Başvuru, telefon görüşmelerinin soruşturma kapsamında hukuka aykırı olarak dinlenmesi ve kayda alınması, bu kayıtlara dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi, tefrik kararı verilen ana davada sanıkları mahkûm ederek görüşlerini açıklamış olan hâkimler tarafından tefrik edilen davada karar verilmesi, önceki duruşmalarda görev almamış bir hâkimin hükmün verildiği duruşmada yer alıp karara katılması ve delillerin hukukiliği tartışılmadan hüküm verilmesi nedenleriyle haberleşme hürriyetinin ve adil
Başvuru; telefon görüşmelerinin soruşturma kapsamında hukuka aykırı olarak dinlenmesi ve kayda alınması, bu kayıtlara dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi, tefrik kararı verilen ana davada sanıkları mahkûm ederek görüşlerini açıklamış olan hâkimler tarafından tefrik edilen davada karar verilmesi, önceki duruşmalarda görev almamış bir hâkimin hükmün verildiği duruşmada yer alıp karara katılması ve delillerin hukukiliği tartışılmadan hüküm verilmesi nedenleriyle haberleşme hürriyetinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru, 11/10/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 29/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 28/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 18/3/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 25/3/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Yurt dışı bağlantılı uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapıldığına ilişkin istihbarat alınması üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma çerçevesinde 11/5/2010, 28/6/2010, 7/7/2010, 9/7/2010 tarihlerinde dosya kapsamında olan başvurucu dışındaki diğer şüpheliler hakkında İstanbul Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararları verilmiştir. Uluslararası alanda uyuşturucu ticareti yapmak için kurulmuş organizasyon içerisinde hareket ettiği değerlendirilen şahısların deşifre edilerek suç ve suç unsuru maddeler ile birlikte yakalanabilmeleri amacıyla iletişimlerinin tespitine ve dinlenmesine karar verilmesi talebi hakkında verilen söz konusu Mahkeme kararlarında, soruşturma kapsamında suç işlendiğine dair şüphe oluştuğu ancak başka suretle delil elde etme imkânının bulunmadığı gerekçesine dayanılmıştır. Bu kapsamda örgüt üyesi oldukları iddiasıyla Hakkı lakaplı Tohid E. isimli yabancı uyruklu şahıs ile şüpheliler E.Ö., B.Ö., ve H.K. hakkında iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması işlemleri gerçekleştirilmiştir. Soruşturma kapsamında yapılan 12/7/2010 tarihli operasyonda 34 VE ...9 plakalı aracın bagajında beş çuval içinde, 137 paket hâlinde daralı 850 gram eroin maddesi ele geçirilmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 14/9/2010 tarihli ve 2010/524 sayılı iddianame ile diğer şüphelilerle birlikte başvurucu hakkında uyuşturucu madde ticareti yapmak maksadıyla bir örgüt kurarak bu örgütü yönettiği, kardeşi aracılığıyla Hakkı lakaplı Tohid E. isimli şahıs ile uyuşturucu madde teminine yönelik görüşmeler yaptığı, birlikte hareket ettiği kişilere yetmiş kilogramdan fazla uyuşturucu maddeyi temin ettirdiği, uyuşturucunun yurt dışından gelişini, karşılanmasını ve depolanmasını organize ettirdiği gerekçeleriyle suç işlemek için örgüt kurmak ve uyuşturucu madde ticareti yapmak eylemlerinden cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun mülga maddesi ile görevli İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 23/12/2011 tarihli ve E.2010/269, K.2011/216 sayılı kararıyla sanıklar E.Ö. ve H.K. ile ilgili olarak hüküm verilmiş ise de başvurucu hakkındaki yakalama kararının infaz edilemediği gerekçesiyle kamu davasının sürüncemede kalmaması amacıyla başvurucu yönünden davanın tefrikine karar verilmiştir. 3/4/2012 tarihinde hakkındaki yakalama kararı infaz edilen başvurucu; üzerine atılı suçlamaların katalog suçlardan olması, mevcut delil durumu, suçun vasıf ve mahiyeti ile atılı suçu işlediğine ilişkin kuvvetli suç şüphesini oluşturan olguların bulunması gerekçe gösterilerek yargılamayı yürüten İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından aynı gün tutuklanmıştır. Tefrik edilen ve İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/3 esas sıra sayısına kaydedilen kamu davasında, iletişimin tespiti ve dinlenmesi tedbiri kapsamında elde edilen telefon görüşmesi içeriklerine başvurucu tarafından itiraz edilmesi üzerine, kayıtlar hakkında Adli Tıp Kurumunca ses incelemesi yapılmış ve düzenlenen raporda, kayda alınan görüşmelerdeki sesin başvurucuya ait olduğunun kuvvetle mümkün ve muhtemel olduğu belirtilmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 16/11/2012 tarihli ve E.2012/3, K.2012/338 sayılı kararıyla başvurucunun suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek suçundan beraatine, uyuşturucu ticareti yapmak suçundan ise 12 yıl 6 ay hapis ve 000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir: "...12/07/2010 tarihli fiziki takip tutanağında; 34 VE …9 plakalı H. K.’nin kullandığı aracın takibe başlandığı, Şile otobanından Fatih Sultan Mehmet Köprüsünü kullanarak Avrupa yakasına aracın geçtiği, yakalama tutanağında ise; aynı gün saat 20 sıralarında Tem Altınşehir istikametinde aracın durdurulduğu ve yapılan aramada 5 çuval içinde 137 paket halinde daralı olarak 850,00 gram uyuşturucu eroin maddesinin ele geçtiği tutanak altına alınmıştır. İstanbul Polis KriminalLaboratuarı Müdürlüğünün 22/07/2010 tarih ve 2010/32647 sayılı ekspertiz raporunda; daralı ağırlığı 880,00 gram gelen kahve renkli maddeden%60 oranında olmak üzere 368,00 gram saf eroin elde edileceği belirlenmiştir.İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/374 sayılı dosyasında 1706 paket halinde 851,00 gram uyuşturucu madde yakalanması sonrasında yapılan operasyonda Yılmaz ÖNER'in yakalandığı ve Mahkememizin dosyası nedeniyle hakkında bulunan yakala emri uyarınca savunmasının 03/04/2012 günü alındığı anlaşılmıştır. Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Ses ve Görüntü İnceleme Şubesine ait 29/08/2012 tarihli raporda; inceleme konusu DVD’nin analizinde sanık Yılmaz ÖNER adına tape edilmiş "wav, wav, wav, wav, wav, wav, wav, wav" isimli ses kayıtları ile Adli Tıp Kurumunca sanıktan mukayese amaçlı alınan ses kayıtlarının karşılaştırıldığı ve inceleme konusu karşılaştırılan Yılmaz ÖNER adına tape edilmiş ses kayıtlarının Yılmaz ÖNER isimli şahsa ait olduğu kuvvetle mümkün ve muhtemeldir (+3) olduğu tespit edilmiştir.İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 24/9/2010 tarihli yazı cevabında; Tohid E. isimli kişi hakkında soruşturma bulunmadığı, 2010/1400 ve 2010/1045 sayılı soruşturma dosyalarında kovuşturmaya yer olmadığı yönünde karar verildiği bildirilmiştir.İletişimin tespitine ilişkin karar gereğince kayda alınan görüşmelerin tetkikinde;a- Sanık tarafından yapıldığı Adli Tıp Kurumu raporu ile belirlenen konuşmalarda;Tohit E. ile Yılmaz ÖNER arasında yapılan 14 nolu tapede, uyuşturucu ticaretine ilişkin gelmesi ile paranın verilmesi hususunu konuştukları, Tohit E. ile Yılmaz ÖNER arasında yapılan 20 nolu tapede, hakkında karar verilen E.Ö. ile birlikte olan sanık Yılmaz'ın sonradan telefonu aldığı ve buluşma konusunda görüştükleri,Tohit E. ile Yılmaz ÖNER arasında yapılan 25 nolu tapede, gönderilen paralar ile bunlardan kesilen miktarların konuşulduğu, Tohit E. ile Yılmaz ÖNER arasında yapılan 75 nolu tapede, 70 bin lira olduğu ile uyuşturucu maddenin miktarına ilişkin pazarlık yaptıkları,Tohit E. ile Yılmaz ÖNER arasında yapılan 76 nolu tapede, uyuşturucu maddenin satış fiyatının 5500 olduğunu belirterek, alacakları fiyatı ve kar miktarını konuştukları gibi uyuşturucunun şekline ilişkin konuşma yaptıkları, Tohit E. ile Yılmaz ÖNER arasında yapılan 89 nolu tapede, uyuşturucu maddeyi aldıkları ve alınan fiyatı konuştukları, Tohit E. ile Yılmaz ÖNER arasında yapılan 221-222 nolutapelerde, uyuşturucu nakline ilişkin haber alınamadığı, E. Ö.’nün yakalandığı, yakalamak için ateş edildiği hususlarının konuşulduğu, b- Dosyadaki diğer konuşmalarda;74, 77 nolu tapelerde, Yılmaz ÖNER’e Tohid'in ulaşmaya çalıştığı, İran’dan Türkiye’ye gelen hazır 70 kilo eroin hakkında konuştukları, pazarlık yaptıkları, daha sonra teslimat safhasını planladıkları, Tohid’in eroin’i İstanbul’da karşılayacak kişinin telefonunu kendi adamlarına vermek üzere istediği, E. Ö.’nün istenilen numarayı Tohid’e vereceği konusunda görüşüldüğü,78, 87 nolu tapelerde, eroini teslim edecek ve alacak şahısların birbirlerini tanıyabilmeleri için kod adların Tohid tarafından konulduğu, eroini getirecek şahsın lakabının “Orhan”, karşılayacak şahsın lakabının ise “Mecit” olarak belirlendiği hususunun konuşulduğu,86, 88 nolu tapelerde, hakkında daha önce karar verilen E. Ö.nün eroini karşılayacak şahsın numarasını İran’da bir şahsa verdiği ve bu şahsın da numarayı İran’da bulunan Tohid’e elden ulaştıracağı, ayrıca E. Ö. nakliyeyi yapacak şahısları ileride de kullanabileceğinin görüşüldüğü,92 nolu tapede, sanık Yılmaz’ın, eroini karşılayacak olan Mecit lakaplı hakkında karar verilen H. K. için aldığı numaraları (53…64 ve 53…83), E. Ö. aracılığı ile Tohid’e ulaştırdığı hususunun konuşulduğu,134, 135 nolu tapelerde, teslimatta görev alacak şahısların ilk defa irtibata geçtikleri, Tohid ve E. Ö. arasında geçen görüşmede planlandığı gibi şahısların birbirlerini lakaplarıyla (Mecit-Orhan) tanıdıkları, eroinin getirilmesinden sorumlu Orhan lakaplı şahsın, Mecit lakaplı H. K.’a geç kalmalarının sebebini açıkladığı ve Orhan’ın nakliye parasının bir kısmını H.K.’nın kendisinin mi vereceğini sorduğu, H.K.’nın kendisini arayan eroini teslim edecek tarafın kendisini aradığı bilgisini E.Ö.’ya ilettiği yönünde konuştukları,148 nolu tapede, Orhan lakaplı şahsın H.’ye köprüden geçerek Şile Yenidoğan’a gitmesini söyleyerek teslimat için buluşma yeri bildirdiği, anlaşılmıştır.Sanık Yılmaz tarafından yapıldığı Adli Tıp Kurumu raporu ile kuvvetle mümkün ve muhtemel olduğu belirlenen açıklanan konuşmalar ile yukarıda bir kısmının içeriklerine değinilen dosyadaki diğer konuşmalar birlikte değerlendirildiğinde, sanık Yılmaz'ın gizliliği sağlamak, iletişim tespitinden kurtulmak ve yakalanmanın önüne geçmek amacıyla konuşmalarını genellikle ankesörlü telefonlardan yaptığı, hakkında Mahkememizce karar verilen H. K. ile E. Ö. yakalanmasından sonra bu konuda yakalama tutanağı ile doğrulan şekilde görüşme yaptığı saptanmıştır.Soruşturma aşamasında iletişimin tespitine ilişkin kararların nöbetçi hakim tarafından verildiği ve nöbetin mesai saatleri ile mesai saatleri dışında devam ettiği, …2428 nolu telefon hakkındaki kararın 07/07/2010 günü İstanbul Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verildiği, kaldı ki bu yönde bir karar olmaksızın Telekomünikasyon İletişim Başkanlığınca dinleme yapılmasına izin verilmeyeceği, uyuşturucu madde suçlarında olduğu gibi başka suretle delil bulma olanağı çok az olan suçları ve faillerini meydana çıkarma amacıyla yapılan soruşturmalarda toplumsal yarar ile haberleşme özgürlüğü ve özel hayatın dokunulmazlığı gibi temel insan haklarına yasada belirtilen şartlar dahilinde hakim kararı ile müdahalede bulunulabildiği, bu durumda görüşmeleri yapanlar arasında tanıklıktan çekinmeyi gerektirir derecede akrabalık ilişkisinin bulunması halinin konuşanların ikisinin şüpheli/sanık olması durumunu kapsamadığı değerlendirilmiştir.Tespit olunan görüşme kayıtları, hakkında mahkememizin 2010/269 esas sayılı dosyasında karar verilen H.K.’nın telefon tapeleri ile uyum gösteren savunma anlatımı, ele geçen uyuşturucu maddenin miktarının telefon tapelerinde belirtilenle uyumlu olması, E. Ö. nün yakalanmasına ilişkin tutanak içeriğiyle doğrulanan sanık Yılmaz ÖNER konuşması, sanık Yılmaz tarafından yapılan konuşmaların onun tarafından yapıldığının kuvvetle mümkün ve muhtemel bulunmasına ilişkin Adli Tıp Kurumu raporu dikkate alındığında sanık Yılmaz ÖNER'in savunmasının cezadan kurtulma amacına yönelik olduğu, sanığın uyuşturucu madde ticareti eylemi içerisinde yer alarak bu hususta konuşmalar yaptığı, uyuşturucu maddenin miktar ve fiyatını konuştuğu gibi gizliliğe riayete önem vererek yaptığı konuşmalarda ankesörlü telefon kullandığı, uyuşturucunun kolluk tarafından ele geçirilmesinden E. Ö. nün yakalanmasına ilişkin hususu telefonla aktardığı da nazara alındığında 12/07/2010 tarihinde yapılan operasyonda ele geçen uyuşturucu maddenin İstanbul'a gelişi, karşılanmasını ve depolanması işini E. Ö. aracılığıyla organize etmek suretiyle uyuşturucu madde ticareti suçuna iştirak ettiği anlaşılmakla cezalandırılmasına yönelik aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.…" Başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay Ceza Dairesinin 12/9/2013 tarihli ve E.2013/6002, K.2013/7471 sayılı ilamıyla İlk Derece Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir: “…Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların eleştiri dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanık müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazları ile duruşmadaki sözlü savunmalarının reddiyle, hükmün onanmasına … oybirliğiyle karar verildi.” Onama kararı 12/9/2013 tarihli duruşmada başvurucunun müdafiine tefhim edilmiştir. Başvurucu 11/10/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk İlgili Mevzuat 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti" kenar başlıklı maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir: “(3) Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, on yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle: 18/6/2014 – 6545/66 md.) Ancak, uyuşturucu veya uyarıcı madde verilen veya satılan kişinin çocuk olması hâlinde, veren veya satan kişiye verilecek hapis cezası on beş yıldan az olamaz. (4) Uyuşturucu veya uyarıcı maddenin eroin, kokain, morfin veya bazmorfin olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.” 5271 sayılı Kanun’un başvuru konusu olayın gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan "İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması" kenar başlıklı maddesinin (1), (2) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir: “(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmalarda, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir ve kayda alınabilir. (2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir. ... (6) Bu madde hükümleri ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir: a) Türk Ceza Kanununda yer alan; … Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (Madde 188), … Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, Madde 220), …” 5271 sayılı Kanun’un "Kararların yerine getirilmesi, iletişim içeriklerinin yok edilmesi" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) 135 inci maddeye göre verilecek karar gereğince Cumhuriyet savcısı veya görevlendireceği adlî kolluk görevlisi, telekomünikasyon hizmeti veren kurum ve kuruluşların yetkililerinden iletişimin tespiti, dinlenmesi veya kayda alınması işlemlerinin yapılmasını ve bu amaçla cihazların yerleştirilmesini yazılı olarak istediğinde, bu istem derhâl yerine getirilir; yerine getirilmemesi hâlinde zor kullanılabilir. İşlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saat ile işlemi yapanın kimliği bir tutanakla saptanır. (2) 135 inci maddeye göre verilen karar gereğince tutulan kayıtlar, Cumhuriyet Savcılığınca görevlendirilen kişiler tarafından çözülerek metin hâline getirilir. Yabancı dildeki kayıtlar, tercüman aracılığı ile Türkçe'ye çevrilir. (3) 135 inci maddeye göre verilen kararın uygulanması sırasında şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi ya da aynı maddenin birinci fıkrasına göre hâkim onayının alınamaması halinde, bunun uygulanmasına Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl son verilir. Bu durumda, yapılan tespit veya dinlemeye ilişkin kayıtlar Cumhuriyet savcısının denetimi altında en geç on gün içinde yok edilerek, durum bir tutanakla tespit edilir. (4) Tespit ve dinlemeye ilişkin kayıtların yok edilmesi halinde soruşturma evresinin bitiminden itibaren, en geç onbeş gün içinde, Cumhuriyet Başsavcılığı, tedbirin nedeni, kapsamı, süresi ve sonucu hakkında ilgilisine yazılı olarak bilgi verir.” 5271 sayılı Kanun'un "Tesadüfen elde edilen deliller" kenar başlıklı maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir: “(2) Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir." 5271 sayılı Kanun'un "Tanıklıktan çekinme" kenar başlıklı maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir: "(1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilir: ... d) Şüpheli veya sanığın üçüncü derece dahil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları." 5271 sayılı Kanun'un "Delillerin ortaya konulması ve reddi" kenar başlıklı maddesinin (2) numaralı fırkası şöyledir: "Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur: a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse. ..." 5271 sayılı Kanun'un "Delilleri takdir yetkisi" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun “Zorunlu hâllerde görevlendirme” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Herhangi bir nedenle görevine gelemeyen hâkimin yerine, bu hâkim görevine başlayıncaya veya Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yetkilendirme yapılıncaya kadar, o yerdeki hâkimler arasından, adalet komisyonu başkanınca; adlî yargı çevresinde herhangi bir nedenle görevine gelemeyen Cumhuriyet savcısının yerine bu Cumhuriyet savcısı görevine başlayıncaya veya Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yetkilendirme yapılıncaya kadar, yargı çevresindeki Cumhuriyet savcıları arasından, ağır ceza Cumhuriyet başsavcısı tarafından görevlendirilir.” İlgili Yargı Kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/6/2007 tarihli ve E.2006/MD-154, K.2007/145 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "Sanık hakkındaki soruşturma izni, iddianame ve son soruşturmanın açılması kararına konu olan suçlar rüşvet ve görevde yetkiyi kötüye kullanma suçlarıdır. Rüşvet suçu 5271 sayılı CYY'nın 135/ fıkrasında yer aldığından, bu suç yönünden iletişimin tespiti suretiyle elde edilen kanıt, CYY'nın 138/ maddesi fıkrası uyarınca, hakkında iletişimin tespiti kararı bulunmayan kişi için de kanıt olarak değerlendirilir. Özel Dairece isnat edilen eylemlerin bir kısmından beraat bir kısmından ise suç niteliğinin değişmesi suretiyle görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyet kararı tesis edilmiş ise de, başlangıçtaki iddia rüşvet suçuna yönelik olup, görevi kötüye kullanma suçunun özel bir biçimi olan rüşvet suçunun da çoğu zaman görevi kötüye kullanma suçuna dönüşmesi olanağı bulunduğundan, nitelik değiştirmesi olanağı bulunan suçlar yönünden de, elde edilen kanıtlar hukuka uygun delil olarak değerlendirilmelidir." Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/12/2013 tarihli ve E.2013/10-483, K.2013/599 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "... 5271 sayılı CMK'nun maddesinin ikinci fıkrası göz önünde bulundurulduğunda, 2005 tarihinden sonra yapılacak olan iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında, yapılan soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan, fakat anılan kanunun maddesinin altıncı fıkrasında sayılan suç veya suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilmesi halinde, tesadüfen elde edilen delil olarak adlandırılan bu delilin belirtilen suçun soruşturulması ve kovuşturulmasında kullanılması mümkündür. Anılan kanunun maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile, iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında, yapılan soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan, fakat maddenin altıncı fıkrasında sayılan suç veya suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delilin elde edilmesi durumunda, bu delilin kullanılabileceğinin kabul edilmiş olması, tedbirin uygulanması sonucu elde edilen delillerin maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlarla sınırlı olmak kaydıyla aynı soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olan suçlar yönüyle evleviyetle kullanılabileceğinin kabulünü gerektirmektedir. Aksi halde, özellikle örgütlü suçlulukla etkin bir şekilde mücadele amacıyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbirini düzenleyen kanun koyucunun amacına aykırı hareket edilmiş olmakla birlikte, örgütlü suçlulukla mücadelenin zorlaştırılması gibi bir sonuca neden olunması da söz konusu olacaktır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Tuncay Özkan/Türkiye kararında; "5/ maddesi, Sözleşmeye taraf devletlerin organize suçlarla yeterli önlemler alınarak mücadele etmede güvenlik güçleri için büyük zorluklara sebep olabilecek bir biçimde şüphesiz uygulanmamalıdır" şeklindeki görüşüyle, kanuni düzenlemelerin özellikle örgütlü suçlarla mücadeleyi zorlaştıracak şekilde uygulanmaması gerektiğini önemle vurgulamıştır Kaldı ki maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birisi yönüyle uygulanan iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri sonucu elde edilen delillerin, fıkrada sayılan ve aynı soruşturma veya kovuşturmanın konusunu oluşturan bir diğer suç yönüyle kullanılmasını yasaklayan bir düzenlemeye telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbirinin düzenlendiği maddelerde de yer verilmemiştir." Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19/2/2013 tarihli ve E.2011/MD-137, K.2013/58 sayılı kararı şöyledir: "... Şüpheli ya da sanıkların, birlikte suç işleme şüphesi bulunmayan tanıklıktan çekinebilecek kişilerle yaptıkları görüşmelerin kanuni delil olmadığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu konuda sorun, akrabalık ilişkilerinin sağladığı kolaylıklardan yararlanarak şüpheli ya da sanıkların birlikte suç işleme kuşkusu altında bulunan kişilerle yaptıkları iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasında doğmaktadır. ... CMK'nun 135/ maddesi hükmünün birlikte suç işleme şüphesi altında bulunan kişileri kapsamayacağı, tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişinin suça katıldığı daha önceden başka delillerle belirlenmiş ise artık bu noktada CMK'nun 135/ maddesi kapsamına giren bir dinleme ve kayıt yasağından söz edilemeyeceği, çünkü konuşması kayıt altına alınan kişinin, tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişi sıfatını o kayıttan önce kaybettiği kabul edilmektedir. ... Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu ele alındığında: Sanık A. K. ile yeğeni olan sanık K. ve kardeşi olan sanık H. K. arasında yapılan ve mahkeme kararıyla dinlenilmesi ve kayda alınmasına karar verilen telefon konuşmaları, bu kişilerin suça katıldıklarının daha önceden başka delillerle belirlenmesi ve bunlar hakkında da mahkeme kararıyla iletişimin tespiti ve kayda alınmasına karar verilmiş olması nedeniyle kanuni delil olarak kullanılabileceğinin kabulü gerekmektedir. Aksi halde; tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişilerin, aynı suçu birlikte işlemelerinin kanun koyucu tarafından himaye edildiği sonucuna ulaşılır ki bunun kabulü de mümkün değildir."