Başvuru, ihale yoluyla edinilen taşınmazların satış işlemlerinin yargı kararı ile iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; satışa izni verilmesi işlemine yönelik açılan davadan geç haberdar olunması ve satış işlemini iptal eden yargı kararına karşı ferî müdahil sıfatıyla kanun yollarına başvurulamaması nedenleriyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, ihale yoluyla edinilen taşınmazların satış işlemlerinin yargı kararı ile iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; satışa izni verilmesi işlemine yönelik açılan davadan geç haberdar olunması ve satış işlemini iptal eden yargı kararına karşı ferî müdahil sıfatıyla kanun yollarına başvurulamaması nedenleriyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 4/3/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. 2015/5804, 2015/15307, 2015/15804 ve 2016/8629 numaralı bireysel başvuru dosyaları aralarında konu ve kişi yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2015/3996 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmiş olup inceleme 2015/3996 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmüştür. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Yargısal Süreç Öncesi Dönem Mersin ili Silifke ilçesine bağlı Taşucu Belediyesinin mülkiyetinde bulunan 8425 ve 8469 parsel sayılı taşınmazların konut ve ticaret alanı olarak değerlendirilmek üzere ihale yoluyla satışı için Taşucu Belediye Meclisi tarafından 13/8/2012 tarihinde karar alınmıştır. 6/12/2012 tarihli ve 28489 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 12/11/2012 tarihli ve 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un birinci maddesi hükmü gereği Taşucu Belediyesi, tüzel kişiliği kaldırılarak Silifke ilçesine bağlı bir mahalle hâline getirilmiştir. Ancak Kanun'un "Yürürlük" kenar başlıklı maddesinde, birinci madde hükümlerinin ilk mahallî idareler genel seçiminde (30/3/2014) yürürlüğe gireceği ifade edilmiştir. Ayrıca 6360 sayılı Kanun'un tüzel kişiliği kaldırılan belediyelerin bazı tasarruflarının İçişleri Bakanlığı onayına tabi kılınmasını öngören geçici maddesinin on ikinci fıkrası Kanun'un yayımı tarihi (6/12/2012)itibarıyla yürürlüğe girmiştir. Taşucu Belediyesinin yaptığı ihaleye katılan iki şirket arasında en yüksek teklifi 000 TL ile başvurucu Şirket sunmuş ve İhale Komisyonu bu teklifi uygun bulmuştur. Taşucu Belediye Encümenin 27/12/2012 tarihli kararı ile taşınmazların başvurucu Şirkete satışı kabul edilmiş ve ilgili birimlere gereği için bildirimde bulunulmuştur. Taşucu Belediye Başkanlığı tarafından anılan ihaleye konu taşınmazların da aralarında bulunduğu bazı taşınmazların satışına izin verilmesi için 15/1/2013 tarihinde İçişleri Bakanlığından talepte bulunulmuştur. İçişleri Bakanlığı 15/2/2013 tarihli işlemiyle, 6360 sayılı Kanun'un geçici maddesinin on ikinci fıkrası uyarınca taşınmazların satışına izin vermiştir. İhaleye konu taşınmazlar, bedelin ödenmesinin ardından 18/4/2013 tarihinde başvurucu Şirket adına tescil edilmiştir. B. Yargısal Süreç Silifke Belediye Başkanlığı Tarafından 27/12/2012 Tarihli Taşucu Belediye Encümeni Kararına Karşı Açılan İptal Davası Süreci Silifke Belediye Başkanlığı tarafından, yapılan satışın hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek Mersin İdare Mahkemesi nezdinde 27/12/2012 tarihli Taşucu Belediye Encümeni kararının iptali istemiyle 7/1/2013 tarihinde dava açılmıştır. Başvurucu Şirket, davalı Taşucu Belediyesi yanında müdahil olarak davaya katılmıştır. Mersin İdare Mahkemesi 26/11/2013 tarihli ve E.2013/14, K.2013/1048 sayılı kararıyla dava konusu işlemi iptal etmiştir. İptal gerekçesinde öncelikle 6360 sayılı Kanun hükümleri değerlendirilmiştir. Buna göre yasama organının tüzel kişiliğin kaldırılmasına ilişkin hükümler yürürlüğe girene kadar bu hükümlere konu belediyelere ilişkin olarak bazı tedbirler aldığı ve bu kapsamda tüzel kişiliği kaldırılacak belediyelerin taşınmaz satışlarını İçişleri Bakanlığının iznine tabi kıldığı ifade edilmiştir. Bu bağlamda 6/12/2012 tarihinden sonra uyuşmazlığa konu taşınmazların satılabilmesi için öncelikle satışa dair 13/8/2012 tarihli ilk Taşucu Belediye Meclisi kararının onaya sunulması gerektiği ancak bu gerekliliğin yerine getirilmediği vurgulanmıştır. 15/1/2013 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından satışa izin verilmiş ise de taşınmazın ihaleye çıkarılması için gereken ön koşulun daha sonradan edinilmesinin usulü eksikliği gidermeyeceği ve bu iznin ancak daha sonraki tarihte yapılacak bir ihaleye esas teşkil edebileceği belirtilmiştir. Sonuç olarak izin koşulu sağlanmadan yapılan satış işleminin hukuka aykırı olduğu ifade edilmiş ve iptal gerekçesi oluşturulmuştur. İptal hükmü Taşucu Belediyesi ve başvurucu Şirket tarafından temyiz edilmiştir. Danıştay Onüçüncü Dairesi 1/12/2014 tarihli kararıyla iptal hükmünü gerekçeli olarak onamıştır. Onama gerekçesinde 6360 sayılı Kanun'un geçici birinci maddesi uyarınca alınacak onayın tapuda yapılacak devirden önce gerçekleşmesinin yeterli olduğu ve somut olayda da ihaleden sonra fakat tapu tescilinden önce İçişleri Bakanlığından onay alındığı belirtilmiştir. Ancak söz konusu onayın Mersin İdare Mahkemesinin 6/3/2014 tarihli ve E.2013/525, K.2014/192 sayılı kararıyla iptal edildiği ve bu nedenle gerekçesi hukuka uygun olmasa da temyize konu kararın sonuç itibarıyla yerinde olduğu ifade edilmiştir. Onama hükmüne karşı başvurucu Şirket tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur. Mersin İdare Mahkemesi 11/3/2015 tarihli kararıyla ilk inceleme aşamasında talebi incelenmeksizin reddetmiştir. Ret gerekçesinde 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesinin atıfta bulunduğu 12/12/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca ferî müdahilin yanında davaya katıldığı taraftan bağımsız hareket edemeyeceği vurgulanarak başvurucu Şirketin tek başına yaptığı karar düzeltme isteminin incelenemeyeceği ifade edilmiştir. Karar düzeltme isteminin incelenmeksizin reddi kararına yönelik temyiz istemi Danıştay Onüçüncü Dairesinin 29/12/2015 tarihli kararıyla kabul edilerek incelenmeksizin ret kararı bozulmuş ve karar düzeltme istemi yine incelenmeksizin reddedilmiştir. Gerekçede derece mahkemelerinin temyiz veya karar düzeltme istemlerine ilişkin olarak karar verme yetkisinin dilekçelerdeki eksiklik veya süre aşımı hâlleri ile sınırlı olduğu vurgulanmış ve bu durumlar dışında temyiz veya karar düzeltme istemlerine ilişkin karar verme yetkisinin kanun yolu merciinde olduğu belirtildikten sonra müdahilin yanında davaya katıldığı taraftan bağımsız talepte bulunamayacağı ifade edilmiştir. İhaleye Katılan Diğer Şirket Tarafından 27/12/2012 Tarihli Taşucu Belediye Encümeni Kararına Karşı Açılan İptal Davası Süreci İhaleye katılan diğer Şirket tarafından, satışın hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek Mersin İdare Mahkemesi nezdinde 27/12/2012 tarihli Taşucu Belediye Encümeni kararının iptali istemiyle 26/2/2013 tarihinde dava açılmıştır. Başvurucu Şirket, davalı Taşucu Belediyesi yanında müdahil olarak davaya katılmıştır. Mersin İdare Mahkemesi 1/4/2014 tarihli ve E.2013/190, K.2013/285 sayılı kararıyla dava konusu işlemi iptal etmiştir. İptal gerekçesi Mersin İdare Mahkemesi 26/11/2013 tarihli kararında yer alan gerekçe (bkz. § 15) ile aynı yöndedir. İptal hükmüne karşı başvurucu Şirket tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. Temyiz talebi Danıştay Onüçüncü Dairesinin 25/9/2014 tarihli kararıyla incelenmeksizin reddedilmiştir. Ret gerekçesinde ferî müdahilin yanında davaya katıldığı taraftan bağımsız hareket edemeyeceği vurgulanarak başvurucu Şirketin tek başına yaptığı temyiz isteminin incelenemeyeceği ifade edilmiştir. Başvurucu Şirketin karar düzeltme istemi de aynı Daire tarafından yine aynı gerekçelerle incelenmeksizin reddedilmiştir. Silifke Belediye Başkanlığı Tarafından 15/2/2013 tarihli İçişleri Bakanlığı İşlemine Karşı Açılan İptal Davası Süreci Silifke Belediye Başkanlığı tarafından, satışın hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek Mersin İdare Mahkemesi nezdinde İçişleri Bakanlığının 15/2/2013 tarihli onay işleminin iptali istemiyle 29/5/2013 tarihinde dava açılmıştır. Taşucu Belediyesi, davalı İçişleri Bakanlığı yanında müdahil olarak davaya katılmıştır. Mersin İdare Mahkemesi 6/3/2014 tarihli ve E.2013/525, K.2014/192 sayılı kararıyla dava konusu işlemi iptal etmiştir. İptal gerekçesinde öncelikle 6360 sayılı Kanun hükümleri değerlendirilmiştir. Buna göre yasama organının tüzel kişiliğin kaldırılmasına ilişkin hükümler yürürlüğe girene kadar bu hükümlere konu belediyelere ilişkin olarak bazı tedbirler aldığı ve bu kapsamda tüzel kişiliği kaldırılacak belediyelerin taşınmaz satışlarını İçişleri Bakanlığının iznine tabi kıldığı ifade edilmiştir. Böylelikle tüzel kişiliği kaldırılacak belediye yönetimlerinin sonuçları ve sorumlulukları kendi görev sürelerini aşacak nitelikte taşınmaz satışı yapmalarının engellenmesinin amaçlandığı belirtilmiştir. Kamu yararı ve hizmet gerekleri gözetilmek suretiyle belediyelerin kendi mülklerinde olan taşınmazları satmalarına yasal bir engel bulunmadığı ancak hukuki bir zorunluluk olmadığı sürece mülk satışına yönelik bir uygulamanın tüzel kişiliği kaldırılarak belirli bir süre sonra kapatılacak olan belediyeler için bu durumun farklılık arz ettiği vurgulanmıştır. Satışa konu taşınmazların toplu konut yapımı amacını taşıdığı, öngörülen 900 konutta ikamet edecek kişi sayısının beldenin toplam nüfusu içinde, taşınmazların da beldenin konut alanına ayrılan kısmı içinde önemli bir paya sahip olduğu hususlarına dikkat çekilmiştir. Bu bağlamda taşınmazların satışının rutin bir işlem olmadığı, söz konusu işlemin ileriye yönelik önemli sonuçlar doğuracağı, bu durumun ise yönetimi devralacak Silifke Belediyesinin idari tasarruflarını önemli düzeyde etkileyeceği belirtilerek taşınmaz satışına onay veren dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. İptal hükmü Danıştay Sekizinci Dairesinin 2/7/2014 tarihli kararı ile onanmıştır. Onama kararına karşı İçişleri Bakanlığınca karar düzeltme isteminde bulunulmuştur. Karar düzeltme aşamasında başvurucu Şirket davaya müdahil olmak istemiştir. Danıştay Sekizinci Dairesi 27/12/2014 tarihli kararıyla müdahale talebinin kabulüne karar vermiş ve karar düzeltme istemini de reddedilmiştir. Başvurucu Şirket Aleyhine Açılan Tapu İptal Tescil Davası ile Başvurucu Şirket Tarafından Açılan Alacak Davası Süreci Satış işlemlerine ilişkin yargısal süreci takiben Silifke Belediye Başkanlığı tarafından 2/1/2014 tarihinde başvurucu Şirket aleyhine tapu iptal tescil davası açılmıştır. Dava dilekçesinde, idari yargı mercileri tarafından verilen kararlar sonucunda 8425 ve 8469 parsel sayılı taşınmazların başvurucu Şirket lehine tescilinin hukuki dayanaktan yoksun hâle geldiği ve bu nedenle anılan taşınmazların tapularının iptal edilerek Taşucu Belediyesi adına tescil edilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Dava dosyası Silifke Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/2 sayılı esasına kaydedilmiştir. Buna mukabil başvurucu Şirket tarafından 20/10/2015 tarihinde Silifke Belediye Başkanlığı aleyhine alacak davası açılmıştır. Dava dilekçesinde öncelikle satış işlemlerinin iptal edilmesi nedeniyle arazinin mülkiyetinin kaybedilmesi ihtimali ile karşı karşıya kalındığı ifade edilmiştir. Dilekçenin devamında arazilerin bedellerinin ödenmesi için kredi çekildiği, bu kredinin masraflarına, faizine katlanıldığı, ayrıca tapu tescili sırasında da harç ve diğer ücretlerin ödendiği ve planlanan yatırımların yapılamadığı belirtilerek satışın hukuka uygun yürütülmesinden sorumlu olan idarenin uğranılan zararı karşılamakla ve ihale bedelini iade etmekle yükümlü olduğu ileri sürülmüştür. Dava dosyası Silifke Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/675 sayılı esasına kaydedilmiştir. Belirtilen bu davalar aralarında hukuki ve fiilî irtibat bulunduğu gerekçesiyle Silifke Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/2 Esas sayılı dosyasında birleştirilmiştir. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan inceleme sonucu, tapu iptal ve tescil ile alacak davasının bir arada görüldüğü uyuşmazlığın henüz sonuçlandırılmadığı, dava dosyasının derdest olduğu ve duruşma yapılması için 19/11/2019 tarihinin belirlendiği görülmüştür. Başvurucu Şirket yukarıda aktarılan iptal davalarına ilişkin süreçlerin tamamlanmasının ardından her biri yönünden süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 2577 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; ... üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, ... hallerinde ...Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygunlanır. Ancak, davanın ihbarı Danıştay, mahkeme veya hakim tarafından re'sen yapılır." 6100 sayılı Kanun'un "Yargılamaya Hâkim Olan İlkeler" ana başlıklı İkinci Bölüm'ünde yer alan maddesinde "Hukuki dinlenilme hakkı" düzenlenmiştir. Anılan madde şöyledir:"(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak;a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,b) Açıklama ve ispat hakkını,c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini,içerir." 6100 sayılı Kanun'un "İhbar ve şartları" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir." 6100 sayılı Kanun'un "İhbarda bulunulan kişinin durumu" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Dava kendisine ihbar edilen kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı olan taraf yanında davaya katılabilir." 6100 sayılı Kanun'un "Fer'î müdahale" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Üçüncü kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer'î müdahil olarak davada yer alabilir." 6100 sayılı Kanun'un "Fer'î müdahilin durumu" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Müdahale talebinin kabulü hâlinde müdahil, davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip edebilir. Müdahil, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ileri sürebilir; onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usul işlemlerini yapabilir." 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan,... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına sahiptir..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı İç hukuk yollarını tüketme kuralının varlık nedeni ulusal makamlara ve öncelikle mahkemelere iddia edilen Sözleşme ihlallerini önleme veya düzeltme imkânı vermektir. Bu kural Sözleşme mekanizmasının ikincillik niteliğinin önemli bir yönüdür (Selmouni/Fransa [BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 74 ). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasının açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciine erişim hakkından söz etmese de maddede kullanılan terimler bir bütün olarak birlikte dikkate alındığında mahkemeye erişim hakkını da garanti altına aldığı sonucuna ulaşıldığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık [GK], B. No: 4451/70, 21/2/1975, §§ 28-36). AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı, Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasında mündemiçtir. Bu çıkarsama, Sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp maddenin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin lafzının Sözleşme'nin amaç ve hedefleri ile hukukun genel prensiplerinin gözetilerek birlikte okunmasına dayanmaktadır. Sonuç olarak Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrası, herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili iddialarını mahkeme önüne getirme hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (Golder/Birleşik Krallık, § 36). AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Ancak AİHM, bu sınırlamaların kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek şekilde ve genişlikte hakkı kısıtlamaması ve zayıflatmaması gerektiğini ifade etmektedir. AİHM'e göre, meşru bir amaç taşımayan ya da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi kurmayan sınırlamalar Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasıyla uyumlu olmaz (Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 19; EdificacionesMarch Gallego S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34). AİHM'e göre iç hukuktaki başvuru yollarına erişimi engelleyen bir kanunun bulunmaması maddenin (1) numaralı fıkrasındaki gerekliliklerin yerine getirilmesi bakımından her zaman için yeterli olmayabilir. Hukuk devleti ilkesinin demokratik toplumdaki işlevi gözönünde bulundurulduğunda kanun koyucu tarafından temin edilen erişimin derecesinin aynı zamanda bireylerin mahkeme hakkının güvenceye bağlanması bakımından yeterli olması gerektiği anlaşılmaktadır. Erişim hakkının etkili olabilmesi için bireyin hakkına müdahale teşkil eden eylem ve işleme karşı argümanlarını dile getirebileceği açık ve pratik fırsatlara sahip olması gerekir (Bellet/Fransa, B. No: 23805/94, 4/12/1995,§ 36). AİHM'in idari yargıda ihbar müessesesini incelediği Menemen Minibüsçüler Odası-Türkiye (B. No: 44088/04, 9/12/2008, §§ 4-14) kararına konu olayda valilik tarafından belli kategorideki araçlara sigorta yaptırmak kaydıyla geçici güzergâh yetki belgesi verilmesini öngören bir düzenleyici işlem çıkarılmıştır. Bu düzenleyici işlem, Menemen-İzmir hattında faaliyet gösteren Menemen Minibüsçüler Odasını doğrudan ilgilendirmektedir. Menemen Yolcu Otobüsleri Motorlu Taşıtlar Kooperatifi tarafından söz konusu düzenleyici işleme karşı valilik aleyhine açılan dava üzerine idare mahkemesi düzenleyici işlemi iptal etmiştir. Valilik, kararı temyiz etmiştir. Menemen Minibüsçüler Odası temyiz safhasında müdahale dilekçesi vermiştir. Danıştay 16/3/2004 tarihinde başvurucunun müdahale talebini kabul ettikten kısa bir süre sonra ilk derece mahkemesi kararını onamıştır. Valilik 7/5/2004 tarihinde başvurucunun araçlarına izin veren yeni bir düzenleyici işlem çıkarmış ise de bu işlem de 11/1/2005 tarihinde idare mahkemesince iptal edilmiştir. 23/5/2005 tarihinde başvurucuya taşımacılık faaliyetine son vermesi hususu tebliğ edilmiştir. AİHM, 2577 sayılı Kanun'un davanın ihbarı usulüyle ilgili olarak 6100 sayılı Kanun'a atıfta bulunan maddesinin özellikle davanın dava konusu uyuşmazlık nedeniyle menfaati etkilenen üçüncü kişilere bildirilmesinin mahkeme tarafından resen yapılmasını öngördüğüne işaret etmiştir (Menemen Minibüsçüler Odası/Türkiye, § 25). AİHM, anılan maddenin açık lafzına rağmen mahkemenin başvurucuyu ihtilaf konusu uyuşmazlıktan haberdar etmediğini vurgulamıştır. AİHM'e göre sonuç olarak başvurucu -ilk davada- ilk derece safhasında yargılamaya katılamaması nedeniyle dinlenilme imkânından mahrum kalmıştır. Temyiz nedenlerinin sınırlı sayı kuralına tabi olması nedeniyle başvurucu, esasa ilişkin itirazlarını Danıştayda da ileri sürememiştir. İkinci davaya ilişkin ise 2577 sayılı Kanun'un maddesine uyulmaması nedeniyle başvurucu, uyuşmazlıkla tamamen irtibatsız kalmış; asıl taraf olarak valiliğin kararı temyiz etmemesi sebebiyle başvurucu, Danıştayda -sınırlı da olsa- iddialarını öne sürme imkânı bulamamıştır (Menemen Minibüsçüler Odası/Türkiye, § 26). Bu çerçevede başvuruyu değerlendiren AİHM, ulusal mahkemelerin 2577 sayılı Kanun'un maddesindeki gereklilikleri yerine getirmede başarı sağlayamamalarının başvurucuyu hak ve yükümlülüklerini doğrudan etkileyen uyuşmazlıkla ilgili olarak dinlenilmekten alıkoyduğu ve başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Menemen Minibüsçüler Odası/Türkiye, §§ 27, 28).