Başvuru, eser sözleşmesi kapsamında yüklenici aleyhine açılan tazminat davasında yargılamanın makul sürede tamamlanmaması, yerel mahkeme kararının gerekçesinin çelişkili olması, Yargıtay kararının gerekçe içermemesi, temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; eser sözleşmesi kapsamında yüklenici aleyhine açılan tazminat davasında yargılamanın makul sürede tamamlanmaması, yerel mahkeme kararının gerekçesinin çelişkili olması, Yargıtay kararının gerekçe içermemesi, temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 30/4/2014 tarihinde Manavgat Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 27/6/2014 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı 12/9/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 16/10/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 10/11/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 24/11/2014 tarihinde ibraz etmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu makine mühendisi olup ısıtma ve soğutma projeleri çizmekte ve projelerin uygulanması noktasında taahhüt işlerini de yapmaktadır. Başvurucu, Antalya-Manavgat'ta yer alan tüzel kişiliğe ait bir otelin güneş kolektörü (güneş enerjisiyle ısıtma sistemi) yapımını üstlenmiş ve Şirketle 20/3/2008 tarihinde yazılı bir anlaşma yapmıştır. İşin teslim süresi iki aydır ve işin tamamlanmaması hâlinde iki aylık gecikme bedeli 000 € olarak belirlenmiştir. Bu sözleşmeden farklı olarak sistemin su deposunun yapım işi kapsamında on iki akümülasyon tankı için başvurucu ile Ç. arasında sözlü anlaşma yapılmıştır. Yapım işi süresi içinde tamamlanmış ve başvurucu işi kontrol ederek on iki akümülasyon tankını teslim almıştır. Kısa bir süre sonra sistemin henüz deneme aşamasında olduğu sırada su deposu ve depoların boyasındandolayı suyun rengi ve kokusunun değiştiği anlaşılmış, Şirket bu durumu başvurucuya iletmiştir. Başvurucu bunun üzerine Manavgat Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak delil tespiti isteminde bulunmuştur. Manavgat Sulh Hukuk Mahkemesinin 12/6/2008 tarihli ve 2008/107 Değişik İş sayılı kararıyla sistem su depolarının tespiti davalının gıyabında yapılmıştır. Ancak bu tespit raporu davalıya tebliğ edilmemiştir. Başvurucu bu süreçte Şirket ile ek protokol niteliğinde bir sözleşme daha imzalamış ve sistemi yenileyerek gerekli onarımı yapmıştır. 16/6/2008 tarihinde noter vasıtasıyla akümülatör tanklarının ayıplı olduğu hususunda başvurucu tarafından davalıya hitaben bildirimde bulunulmuş, buna karşılık davalı taraf üzerine düşen edimleri eksiksiz ve tam olarak yaptığını bildirmiştir. Buna rağmen beğenilmeyen tankların geri alınması ve malların iadesi davalı tarafından teklif edilmiş ve başvurucu ile davalı on iki tank bedeli için toplamda 618 TL üzerinden anlaşmıştır. Daha sonra da on iki tank, başvurucu tarafından davalıya iade edilmiştir. Başvurucu; Ç.nin imal ettiği ayıplı mal dolayısıyla on iki akümülasyon tankının sistemi tamamen bozduğunu, bozulmanın kendisinden kaynaklanmadığını, gerekli tamiratın tarafından yapıldığını iddia ederek ve eserin ayıplı olması nedeniyle Ç. aleyhine Manavgat Asliye Hukuk Mahkemesi (ticaret mahkemesi sıfatıyla) nezdinde 27/10/2008 tarihinde 000 TL maddi ve 000 TL manevi tazminat istemiyle dava açmıştır. Davalı öncelikle süresi içinde yetki itirazında bulunmuş, yetkili mahkemenin Antalya Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu ileri sürmüştür. Esasa ilişkin ileri sürülen iddiaları ise kabul etmemiştir. Manavgat Asliye Hukuk Mahkemesi, davalının yetki itirazını 21/5/2009 tarihindeki celsede reddetmiş; yargılamaya devam edilmiştir. 19/2/2010 tarihinde mahallinde yapılan keşif sonunda 3/3/2010 tarihli bilirkişi raporu düzenlenmiştir. Söz konusu süreçte davacı tanıkları da dinlenmiştir. Davalı, tespit raporuna karşı beyanında ve keşifte, inceleme konusu yapılan tankların kendi ürettiği tanklar olmadığını dile getirmiştir. Daha sonra Mahkeme 9/11/2010 tarihli ve E.2008/685, K.2010/811 sayılı kararla davalının ilk başta yaptığı yetki itirazını kabul etmiş ve şu gerekçeyle yetkisizlik kararı vermiştir:"... Her ne kadar davacı taraf mahkememizin yetkili olduğu sözleşmenin ifa edileceği yerin Manavgat Adli Yargı alanı içerisinde kaldığını belirtmiş, mahkememizce 14/04/2009 tarihli ara karar uyarınca yetki itirazı reddedilmiş ise de; ilerleyen aşamalarda toplanan deliller çerçevesinde dinlenen tanık beyanları göz önünde bulundurularak davacı tarafın yetkili olduğumuz yönündeki iddiasının müvekkili ile dava dışı üçüncü kişi arasındaki sözleşmede yetkili mahkemenin Manavgat Adli Yargı Mahkemelerinin görevli olduğu yönündeki hükme dayandığı davalı tarafın bu sözleşmede imzasının bulunmadığı, taraflar arasındaki sözleşmeye konu sistemin kurulma işleminin davacı tarafa ait bulunduğu bu hususun teslim tutanağı ve diğer davalı tarafça ibraz edilen belgelerle doğrulandığı, bu haliyle davaya bakma görevinin Antalya Asliye Ticaret Mahkemesinin görevi kapsamında bulunduğu anlaşılmakla mahkememizin yetkisizliği yönünde aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir." Başvurucunun kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi 19/7/2011 tarihinde hükmü onamıştır. Bunun üzerine başvurucunun talebi doğrultusunda dava dosyası, Antalya Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmiştir. Antalya Asliye Ticaret Mahkemesi ise 5/4/2012 tarihli ve E.2011/408; K.2012/80 sayılı kararıyla davayı reddetmiştir. Karar gerekçesi özetle şöyledir:"Dava; iş sahibi davacı tarafından, davalı yüklenici aleyhine açılan tazminat davası niteliğindedir. Davada yüklenici davalı tarafından imal edilip, davacı iş sahibine teslim olunan 12 adet akümülasyon tankının ayıplı olması sebebiyle gerçekleşen davacı zararının tahsili istenmektedir. Taraflar arasında 12 adet akümülasyon tankının imal edilmesine ilişkin sözlü bir anlaşmanın varlığı ihtilafsız olup, yine sözü edilen tankların davacı iş sahibine teslim edildiği, ayrıca teslimden sonra eserin kullanılmaya başlanılmasından sonra görülen şikayetler üzerine davacı iş sahibi tarafından davalıya süresinde ayıp ihbarının yapıldığı da çekişmesizdir.(...) Zaten davacı taraf dava dilekçesinde ödemiş olduğu bedelden dolayı bir talepte bulunmamış, eserin ayıplı olması nedeniyle uğramış olduğu maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle eldeki davayı açmıştır. Söz konusu olayda da sözleşme konusu tankların davacıya teslim edildiği, teslimden sonra görülen şikayetler üzerine, durumun davalı yükleniciye süresinde bildirildiği, bu konuda davacı iş sahibi tarafından tespit yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Ancak davalı taraf tüm aşamalarda gerek tespit dosyasında tespit yaptırılan tankların kendi ürettikleri tanklar olmadığının, gerekse de keşifte inceleme konusu yapılan tankların kendilerince yapılan tanklar olmadığını, bunların yani keşifte incelenen su tanklarının davacı tarafından dava dışı otele yapılmış olan tanklar olduğunu belirterek, tüm bu belirlemelere karşı çıkmıştır. Keşifte dinlenen makine mühendisi bilirkişi de, keşif sonucu vermiş olduğu 03/03/2010 tarihli raporunda, bu hususa dikkat çekerek dava konusu edilen akümülasyon tanklarının hiçbirinin keşif mahallinde olmadığını belirleyerek sistem hakkında mali analizi raporunu teknik projeler üzerinden hesaplama yoluyla rapor sunmuştur. Dosyada davacının dayanmış olduğu Manavgat Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/107 İş sayılı tespit raporunun da davalı yükleniciye tebliğ edilmediği ve yargılama aşamasında davalı vekilinin aynı gerekçelerle aldırılan rapora itiraz ettiği anlaşılmaktadır. Ayıp ihbarının süresinde yapıldığının kabulü halinde dahi, sözleşme konusu iş ya da eserdeki ayıpların derecesi ile mahkeme tarafından BK'nun maddesinde yazılı hakların kullandırılmasına yönelik değerlendirme ve takdirin yapılabilmesi için sözleşme konusu iş ya da eser üzerinde uzman bilirkişi aracılığıyla inceleme yaptırılıp ve bundan sonra ayıp sebebiyle bir zarar gerçekleşmiş ise tutarının belirlenmesi zorunludur. Oysa dava konusu olayda gerek tespit dosyasında, gerekse keşif sonucu düzenlenenraporda yasal koşullara uygun bir inceleme yapılamamıştır. Davacı tarafça bu husus, yani eserin ayıplı olduğu yasal deliller ile kanıtlanamamıştır. Yine eserdeki ayıbın yasal koşullarına uygun olarak yapılacak inceleme ile belirleme imkanı da mevcut duruma göre mümkün bulunmamaktadır. Tüm bu açıklanan nedenlerle ve dosya kapsamına göre; ispat edilemeyen davanın reddine karar vermek gerekmiş..."Başvurucu murafaalı olarak süresi içinde temyiz talebinde bulunmuştur. Temyiz incelemesi sonunda Yargıtay Hukuk Dairesi 26/9/2013 tarihli ve E.2012/6038, K.2013/5224 sayılı ilamı ile "... Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA"karar vermiştir. Başvurucu süresi içinde karar düzeltme talebinde bulunmuş, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması gerektiğini ve diğer iddialarını tekrar etmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi 12/3/2014 tarihli ve E.2013/6914, K.2014/1735 sayılı kararla karar düzeltme istemini reddetmiştir. Red gerekçesi şöyledir:"Yargıtay ilâmında belirtilen gerektirici nedenler karşısında ve özellikle, UYAP üzerinden gönderilen temyiz dilekçesinde duruşma pulu olmadığı gibi, 2012 tarihli dosya gönderme formunda temyiz duruşma giderinin ekli olduğuna dair açıklama bulunmadığından temyiz incelemesinin duruşmasız yapılmasında usule aykırılık bulunmamasına göre HUMK’nın maddesinde sayılan nedenlerden hiç birisine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin REDDİNE..." Anılan ilam 2/4/2014 tarihinde öğrenilmiş, başvurucu 30/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun maddesi şöyledir: “Yapılan şey iş sahibinin kullanamıyacağı ve nısfet kaidesine göre kabule icbar edilemiyeceği derecede kusurlu veya mukavele şartlarına muhalif olursa, iş sahibi, o şeyi kabulden imtina edebilir; bu hususta mütaahhidin taksiri bulunursa zarar ve ziyan da isteyebilir.İşin kusurlu olması veya mukaveleye muhalif bulunması yukarıki derecede ehemmiyeti haiz değil ise iş sahibi, işin kıymetinin noksanı nispetinde fiatı tenzil ve eğer o işin ıslahı büyük bir masrafı mucip değil ise mütaahhidi tamire mecbur edebilir. Bu hususta mütaahhidin taksiri varsa iş sahibi zarar ve ziyan da istiyebilir.Yapılan şey iş sahibinin arsası üzerine yapılmış olup da mahiyeti itibariyle refi ve kal'ı fazla bir zararı mucip ise iş sahibi, ancak ikinci fıkra mucibince muamele yapar.” 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” 6100 sayılı Kanun’un 31/3/2011 tarihli ve 6217 sayılı Kanun’un maddesi ile değiştirilen geçici maddesinin birinci fıkrası şöyledir:“Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmi Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı maddesiyle değiştirilmeden önceki 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Yargıtay temyiz incelemesini dosya üzerinde yapar. Ancak tüzelkişiliğin feshine veya genel kurul kararlarının iptaline, evlenmenin butlanına veya feshine, boşanma veya ayrılığa, velayete, nesebe ve kısıtlamaya ilişkin davalarla miktar veya değeri ikiyüzmilyon lirayı aşan alacak ve ayın davalarında taraflardan biri temyiz dilekçesi veya cevap dilekçesinden duruşma yapılmasını istemiş ise, Yargıtayca bir gün belli edilerek taraflara usulen tebligat yapılır. Tebliğ tarihi ile duruşma günü arasında en az onbeş gün bulunması gerekir; taraflar gelmişlerse bu süreye bakılmaz. Tebligat gideri verilmemişse duruşma isteği dikkate alınmaz." 6100 sayılı Kanun'un maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:"(2) Yargıtay temyiz incelemesini dosya üzerinde yapar. Ancak, tüzel kişiliğin feshine veya genel kurul kararlarının iptaline, evlenmenin butlanına veya iptaline, boşanma veya ayrılığa, velayete, soybağına ve kısıtlamaya ilişkin davalarla miktar veya değeri altmışbin Türk Lirasını aşan alacak ve ayın davalarında taraflardan biri temyiz veya cevap dilekçesinde duruşma yapılmasını talep etmiş ise Yargıtayca bir gün belli edilerek taraflara usulen davetiye gönderilir. Tebliğ tarihi ile duruşma günü arasında en az iki hafta bulunması gerekir; taraflar gelmişlerse bu süreye bakılmaz. Tebligat gideri verilmemişse duruşma talebi dikkate alınmaz. Duruşma giderinin eksik ödenmiş olduğu anlaşılırsa, dairenin başkanı tarafından verilecek bir haftalık kesin süre içinde tamamlanması, aksi hâlde duruşma talebinden vazgeçilmiş sayılacağı, duruşma isteyene yazılı olarak bildirilir. Verilen süre içinde giderler tamamlanmadığı takdirde, Yargıtay incelemesini dosya üzerinde yapar."