibinin sırf taşınmazında yapılaşma imkanına sahip olabilmek adına belediyeye bağış yapmak zorunda kalması gibi farklı şekillerde gerçekleşmesi mümkündür. Bu sebeple Danıştay içtihatlarında, yürürlükten kaldırılan 3194 sayılı İmar Kanununun 18.maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi Ve Arsa Düzenlemesi İle İlgili Esaslar Hakkında Yönetmelikte düzenlenen kurallar uyarınca, bir parselasyon işlemine dayanmayan, 3194 sayılı Kanunun 15. ve 16. maddeleri doğrultusunda yapılan imar uygulamaları sırasında, hak sahibinin taşınmazında yapılaşma imkanı elde edebilmek amacıyla "yol alanına terk", "park alanına terk", "belediyeye bağış" gibi çeşitli adlar altında bedelsiz şekilde kamuya terk ettiği alanların, düzenleme ortaklık payı olarak değerlendirilmesi mümkün olmamakla birlikte, istek üzerine yapılmış olan bu terkin hangi usullerde yapıldığına bakılmaksızın düzenleme ortaklık payı hesabında dikkate alınmasını ve bu terk miktarını sonradan yapılacak parselasyonda belirlenen düzenleme ortaklık payı oranına tamamlayan fark kadar düzenleme ortaklık payı kesinti yapılmasını hakkaniyet ve eşitlik ilkesinin bir gereği olduğuna karar verilmekteydi. 10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7181 sayılı Kanunun 9. maddesinin 6. fıkrası ile 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesine eklenen 8. fıkrada ise; ''Parselasyon planı yapılmadan ifraz ve tevhit edilerek tescil edilen parsellerden, imar planında umumi hizmet alanlarına rastladığı için terk edilen veya bağışlanan alanların toplam parsel alanına oranı, yeni yapılacak parselasyon planındaki düzenleme ortaklık payı oranına tamamlayan farkı kadar düzenleme ortaklık payı alınabilir.'' hükmüne yer verilerek bu husus Kanun hükmü haline getirilmiştir. Anılan Kanun hükmü uyarınca Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 14.maddesinin 6.fıkrasında, "Parselasyon planı yapılmadan ifraz, tevhit ve terk yoluyla; düzenleme ortaklık payına konu alanlara terk edilen ya da bağışlanan alan miktarının, uygulama sahasındaki düzenleme ortaklık payı oranına göre kesilecek alandan az olması durumunda, parselasyon planı sırasında düzenleme ortaklık payına tamamlayan fark kadar düzenleme ortaklık payı kesintisi yapılır.", 7.fıkrasında, "24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun 10 uncu maddesinin (b) fıkrası gereği özel parselasyon planı yapılan veya hisseli satışlar sonucu fiilen oluşan yol, çocuk bahçesi, otopark, meydan ve benzeri hizmetlere ayrılan yerler için bedelsiz terkin edilen alanların, uygulama sahasındaki düzenleme ortaklık payından az olması durumunda, parselasyon planı sırasında düzenleme ortaklık payına tamamlayan fark kadar düzenleme ortaklık payı kesintisi yapılır.", kuralından sonra uyuşmazlığa konu 8.fıkrasında, "Düzenleme sahasındaki taşınmazlardan bir kısmının umumi ve kamu hizmet alanlarında kullanılmak üzere bağışlanması ya da belediye veya hazine arazilerinin tahsis edilmesi durumunda; bağışlanan ya da tahsis edilen miktar, toplam umumi ve kamu hizmet alanlarından düşülmek suretiyle düzenleme ortaklık payı hesaplanır. Parselasyon planı yapılmadan ifraz, tevhit ve terk yoluyla; düzenleme ortaklık payına konu alanlara terk edilen ya da bağışlanan alanlar hariç olmak üzere, bağış ve tahsis yapılan taşınmazdan, bağış ve tahsis miktarı düşüldükten sonra geri kalan alandan düzenleme ortaklık payı alınır." kuralına yer verilmiştir. Yönetmeliğin 14. maddesinin 8. fıkrasının ilk cümlesinde, düzenleme ortaklık payı hesaplanırken düzenleme sahası içinde taşınmazlardan bir kısmının umumi ve kamu hizmet alanına ayrılması için bağışlanması veya belediye ile hazine arazilerinin tahsis edilmesi durumunda bu miktarın toplam umumi ve kamu hizmet alanından düşülmesi gerektiği düzenlenmiş olup bu ifade Danıştay içtihatlarıyla belirlilik kazandığı ve yukarıda açıklandığı üzere hem önceki Yönetmelik ile öngörülen hem de 3194 sayılı Kanunda yapılan değişiklikle hükme bağlanan bir imar hukuku kuralıdır. Anılan fıkranın ikinci cümlesine gelince; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 285. maddesinde; bağışlama sözleşmesi bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere malvarlığından bağışlanana ''karşılıksız olarak kazandırma'' yapmayı üstlendiği bir sözleşme olarak tanımlanmış, bağışlamanın belli bir koşula veya mükellefiyete bağlı olarak da yapılabileceği hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla, malik tarafından taşınmazın yapılaşma amacı dışında belli şarta bağlı olarak ve belli bir amaç doğrultusunda kullanılması için (örneğin; okul yapımı, hastane yapımı vb.) koşullu olarak bağışlanması durumunda taraflar arasında bir ''bağışlama sözleşmesinin'' varlığından söz edilmesi mümkündür. Burada malikin taşınmazında yapılaşma amacıyla taşınmazının bir kısmının 'kamuya terketmesi durumu söz konusu olmadığından, ikinci cümle ile parselasyon planı yapılmadan ifraz, tevhit ve terk yoluyla kamusal alana terk edilen alanlar hariç olmak üzere, yani 14.maddenin 6.fıkrasının dışında kalan, diğer bir değişle taşınmazının yapılaşabilmek için belli bir kısmı veya başka bir taşınmazını kamuya terk etmeyip yapılaşma dışında bir amaçla karşılıksız olarak kamuya bağışlayandan bu miktar düşüldükten sonra kalan miktar üzerinden düzenleme ortaklık payı alınacağı ifade edilmiştir. Böylece dava konusu Yönetmelik hükmüyle taşınmazını yapılaşabilmek için ilgili idareye bağışlayanlar ile yapılaşma dışında bir amaçla veya şartsız olarak bağışlayanlar arasında bir ayrıma gidildiği görülmektedir. Bu durumda, Yönetmeliğin uyuşmazlığa konu 8. fıkrasında bağış ibaresinin kullanılmasının belirsizlik içermediği, bağışlayanların amacına göre bir ayrıma gidildiği, yapılaşma amacıyla bağış ile yapılaşma dışında bir amaçla yapılan veya şartsız olarak yapılan bağışın birbirinden ayrıldığı ve idarelerin düzenleme ortaklık payı keserken izleyecekleri usulün düzenlendiği, anılan kuralın taşınmaz maliklerini bağış yapmaya teşvik edecek veya zorlayacak nitelikte olmadığı, aksine anılan hükmün 3194 sayılı Kanunun 18. maddesinin 8. fıkrası ile getirilen kanuni temellere ve yıllardır süregelen Danıştay içtihatlarıyla uyumlu olduğu sonucuna varılmıştır. 11. Yönetmeliğin 14.Maddesinin 9.Fıkrasının İncelenmesi: 11.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 14.maddesinin 9.fıkrasında, "İçme suyu havzasında kalması nedeniyle 28/10/2017 tarihli ve 30224 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik kapsamında yerleşime konu edilemeyen ve rekreasyon amaçlı imar planı bulunup, plan kararı ile özel tesis yapılmasına imkan verilen alanlarda; etrafını sınırlayan alanların yerleşim durumu, yapı yoğunluğu ve daha önce imar uygulaması görmesi gibi nedenlerden ötürü bu alanlarla birleştirilerek imar uygulaması yapılamaması halinde, rekreasyon alanı kullanımındaki imar parsellerine özel mülkiyetten tahsis yapılmak suretiyle parselasyon planları yapılabilir, imar mevzuatındaki yapılaşma koşullarını aşmamak kaydıyla özel tesis yapımına izin verilebilir." hükmü yer almaktadır. 11.2. Davacının İddiaları: İçme - Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin 7,8,9,10,11,12 ve 13. maddelerinde içme-kullanma suyunu kirletecek şekilde yapılaşmaya izin verilmeyeceği, teknik tesisler hariç sanayi tesislerinin kurulamayacağı, su ürünleri yetiştiriciliği tesislerine izin verilmeyeceği, atık ve artıkların boşaltılmasına, depolanmasına ve atık bertaraf tesislerine izin verilmeyeceği gibi daha çok izin verilmeyen tesis alanlarından bahsedildiği, dava konusu Yönetmelikte «ve rekreasyon amaçlı imar planı bulunup, plan kararı ile özel tesis yapılmasına imkan verilen alanlarda» şeklinde bir ifade yer alsa da «özel tesis yapımına izin verilebilir» ifadesinin muğlak olduğu, bu tesislerin İçme- Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte sayılan ve yapılmasına izin verilen tesislerden olup olmadığı konusunun açık olmadığı, anılan fıkranın hukuka aykırı olduğu iddia edilmektedir. 11.3. Davalı İdarenin Savunması: İmar mevzuatı gereği rekreasyon alanları düzenleme ortaklık payından karşılandığından, Yönetmelik'te sayılan nedenlerden ötürü bu alanların düzenleme ortaklık payı'tan karşılanmasının mümkün olmadığı ve imar planı kararıyla özel tesis yapılmasına imkan verilen alanlarda, özel mülkiyetten tahsis yapılmasına imkan verildiği, içme suyu havzalarının korunması gereken ve "İçme- Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik"e tabi alanlar olduğu, anılan Yönetmelik gereği imar planları yapılırken Orman ve Su İşleri Bakanlığının da bulunduğu ilgili kurumlardan görüş alınmasının gerektiği, dava konusu Yönetmelik hükmüyle özel tesis yapılmasının önünün açılmadığı, imar planı kararıyla özel tesis yapılması kararı getirilen alanlarda uygulamanın nasıl yapılacağının açıklandığı savunulmaktadır. 11.4. Dairemizin Değerlendirmesi; İmar Kanununun 7181 sayılı Kanunun 9.maddesi ile değişik daha önce içeriği yazılmış olan 18.maddesinin 3.fıkrasında, rekreasyon alanı da dahil olmak üzere tüm umumi tesis alanları düzenleme ortaklık payından karşılanacak umumi hizmet alanları içinde sayılmıştır. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinin, 1. fıkrasının, (p) bendinde de Kanun maddesine paralel olarak, "Umumi ve kamu hizmet alanları: Yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi/parkı ve yeşil alan, ibadet yeri, karakol ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, kamuya ait kreş alanları, pazar yeri, semt spor alanı ve şehir içi toplu taşıma istasyonları ve durakları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, spor alanı, teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, kent meydanı, kent parkı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyon alanı ve mesire alanları, resmî kurum alanı, idari tesis alanı, mezarlık alanı, bunun dışında kamusal ihtiyaçlara göre ortaya çıkacak imar planı kararıyla belirlenen diğer umumi ve kamu hizmet alanları ile taşkın kontrol tesisidir." düzenlemesine yer verilerek rekreasyon alanları umumi hizmet alanları içinde sayılmıştır. Parselasyon işlemiyle imar planı, plan raporu ve ilgili yönetmelik hükümlerine göre imar adasının tüm biçim ve boyutu, yapı düzeni, inşaat yaklaşma sınırı ve bahçe mesafeleri, yapı yüksekliği ve derinliği, yerleşme yoğunluğu, taban alanı ve kat alanı katsayısı, arazinin kullanma şekli, mülk sınırları, mevcut yapıların durumu gözönüne alınmak suretiyle üzerinde yapı yapmaya elverişli imar parseli oluşturmak amaçlanmaktadır. Parselasyon işleminde, umumi hizmet alanları için düzenlemeye giren parsellerin alanları oranında düzenleme ortaklık payı kesildikten sonra kalan hissenin yapılaşılabilir imar parselinden verilmesi gerekmektedir. Bu durumda 7181 sayılı Kanun değişikliği sonrasında düzenleme ortaklık payından karşılanması gereken alanlar arasında sayılan ve kamu alanı olan rekreasyon alanlarında yapılaşmaya uygun imar parseli oluşturulamayacağı dikkate alındığında, Yönetmelik ile rekreasyon alanından taşınmaz maliklerine imar parseli tahsisi yapılmasının öngörülmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Ayrıca 3194 sayılı Kanunun 13.maddesinin 1.fıkrasında, "Özel hukuk kişilerinin mülkiyetinde olup uygulama imar planında düzenleme ortaklık payına konu kullanımlarda yer alan taşınmazlar; a) Bu kullanımlardan umumi hizmetlere ayrılan alanlar öncelikle 18 inci maddeye göre arazi ve arsa düzenlemesi yapılarak, b) 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında sırasıyla, ilgisine göre Hazine veya ilgili idarelerin mülkiyetindeki taşınmazlar ile trampa yapılmak veya satın alınmak suretiyle, ilgili kamu kurum ve kuruluşunca kamulaştırılarak kamu mülkiyetine geçirilir" hükmü yer almakta olup anılan madde ile düzenleme ortaklık payına konu kullanımdaki taşınmazların öncelikle parselasyon işlemi yapılarak, yapılamıyorsa 2942 sayılı Kanun kapsamında trampa veya satın alma usulüyle kamulaştırılarak kamu mülkiyetine geçirilmesi gerektiğinden bu usulün bertaraf edilmesine yönelik olarak Yönetmelik ile farklı bir usul öngörülmesinde ve rekreasyon alanının kamu eline geçmesinin engellenmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkına ilişkin kararlarında ortaya konulan ilkeler bakımından konu değerlendirildiğinde ise; Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 5. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendinde, sosyal altyapı alanları, birey ve toplumun kültürel, sosyal ve rekreatif ihtiyaçlarının karşılanması ve sağlıklı bir çevre ile yaşam kalitelerinin artırılmasına yönelik kamu veya özel sektör tarafından yapılan eğitim, sağlık, dini, kültürel ve idari tesisler, açık ve kapalı spor tesisleri ile park, çocuk bahçesi, oyun alanı, meydan, rekreasyon alanı gibi açık ve yeşil alanlara verilen genel isim olarak tanımlanmıştır. Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin "Tanımlar" başlığını taşıyan 4. maddesinde, "Yeşil alanlar: Toplumun yararlanması için ayrılan oyun bahçesi, çocuk bahçesi, dinlenme, gezinti, piknik, eğlence, rekreasyon ve rekreaktif alanları toplamını (Metropol ölçekteki fuar, botanik ve hayvan bahçeleri ile bölgesel parklar bu alanlar kapsamındadır.), 19 uncu maddede yer alan işlevleri ve yapılaşma koşullarını içeren yeşilalanlar; 1) Çocuk bahçeleri: Çocukların oyun ve dinlenme ihtiyaçlarını karşılayan, bitki örtüsü ile çocukların oyun için gerekli araç gereçleri, toplamda 6 m2’yi geçmeyen büfe ile süs havuzu, pergola ve genel tuvalet dışında başka tesis yapılamayan alanları, 2) Parklar: Kentte yaşayanların yeşil bitki örtüsü ile dinlenme ihtiyaçları için ayrılan, 19 uncu maddedeki kullanımlara da yer verilebilen alanları, 3) Piknik ve eğlence (rekreasyon) alanları: Kentin açık ve yeşil alan ihtiyacı başta olmak üzere, eğlence, dinlenme, piknik ihtiyaçlarının karşılanabildiği, kent içinde ve çevresinde günübirlik kullanıma yönelik olarak imar planı ile belirlenmiş yerleri" kuralı yer almıştır. İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin 4.maddesinin 1.fıkrasının (y) bendinde, "Rekreasyon alanları: Yerleşim yerlerinin açık ve yeşil alan ihtiyacı başta olmak üzere, yerleşim alanı içinde veya çevresinde günübirlik kullanıma yönelik ve imar planı kararı ile belirlenmiş; eğlence, dinlenme, piknik ihtiyaçlarını karşılayan günübirlik tesislerin yer aldığı alanları" olarak tanımlanmış, "Kısa Mesafeli Koruma Alanı" başlıklı 10.maddesinin 7.fıkrasında, "Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerine, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarına ve bu alanlarda kapalı kısımlarının toplam alanı her parselde 100 metrekareyi geçmemek şartıyla günübirlik tesislere izin verilebilir. Yürürlükteki mesire yeri gelişim ve yönetim planları ile imar planları, bu fıkrada günübirlik tesisler için belirlenen yapılaşma şartlarına uygun olarak revize edilir. Günübirlik turizm tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmez.", kuralına, "Orta Mesafeli Koruma Alanı" başlıklı 11.maddesinin 7.fıkrasında, "Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerine, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarına ve bu alanlarda kapalı kısımlarının toplam alanı her parselde 100 metrekareyi geçmemek şartıyla günübirlik tesislere izin verilebilir. Yürürlükteki mesire yeri gelişim ve yönetim planları ile imar planları, bu fıkrada günübirlik tesisler için belirlenen yapılaşma şartlarına uygun olarak revize edilir. Günübirlik turizm tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmez. " kuralına yer verilmiştir. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği ve Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde yer alan tanımlamalara göre rekreasyon alanlarının kente hizmet eden yeşil alan statüsünde sosyal donatı alanı niteliğinde bulunduğu, rekreasyon alanında yapılacak yapıların kente hizmet için belediyelerce yapılacak yapılar olduğu, anılan yapılar için getirilen yapılaşma oranının düşük olduğu görülmektedir. İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikle de anılan kısıtlamaların yanı sıra bazı düzenlemeler ve kısıtlamalar getirildiği görülmektedir. Bu durumda içme suyu havzasında kalsa da kente hizmet eden yeşil alan statüsündeki rekreasyon alanlarının düzenleme ortaklık payından karşılanmaması ve diğer kullanım haklarına göre çok daha kısıtlı ve az yapılaşma hakkına sahip olduğu anlaşılan bu alanların parselasyon sonucunda taşınmaz maliklerine tahsis edilmesi durumunda mülkiyet hakkına ölçüsüz müdahale edilmiş olacağı açıktır. 12. Yönetmeliğin 15.Maddesinin 4.Fıkrasındaki "parsellerin imar planında kamu ve umumi hizmet alanlarına denk gelen kısımları, denk gelen alanları oranında kamulaştırmaya konu kamu ve umumi hizmet alanına tahsis edilir. " İbaresinin İncelenmesi: 12.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 15.maddesinin 4.fıkrasında, "Düzenlemeye giren bütün parsellerden 14 üncü maddedeki sıraya göre yüzde kırk beş (%45) düzenleme ortaklık payı kesintisinin yapılmasına rağmen, düzenleme sahasındaki umumi ve kamu hizmet alanlarının yüzde kırk beşi (%45) aşması durumunda; parsellerin imar planında kamu ve umumi hizmet alanlarına denk gelen kısımları, denk gelen alanları oranında kamulaştırmaya konu kamu ve umumi hizmet alanına tahsis edilir. Uygulamayı yapan kurum tarafından imar planındaki kullanım kararına göre hizmeti vermekle sorumlu kurumun kamulaştırılacağı şerhi düşülerek özel mülkiyet adına tescil edilir. Bu alanların kamulaştırılması parselasyon planının yapılmasına ve tesciline engel değildir. Parselasyon planı tescil edildikten sonra kamulaştırma işlemlerine devam edilir. Kamulaştırılması gereken taşınmazlar, parselasyon işleminin tescilinden itibaren, 5 yıl içerisinde kamu mülkiyetine geçirilmek zorundadır. Bu süre sorumlu idarenin kararı ile gerekçeleri belirtilerek en fazla 1 yıl uzatılabilir." düzenlemesi yer almaktadır. 12.2. Davacının İddiaları: 7181 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucu düzenleme ortaklık payı oranının %45 olarak belirlendiği ve sayma yoluyla düzenleme ortaklık paylarının nerelerde kullanılacağının Kanun maddesinde belirtildiği, bu değişiklikle eski Yönetmelikte «kamu tesisleri arsaları»nın düzenleme ortaklık payı içerisine dahil edildiği, kamu ortaklık payı tanımının kaldırıldığı, Yönetmeliğin 15. maddesinin 4.fıkrasıyla Kanun değişikliği ile kaldırılan kamu tesisi arsalarına tahsisin tekrar canlandırıldığı, bunun Kanun'a aykırılık taşıdığı, örneğin %55 düzenleme ortaklık payı çıkan bir alanda 14.maddeye göre açıklanan sıraya göre %45 düzenleme ortaklık payı alınacağı kalan kısmın kamulaştırılacağının belirtildiği, mülga Yönetmelikte kamulaştırma çıktığında öncelikle kamulaştırmanın yapılması öngörülürken yeni madde ile kamulaştırma yapılacak parsellerde nasıl bir işlem yapılacağının açıklandığı, diğer taraftan, Yönetmeliğin 15.maddesinin 1.fıkrası gereğince %45ten fazla çıkan düzenleme ortaklık payı için belirtilen kamu taşınmazları kullanıldıktan sonra bunun yeterli olmaması durumunda 5.maddesinin 2.fıkrasının (b) bendine atıfta bulunurken 15.maddenin 4.fıkrası ile %45ten fazla çıkan miktar için aynı şekilde kamu taşınmazlarının kullanılması ile ilgili idarelerin mülkiyetlerine trampa için başvurulmasına ilişkin belirtme yapılmadan, kamu ve umumi hizmet alanlarında kalan şahıs taşınmazlarından kamulaştırmaya yönelinmesine ilişkin iki fıkra arasında çelişki yaratıldığı, bunun da uygulamada belirsizlik sebebiyle farklılıkların ortaya çıkmasına sebep olacağı iddia edilmektedir. 12.3. Davalı İdarenin Savunması; Mülga Yönetmelikte "Kamu Arsalarına Tahsis" başlığı altında bahsedilen alanların bütün parsel maliklerinin hisseleri oranında birleştirilmesi ile oluşmakta olduğu, bu hükmün İmar Kanununda değil, Yönetmelik hükmünde yer aldığı, birçok hissedarın olduğu tapu ve kamulaştırma sorunlarına neden olduğu için anılan uygulamanın kaldırıldığı, tek yöntem ile düzenleme ortaklık payı altında birleştirildiği, Yönetmeliğin 15.maddesinin 4.fıkrasında düzenleme ortaklık payının %45’i aşması durumunda nerelerin kamulaştırılacağı konusunda bir açıklama getirildiği, İmar Kanununda aksine bir hüküm bulunmadığı, Yönetmelik gereği yerine getirilerek kamulaştırmanın hangi durumda yapılacağının açıklandığı, söz konusu hükmün İmar Kanununa aykırı olmayıp açıklayıcı nitelikte bir hüküm olduğu, Yönetmeliğin 15.maddesinin 4.fıkrasındaki sıralama gereği, 15.maddenin 1.fıkrasından sonra yer aldığı, 15.maddenin 4.fıkrası ile 1.fıkraya atıf yapılmamasının düzenleme ortaklık payı oranının %45'i aşması durumunda doğrudan kamulaştırma yapılması gerektiği hususunu doğurmayacağı, 1.fıkrada hangi durumlarda kamulaştırma yapılacağı, 2.fıkrada ise imar uygulaması ile birlikte kamulaştırma işleminin nasıl yapılacağı, hangi parsellerin kamulaştırmaya konu edileceğinin açıklandığı savunulmaktadır. 12.4. Dairemizin Değerlendirmesi; 3194 sayılı İmar Kanununun "Arazi ve arsa düzenlemesi" başlıklı 18. maddesinin 1. fıkrasında: "İmar hududu içinde bulunan binalı veya binasız arsa ve arazileri malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakatı aranmaksızın, birbirleri ile, yol fazlaları ile, kamu kurumlarına veya belediyelere ait bulunan yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden imar planına uygun ada veya parsellere ayırmaya, müstakil, hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre hak sahiplerine dağıtmaya ve re'sen tescil işlemlerini yaptırmaya belediyeler yetkilidir. Sözü edilen yerler belediye ve mücavir alan dışında ise yukarıda belirtilen yetkiler valilikçe kullanılır.", 3.fıkrasında, "Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerler ile bölgenin ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, pazar yeri, semt spor alanı, toplu taşıma istasyonları ve durakları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, resmî kurum alanı, mezarlık alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyonalanı olarak ayrılan parseller ve mesire alanları gibi umumi hizmet alanlarından oluşur ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz. Düzenlemeye tabi tutulan alan içerisinde bulunan taşkın kontrol tesisi alanlarının, bu fıkrada belirtilen kullanımlar için düzenleme ortaklık payı düşülmesini müteakip kalan Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanması esastır. Ancak taşkın kontrol tesisi için yeterli alanın ayrılamaması durumunda, düzenleme ortaklık payının ikinci fıkrada belirtilen oranı aşmaması şartıyla, düzenlemeye tabi diğer arazi ve arsaların yüz ölçümlerinden bu fıkradaki kullanımlar için öncelikle düzenleme ortaklık payı ayrıldıktan sonra ikinci fıkrada belirtilen orana kadar taşkın kontrol tesisi için de ayrıca pay ayrılır. Kapanan imar ve kadastro yollarının öncelikle düzenleme ortaklık payına ayrılan toplam alandan düşülmesi esastır." hükmü yer almıştır. Uyuşmazlıkta, parselasyon işleminin düzenlendiği yukarıda içeriği yazılı 3194 sayılı Kanunun 18.maddesi, anılan maddenin 7181 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki hükümleri ve buna göre çıkarılan İmar Kanununun 18 inci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi İle İlgili Esaslar Hakkında Yönetmelik ile yürürlükten kaldırılan 6785 sayılı İmar Kanunundaki hükümler uyarınca düzenleme ortaklık payının ve kamu ortaklık payının irdelenmesi gerekmektedir. 1957 yılında yürürlüğe giren 6785 sayılı Kanunun 42.maddesinde, "İmar hududu içindeki binalı ve binasız arazi ve arsaların plan ve mevzuata uygun şekilde inşaata elverişli duruma getirilmesi maksadıyla düzenlenmesi için bunların sahiplerinin muvaffakati aranmaksızın birbiriyle birleştirilerek plan ve mevzuat icaplarına göre hisseli veya hissesiz olarak yeniden parsellere ayırmaya ve bu parselleri ilgililere dağıtmaya belediyeler yetkilidir. Belediyelerce düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların dağıtımı sırasında bunların yüzölçümlerinden yeteri kadar saha, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında "düzenleme ortaklık payı" olarak düşülür. Ancak bu maddeye göre alınacak düzenleme ortaklık payları düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki miktarının % 25'ini geçemez. Düzenleme ortaklık payı olarak alınan bu saha, düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan yol, meydan, otopark, çocuk bahçesi ve yeşil saha gibi umumi hizmetlerden başka amaçla kullanılamaz." şeklinde yer alan hükmün benzeri 3194 sayılı İmar Kanununda da yer almış, farklı olarak düzenleme ortaklık payından karşılanacak olan umumi hizmet alanları arasında karakol da sayılmış, 2003 yılında yapılan değişiklikle maddeye ibadet yeri ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve orta öğretim kurumları eklenmiş, düzenleme ortaklık payı oranı da %35'ten %40'a çıkarılmıştır. İmar Kanununun 18 inci Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi İle İlgili Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 4.maddesinde, düzenleme ortaklık payı "Düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan yol, meydan, park, yeşil saha, genel otopark gibi umumi hizmetlere ayrılan ve tescile tabi olmayan alanlar ile cami, karakol yarleri ve ilgili tesisler için kullanılmak üzere, düzenleme dolayısıyla meydana gelen değer artışları karşılığında düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların, düzenlemeden önceki yüzölçümlerinden % 35'e kadar düşülebilen miktar ve/veya zorunlu hallerde malikin muvafakati ile tesbit edilen karşılığı bedeldir." olarak tanımlanmış, "Kamu tesisleri arsalarına tahsis" başlıklı 12.maddesinde düzenleme sahasında bulunan okul, hastane, kreş, belediye hizmet veya diğer resmi tesis alanı gibi umumi tesislere ayrılan alanların parsellerinin düzenlemeye giren parsellerin alanları oranında pay verilmek suretiyle hisselendirileceği düzenlenmişti. Kanun'da, kamu alanı ve kamu tesis alanı ayrımı yapılmaksızın yol, meydan, karakol gibi tüm kamu alanlarının düzenleme ortaklık payından karşılanacağı hükme bağlanırken bu Kanun'un 18. madddesinin uygulanması için çıkarılan anılan Yönetmelikte, düzenleme ortaklık payından karşılanacak ve üzerinde yapı yapılmayacak olan kamu alanları ile düzenleme ortaklık payından karşılanmayacak ve üzerinde yapı yapılabilecek kamu tesis alanları ayrımına gidilmişti. Kamu tesis alanları, yeşil alan, yol gibi açık kamu alanları dışında, imar planı kararları ile bölgeye hizmet verecek olan ve düzenleme sınırı içerisinde yer alan hastane, kreş, belediye hizmet veya diğer resmi tesis alanı gibi üzerinde yapı yapılabilen diğer kamu alanlarıdır. Yukarıda anılan Yönetmeliğin 12. maddesi gereği, parselasyon işlemi sonucunda düzenleme sınırı içinde olan kadastral parsellerden, düzenleme ortaklık payı alındıktan sonra bu kamu tesis alanı parsellerinde eşit oranda hisselendirme yapılmak suretiyle anılan parseller oluşturulmakta idi. Dolayısıyla kamu alanı parselleri gibi düzenleme ortaklık payı karşılığı bedelsiz elde edilmiş olmamaları ve mülk sahiplerinin bu parsellerde kamu ortaklık payı oranında hisselendirilmeleri nedeniyle anılan kamu hizmetini gerçekleştirecek olan ilgili idare tarafından kamulaştırılması gereken taşınmazlardı. 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinde 2003 yılında yapılan değişiklikle üzerinde yapı yapılabilecek ibadet yeri ile ilk ve orta öğretim alanları düzenleme ortaklık payından karşılanacak alanlar içine dahil edilmiş ise de Yönetmeliğin 12.maddesi kalkmadığından, Danıştay Altıncı Dairesince sadece kanunla gelen okul alanı ve ibadet yerinin düzenleme ortaklık payından karşılanacak kamu alanı içinde olduğunun kabulü ile diğer yapı yapılabilecek kamu alanlarının kamu tesis alanı olduğu, bu parsellerin kamu ortaklık payı olarak değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin kararlar verilmiştir. Ancak, 10/07/2019 tarihinde yürürlüğe giren 7181 sayılı Kanunla 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinde önemli değişiklikler yapılmış ve yürürlükten kaldırılan Yönetmelikte kamu ortaklık payından hisselendirilme ile oluşturulacağı belirtilen hastane, belediye hizmet alanı ve resmi kurum alanı sayma suretiyle düzenleme ortaklık payından karşılanacak kamu alanları içine alınmıştır. Böylece öncelikle kamu alanı ve kamu tesis alanı ayrımının ve dolayısıyla kamu ortaklık payının Kanun değişikliğiyle kaldırıldığını vurgulamak gerekmektedir. Davalı idare de savunmasında kamu ortaklık payının Kanun değişikliği ile kaldırıldığını kabul etmektedir. Öte yandan Kanun'un 18.maddesinin 5. ve 6. fıkralarında ise "Düzenleme ortaklık paylarının toplamı, üçüncü fıkrada sözü geçen umumi hizmetler için, yeniden ayrılması gereken yerlerin alanları toplamından az olduğu takdirde, eksik kalan miktar, tescil harici alanlardan veya muvafakat alınmak kaydıyla; kamuya ait taşınmazlardan ya da Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanır. Bu yöntemlerle karşılanamaması hâlinde belediye veya valilikçe kamulaştırma yoluyla tamamlanır. Herhangi bir parselden bir miktar sahanın kamulaştırılmasının gerekmesi halinde düzenleme ortaklık payı, kamulaştırmadan arta kalan saha üzerinden ayrılır." hükmü yer almaktadır. Anılan hüküm uyarınca parselasyon işleminde düzenleme ortaklık payı oranının Kanun'da belirlenen sınırı (%45'i) aşması halinde, kamusal alanda eksik kalan miktarın, tescil harici alanlardan veya muvafakat alınmak kaydıyla; kamuya ait taşınmazlardan ya da Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanması, bu yöntemlerle karşılanamaması hâlinde belediye veya valilikçe kamulaştırma yoluyla tamamlanması gerekmektedir. Bu durumda, parselasyon işlemi sırasında düzenleme nedeniyle taşınmazlarda oluşan değer artışları karşılığı, taşınmazların yasal sınırlar çerçevesinde belirlenen kısmı bedelsiz olarak alındıktan sonra, parsel sahiplerine, kalan paylarına karşılık mümkün mertebe eski parsellerinin bulunduğu yerde veya yakınında yapılaşabilecekleri bir imar parselinin verilmesi ve plan gereği tümü umumi hizmet alanlarına rastlayan ve bu nedenle bulunduğu yerden tahsis yapılamayan parsellere ise olabildiğince yakın başka bir imar parselinden yer verilmesi gerektiğinden ve düzenleme ortaklık payı ile elde edilmesi gereken kamusal alanların düzenleme ortaklık payının yetersiz kalması sebebiyle parselasyon neticesinde kişiye tahsis edilmesi mümkün olmadığından, Kanun ile kaldırılan kamu ortaklık payına benzer bir düzenleme getirilerek "parsellerin imar planında kamu ve umumi hizmet alanlarına denk gelen kısımları, denk gelen alanları oranında kamulaştırmaya konu kamu ve umumi hizmet alanına tahsis edilir" şeklindeki Yönetmelik maddesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. 13. Yönetmeliğin 17.Maddesinin 1.Fıkrasının (ç) Bendinin İncelenmesi: 13.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 17.maddesinin 1.fıkrasının (ç) bendinde, "Kamu yatırımlarının yürütülmesi amacıyla, kamu kurumlarına ait taşınmazdaki hisseler müstakil bir imar parselinde toplanabilir." düzenlemesi yer almaktadır. 13.2. Davacının İddiaları: Gerçek ve tüzel kişiler arasında eşitsizlik yaratıldığı, Anayasa'nın 10.maddesine aykırı olduğu, ayrıca kötü niyetli kullanımların da önünü açabilecek nitelikte olduğu ve ferdileştirmenin yolunu açtığı iddia edilmektedir. 13.3. Davalı İdarenin Savunması: Kamu kurumlarının da hissedar olduğu çok hisseli parsellerde kamunun da mülkiyeti olmasına rağmen kamu kurumları kendi mülklerini kullanamamakta kamulaştırma yapmak zorunda kalmakta olduğundan söz konusu hükümle kamu zararının oluşması engellenerek kamu yararı gereği kamu yatırım projelerinin yapılması kolaylaştırılırken özel mülkiyetin içinde yer alan kamu hisseleri azaltılarak özel mülkiyetteki çok hisseliliğin önüne geçilmek istendiği, ayrıca bu hükmün dar gelirli halkımıza ucuz, depreme dayanıklı, sağlıklı ve imar mevzuatına uygun konutlar üretebilmek adına TOKİ tarafından yapılan uygulamalarda ve yaşamsal tehdit altında oluşan doğal afetlere dayanıksız riskli yapıların bulunduğu kentsel dönüşüm alanlarında uygulama kolaylığı sağlamak için getirildiği savunulmaktadır. 13.4. Dairemizin Değerlendirmesi: Parselasyon işlemi sırasında hisse çözümü (ferdileştirme) yapılabilmesi, kadastral parseldeki hisselerin ayrılarak hissedarlara farklı imar parsellerinden tahsis yapılmasını ve müstakil imar parseli verilmesini olanaklı kılmaktadır. Islah imar planı olan yerlerde uygulama alanı bulan 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun 10/c maddesi uyarınca yapılan parselasyon işlemlerinde ferdileştirme yapılması ve müstakil parsel verilmesi gerekmekte iken 7181 sayılı Kanun değişikliğinden önce yürürlükte olan 3194 sayılı Kanunun 18. maddesine göre yapılan parselasyon işlemlerinde, kadastral parsellerde hissedar olan maliklerin imar parsellerinde de birlikte hissedar edilmesi zorunluluğu vardır. Ferdileştirme yapılamadığından hissedarlara müstakil parsel verilmesi de mümkün değildir. 2981 sayılı Kanunun Ek 1. maddesinde, “İmar planı olan yerlerde, 09/05/1985 tarih ve 3194 sayılı İmar Kanununun 18 inci maddesi gereğince arsa ve arazi düzenlemelerinde, binalı veya binasız arsa ve arazilere bu Kanundan önce özel parselasyona dayalı veya hisse karşılığı satın alınan yerler dikkate alınarak müstakil, hisseli parselleri veya üzerinde yapılacak binaların daire miktarları gözönünde bulundurularak kat mülkiyeti esasına göre arsa paylarını sahipleri adlarına resen tecsil ettirmeye valilik veya belediyeler yetkilidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun maddesinin amacı, 3194 sayılı Kanunun 18. maddesi uyarınca parselasyon işlemi yapılması gereken imar planının bulunduğu alanlarda, maddede belirtilen bir kurala istisna getirilmesi suretiyle mevcudun tespiti ile çok hisseli mülkiyetin ortadan kaldırılması için ferdileştirmenin yapılmasını ve mümkün olduğunca müstakil parsel üretilmesini sağlamaktır. 7181 sayılı Kanun ile 3194 sayılı Kanunun 18. maddesine eklenen 13. fıkrada ise "Düzenleme alanında bulunan imar adalarında, asgari parsel büyüklüğünü karşılamak kaydıyla, imar uygulama alanında kalan hisseli arsa ve araziler; hisse sahiplerinin muvafakati hâlinde veya fiilî kullanım esasına göre müstakil hâle getirilebilir. " hükmüne yer verilerek ilgili idareye ferdileştirme yapma ve hisseli malike müstakil imar parseli tahsis etme yetkisi verilmiştir. Böylece parselasyon işlemi ile imar planı olan yerlerde 2981 sayılı Kanunun Ek-1 maddesinde belirtilen koşulların olması halinde ferdileştirme yapılması mümkün iken 3194 sayılı Kanunun 18. maddesinin 13. fıkrasıyla anılan koşullar aranmaksızın hisse sahiplerinin muvafakatı ya da idarece resen, ferdileştirme yapılarak müstakil imar parseli verilmesinin önü açılmıştır. İmar parsellerinin tahsisinin ise İmar Kanunu ile Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğe uygun olarak yapılması gerekmekte olup anılan mevzuatta dağıtım esasları yönünden özel kişi ve kamu kurumları arasında bir ayrım bulunmamaktadır. Bu durumda kanuni düzenleme ile imar planı olan yerlerde ferdileştirme yapılması ve müstakil parsel verilmesi mümkün hale geldiğinden, kamu kurumlarına ait ferdileştirilen hisselerin kamu yatırımlarının yürütülmesi amacıyla birleştirilerek müstakil taşınmaz haline getirilmesinde ve kamu kurumuna tahsis edilmesine ilişkin Yönetmelik maddesinde hukuka aykırılık olmadığı, ayrıca bu şekilde tesis edilen işlemde kamu yararının bulunduğu sonucuna varılmıştır. 14. Yönetmeliğin 22. Maddesinin İncelenmesi: 14.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin "Parselasyon planı dosyasında bulunması gereken bilgi ve belgeler" başlıklı 22.maddesinde, "(1) Parselasyon planları aşağıdaki hesap ve belgelerle birlikte kontrol edilmek ve onaylanmak üzere ilgili idareye sunulur: a) Parselasyon planı açıklama raporu. b) Değişiklik haritaları yapım ve kontrol bilgileri formu. c) 1/1000 ölçekli aslı gibidir onaylı uygulama imar planı ve sayısal verileri. ç) Son 6 ay içinde alınmış takyidatlı tapu kayıtları. d) İlgili kadastro müdürlüğünden 11 inci maddeye göre alınan onaylı mülkiyet raporu ve ekleri. e) Uygulamanın talep üzerine yapılması durumunda; 1) Özel ve tüzel hukuk kişileri tarafından talep ediliyorsa, taşınmaz sahipleri tarafından uygulamayı yapan harita mühendisine verilmiş vekâletname/sözleşme. 2) Kamu kurumları tarafından yüklenici firmalara yaptırılıyorsa, yüklenici firmanın yetkilendirme yazısı veya aralarındaki sözleşme. f) Düzenleme sınır krokisi. g) Ada bölüm krokisi. ğ) Düzenlemeye kısmen giren parseller varsa ayırma çapı ve tescil bildirimi. h) Varsa ihdas krokisi ve koordinatları. ı) Düzenleme ortaklık payı oranı (DOPO) hesabı. i) Özet cetveli (Ek-1). j) Mal sahipleri araştırma ve özet formu (Ek-2). k)Tescile esas dağıtım cetveli (Ek-3). l) Tescil sayfası (Ek-4). m) Alan hesapları ve dengelemeleri. n) Ada röleve krokileri. o) Parselasyon planı paftası. ö) Parselasyon planının sayısal verileri. p) İmar planında hüküm bulunması veya sit alanları, orman, mera ve benzeri konularda özel kanunlarla korunacak alanların bulunması durumunda, ilgili kurum/kurul görüşleri. (2) Parselasyon planını onaylamaya yetkili idare, birinci fıkrada belirtilen dokümanlar dışında başka açıklayıcı bilgi ve belge isteyebilir." düzenlemesi yer almaktadır. 14.2. Davacının İddiaları: Arazi ve arsa düzenlemeleri "parsel sahipleri" tarafından da talep edilebileceğinden 1.fıkranın (e) bendinin 1 numaralı alt bendinde "parsel sahipleri" yerine "özel ve tüzel hukuk kişileri" ibaresinin yer verilmesinin belirlilik ilkesini ihlal ettiği, (e) bendinin 1 numaralı alt bendinde uygulamayı yapanın harita mühendisi olduğu hükme bağlanmışken (e) bendinin 2 numaralı alt bendinde "kamu kurumları tarafından yüklenici firmalara yaptırılıyorsa, yüklenici firmanın yetkilendirme yazısı veya aralarındaki sözleşme" denilmesinin harita mühendislerinin uygulama yetkileri açısından belirsizlik yarattığı, "kültür varlığı bina ve yapılar ile uygulama alanında korunarak tescil edilecek binaların verileri ve bina bilgi paftaları" istenmediğinden eksik düzenleme nedeniyle anılan maddenin iptali gerektiği iddia edilmektedir. 14.3. Davalı İdarenin Savunması: Parselasyon işleminin teknik ve mühendislik gerektiren bir işlem olduğu, daha çok kamu kurumlarınca resen yapıldığı, Yönetmeliğin 22.maddesinin 1.fıkrasının (e) bendinden de anlaşılacağı üzere talep üzerine yapılan işlemlerde zaten parsel sahiplerinin vekalet vermesi veya sözleşme yapması gerekmekte olduğundan işlemi takip edecek, eksiklerini tamamlayacak ve sonuçlandıracak olanın yine harita mühendisi olduğu, kamu zararı oluşmaması için büyük kamu yatırımları ile mühendislik projelerinin birlikte yürütülebilmesi adına kamu yatırımlarının hızlı, doğru ve ekonomik olması için yüklenici firma ibaresinin kullanıldığı, hangi firma yetkilendirilirse yetkilendirilsin her durumda ifraz, tevhit, parselasyon gibi imar uygulaması işlemlerinin harita mühendislerince yapılması, kontrol edilmesi ve imzalanmasının zorunlu olduğu, Yönetmeliğin 22.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde "özel kanunlarla korunan parsellerin bulunup bulunmadığı ve adedi" denilerek kültür varlığı veya doğal sit alanı gibi özel kanunlarla korunan alanların/parsellerin bilgileri, 22.maddesinin 1.fıkrasının (ç) bendinde ise tapu kayıtlarının istenildiği, ayrıca 22.maddesinin 2.fıkrası gereği idarece farklı bilgi ve belgelerin de istenilebileceği, bu nedenle eksik düzenleme bulunmadığı savunulmuştur. 14.4. Dairemizin Değerlendirmesi: Uyuşmazlığa konu Yönetmelik maddesinde parselasyon işleminin doğrudan "parsel malikleri tarafından" talep edilebileceği ibaresine yer verilmemişse de parselasyonu yapacak ve onaylayacak olan idarelerin, parselasyon uygulaması için "özel veya tüzel hukuk kişileri" tarafından yapılan talebin yetkili kişiler tarafından talep edilip edilmediğini denetlemekle yükümlü olduğu, ayrıca parsel maliklerinin vekaletname ve benzeri şekillerde hukuka uygun olarak taşınmazlarıyla ilgili tasarrufta bulunma hakkını devredebileceği ve hakkı devralan kişi tarafından da yetkisi kapsamında talepte bulunulabileceği, bu durumda Yönetmeliğin 22.maddesinin 1.fıkrasının (e) bendinin birinci alt bendinde özel ve tüzel hukuk kişileri ifadesinin geçmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan, harita ve kadastro mühendislerinin uygulama yetkileri açısından belirsizlik yaratıldığı ileri sürülmüş ise de ifraz, tevhit, parselasyon gibi teknik imar uygulamaları, harita ve kadastro mühendislerince yapılarak kontrol edileceğinden Yönetmeliğin 22.maddesinin 1.fıkrasının (e) bendinin ikinci alt bendinde yüklenici firma ifadesinin kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır. Uyuşmazlığın 22.maddesinde eksik düzenleme yapıldığına ilişkin yapılan incelemede; Yönetmelik maddesinde "İmar planında hüküm bulunması veya sit alanları, orman, mera ve benzeri konularda özel kanunlarla korunacak alanların bulunması durumunda" ifadesinin kullanıldığı, "kültür varlığı bina ve yapılar ile uygulama alanında korunarak tescil edilecek binaların verileri ve bina bilgi paftaları" istenmediğinden kültür varlığı bina ve yapılar ile ilgili belirsizlik bulunduğu ileri sürülmüş ise de anılan yapıların ilgili mevzuatında koruma ilkelerine uygun düzenlemelerin bulunduğu, idarenin uyuşmazlığa konu Yönetmeliğin 22.maddesinin 2.fıkrası uyarınca 1.fıkrada belirtilen dokümanlar dışında başka açıklayıcı bilgi ve belge isteyebileceğini kurala bağlandığından anılan maddede eksik düzenleme bulunmadığı görülmüştür. Bu durumda, Yönetmelik maddesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. 15. Yönetmeliğin 26. Maddesinin İptali ve Bu Maddenin Dayanağı 3194 sayılı İmar Kanununun 8. Maddesine Eklenen "kesinleşen imar planları veya parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıl içinde dava açılabilir." Hükmünün İptali İstemiyle Anayasa Mahkemesine Başvurulması Talebinin İncelenmesi: 15.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin "Parselasyon planlarının tebliği" başlıklı 26.maddesinde, "Düzenleme alanının büyüklüğü, parsel maliki ve parsellerdeki hissedar sayısının çokluğu, bu kişilerin bulundukları yer itibarıyla birebir tebligat yapılamaması ya da adres kayıt sisteminde kayıtlı olduğu yerde bulunmaması gibi nedenlerle karşılaşılacak zorluklar dikkate alınarak parselasyon planlarının bir ay müddetle ilgili belediyede ya da valilikte askıya çıkarılması, internet sitesinde yayımlanması, belediye duyurusu, gazete ve benzeri mutat vasıtalarla da duyurulması ile düzenleme sahasındaki taşınmaz maliklerine tebliğ edilmiş sayılır." düzenlemesi yer almaktadır. 15.2. Davacının İddiaları: Danıştayın yerleşik içtihatlarının ve 7201 sayılı Tebligat Kanununun tersi yönünde bir düzenleme yapıldığı, 14/02/2020 tarihli, 7221 sayılı Kanun ile "Kesinleşen imar planları veya parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıl içinde dava açılabilir." hükmünün getirildiği, ancak planlar düzenleyici işlemler iken parselasyonun subjektif nitelikte işlem olduğu, iki işlemin aynı nitelikte kabul edilerek hak düşürücü süre getirilmesinin Anayasa'nın 10,125 ve 138.maddelerine aykırılık teşkil ettiği, Yönetmelik hükmünün Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 12/02/1970 tarihli, E:1969/2, K:1970/1 sayılı kararına açıkça ters düştüğü, Anayasa'nın 125.maddesinde idari işleme karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağının belirtildiği, 2577 sayılı Kanunun 7.maddesinin 2.fıkrasında da Anayasa hükmü ile aynı yönde yazılı bildirim tarihinden itibaren 60 gün içinde dava açılabileceğinin düzenlendiği, açıklanan sebeplerle 3194 sayılı Kanunun 8.maddesine getirilen ek paragrafın da iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması ve Yönetmelik hükmünün hukuka aykırı olması nedeniyle iptaline karar verilmesi gerektiği iddia edilmektedir. 15.3. Davalı İdarenin Savunması: İmar mevzuatında tebliğ yapılmasına dair bir hüküm mevcut olmayıp bir uygulama sahasında tek tek tebligat yapılmasının seneler alacağı düşünüldüğünde imar planlarının uygulanma kabiliyetinin kalmayacağı, parselasyon işlemlerinin sonuçlandırılamayacağı ve bunun mülkiyet problemine neden olacağı, Yönetmelikte yer verilen hükmün hukuka uygun olduğu savunulmuştur. 15.4. Dairemizin Değerlendirmesi: 15.4.1. 3194 sayılı İmar Kanununun 8.maddesine eklenen "Kesinleşen imar planları veya parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıl içinde dava açılabilir." hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması istemi yönünden, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu Ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun "Anayasaya aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi" başlıklı 40.maddesinde, " (1) Bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa; a) İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslını, b) Başvuru kararına ilişkin tutanağın onaylı örneğini, c) Dava dilekçesi, iddianame veya davayı açan belgeler ile dosyanın ilgili bölümlerinin onaylı örneklerini, dizi listesine bağlayarak Anayasa Mahkemesine gönderir. (2) Taraflarca ileri sürülen Anayasaya aykırılık iddiası davaya bakan mahkemece ciddi görülmezse bu konudaki talep, gerekçeleri de gösterilmek suretiyle reddedilir. Bu husus esas hükümle birlikte temyiz konusu yapılabilir. (3) Genel Sekreterlik gelen evrakı kaleme havale eder ve keyfiyeti başvuran mahkemeye bir yazı ile bildirir. (4) Evrakın kayda girişinden itibaren on gün içinde başvurunun yöntemine uygun olup olmadığı incelenir. Açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvuruları, Mahkeme tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedilir. (5) Anayasa Mahkemesi, işin kendisine noksansız olarak gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse ilgili mahkeme davayı yürürlükteki hükümlere göre sonuçlandırır. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse mahkeme buna uymak zorundadır." hükmü yer almaktadır. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasa’ya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Norm denetiminde “iptal davası” ve “itiraz yolu” olmak üzere iki tür başvuru usulü vardır. İptal davası yoluna “soyut norm denetimi”, itiraz yoluyla denetime ise “somut norm denetimi” de denilmektedir. Çünkü itiraz yolunda, başvuru konusu normun Anayasa'ya uygunluğunun denetimi, görülmekte olan bir dava aracılığıyla gerçekleşmektedir. İtiraz yoluna ise ancak kanun ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri konu olabilir. Kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin şekil bakımından Anayasa'ya aykırılığı itiraz yolunun konusu değildir. Bu yolda, bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır. Bu çerçevede itiraz yolunun koşulları; bakılmakta olan bir dava olması, davaya bakmakta olan bir “mahkeme” olması, davada uygulanacak bir kanun ya da Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmü olması, mahkemenin uygulanacak hükmü Anayasa'ya aykırı görmesi veya aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması gerekir. 3194 sayılı İmar Kanununun 8. maddesine 7221 sayılı Kanun ile eklenen fıkra ile imar planının veya parselasyonun kesinleşme tarihinden itibaren, 5 yıllık sürenin dolması üzerine her halde dava açılmasını engellemeye yönelik dava açma yolunu kısıtlayan, hak düşürücü bir süre düzenlenmektedir. Dava konu 22/02/2020 tarih ve 31047 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 26.maddesinde ise parselasyon işleminin ilanının ilgililere tebliğinin düzenlendiği ve Kanun'da hükme bağlanan dava açma süresiyle ilgili bir düzenlemenin bulunmadığı, dolayısıyla Anayasa Mahkemesine başvurulması istenen hükmün davada uygulanacak bir hüküm olmadığı sonucuna ulaşıldığından istem ciddi bulunmamıştır. 15.4.2. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 26.maddesi yönünden, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” denilmektedir. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı ve hak arama hürriyeti, yalnızca kanunla ve demokratik bir toplumda gerekli olduğu ölçüde sınırlanabilir. Ayrıca getirilen bu sınırlamalar hakkın özüne dokunamayacağı gibi Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Anayasa’nın 35. maddesine göre mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı veren temel bir haktır. Sınırsız olmayan mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” hükmüne yer verilmiştir. Maddeyle güvence altına alınan hak arama hürriyeti, bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve hürriyetlerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Hak arama hürriyetinin temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınması hak arama hürriyetinin ön koşulunu oluşturur. Bu durumda, hak arama hürriyetinin bir Yönetmelik hükmüyle kısıtlanması mümkün değildir. Anayasa’nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu ve idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağı öngörülmüştür. Tebligat; yetkili makamlarca birtakım hukuki işlemlerin, bu işlemin hukuki sonuçlarından etkilenmeleri amaçlanan kişilere kanuna uygun şekilde bildirimi ve bu bildirimin usulüne uygun olarak yapıldığının belgelendirilmesi işlemidir. İşlemlerin kendilerine bağlanan hukuki sonuçları doğurabilmesi için muhatabına bildirilmesi gerekir. Tebligat, Anayasa’da güvence altına alınmış olan iddia ve savunma hakkının tam olarak kullanılabilmesinin ve bireylere tanınan hak arama hürriyetinin önemli güvencelerinden biridir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinde de Anayasa kuralına paralel bir düzenleme getirilerek dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu, bu sürenin idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilecekleri kuralı bulunmaktadır. Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun parselasyon işlemlerine karşı açılacak davalara ilişkin 12/2/1970 günlü, E:1969/2, K:1970/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, Anayasanın idarenin işlemlerinden dolayı açılacak davalarda süre aşımının yazılı bildirim tarihinden başlayacağı hükmü karşısında, ilan tarihini dava açma süresine başlangıç tarihi kabul etmenin imkansız olduğu, zira Anayasa'nın temel hukuk kuralları dışında bir konuyu ayrıntılarıyla düzenlemesi ve bu hükmün daha önceki kanunlarda bulunup aynı konuyu düzenleyen hükümlere aykırı olması halinde konuyu yeniden düzenleyen Anayasa hükmünün uygulanmasının tabii olduğu hüküm altına alınmıştır. 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işlemlerinde, parsellerin konumu, dağıtım cetvellerinde; düzenlemeye giren her taşınmaz mala karşılık sahiplerine verilecek bağımsız veya hisseli imar parsellerinin büyüklükleri, hisse miktarı, alınan düzenleme ortaklık payı oranı gibi hususlar ayrı ayrı gösterildiğinden, bu işlemlerin düzenlemeye tabi tutulan taşınmaz sahipleri için subjektif ve kişisel işlemler oldukları kuşkusuzdur. Bu itibarla, idarenin böyle bir işlemi ilgililere 7201 sayılı Kanunun ilgili hükümleri uyarınca yazılı olarak bildirmek suretiyle tebliğ etmesi gerekmekte olup bu şekilde tebliğ etmediyse, herhangi bir şekilde öğrenme tarihinden itibaren açılan davaların süresinde olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu nedenle, doğrudan mülkiyet hakkına yönelik sübjektif nitelikte bir idari işlem olan parselasyon işleminin ilgililere yazılı olarak tebliğ edilmesi gerektiğinden ilanın yeterli görülmesine ilişkin dava konusu Yönetmelik maddesinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 16. Yönetmeliğin 37.Maddesinin 4.Fıkrasının İncelenmesi: 16.1.Yönetmelik Maddesi: Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 37.maddesinin 4.fıkrasında, "Mahkeme kararı ile iptal edilen imar uygulamalarında, bedele dönüştürme işlemi var ise, geri dönüşüm işlemi ile birlikte alınan bedel, yapı sahibine değerleme oranına göre yeniden hesaplanarak iade edilir ya da yapılacak yeni parselasyon planında çıkacak değer üzerinden mahsuplaşılır." düzenlemesi yer almaktadır. 16.2. Davacının İddiaları: Mahkeme kararıyla iptal edilen parselasyon işleminin geri dönüş işlemlerinde tescilin sonuçlarının anlatıldığı Medeni Kanunun "tapu sicili" başlıklı kısmında yer alan 1023, 1024 ve 1025. maddeleriyle birlikte değerlendirme yapılması gerekirken yapılmadığı, eksik düzenleme yapıldığı, parselasyon işleminin iptaliyle yolsuz tescil durumunda kalan parsellerle ilgili düzeltme işlemi yapılıncaya kadar bu konunun tapu kütüğünde belirtilmemesinin hak kayıplarına sebebiyet vereceği, bedele dönüştürmenin ise Anayasanın 35.maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 numaralı Protokolünün 1.maddesine aykırılık teşkil ettiği iddia edilmektedir. 16.3. Davalı İdarenin Savunması: Bedele dönüştürme işlemi yapan taşınmaz malikinin mağduriyetini önlemek için düzenleme getirildiği, parselasyon sırasında düzenleme ortaklık payı kesilemeyen alan için idareye ödediği miktarın iadesinin yapılmasının amaçlandığı, bu işlem idarece yapılacak olup Tapu Müdürlüğünce herhangi bir belirleme veya şerh konulmasının mümkün olmadığı, imar mevzuatına uygun olarak yapılan yapıların bulunduğu alanlarda parselasyon yapılması sırasında, düzenleme ortaklık payı kesintisinin tamamının ya da bir kısmının parsel üzerindeki yapı dolayısıyla kesilemediği durumlarda, DOP’un alan olarak kesilemeyen miktarının bedele dönüştürülebilmesinin Yönetmelik hükmüne bağlandığı, bu sayede vatandaşın yapısının yıkılması zorunluluğu kalkacağından idarenin de ağır kamulaştırma külfetinden kurtulmuş olacağı savunulmaktadır. 16.4. Dairemizin Değerlendirmesi: 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunun 10/(c) maddesinde, imar mevzuatına aykırı bina yapılmış hisseli arsa ve araziler veya özel parselasyona dayalı arazilerde imar adası veya parseli olabilecek büyüklükteki alanlarda, binalı veya binasız arsa ve arazileri birbirleriyle, yol fazlalarıyla veya Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerle birleştirmeye, bunları yeniden ada veya parsellere ayırmaya, yapıları yeniden doğan imar ada veya parseli içinde kalanları yapı sahiplerine, yapı olmayanları diğer hisse sahiplerine müstakil veya hisseli veya kat mülkiyeti esaslarına göre vermeye, bunlar adına tescil ettirmeye ve tescil işlemi dışında kalanların hisselerine 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa göre tespit edilecek bedeli peşin ödenmek veya parsel sahipleri aleyhine kanuni ipotek tesis edilerek tapu sicilinden terkin ettirmeye belediye ve valiliklerin re'sen yetkili oldukları, kurala bağlanmıştır. 3194 sayılı Kanunda yapılan son değişikliklerden önce bu Kanun'un 18. maddesinde ilgili idarenin bedele dönüştürme yetkisinin olmamasına karşın 2981 sayılı Kanunun 10/c maddesinde yer tahsis edilemeyecek durumlarda hissenin bedele dönüştürülmesi yetkisi bulunmaktadır. 7181 sayılı Kanunun 9.maddesiyle eklenen 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinin 10.fıkrasında, "Mevcut yapılar nedeniyle parsellerden düzenleme ortaklık payı alınamadığı hâllerde bu payın miktarı, düzenlemenin gerçekleştirilebilmesi için yapılacak kamulaştırmada kullanılmak üzere bedele dönüştürülebilir" hükmü, aynı maddeye 7221 sayılı Kanunun 7.maddesiyle eklenen 19.fıkrasında, "Bu madde kapsamında yapılmış olan imar uygulamalarının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi nedeniyle; davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti halinde, öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edilir veya anlaşma olmaması halinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değeri ödenir. " hükmü yer almıştır. 7221 sayılı Kanunla getirilen ek maddede öncelikle 2981 sayılı Kanun kapsamında ıslah imar planına istinaden tesis edilen parselasyon işlemlerinin iptaline ilişkin verilen mahkeme kararları üzerine imar planları yapıldığından 2981 sayılı Kanunun uygulanma imkanı kalmayan bu alanlarda ortaya çıkabilecek mülkiyet sorunlarının çözümlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, yeni mevzuat değişiklikleri uyarınca yapılacak parselasyon işlemlerinde bedele dönüştürme olduğunda da mahkeme kararları üzerine bu ek maddenin uygulanması gerekmektedir. Uyuşmazlığa konu Yönetmelik maddesi ise 2981 sayılı Kanunun 10-c maddesi ve 7181 sayılı Kanun değişikliğinden sonra 3194 sayılı Kanunun 18. maddesi kapsamında yapılan parselasyon işlemlerinin mahkeme kararıyla iptal edilmesi halinde mahkeme kararının uygulanabilmesi için bedele dönüştürülen taşınmazların iadesinde izlenecek usul düzenlenmektedir. Öte yandan bedele dönüştürmenin yapıldığı parselasyon işleminin mahkeme kararıyla iptali üzerine Kanun hükümleri gereği tapuda gerekli düzenlemelerin yapılacağı ve şerh düşülmek suretiyle tarafların haklarının korunacağı dikkate alındığında dava konusu edilen düzenlemenin Türk Medeni Kanunu veya Tapu Kanununun uygulanmasına engel teşkil etmeyeceği açıktır. Bu durumda bedele dönüştürmenin yapıldığı parselasyon işlemlerinin mahkeme kararıyla iptal edilmesi halinde alınan bedellerin geri dönüşümünün yapılmasının düzenlenmesine ilişkin Yönetmelik maddesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 22/02/2020 tarih ve 31047 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 12. maddesinin 1. fıkrası yönünden oybirliğiyle konusuz kalan dava hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 2. 22/02/2020 tarih ve 31047 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 5 maddesinin 7.fıkrasının, 14.maddesinin 9.fıkrasının, 15. maddesinin 4. fıkrasındaki "...parsellerin imar planında kamu ve umumi hizmet alanlarına denk gelen kısımları, denk gelen alanları oranında kamulaştırmaya konu kamu ve umumi hizmet alanına tahsis edilir..." ibaresinin ve 26.maddesinin oybirliğiyle; 5. maddesinin 1. fıkrasındaki "...bu Yönetmelikteki öncelik sırasına göre..." ibaresinin ve 14. maddesinin 2. fıkrasındaki "Düzenleme ortaklık paylarının aşağıdaki öncelik sırasına göre alınması esastır" ibaresinin oyçokluğuyla; 14. maddesinin 2. fıkrasındaki "b) kamuya ait kreş alanları", "e) Kent meydanı, kent parkı, spor alanı", "g) Teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı","ı) Diğer umumi ve kamu hizmeti alanları." ibarelerinin, esasta oy birliğiyle, gerekçede oy çokluğuyla İPTALİNE, 3. Diğer kısımlar yönünden oybirliğiyle davanın esastan REDDİNE, 4. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam... TL yargılama giderinin yarısı tutarındaki... -TL'lik kısmının davacı üzerinde bırakılmasına, kalan ... -TL'nin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca... -TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 5. Posta gideri avanslarından artan tutarların kararın kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine, 6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 13/05/2024 tarihinde karar verildi. (X) KARŞI OY : 1. Yönetmeliğin 14.maddesinin 2.fıkrasının (b) bendindeki «kamuya ait kreş alanları.», (e) bendindeki «kent meydanı, kent parkı, spor alanı.» ve (g) bendindeki «teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı.» ibareleri yönünden: 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesinin 3. fıkrasında: "Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerler ile bölgenin ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, pazar yeri, semt spor alanı, toplu taşıma istasyonları ve durakları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, resmî kurum alanı, mezarlık alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyon alanı olarak ayrılan parseller ve mesire alanları gibi umumi hizmet alanlarından oluşur ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz. Düzenlemeye tabi tutulan alan içerisinde bulunan taşkın kontrol tesisi alanlarının, bu fıkrada belirtilen kullanımlar için düzenleme ortaklık payı düşülmesini müteakip kalan Hazine mülkiyetindeki alanlardan karşılanması esastır. Ancak taşkın kontrol tesisi için yeterli alanın ayrılamaması durumunda, düzenleme ortaklık payının ikinci fıkrada belirtilen oranı aşmaması şartıyla, düzenlemeye tabi diğer arazi ve arsaların yüz ölçümlerinden bu fıkradaki kullanımlar için öncelikle düzenleme ortaklık payı ayrıldıktan sonra ikinci fıkrada belirtilen orana kadar taşkın kontrol tesisi için de ayrıca pay ayrılır. Kapanan imar ve kadastro yollarının öncelikle düzenleme ortaklık payına ayrılan toplam alandan düşülmesi esastır." kuralına yer verilmiştir. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesinin 1.fıkrasının (p) bendinde; "Umumi ve kamu hizmet alanları: Yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi/parkı ve yeşil alan, ibadet yeri, karakol ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, kamuya ait kreş alanları, pazar yeri, semt spor alanı ve şehir içi toplu taşıma istasyonları ve durakları, Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları, otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol, su yolu, spor alanı, teknik altyapı alanı kamuya ait trafo alanı, belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı, kent meydanı, kent parkı, özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan, rekreasyon alanı ve mesire alanları, resmî kurum alanı, idari tesis alanı, mezarlık alanı, bunun dışında kamusal ihtiyaçlara göre ortaya çıkacak imar planı kararıyla belirlenen diğer umumi ve kamu hizmet alanları ile taşkın kontrol tesisidir." hükmü yer almaktadır. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin 14.maddesinin 2.fıkrasında, "Düzenleme ortaklık paylarının aşağıdaki öncelik sırasına göre alınması esastır: a) Yol, su yolu, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi/parkı ve yeşil alan. b) İbadet yeri, karakol ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretime yönelik eğitim tesis alanları, kamuya ait kreş alanları. c) Pazar yeri, semt spor alanı ve şehir içi toplu taşıma istasyonları ve durakları. ç) Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık tesis alanları. d) Otoyol hariç erişme kontrolünün uygulandığı yol. e) Kent meydanı, kent parkı, spor alanı. f) Belediye hizmet alanı, sosyal ve kültürel tesis alanı. g) Teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı. ğ) Rekreasyon alanı, mesire alanları ve özel tesis yapılmasına konu olmayan ağaçlandırılacak alan. h) Resmî kurum alanı. ı) Diğer umumi ve kamu hizmet alanları. i) Mezarlık, otogar alanı." düzenlemesi yer almaktadır. Kamu hizmetlerinin çeşitliliği ve teknik zorunlulukları idarenin davranış şekillerinin ve çözüm yöntemlerinin bütünüyle önceden belirlenmesini olanaksız hale getirmektedir. İdareye durumun gereğine göre farklı çözüm tarzlarından birini tercih etme ve genel yararın sağlanması için uygun iradeyi gösterme olanağının verilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. İdareye tanınan bu serbest alana idarenin takdir yetkisi denilmektedir. Yasama organı, yasa yaparken konuyla ilgili bütün olasılıkları göz önünde bulundurarak ayrı ayrı ve ayrıntılı bir biçimde kurallar koyabileceği gibi gerek yasama faaliyetinin yavaş işlemesi gerekse günlük olayları izleyerek zamanında önlem alınmasının güçlüğü karşısında, esaslı unsurları belirledikten sonra zamana ve ihtiyaçlara göre değişen olaylara da uygulanmak üzere takdir yetkisine bağlı olarak uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususların düzenlenmesi konusunda yürütme organına yetki verebilir. Kanun'da düzenleme ortaklık payından oluşturulacak umumi hizmet alanları sayma suretiyle belirtildikten sonra "gibi umumi hizmet alanları" ifadesine yer verilmiştir. Bu bağlamda umumi hizmet alanının tamamı Kanun'da sayılmamış olup yukarıda yer verilen hükümde parselasyon işlemi yapılırken düzenleme ortaklık payını (DOP) oluşturacak düzenleme sınırı içindeki umumi hizmet alanları örnekleme yapılarak sayılmıştır. Böylece her yerde ve zamanda kamunun ve bireylerin ihtiyacı olan alanlar açık ve net bir şekilde sayılırken yer ve zamana göre değişebilecek olan kamusal hizmet alanlarının da olabileceği göz önünde tutulmuş ve "gibi" ifadesine yer verilerek Kanun'da değişiklik yapılmasına gerek kalmadan parselasyonu yapmakla görevli idarenin imar planıyla belirlenen ve Kanun'un 18.maddesinde sayılmayan umumi hizmet alanlarını düzenleme ortaklık payından karşılanmak suretiyle bölgeye hizmet vermesi, dolayısıyla kamu yararının sağlanması amaçlanmıştır. Dava konusu Yönetmelik ibarelerinde geçen imar planı kullanım kararlarının, Kanun'da sayılan umumi hizmet alanlarından kullanım özellikleri ve yapılaşma olanakları bakımından herhangi bir farklılık göstermediği, belirtilen kullanımların düzenlemeye tabi tutulan yerler ile bölgenin ihtiyacı olan ortak kamusal kullanımları gerçekleştirmeye yönelik imar planı kararlarını ifade ettiği, DOP alanlarına ilişkin olarak Kanun'da sayılanlara ekleme yapılabileceğinin bir ifadesi olarak "gibi" kavramı yer aldığından, anılan umumi hizmet alanlarının kamu yararı amacıyla DOP'tan karşılanmasında Yasa'ya da hernangi bir aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda, davalı idarenin ülke düzeyinde uygulanacak yönetmelikler çıkararak planlama ve parselasyon işlemlerinin özellikleri ve tekniği gereği, 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinde belirtilen ve yukarıda yer verilen "gibi umumi hizmet alanları" ifadesi kapsamında, Kanun'da sayılanlar dışında Yönetmelik maddesi ile yeni umumi hizmet alanları (kamuya ait kreş alanları, kent meydanı, kent parkı, spor alanı, teknik alt yapı alanı, kamuya ait trafo alanı) belirlemesinde ve bu alanların da düzenleme ortaklık payından oluşturulmasını kurala bağlamasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Nitekim, 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesinin 3. fıkrasında, Düzenleme ortaklık payları tanımlanırken, ...meydan, park,yeşil saha, resmî kurum alanı... gibi umumi hizmet alanlarından oluşacağı açıkca ifade edilmiştir. 14.6.2014 tarih ve 29030 sayılı Resmi Gazete'de yayımlarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 10. maddesinde, her türlü mekânsal plan, kendi kademesinin ve yapılış amacının gerektirdiği çizim ve gösterim tekniğine göre hazırlanacağı, planların, Bakanlıkça belirlenen ve EK-1 Gösterimler başlığı altında yer alan EK-1a Ortak Gösterimler, EK-1b Mekânsal Strateji Planları Gösterimleri, EK-1c Çevre Düzeni Planı Gösterimleri, EK-1ç Nazım İmar Planı Gösterimleri, EK-1d Uygulama İmar Planı Gösterimleri ve EK- Detay Kataloğuna uygun olarak hazırlanacağı, 11. maddesinde, imar planlarının yapımı ve değişikliklerinde planlanan alanın veya bölgenin şartları ile gelecekteki gereksinimleri göz önünde tutularak kentsel, sosyal ve teknik altyapı alanlarında bu Yönetmeliğin EK-2 Tablosunda belirtilen asgaristandartlara ve alan büyüklüklerine uyulacağı, EK Tablo 2 ye bakıldığında ise imar planları yapılırken Teknik Altyapı (Yol ve otoyol hariç) alanının her bir kişi için nüfus sayılarının artmasına paralel olarak 1-2 metre kadar ayrılması zorunlu alan olduğu kurala bağlanmıştır. 3194 sayılı Kanunun 18.maddesinin 7181 sayılı Kanunun 9. maddesiyle değişmesinden önceki Yönetmeliğe göre kreş alanı kamu ortaklık payı ile karşılanıp kamulaştırma ile kamuya kazandırılıyordu. Anılan 18. maddede yapılan değişiklik sonucu umumi hizmet alanları ile kamu hizmet alanları düzenleme ortaklık payın karşılanacak alanlar olarak belirlenmiş DOP oranı % 40'tan % 45'e çıkarılmıştır. Özel Kreş ve Gündüz Bakımevleri ile Özel Çocuk Kulüplerinin Kuruluş ve İşleyiş Esasları Hakkında Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde, kreş, 0-24 aylık çocuklara hizmet veren kuruluş olarak tanımlanmıştır. Kreş hizmeti resmi kurumlar ve özel şahıslar tarafından açılabilmektedir. Uygulamada örneğin bazen bir hastanenin içinde bir kamu kurumunun binasında vb olabilmektedir. Kreşlerin yapımında hangi kamu kurumunun görevli olduğu tartışması açıldığında Milli Eğitim Bakanlığının, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının ya da sağlık Bakanlığının görevlerinden olmadığı, zorunlu bir görev olarak bir kamu kurumuna yüklenilecekse belediyelerin görevli olduğu düşünülebilir. Bazen anaokulu ile kreş birlikte yapılabilmektedir ki anaokulundan dolayı bu hallerde bu hizmeti Milli Eğitim Bakanlığı üstlenmektedir. 2- Yönetmeliğin 26.maddesi yönünden: 2.1. Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmeliğin "Parselasyon planlarının tebliği" başlıklı 26.maddesinin "Düzenleme alanının büyüklüğü, parsel maliki ve parsellerdeki hissedar sayısının çokluğu, bu kişilerin bulundukları yer itibarıyla birebir tebligat yapılamaması ya da adres kayıt sisteminde kayıtlı olduğu yerde bulunmaması gibi nedenlerle karşılaşılacak zorluklar dikkate alınarak parselasyon planlarının bir ay müddetle ilgili belediyede ya da valilikte askıya çıkarılması, internet sitesinde yayımlanması, belediye duyurusu, gazete ve benzeri mutat vasıtalarla da duyurulması..." kısmı yönünden; Parselasyonun ilan edilerek duyurulmasına yönelik olduğu ve taşınmazı parselasyona dahil edilecek malikler ile parselasyona ilişkin Yönetmelik düzenlemesinden menfaati etkilenecekler bakımından aleyhe olabilecek herhangi bir sonuç ortaya çıkarmasının söz konusu olmayacağı dikkate alındığında, bu kısımda hukuka aykırılık bulunmadığı değerlendirilmiştir. 2.2. Yönetmeliğin 26.maddesinde yer alan "...ile düzenleme sahasındaki taşınmaz maliklerine tebliğ edilmiş sayılır." ibaresi yönünden ise, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” denilmektedir. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı ve hak arama hürriyeti, yalnızca kanunla ve demokratik bir toplumda gerekli olduğu ölçüde sınırlanabilir. Ayrıca getirilen bu sınırlamalar hakkın özüne dokunamayacağı gibi Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Anayasa’nın 35. maddesine göre mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı veren temel bir haktır. Sınırsız olmayan mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” hükmüne yer verilmiştir. Maddeyle güvence altına alınan hak arama hürriyeti, bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve hürriyetlerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Hak arama hürriyetinin temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı tanınması hak arama hürriyetinin ön koşulunu oluşturur. Bu durumda, hak arama hürriyetinin bir Yönetmelik hükmüyle kısıtlanması mümkün değildir. Anayasa’nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu ve idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağı öngörülmüştür. Tebligat; yetkili makamlarca birtakım hukuki işlemlerin, bu işlemin hukuki sonuçlarından etkilenmeleri amaçlanan kişilere kanuna uygun şekilde bildirimi ve bu bildirimin usulüne uygun olarak yapıldığının belgelendirilmesi işlemidir. İşlemlerin kendilerine bağlanan hukuki sonuçları doğurabilmesi için muhatabına bildirilmesi gerekir. Tebligat, Anayasa’da güvence altına alınmış olan iddia ve savunma hakkının tam olarak kullanılabilmesinin ve bireylere tanınan hak arama hürriyetinin önemli güvencelerinden biridir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinde de Anayasa kuralına paralel bir düzenleme getirilerek dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu, bu sürenin idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilecekleri kuralı bulunmaktadır. Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun parselasyon işlemlerine karşı açılacak davalara ilişkin 12/2/1970 günlü, E:1969/2, K:1970/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, Anayasanın idarenin işlemlerinden dolayı açılacak davalarda süre aşımının yazılı bildirim tarihinden başlayacağı hükmü karşısında, ilan tarihini dava açma süresine başlangıç tarihi kabul etmenin imkansız olduğu, zira Anayasa'nın temel hukuk kuralları dışında bir konuyu ayrıntılarıyla düzenlemesi ve bu hükmün daha önceki kanunlarda bulunup aynı konuyu düzenleyen hükümlere aykırı olması halinde konuyu yeniden düzenleyen Anayasa hükmünün uygulanmasının tabii olduğu hüküm altına alınmıştır. 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işlemlerinde, parsellerin konumu, dağıtım cetvellerinde; düzenlemeye giren her taşınmaz mala karşılık sahiplerine verilecek bağımsız veya hisseli imar parsellerinin büyüklükleri, hisse miktarı, alınan düzenleme ortaklık payı oranı gibi hususlar ayrı ayrı gösterildiğinden, bu işlemlerin düzenlemeye tabi tutulan taşınmaz sahipleri için subjektif ve kişisel işlemler oldukları kuşkusuzdur. Bu itibarla, idarenin böyle bir işlemi ilgililere 7201 sayılı Kanunun ilgili hükümleri uyarınca yazılı olarak bildirmek suretiyle tebliğ etmesi gerekmekte olup bu şekilde tebliğ etmediyse, herhangi bir şekilde öğrenme tarihinden itibaren açılan davaların süresinde olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, doğrudan mülkiyet hakkına yönelik sübjektif nitelikte bir idari işlem olan parselasyon işleminin ilgililere yazılı olarak tebliğ edilmesi gerektiğinden ilanın yeterli görülmesine ilişkin dava konusu Yönetmelik maddesinin ilgili kısmında hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan gerekçelerle Yönetmeliğin 14. maddesinin 2. fıkrasındaki "b)...kamuya ait kreş alanları", "e) Kent meydanı, kent parkı, spor alanı" ve "g) Teknik altyapı alanı, kamuya ait trafo alanı", ibareleri ile Yönetmeliğin 26.maddesinin "Düzenleme alanının büyüklüğü, parsel maliki ve parsellerdeki hissedar sayısının çokluğu, bu kişilerin bulundukları yer itibarıyla birebir tebligat yapılamaması ya da adres kayıt sisteminde kayıtlı olduğu yerde bulunmaması gibi nedenlerle karşılaşılacak zorluklar dikkate alınarak parselasyon planlarının bir ay müddetle ilgili belediyede ya da valilikte askıya çıkarılması, internet sitesinde yayımlanması, belediye duyurusu, gazete ve benzeri mutat vasıtalarla da duyurulması..." kısmı yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden belirtilen kısımlar yönünden Dairemiz çoğunluk kararına katılmıyorum.