Başvuru, tazminat talebiyle açılan davada uğranılan zararın askerî görev koşulları sebebiyle oluştuğu ileri sürülmesine karşın bu iddiaya ilişkin olarak yeterli inceleme yapılmadan hüküm kurulması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tazminat talebiyle açılan davada uğranılan zararın askerî görev koşulları sebebiyle oluştuğu ileri sürülmesine karşın bu iddiaya ilişkin olarak yeterli inceleme yapılmadan hüküm kurulması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 15/12/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, 2002 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) emrinde uzman erbaş olarak göreve başlamış; 2013 yılı içinde Komanda Tugayı Siirt Merkez Komutanlığında uzman erbaş olarak görev yaptığı sırada işitme yetisi yönünden rahatsızlanmıştır. Özel bir sağlık kurumunda test yaptıran başvurucunun kulaklarında işitme kaybı bulunduğu tespit edilmiştir. Siirt Asker Hastanesi Baştabipliğinin düzenlediği 2/5/2013 tarihli rapor ile bilateral sensörinöral işitme kaybı tanısı konulan ve hakkında TSK bünyesine görev yapamaz kararı alınan başvurucunun sözleşmesi 15/5/2013 tarihli işlemle feshedilmiştir. Başvurucu; işitme kaybının askerî hizmet koşulları nedeniyle oluştuğunu, sağlıklı başladığı meslek hayatında engelli konumuna geldiğini belirtmek suretiyle uğradığı maddi ve manevi zararın tazmini için Millî Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) nezdinde tazminat davası açmıştır. AYİM Başsavcılığı tarafından uyuşmazlığa ilişkin olarak bildirilen 24/12/2014 tarihli görüşte özetle başvurucunun işitme kaybının askerlik hizmetinin tesiri ile ortaya çıkıp çıkmadığı konusunda yaptırılacak tıbbi incelemenin sonucuna ve illiyet bağını kesecek başka bir olgunun bulunup bulunmadığı hususuna ilişkin yapılacak hukuki değerlendirmeye göre karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. AYİM İkinci Dairesi (Mahkeme) 14/10/2015 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Mahkeme gerekçesinde öncelikle başvurucunun rahatsızlığının görevin etkisi ile meydana geldiğini kabule yeterli somut dayanak bulunmadığını vurgulamıştır. Başvurucunun rahatsızlığı sonucu uğradığı zarar ile illiyet bağı kurulabilecek herhangi bir idari işlem ya da eylemin ve kusursuz sorumluluk gerektirecek bir hâlin bulunmadığını ifade eden Mahkeme dosya içeriğine göre karar verilebileceğini, bilirkişi incelemesine gerek olmadığını ifade etmiştir. Mahkeme sonuç olarak tazminat davasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirterek ret gerekçesini oluşturmuştur. Başvurucu nihai kararı 27/11/2015 tarihinde tebellüğ etmesinin ardından 15/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa'nın maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bu hüküm Türk hukukunda idarenin mali sorumluluğunun anayasal temelini oluşturmaktadır. İdarenin kamu hukukundan kaynaklanan mali sorumluluğunun Anayasa'nın maddesinin son fıkrası haricinde bir yasal dayanağı bulunmamaktadır. Özel hukuktan farklı olarak -somut bazı konuları düzenleyen birkaç istisna dışında- idarenin idari nitelikteki işlem ve eylemlerinden doğan zararlara ilişkin mali sorumluluğunu düzenleyen genel bir kanun hükmü yoktur. İdarenin kamu hukuku alanından kaynaklanan mali sorumluluğunun çerçevesi ile hüküm ve esasları, Anayasa'nın anılan hükmünden yola çıkılmak suretiyle Danıştay içtihatlarıyla belirlenmiştir. Danıştay içtihatlarına göre idarenin mali sorumluluğu, kusur sorumluluğu ve kusursuz sorumluluk şeklinde ikiye ayrılmakta; kusursuz sorumluluk da dayandığı sebebe göre tehlikeli faaliyetler, mesleki risk, sosyal risk ve fedakârlığın denkleştirilmesi biçiminde tasnif edilmektedir. Kusur sorumluluğunda idarenin kusurlu bulunması (hizmet kusuru) sorumluluğun temel şartı iken kusursuz sorumluluk hâllerinde idarenin kusuru bulunmasa dahi idarenin mali sorumluluğu söz konusu olabilmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§28, 29, 30). 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun maddesi şöyledir:"Daireler veya Daireler Kurulu, bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yapabilecekleri gibi, tayin edecekleri süre içinde, lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir. Haklı sebeplerin bulunması halinde bu süre, bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir.'' 1602 sayılı mülga Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:''Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde; İdari Yargılama Usulü Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun ...bilirkişi, keşif, delillerin tespitine... ilişkin hükümleri uygulanır.'' 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Danıştay ile idare ve vergi mahkemeleri, bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yaparlar. Mahkemeler belirlenen süre içinde lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir.''