T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/1109 KARAR NO : 2026/370 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 11.03.2024 NUMARASI : 2022/71 E. - 2024/208 K. DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit KARAR TARİHİ : 02.03.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 02.03.2026 İzmir 6.Asliye Ticaret Mahkemesinin 11.03.2024 tarih 2022/71 E. - 2024/208 K. sayılı kararın Da…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/1109 KARAR NO : 2026/370 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 11.03.2024 NUMARASI : 2022/71 E. - 2024/208 K. DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit KARAR TARİHİ : 02.03.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 02.03.2026 İzmir 6.Asliye Ticaret Mahkemesinin 11.03.2024 tarih 2022/71 E. - 2024/208 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye .... . tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA :Davacı vekili, müvekkili aleyhine .....Bankası .../... şubesinde imzalanan Genel Nakdi ve Gayrinakdi Kredi Sözleşmesi'ne kefil olarak attığı iddia edilen imzaya istinaden İzmir 26. İcra Dairesi'nin 2013/3072 Esas numaralı dosyasında ilamsız icra takibi başlatıldığını, Bu dosyada yapılan tebligatlardan müvekkilin haberdar olmaması üzerine söz konusu icra takibi kesinleşerek müvekkili aleyhine birtakım haciz işlemleri uygulandığını, söz konusu alacak dosyası alacaklı ....Bankası tarafından...... Şirketi'ne devredildiğini, daha sonra .... Şirketi ile .... Şirketi, .... Şirketi bünyesinde birleşmiş ve alacaklı sıfatı tamamen davalı ....Şirketi'ne geçtiğini, söz konusu alacak dosyasında yapılan işlemler neticesinde müvekkile ait olan ..... ili, ... ilçesi, ..... mahallesi,... mevkii,... ada, ... parselde kain üzerinde bahçeli kargir dubleks ev bulunan taşınmaz ihale yoluyla ....(TC Kimlik No:...) isimli şahsa satılmış ve bu şahıs üzerine tescil edildiğini, bu şahsa karşı açtıkları Tapu İptal ve Tescil davacının Dikili Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2021/325 Esas numaralı dava dosyasında görülebileceğini, davacıya ait olan taşınmazın alacaklı görünen ... Şirketi tarafından sattırılmasına kadar geçen süreçte müvekkil tarafından birtakım hukuki mücadeleler verilmiş ancak netice bazı istenmeyen nedenlerle elde edilemediğini, hukuki mücadelenin temelinin müvekkilinin kefil olarak gösterildiği Genel Nakdi ve Gayrinakdi Kredi Sözleşmesi'nde yer alan imzanın müvekkilinin eli ürünü olmadığı noktasında toplandığını, bu noktada davacı tarafından açılan ve menfi tespit davası İzmir 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/76 Esas numaralı dava dosyasında görülmüş ve davanın, TTK m.5/A hükmünde yer alan ticari uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk yoluna başvuru şartı gerçekleşmeden açılması nedeniyle usulden reddine karar verildiğini ve bu kararda İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin 2020/124 Esas ve 2020/502 Karar numaralı ilamı ile kesinleştiğini, takibin dayanağı olan kambiyo senedi ile ilgili davacının borcunun bulunmadığı anlaşıldığına göre menfi tespit isteğinin kabulü gerektiğini, öte yandan takibin dayanağı olan kambiyo senedi ile ilgili maddi hukuk yönünden borcun bulunmadığının tespiti halinde cebri ihalenin dayanağı ortadan kalkacağı için ihale alıcısı olan ilk el davalı ...'e yapılan tescil yolsuz hale geleceğini, yargılama sırasında taşınmaz kendisine devredilen ve davacı tarafından davaya dahil edilen kayıt maliki davalı ...'de ilk el davalı ...'in kızı olduğuna göre, durumu bilen veya bilmesi gereken kişi konumunda olup, TMK'nun 1023. maddesi koruyuculuğundan faydalanamayacağı açık olduğunu, hâl böyle olunca; davaların kabulüne karar verilmesi gerekirken yasal olmayan gerekçelerle yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olduğunu, davalı tarafın delillerine karşı delil bildirme hakkımız saklı kalmak kaydıyla, davanın kabulü ile davacı müvekkili .....'ın davalı .... Şirketi'ne İzmir 26. İcra Müdürlüğü'nün 2021/6228 esas numaralı icra dosyasındaki borçtan dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili, davacı yanın isteminin hakkaniyete aykırı olup reddi gerektiğini, müvekkili şirket 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 143. Maddesi uyarınca BDDK izni ile kurulmuş bir finansal kuruluş olup, genel olarak bankalar ve diğer finansal kuruluşların ödemesi gecikmiş alacaklarının satın alınması tahsili ve yeniden yapılandırılması işi ile iştigal eden bir ... şirketi olduğunu, bu kapsamda temlik eden ... Bankası A.Ş. ile .... A.Ş. arasında akdedilen İstanbul 8. Noterliğinin 25.03.2015 tarih ve 4730 yevmiye sayılı alacak temlik sözleşmesi ile....Bankası A.Ş.' nin dava konusu edilen İzmir 26. İcra Müdürlüğü 2021/6228 (eski esası 2013/ 3072) E sayılı takip dosyasındaki mevcut alacağını, alacağın tahsiline yönelik her türlü resmi merciye ve yasal yollara başvurma hakları da dahil olmak üzere .... A.Ş.’ne devir ve temlik edildiğini, devam eden süreçte ... A.Ş. ile .... A.Ş.’nin T.T.K. hükümleri doğrultusunda birleşmesi neticesinde ... A.Ş. tüm aktif ve pasifleri ile ... A.Ş.’ne devrolduğunu, birleşme işlemi 21.09.2018 tarihinde İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünce tescil edilerek 27.09.2018 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, müvekkili şirket temlik sonrası hukuk çerçevesinde iş/işlemlerine devam ettiğini, bu kapsamda davacı yan nezdinde takibe herhangi bir itirazda bulunulmadığını, takip usulune uygun olarak kesinleşmiş olup; bu konuda her iki taraf nezdinde bir ihtilaf bulunmadığını, dava dilekçesinde de zikredilen tapu iptali ve tescili davası dayanağı olan ... ili, .... ilçesi, ....mahallesi, .... mevkii,...ada, .... parselde kayıtlı bahçeli kargir dubleks ev nitelikli taşınmaz yönünden davacı yan, kıymet takdirine itiraz davası ve sonrasında ihalenin feshi yönünden teşebbüste bulunmuşsa da olumlu bir sonuç elde edemediğini, dava kanalı ile mezkur taşınmazı adına tescilini sağlamak için zemin oluşturma gayesinde olduğunu, ancak gerek zikredilen davaların ve gerekse dava konusu edilen icra takibi yönünden borçlu nezdinde sunulu beyanlar nazarında yapılan menfi tespit isteminin haksız ve kötü niyetli olduğu ortada olduğunu, dava konusu edilen takip dosyasından satışı gerçekleştirilen taşınmaz ile alakalı davacı yan önce Dikili İcra Hukuk Mahkemesi 2017/130 E 2018/44 K sayılı ilamı ile kıymet takdirine itiraz teşebbüsünde bulunulduğunu, devam eden süreçte yine aynı taşınmazın 14/01/2019 tarihli 1. açık artırmada 177.200,00 TL bedelle dava dışı ...'a ihale edilmiş olması sonrasında, söz konusu ihaleye karşı fesih davası açtığını, Dikili İcra Hukuk Mahkemesinin 03/09/2019 tarih ve 2019/6 E.- 2019/79 K. Sayılı kararı ile ihalenin feshi davasının reddine karar verildiğini, söz konusu karara karşı yapılan istinaf üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin 01/10/2020 tarih ve 2020/15 - 2020/1552 Esas karar sayılı ilamı ile temyiz yolu açık olmak üzere esastan reddine karar verildiğini, tarafların verilen kararı temyiz etmeleri üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 25/02/2021 tarih ve 2021/1202 - 2021/2149 Esas karar sayılı ilamı ile onanmış olup hükmün 25/02/2021 tarihinde kesinleştiğini, ayrıca dava konusu takip dosyası olan İzmir 26. İcra Müdürlüğü 2021/6228 (eski esası 2013/ 3072) E sayılı dosyada sunulu 24.03.2014 tarihli davacı/borçlu yan nezdinde sunulan talebi mahkemenin dikkatine sunduklarını, konu talep incelendiğinde davacı yanın borçlu bulunmadığını iddia ettiği takip dosyası yönünden yapılacak yazışmaların belirtmiş olduğu adrese göndermesini istediği görüleceğini, usulüne uygun olarak kesinleşen bir takip dosyasına bu şekilde beyanda bulunan davacının olumlu sonuçlanmayan bir çok teşebbüsü sonrasında huzurdaki davayı açmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, fazlaca konu dışına çıkmak niyetinde olmasak da yine dava konusu takibin kesinleşmesi üzerine davacı borçluya ait .....plakalı araca haciz işlenmiş ve hacizli arabanın yakalanması sonrası borçlu davacıya ait aracın icra müdürlüğünce satışı yapılmış ve söz konusu satışa ilişkin ihale borçlu davacı tarafından herhangi bir itiraza uğramaksızın kesinleştiğini, ihale öncesinde borçlunun tarifi üzerine bulunan aracın birtakım parçalarının sökülmüş olduğu fark edilmiş olması sebebiyle borçlu davacı hakkında İcra ve İflas Kanunu 331. Maddesi gereğince şikayette bulunulduğunu ve İzmir 4. İcra Ceza Mahkemesi 2014/268 esas sayılı dosyası ile yargılama yapıldığını, mahkemece yapılan yargılama neticesinde davacı borçlu aleyhine mahkumiyet yönünde hüküm tesis edildiğini, söz konusu yargılamanın 12.01.2016 tarihli duruşmasında davacı borçlu sanık sıfatı ile duruşmaya katılmış ve duruşma esnasında ifadesinde aracının .... Bankası A.Ş. Bankasına olan borcu sebebiyle alındığını ve arabasının alınmasından sonra banka vekili ile iletişime geçtiğini, davacı borçlu .... Bankası A.Ş.'ye borcu olduğunu bilmekte ve bunu bilerek hareket ettiğini, kimse kendi kusuruna dayanarak hak iddia edemeyeceğini, davacı yan borcunu ödemeyerek müvekkil şirketin haklı alacağına kavuşmasına engel olduğu gibi, huzurdaki dava kanalı ile de dürüstlük kuralına aykırı davrandığını, davanın reddi gerektiğini, gerek yasal takip öncesi ve gerekse sonrasında hiçbir aşamada borçlarına sahip çıkmayan, ödeme çabası içine girmeyen, bu yönde temlik eden banka ile temasa geçmeyen, borcunu ödemediği gibi yasal sürecin uzamasına ve borcun büyümesine sebep olan, 2013 senesinden dava tarihine değin sessiz kalan davacı yan nezdinde hakkın kötüye kullanıldığı ortada olduğunu, icra takip hukuku anlamında takibin kesinleşmesinden dava tarihine değin sessiz kalan davacı/borçlu yanın dürüstlük kuralına aykırı hareket ettiği izahtan vareste tutulduğunu, davacı yanın bir diğer iddiası, dayanak sözleşmedeki imzanın kendisine ait olmadığı yönünde olduğunu, iddiasına dayanak teşkil etmesi açısından ise uzman görüşüne başvurulduğunu, aleyhe olan hususları kabul etmemekle birlikte konu rapor incelendiğinde, tek yanlı olarak hazırlandığı ve yanlışlıklarla dolu olduğunu, dava konusu ile alakası olmayan.... isimli bir şahsın imzasının karşılaştırıldığını, bu anlamda mahkeme nezdinde bilirkişi incelemesi cihetine gidilmesi halinde haklılıklarının ortaya çıkacağını, müvekkili şirketi sürüncemede bırakmak ve haklı alacağını engellemeye çalışarak kötü niyetli hareket eden davacı yanın haksız olduğunu, borcunu kabule ilişkin birçok emare sunan davacı yanın huzurdaki dava ile yapmış olduğu imza itirazının dinlenmeksizin davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, dürüstlük kuralına aykırı olarak açılan huzurdaki davanın reddi gerektiğini, fazlaya dair her türlü hakkı saklı kalmak kaydıyla; haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, inceleme konusu genel nakdi ve gayrinakdi kredi sözleşmesinin 53. ve 54. sayfalarında en alt sırada atılı imzalar ile ....'ın mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu imzaların ....'ın eli ürünü olduğu, inceleme konusu genel nakdi ve gayrinakdi kredi sözleşmesinin 53. ve 54. sayfalarındaki "...." yazısı ile ....'ın mukayese yazıları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu yazıların ....'ın eli ürünü olduğu, inceleme konusu genel nakdi ve gayrinakdi kredi sözleşmesinin 53. ve 54. sayfasında "Müşterek Borçlu ve Müteselsil Kefil/Kefiller" bölümlerindeki diğer yazılar ile ....'ın mukayese yazıları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından farklılıklar saptandığından, söz konusu yazıların mevcut mukayese yazılarına kıyasla ....ın eli ürünü olmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine, davacı tarafından açılan davanın haksız ve alacağın likit olduğu kabul edildiğinden hüküm altına alınan redde esas 84.307,91 TL alacak üzerinden hesaplanacak %20 kötüniyet tazminatının davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili, müvekkilinin hileli faaliyetler ile oluşturulan evrak yolu ile mağdur edilmekte olup uydurulan imzalar ile müvekkiline karşı takipler yapılmasına sebebiyet verilmediğini, durumun yargılama aşamasında mahkemenin de bilgisine sunulduğunu, bu olaylar ile ilgili İzmir Cumhuriyet Başsavcılığında 2022/93029 ve 2024/30915 soruşturma numaralı dosyaların devam ettiğini, yargılamanın konusu imza sahteciliği olup bu konuda bir savcılık dosyası varken en azından dosya bilgisi ve akıbeti sorulmadan dosya kapsamında varsa imza örnekleri de alınmadan rapor aldırılmasının hatalı olduğunu, mahkemece gerekli tahkikat yapılmadan rapor aldırılmış olduğu gibi alınan raporun da usulüne uygun olmadığını, mahkemenin kararında atıf yaptığı raporun dahi aslında ortada en azından şüpheli bir durum olduğunu ortaya koyduğunu, raporda imzaların müvekkiline ait olduğu şeklinde yorum yapılmışsa da yazıların müvekkiline ait olmadığının tespit edildiğini, yargılama sürecinde rapora dair sundukları itirazları tekrar ettiklerini, adli tıp incelemesinde mukayese evrakı olarak kabul edilen evrakın sıhhatinin ilk başta sorgulanması gerektiğini, ... evrakına atıf yapılmış olup müvekkilinin... ile hiçbir zaman ilişkisi olmadığını, ....’ta bir sözleşme imzalamadığını, alınan raporun öncelikle konunun uzmanı olup olmadığı şüpheli kişilerce hazırlandığından kabulünün imkansız olduğunu, zira imza incelemesi raporlarının grafoloji uzmanlarınca hazırlanmakta olup heyette hiçbir üyenin unvanında grafoloji uzmanı adli belge inceleme uzmanı gibi bir ibare yer almadığını, adli tıp kurumundan önce alınan tek kişilik raporda da benzer şekilde grafoloji uzmanı adli belge inceleme uzmanı gibi bir ibare yer almadığını, bu raporda mukayese evrak ile mahkeme huzurunda alınan imza arasında uyumsuzluk olduğu şeklinde değerlendirme varken adli tıp raporunda bu şekilde bir değerlendirme de yapılmadığını, adli tıp raporunun denetime elverişli olmadığını, uygulamadan bilindiği üzere imza inkarına dair raporlarda inkar edilen imza ile mukayese imzalarının fotoğraflarına yer verildiğini, benzer ve farklı noktalar gösterildiğini, Adli Tıp raporunda bu yönde hiç bir şekil, fotoğraf, grafik vs mevcut olmadığını, raporda da kesin bir kanaate varılmadığını, benzerlikler olduğunun ifade edildiğini, ancak hangi noktada benzerlik olduğunun gösterilmediğini, teknik detayı bilimsel mütalaada yer almakla birlikte anlaşılması açısından tek bir örnek vermek icap ederse ..... evrakı olarak mukayese imzası kabul edilen (müvekkiline ait olmayan) imzada imza sonundaki -küçük t harfinin- adeta -küçük h harfi- şekline dönüştüğünü, bu kadar eksik ve hatalı usul uygulanmasına rağmen adli tıp raporunda yazıların müvekkiline ait olmadığının tespit edildiğini, yasa koyucunun dahi kefaletin el yazısı ile yazılması gerektiğini kabul ederek bu tür suiistimalleri fark ettiğini ve önlemeye çalıştığını, imza ile yazının farklı çıktığını ve savcılığa da yansımış sahtecilik iddiaları varken durumun hassasiyeti nedeniyle öncelikle mukayese edilecek evrakın sıhhatinin tespit edilmesi gerektiğini ve sonra rapor alınması gerektiğini, savcılık dosyalarının incelenmemesinin T.B.K. 74 bakımından da hatalı olduğunu, müvekkiline karşı hileli faaliyetler yürütüldüğünü ve müvekkilinin kimliği ve imzası taklit edilerek sahte hesaplar dahi oluşturulduğunu, şikayetler kapsamında muhakkak ki bir ceza davası açılacağını, mahkemenin yapması gerekenin öncelikle savcılık dosyasının akıbetini sormak, daha sonrasında ise müvekkiline aidiyeti konusunda şüphe olmayan imzaları toplayarak dava konusu imza ile mukayese ettirip bir rapor aldırmak olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE :Dava, menfi tespit istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Somut olayda, dava dışı .... Şti ile ... bankası .... şubesi arasında 22/11/2011 tarihli Genel Kredi sözleşmesinin imzalandığı, söz konusu sözleşmeye istinaden adı geçen banka tarafından asıl borçlu sıfatıyla şirket ve müteselsil kefil sıfatıyla davacı aleyhine İzmir 26. İcra Müdürlüğünün 2013/3072 esas sayılı dosyası üzerinden ilamsız takip başlatılmakla takibin şeklen kesinleştiği, alacağın bankaca yapılan devrinden sonra en son davalı yanca temlik alındığı, davacı yanca konu genel kredi sözleşesindeki imzanın davacı yana ait olmadığı iddiasıyla iş bu dava açılmakla mahkemece imza örnekleri toplatılarak tevdi üzerine grafoloji bilirkişisi .... tarafından hazırlanan 30/03/2023 tarihli rapora göre konu genel kredi sözleşmesinde yer alan .... yazısı ile bu kişi adına atfen yer alan imzanın davacı ....'a ait olduğu yönünde kanaat bildirilmesi üzerine davacı yanca yapılan itirazın değerlendirilmesine yönelik tevdi üzerine Ankara ATK Fizik İhtisas Dairesince hazırlanan 29/11/2023 tarihli raporda konu genel kredi sözleşmesinin 53 ve 54 sayfaları altında .... ile adı geçen adına atılı imza ve yazıların davacı .... eli ürünü olduğu, "müşterek borçlu ve müteselsil kefil/kefiller" bölümündeki yazıların ise davacı eli ürün olmadığı yönünde kanaat bildirildiği, mahkemece toplanan deliler kapsamında ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK'nın 6 m.) İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Somut olayda davacı yanca kendisine yüklenen sorumluluğa dayanak belge altındaki imza inkar edilmekle esasen hukuki ilişki inkar edilmiş olduğundan yukarıdaki açıklamalar kapsamında ispat külfeti davalı alacaklı üzerindedir. Dava tarihi itibariyle 6098 TBK yürürlükte ve bu yasa kapsamında önceki 818 sayılı BK yürürlükten kaldırılmış ise de 6101 sayılı TBK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 1. maddesine göre TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse kural olarak o kanun hükümleri uygulanacağına dair yasa hükmü göz önüne alındığında sözleşmenin imzalandığı 22/11/2011 tarihinde 818 sayılı yasa yürürlükte olduğundan adı geçen BK'nın kefalete ilişkin hükümleri uygulanarak sonuca gidilmesi gerekmektedir. (Yargıtay 11. HD'nin 2024/3172 esas ve 2024/4671 karar sayılı ilamı) Kural olarak kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir. Bir sözleşmenin kefalet sözleşmesi olarak nitelendirilebilmesi için, asıl borçtan sorumlu olmayan bir kişinin (kefilin), alacaklıya karşı, asıl borçlunun borcunu ifa etmemesi halinde ortaya çıkacak olumsuz sonuçları kişisel olarak karşılamayı üstlenmesi gerekir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere kefalet sözleşmesinde, borçlunun borcunu ifa etmemesi riskine karşı üçüncü bir kişi tarafından alacaklıya kişisel teminat sağlanmaktadır. Kefalet sözleşmesi, mevcut ve geçerli bir borç için yapılabilir. Kefalet sözleşmesinin geçerli olması için, kefaletle teminat altına alınan bir borcun mevcut ve geçerli olarak bulunması gerekir. Bu yönüyle kefalet sözleşmesi, geçerli bir asıl borca bağlıdır. Kefalet sözleşmesiyle kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi durumda, söz konusu borçtan şahsen sorumlu olacağını taahhüt etmektedir. 818 sayılı BK'nın 484'üncü maddesine göre kefalet sözleşmesinin yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı miktar belirtilmedikçe geçerli olmayacağı düzenlenmiştir. Dolayısı ile bahse konu yasa kapsamında sorumlu olunan miktarın gösterildiği yazılı şekildeki kefalet sözleşmesi geçerli bir sözleşme kabul edilecektir. Açıklanan tüm bu hususlar, dosya kapsamındaki deliller ile hukuki ve maddi vakıalar karşısında; yerleşik uygulamada belirlenen ilke ve esaslar çerçevesinde yapılan incelemede davaya konu söz konusu sözleşmenin 818 sayılı BK yürürlükte olduğu tarihte düzenlendiği, 6101 sayılı TBKYUŞHK'nun 1. maddesi gereğince sözleşmeye 818 satılı BK'nun kefalete ilişkin hükümlerinin uygulanmasının gerektiği ve bu kapsamda 22/11/2011 tarihli genel kredi sözleşmesi çerçevesinde davacı yanca verilen kefaletin geçerlilik şartlarını taşıdığı, her ne kadar davacı kefil tarafından imza inkarında bulunulmuş ise de optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya ad/soyad yazısının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması suretiyle yapılan inceleme neticesinde davaya konu takibin dayanağını oluşturan genel kredi sözleşmelerinin kefalet kısmında bulunan ve davacıya atfen atılan imzanın davacının el ürünü olduğu hususunun gerek grafoloji bilirkişisinden alınan 30/03/2023 tarihli rapor gerekse Ankara ATK Fizik İhtisas Dairesinden alınan 29/11/2023 tarihli raporlarda tespitin yapıldığı, bu konuda çelişki olduğu belirtilmiş ise de kazandırılan ilk rapor ile davacı yanca sunulu bilimsel mütalaa arasındaki çelişkinin 29/11/2023 tarihli rapor ile giderildiği gibi eksik inceleme yapıldığı belirtilmiş ise de konu edilen bilimsel mütalaanın 29/11/2023 tarihli rapor ile değerlendirilmesinin de yapıldığı göz önüne alındığında Ankara ATK Fizik İhtisas Dairesinin 29/11/2023 tarihli raporun yeterli teknik incelemeyi içerdiği gibi hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmasına bu kapsamda takibe konu sözleşmede yer alan imzanın davacı kefile ait olmasına, kefaletin davacı yönünden geçerli olmasına, geçerli bir kefalet sözleşmesine dayanan takip nedeniyle davacı kefilin takibe konu borçtan sorumlu olduğunun anlaşılmasına göre taraf iddia ve savunmaları karşısında mahkemece davanın esastan reddine dair karar verilmesi ne yönelik hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince esastan redde dair verilen kararda bir hukuka aykırılık bulunmadığından bu kapsamda davacı istinafı yerinde görülmemiştir. Her ne kadar davanın esastan reddine dair mahkemece verilen hükmün yerinde olduğu yukarıda açıklanan sebepler ile uygun görülmüş ise de çoğun içinde azı da vardır kuralı gereği yargılama giderlerinden olan davacı aleyhindeki tazminatın incelenmesi neticesinde neticeten kurulan hüküm göz önüne alındığında davanın İİK 72/4 maddesi kapsamında alacaklı lehine neticelendiği, bu kapsamda davalı lehine tazminata hükmedilebilmesi için açık yasa maddesine göre mahkemece verilmiş ve uygulanmış bir tedbir kararının varlığının gerektiği, fakat yapılan incelemede mahkemece herhangi bir şekilde tedbir kararı verilmediği tespit edilmekle mahkemece davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesinin yerinde olmadığı, ne var ki bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden istinaf inceleme aşamasında resen düzeltilebilecek hususlardan olduğu anlaşılmakla davacı aleyhindeki tazminatın hükümden çıkarılması gerektiği ve bu kapsamdaki değerlendirme hükmün ferisi niteliğinde olduğundan ilk derece mahkemesi kararındaki diğer hususların aynen korunması gerektiği kanaatine varılmıştır. Bu durumda, yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığından Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ ile İzmir 6.Asliye Ticaret Mahkemesinin 11.03.2024 tarih 2022/71 E. - 2024/208 K. sayılı kararının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 2-İstinaf nedenleri ve kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak kaldırılan kararın yerine geçmek üzere yeniden hüküm tesisi ile; Davanın REDDİNE, Alınması gereken 427,60 TL maktu ilam harcından, peşin alınan 1.439,77 TL nispi mahsubu ile bakiye 1.012,17 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, Davalının kendisini duruşmalarda vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre davanın red oranına göre takdir ve tayin edilen 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalıya verilmesine, Davacının yapmış olduğu yargılama harç ve giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Davacı tarafından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde resen davacıya iadesine, Davalı tarafından yatırılan delil avansı ve yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, Kasaya alınan mavi föy içindeki iş bankası evrakının ilgilisine iadesine, Temin edilen evrak asıllarının hüküm kesinleştiğinde mercilerine iadesine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, 4-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan giderlerin takdiren kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere 02.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.