Başvuru, askerlik vazifesi sırasında yaralanma nedeniyle vazife malullüğü aylığı bağlanması istemiyle yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davanın süre aşımı yönünden reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkını ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, askerlik vazifesi sırasında yaralanma nedeniyle vazife malullüğü aylığı bağlanması istemiyle yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davanın süre aşımı yönünden reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkını ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 3/5/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 29/1/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 6/3/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 7/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 14/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlığın görüşünde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Ankara ili Çankaya İlçe Jandarma Komutanlığı ODTÜ Jandarma Karakol Komutanlığı emrinde askerlik vazifesini yapmakta iken 20/9/2008 tarihinde nöbet görevinin ifası sırasında engebeli arazide karanlıkta ayağının takılarak düşmesi sonucu yaralanmıştır. Kalça kemiğinde kırık meydana gelen başvurucunun tedavisi sonunda Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA) Sağlık Kurulunun 25/9/2009 tarihli raporu ile “sol kollum femoris kırık sekeline bağlı ekstremite kısalığı ve sol kollum femoris kırığına bağlı kötü kaynama sekeli” tanısı konulmuş ve başvurucunun askerliğe elverişli olmadığı yönünde karar verilmiştir. Başvurucu, Sosyal Güvenlik Kurumunun (Kurum) kayıtlarına 10/8/2009 tarihinde giren dilekçesi ile tarafına vazife malullüğü aylığı bağlanması talebinde bulunmuş ancak Kurumun 6/5/2011 tarihli ve 232 sayılı kararı ile başvurucunun sakatlığının 20/9/2008 tarihli düşmeye bağlı olmaması nedeniyle hakkında vazife malulü hükümlerinin uygulanamayacağına karar verilmiştir. Başvurucu, 7/3/2012 tarihinde yaptığı idari başvuru ile yeniden vazife malullüğü aylığı bağlanması talebinde bulunmuş ancak Kurum, daha öncesinde vazife malullüğü hükümlerinin uygulanmaması yönünde alınan karar gereği talebi 4/4/2012 tarihli işlemi ile reddetmiştir. Başvurucu tarafından hakkında vazife malullüğü uygulanmayacağına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan dava, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Üçüncü Dairesinin 27/12/2012 tarihli ve E.2012/942, K.2012/2496 sayılı kararıyla süre aşımı yönünden reddedilmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:“Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde; davacının Ankara-Çankaya İlçe Jandarma Komutanlığı ODTÜ Jandarma Karakol Komutanlığında askerlik vazifesini yaparken 2008 tarihinde 1-3 saatleri arasında çevre emniyeti nöbetçisi olarak görevlendirildiği, davacının engebeli arazide karanlıkta araziye takılarak düştüğünü beyan ettiği, Beytepe Asker Hastanesi radyoloji servisinde 2008 tarihinde yapılan muayenesinde solda femur boyunda parçalı kırık tespit edildiği, davacının muayene ve tedavisi devam ederken 2008 tarihinde terhis edildiği, bilahare GATA Asker Hastanesinin 2009 tarih ve 1904 numaralı sağlık kurulu raporu ile "sol kollum femoris kırık sekeline bağlı alt ekstremite kısalığı (4cm) + sol kollum femoris kırığına bağlı kötü kaynama sekeli" teşhisiyle "B.59 F-4 Askerliğe elverişli değildir" kararı verildiği, davacı vekilinin 2009 tarihinde davalı kurum kayıtlarına geçen 2009 tarihli dilekçesi ile müvekkiline 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre vazife malûllüğü aylığı bağlanması için idari müracaatta bulunduğu, davalı kurumun 2011 tarih ve 232 sayılı kararı ile davacının sakatlığının 2008 tarihli düşmeye bağlı olmadığı gerekçesiyle davacı hakkında 5434 sayılı yasanın vazife malûllüğü hükümlerinin uygulanmasına imkan bulunmadığı belirtilerek davacının talebinin reddedildiği, davacı vekilinin daha sonra 2012 tarihli dilekçesi ile müvekkiline vazife malûllüğü aylığı bağlanması için yeniden idari müracaatta bulunduğu, davalı kurum 2012 tarih ve SAYI:B.SGK.01/002 sayılı işlemi ile davacı hakkında daha önce 2011 tarih ve 232 sayılı kararla vazife malûllüğü hükümlerinin uygulanmasına imkan bulunmadığına karar verildiği, kararın kendisine gönderildiği belirtilerek davacı vekilinin talebinin reddedilmesi üzerine 2012 tarihinde bu davanın açıldığı anlaşılmıştır.…Dava konusu somut olaya dönüldüğünde; davacı vekilinin 2009 tarihindeki idari müracaatı üzerine tesis edilen vazife malûllüğü hükümlerinin uygulanmasına imkân bulunmadığına ilişkin 2011 tarihli davalı kurum tarafından tesis edilen red işleminin davacıya tebliğine ilişkin tebellüğ belgesi mevcut değil ise de; davacı vekilinin aynı maddi olay sebebiyle müvekkiline maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle AYİM 2'nci Dairesinde açtığı davanın görümü sırasında, tazminat hesabına esas olmak üzere AYİM 2'nci Dairesinin 2011 tarih ve GENSEK NO:2009/2825; ESAS NO:2009/1336 sayılı ara kararı ile davacı vekiline vazife malûlü sayılmama işleminin iptali istemiyle dava açıp açmadığının sorulduğu, davacı vekilinin 2011 tarihli AYİM 2'nci Daire Başkanlığına hitaben yazdığı dilekçede "Sosyal Güvenlik Kurumu Vazife Malûllüğü Tespit Kurulunca tesis olunan olumsuz idari işlem aleyhine iptal davası açılmadığını beyan ettiği anlaşılmıştır.Dolayısıyla davacı vekilinin davalı kurum tarafından tesis edilen vazife malûllüğü aylığı bağlanmayacağına ilişkin 2011 tarihli (doğrusu 2011) olumsuz idari işlemden en geç 2011 tarihi itibariyle haberdar olduğu anlaşılmıştır.Bu itibarla, davacının 1602 sayılı Kanunun 35 ve 40'ıncı maddeleri uyarınca 2011 tarihini takip eden 60 gün içinde bu işleme karşı müracaatta bulunması veya dava açması gereklidir. Davacı tarihini takip eden 60 gün içinde 1602 sayılı Kanunun 35'inci maddesi uyarınca bir müracaatta bulunmadığı gibi bu süre içinde dava da açmamıştır. 60 günlük dava açma süresi geçirildikten sonra 2012 tarihli dilekçe ile yaptığı idari müracaat üzerine davalı kurum tarafından tesis edilen 2012 tarihli olumsuz idari işlem üzerine 2012 tarihinde bu davayı açmıştır.Dava açma süresinin sona ermesinin davacı bakımından en önemli sonucu, artık uyuşmazlığı yargı önüne götürememesidir. İdari işlemin tebliğini izleyen veya idari işlemden haberdar olduğu günden itibaren işlemeye başlayan dava açma süresi geçirildikten sonra yeni bir idari müracaat üzerine aynı işlemin yeniden tebliğ edilmesinin dava açma süresi üzerinde bir etkisi yoktur. Bir başka ifadeyle, bu yeniden tebliğ dolayısıyla yeni bir dava açma hakkı doğmaz. Aksini kabul dava hakkının kullanılması için konulan sürelerin sonsuz bir zaman içine yayılmasına belirli süreler geçtikten sonra dava hakkının kullanamayarak sükût etmiş olması halinde zamanla kayıtlı olmaksızın yeni bir müracaat yaparak dava hakkının istenildiği anda kullanılmasına ve sükût etmiş olan hakkın ihyasına (yeniden canlandırılmasına) imkân vermek demek olur ki, bu durum hak düşürücü sürelerin kamu düzeni yönünden beklenen etkisine engel olur.Davalı idare tarafından tesis edilen 2012 tarihli idari işlem 2011 tarih ve 232 sayılı kararla tesis edilen işlemin bir hatırlatmasından ibaret olup, 2011 tarihli söz konusu idari işlemden farklı yeni bir işlem değildir. Dava açma süresi geçirildikten sonra yapılan idari müracaat üzerine tesis edilen 2012 tarihli söz konusu olumsuz idari işlemin dava açma süresi üzerinde bir etkisi yoktur.Yukarıda açıklanın nedenlerle 1602 sayılı Kanunun 35 ve 40'ıncı maddelerinde öngörülen süreler geçirildikten sonra 2012 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğundan davanın reddine karar vermek gerekmiştir.” Başvurucunun karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 4/4/2013 tarihli ve E.2013/425, K.2013/484 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Karar başvurucuya 15/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu tarafından 3/5/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.B. İlgili Hukuk Anayasa’nın maddesinin son fıkrası şöyledir:“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun “İhtiyari müracaat” başlıklı maddesinin (a) bendi şöyledir: “Kesin işlem yapmaya yetkili makamlarca tesis edilen idari işlemlerin geri alınması, kaldırılması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması; üst makamdan, yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava açmak için belli olan süre içinde istenebilir. Bu müracaat işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur. Altmış gün içinde cevap verilmez ise, istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddi üzerine dava açma süresi başlar ve müracaat tarihine kadar geçmiş olan süre de hesaba katılır.” Anılan Kanun’un “Dava açma süresi” başlıklı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir: “Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açma süresi her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden itibaren kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde altmış gündür.” Anılan Kanun’un “İptal ve tam yargı davaları” başlıklı maddesi şöyledir: “İlgililer, haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davaları ile birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı, icra tarihinden itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 35 inci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.”