Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2024/2869 E. , 2024/6014 K. T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2024/2869 Karar No : 2024/6014 TEMYİZ EDENLER: 1- (DAVALI) ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... 2- MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) ... Üretim Anonim Şirketi (Eski unvan ... Enerji Üretim Anonim Şirketi) VEKİLLERİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACILAR): 1-... 2-... ... 12-... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU:.... İdare Mahkemesinin ...tarih ve E:... K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bo…
Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2024/2869 E. , 2024/6014 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2024/2869 Karar No : 2024/6014 TEMYİZ EDENLER: 1- (DAVALI) ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... 2- MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) ... Üretim Anonim Şirketi (Eski unvan ... Enerji Üretim Anonim Şirketi) VEKİLLERİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACILAR): 1-... 2-... ... 12-... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU:.... İdare Mahkemesinin ...tarih ve E:... K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, ... Mahallesi ve ... Mahallesi sınırları içerisinde, ... Res Enerji Üretim Anonim Şirketi tarafından yapılması planlanan ... Yardımcı Kaynak Ges (84,9542 MWm/84,9542 MWe/ 84,9542 MWp - 121,29 ha) projesi ile ilgili verilen 04/08/2023 tarihli "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: İdare Mahkemesince verilen kararda; davaya konu mahallelerin arazilerinin engebeli ve taşlı olması nedeniyle tarla tarımına uygun olmaması buna bağlı olarak temel geçim kaynağının hayvancılık ve antepfıstığı üretimi olduğu ve arazileri üzerinde GES tesis edilmesi durumunda üretim güçlerinin önemli ölçüde etkileneceği, meraların GES tesisleri altında kalacağı, anıt ağaç niteliği taşıyan bireylerin bulunduğu, hem biyoçeşitliliğin hem de yerel ekonominin ciddi zarar görmesine yol açacağı, antep fıstığı ağaçlarının bulundukları alanların koruma altında olmadığı, maki ve diğer çalılardan oluşan bitki örtüsünün gelecekte orman olma olasılığının bulunduğu, proje alanında henüz tescillenmemiş taşınmaz kültür varlıklarının bulunduğu ve proje alanında kültür varlıkları açısından yeterli inceleme ve araştırma çalışmalarının yapılmadığı dikkate alındığında, dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçeleriyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : 1-Davalı tarafından; ÇED sürecinin amacına uygun olarak sonuçlandırıldığı, proje alanının en minimize halde dizayn edildiği, hayvanlar için doğal yaşam koridorları belirlendiği, projede orman vasfına zarar verecek şekilde ağaç kesimi yapılmayacağı, proje alanında herhangi bir orman vasfını sağlayacak ağaç popülasyonu bulunmadığı, ÇED Raporunda projenin olası olumsuz etkilerinin nasıl bertaraf edileceğinin, ne tür önlemler alınacağının eksiksiz bir şekilde açıklandığı belirtilerek, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. 2-Davalı yanında müdahil tarafından; hayvancılık ve fıstık yetiştiriciliğinin bölgede önemli geçim kaynakları olduğunun somut verilerle ispatlanamadığı, kurulacak GES sahasının hayvancılık ve fıstık yetiştiriciliği bakımından bölge halkı için halihazırda hiçbir sorun yaratmayacağının Mahkemece göz ardı edildiği, mera alanlarının muhafaza edildiği, güneş panellerinin bu alanlara kurulmadığı, GES faaliyet alanlarının minimuma çekilerek hayvancılık faaliyetlerine engel teşkil etmeyeceği ve hayvanların doğal yaşam koridorlarına izin verecek şekilde revize edildiği, fıstık yetiştiriciliğinin önemli geçim kaynağı olduğunun, delil mahiyetinde hiçbir belge ile ispatlanamadığı, ... Mahallesinde menengiç ağaçlarının çok az bir kısmının (250 adet) aşılandığı, ... ve ... Mahallelerinde ise aşılama çalışması dahi yapılmadığı, ÇED Raporunda menengiç ağaçlarının kesilmeyeceğinin açıkça belirtildiği, gerekli izinler alınmadan herhangi bir faaliyete başlanmayacağı, fıstık ağaçlarının bölgede bir ekonomik etkisi olmadığı, bölgedeki menengiç ağaçlarına zarar verilmeyeceği, proje alanında orman vasfında arazi olmadığı, anıt niteliğinde ağaçlara zarar verilmeyeceği, ÇED Raporunda yangın eylem planı ile ilgili kapsamlı düzenlemeye yer verildiği, bölgenin ileride orman olabilme ihtimalinin imkansız olması bölgede GES kurulumundan ziyade bitki örtüsünün ve mevsim yağışlarının yetersiz olmasından kaynaklandığı, vejetasyonun zarar görmemesi için her türlü önlemin alınacağı, sübjektif bilirkişi raporunun hükme esas alındığı, ÇED Raporunda proje alanında kültür varlıkları açısından yeterli tüm incelemelerin yapıldığı, ... Nolu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü'nün... tarih ve ... sayılı görüşünde, 1. Derece Arkeolojik Sit ve Taşınmaz Kültür Varlığı Koruma Alanı sınırları bulunduğunun belirtildiği, ÇED Raporunda, bu alanlar içerisinde herhangi fiziki ve inşai uygulamaya gidilmeyeceği, eğer uygulama yapılmak istenirse ... ...Nolu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü'ne başvurulacağının belirtildiği, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü'nün ...tarih ve ... sayılı yazısında proje alanında doğal sit alanı, özel çevre koruma bölgesi ve tabiat varlığı bulunmadığının bildirildiği belirtilerek, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacılar tarafından; savunma verilmemiştir. TETKİK HÂKİMİ:... DÜŞÜNCESİ :Temyiz istemlerinin kabulü ile Mahkeme kararının, Nihai ÇED Raporunda belirtilen önlemlerin yeterli olup olmadığının belirlenmesi için ek bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği gerekçesiyle bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY: ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, ... Mahallesi ve ... Mahallesi sınırları içerisinde, ... Res Enerji Üretim Anonim Şirketi tarafından yapılması planlanan ... Yardımcı Kaynak Ges (84,9542 MWm/84,9542 MWe/ 84,9542 MWp - 121,29 ha) projesi ile ilgili verilen 04/08/2023 tarihli "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararının iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 2872 sayılı Çevre Kanununun 10. maddesinde; "Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez..." hükmüne yer verilmiştir. 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinde; ''Çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararı: Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hakkında Komisyon tarafından yapılan değerlendirmeler dikkate alınarak, projenin çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun belirlenmesi üzerine projenin gerçekleşmesinde çevre açısından sakınca görülmediğini belirten Bakanlık kararı olarak tanımlanmıştır. Aynı Yönetmeliğin 6. maddesinde ise; "(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeleri için; ÇED Başvuru Dosyasını, ÇED Raporunu, Seçme Eleme Kriterleri uygulanacak projeler için ise Proje Tanıtım Dosyasını, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdikleri taahhütlere uymakla yükümlüdürler. (2) Kamu kurum/kuruluşları, bu Yönetmelik hükümlerinin yerine getirilmesi sürecinde proje sahiplerinin veya Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşların isteyeceği konuya ilişkin her türlü bilgi, doküman ve görüşü vermekle yükümlüdürler. (3) (Değişik:RG-26/5/2017-30077) Bu Yönetmeliğe tabi projeler için "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. Ancak bu durum söz konusu teşvik, onay, izin ve ruhsat süreçlerine başvurulmasına engel teşkil etmez. (4) Bu Yönetmelik hükümlerine göre karar tesis edilmeden önce, projenin gerçekleştirilmesinin mevzuat bakımından uygun olmadığının tespiti halinde, aşamasına bakılmaksızın süreç sonlandırılır." kuralına, 7. maddesinde; "(1) Bu Yönetmeliğin; a) Ek-1 listesinde yer alan projelere, b) "ÇED Gereklidir" kararı verilen projelere, c) Kapsam dışı değerlendirilen projelere ilişkin kapasite artırımı ve/veya genişletilmesinin planlanması halinde, mevcut proje kapasitesi ve kapasite artışları toplamı ile birlikte projenin yeni kapasitesi ek-1 listesinde belirtilen eşik değer veya üzerinde olan projelere, ÇED Raporu hazırlanması zorunludur." kuralına yer verilmiştir. Aynı Yönetmeliğin Ek-III bölümünde; Çevresel Etki Değerlendirmesi Genel Formatının ihtiva etmesi gereken hususlar düzenlenmiş, Bölüm I: Projenin tanımı ve özellikleri; a) Proje konusu yatırımın tanımı, özellikleri, ömrü, hizmet maksatları, önem ve gerekliliği, b) Projenin yer ve teknoloji alternatifleri, proje için seçilen yerin koordinatları Bölüm II: Proje Yeri ve Etki Alanının Mevcut Çevresel Özellikleri; Proje alanının ve önerilen proje nedeniyle etkilenmesi muhtemel olan çevrenin; nüfus, fauna, flora, jeolojik ve hidrojeolojik özellikler, doğal afet durumu, toprak, su, hava, atmosferik koşullar, iklimsel faktörler, mülkiyet durumu, kültür varlığı ve sit özellikleri, peyzaj özellikleri, arazi kullanım durumu, hassasiyet derecesi (Ek-5’deki Duyarlı Yöreler Listesi de dikkate alınarak) benzeri özellikleri Bölüm III: Projenin İnşaat ve İşletme Aşamasında Çevresel Etkileri ve Alınacak Önlemler, Projenin; a) Çevreyi etkileyebilecek olası sorunların belirlenmesi, kirleticilerin miktarı, alıcı ortamla etkileşimi, kümülatif etkilerin belirlenmesi, b) Sera gazı emisyon miktarının belirlenmesi ve emisyonların azaltılması için alınacak önlemler, c) Projenin çevreye olabilecek olumsuz etkilerinin azaltılması için alınacak önlemler, ç) İzleme Planı (inşaat dönemi), Bölüm IV: Halkın Katılımı; a) Projeden etkilenmesi muhtemel ilgili halkın belirlenmesi ve halkın görüşlerinin çevresel etki değerlendirmesi çalışmasına yansıtılması için önerilen yöntemler, b) Görüşlerine başvurulması öngörülen diğer taraflar, Notlar ve Kaynaklar; Ekler: Çevresel Etki Değerlendirmesi Başvuru Dosyası hazırlanmasında kullanılan bilgi ve belgeler ile raporda kullanılan tekniklerden rapor metninde sunulamayan belgeler, Proje için seçilen yerin koordinatları, Proje için belirlenen yer ve alternatiflerinin varsa; çevre düzeni, nazım, uygulama imar planı, vaziyet planı veya plan değişikliği teklifleri, Proje ile ilgili olarak daha önceden ilgili kurumlardan alınmış belgeler şeklinde düzenlemeler yer almıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Yukarıda yer verilen hükümler uyarınca; çevresel etki değerlendirmesi ile, gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlendiği, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin irdelendiği, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin değerlendirildiği, ayrıca projelerin uygulanmasının izlendiği ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaların belirlendiği bir süreç öngörülmüş olup, Yönetmelik kapsamında yer alan bir faaliyet nedeniyle hazırlanacak ÇED raporunda özel format uyarınca, projenin gerçekleştirileceği yer ile alternatif alanlar belirlenerek projenin hizmet amacı, önem ve gerekliliği kapsamında yerin ve etki alanının çevresel özellikleri, çevresel etkiler ve alınacak önlemlerin tartışılması, faaliyet yerinin belirlenmesinde ise, faaliyetin büyüklüğü, amacı, ulaşım, iklim, toprağın ve çevrenin özellikleri, olası etkiler ve etkilerin azami giderilme olanakları gibi unsurların etkili olması, bu bağlamda, sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir çevre dengesinin sağlanması yolunda belirtilen nitelikteki bir faaliyete en uygun yerin seçilmesi esastır. Uyuşmazlığın çözümü için İdare Mahkemesince yaptırılan keşif sonrasında hazırlatılan bilirkişi heyeti raporlarındaki tespitler dikkate alınmış olup, Jeoloji Mühendisi (Hidrojeoloji), Ziraat Mühendisi, Arkeolog, Maden Mühendisi, Çevre Mühendisi, Ornitolog, Flora Uzmanı, Orman Mühendisi ve Elektrik Mühendisinden oluşan bilirkişi heyetine mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması sonrasında hazırlanan 28.03.2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle; ''...Jeolojik ve hidrojeolojik yönlerden değerlendirme sonucu: Dava konusu etkinlikle ilgili hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporunda söz konusu etkinlik jeolojik ve hidrojeolojik açıdan saha gerçeklerine uygun olarak tanıtılmıştır. Etkinlik alanı çevresinde sığ derinlikli doygun yeraltı suyu ile korunması gereken yüzey ve yeraltı su havzası bulunmamaktadır. Alan ve yakın çevresinde yüzey suyu ve yeraltı suyu durumları, alınması gereken önlemler ve taahhütler belirtilerek ilgili kurumlardan olumlu görüşler alınmıştır. Önlemlerin alınması ve belirtilen taahhütlere uyulması durumunda söz konusu etkinliğin çevreye jeolojik ve hidrojeolojik açıdan olumsuz etkisinin olmayacağı düşünüldüğünden Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından verilen 04.08.2023 tarihli "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararının Jeoloji-Hidrojeoloji Mühendisliği açısından uygun olduğu kanaatine varılmıştır...Ziraat Mühendisliği disiplini çerçevesinde değerlendirme sonucu: Davaya konu köylerin sahibi olduğu arazilerin topoğrafyasının zorlu ve tarımsal üretim gücünün çok uygun olmamasına rağmen bölge nüfusunun üretime devam etmesi oldukça önemlidir. Temel gelir kaynağı olarak hayvancılığın seçilmesi ve bunun yanında menengiç ağaçlarına antepfıstığı aşılanarak katma değeri yüksek bir ürün çeşidinin geliştirilmesi üreticinin bu bölgede kalması için önemli itici güç olmuştur. Keşif anında, bu bölge içerisinde yoğun rüzgar enerji santrallerinin kurulu olduğu da görülmüştür (Şekil 3.2.30). Çevreye duyarlılık bakımından rüzgar enerji sisteminin de fosil yakıt kullanan diğer yöntemlere göre tercih edilmesi gerektiği de açıktır. Ancak, tarımsal üretimin ve yerleşim alanlarının yoğun olduğu bölgeler dışında yer seçiminin yapılması, bölge yaşayanların yaşamlarının güçleştirilmemesi için ve bir çatışma olmaması için önemli bir parametredir. Dava konu köylerin çevre arazilerinde zaten yoğun RES tesisleri mevcuttur. Bunların yanında mera, fıstıklık ve tarlaların GES için kullanılması başta ekonomik açıdan kümülatif etki yaracaktır. Bu durum üretimin aksamasına, önemli gelir kaybına ve üreticileri üretim alanlarını terk etmeye zorlayabilecektir. Bu nedenlerle, davaya konu GES proje alanı yer seçiminin yanlış olduğu, seçilen yerin kırılgan bir tarımsal üretim ve istihdam yapısını barındırdığı, geniş alanlar kapsayan dava konusu GES tesislerinin hayvancılık ve bitkisel üretime önemli baskılar yapacağı ve sosyal problemler yaratacağı düşünülmektedir....Orman Mühendisliği disiplini çerçevesinde değerlendirme sonucu: Rüzgâra açık ve geniş alanda tesislerin faaliyete geçmesi ile birlikte tesislerin bitişiğinde bulunan ve yoğun maki florası ile kaplı orman alanlarında, orman yangın riskinin de artacağı, bu nedenle alınacak önlemlerin yeterli olmadığı, tesis işletmeye geçmeden Orman Bölge Müdürlüğünün de onaylayacağı Yangın Eylem Planının hazırlanması uygun olacaktır. Yapılması planlanan Güneş Enerji Santralinin, ormancılık çalışmaları açısından sakıncası olmadığı kanaatimdir... Flora disiplini çerçevesinde değerlendirme sonucu: Toprak üzerindeki bitki türünün azalması, su ve rüzgar erozyonunun başlamasına neden olur. Maki alanları üzerindeki antropozoojen etkiler devam ettiği sürece toprak kuvvetli kış sağanakları karşısında korunmasız kalır ve erozyona uğrar. Geriye kalan sığ, iskeletçe zengin kayaların ortaya çıktığı yetişme ortamlarında bitkilerin sayıları giderek azalmaya başlar. Bitkiler azaldıkça erozyonun şiddeti artar ve zamanla genişleyerek büyük alanların çölleşmesine neden olur. Bugün dünya üzerindeki toprakların %15'i bu şekilde kullanılamaz hale gelmiştir. Rüzgar erozyonu ve dolayısıyla çölleşmenin en önemli sebebi, bitki örtüsünün farklı etkiler sonucu azalmasıdır. Bu farklı etkilerin çok büyük bir kısmı maalesef insan kaynaklıdır. Aslında insanın yaptığı her olumsuz etki, kendisine er geç bir afet olarak geri dönmektedir. Bu afetlerden birisi olan hızlandırılmış erozyon, kabul edilebilir değerlerin üzerindeki toprak kayıpları anlamına gelir ve engellenmediği sürece geleceğimizi tüketmeye devam eder. Çeşitli yapay ve doğal etkilerle (yangın, su ve sel baskını, üst toprak tabakasının kazınması vb.) bitki örtüsünün tamamen veya kısmen ortadan kaldırılması, çalışma alanı (ges santral alanı) çok büyük olduğundan çeşitli sorunları beraberinde getirecektir.Bunun bir başka nedeni de üst toprağın çeşitli tohumları içermesidir ki bu durum yeniden bitkilendirme çabalarının en gerekli bileşenlerinden biridir. Bu yüzden eğer GES yapılacaksa çalışma alanından belirli aralıklarla örneklemeler yapılarak, vejetasyonda oluşabilecek sorunlar gözlemlenmelidir. Böylece acilen alınacak tedbirler uygulamaya konulabilir. Alanda oluşabilecek rüzgar erozyonu, toprak işleme, yüzey örtüsünün korunması ve çimentolayıcı maddelerin yüzeye uygulanması ile kontrol edilebilir. Toprak yüzeyindeki bitki artıklarının rüzgâr erozyonunu kontrol etmesinin yanında, infiltrasyonu artırarak ve yüzey akışı azaltarak suyun korunmasına yardım ettiği bir başka gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Rüzgar erozyon afeti ile başa çıkabilmek için, tahrip ettiğimiz bitki örtüsünü tamir etmek ve geri kazandırmak gerekir. Bu arada santralin (GES) yapımı sırasında oluşacak tozların bitkilere olan etkisine bakarsak; bitkilerin özellikle asimilasyon organları üzerine çöküp yapışan tozlar bu organların gaz alışverişini, yani solunum ve transpirasyonu engellemekte, dokuların ışık alımını azaltmakta böylece yaprakların fizyolojik aktivitelerini kısıtlayarak fotosentezi, dolayısı ile biyomas arttırımını azaltmaktadır. Vejetasyon üzerindeki bu tozlar yağışla toprağa geçtiğinde toprağın pH- derecesi ve diğer bazı özellikleri de değiştirecektir. O yüzden yapılacak çalışmada bu konuda da çok dikkatli hareket edip, bitkilerin mümkün olduğu kadar etkilenmemesine çalışılması gerekmektedir. ... İl Tarım ve Orman Müdürlüğü (Bitkisel Üretim ve Bitki Sağlığı Şube Müdürlüğü)'nün... tarihli ve E-... sayılı yazısına göre ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, ... Mahallesi ve ... Mahallesi'inde bulunan menengiç ağaçlarına antepfıstığı aşılanan parseller ve alanın haritası ilgili olarak aşılama yapıldığı yıllarda İlçe Müdürlüğü tarafından kayıt altına alınmadığı belirtilmektedir. Alanda anıt ağaç niteliğinde tabiat varlıklarından antep fıstıkları bulunmaktadır. Antep fıstığı ağaçlarının bulundukları alanlar koruma altında olmayıp herhangi bir anıt ağaç tescili de bulunmamaktadır. Bu ağaçların yaşını belirlemek için bilimsel kriterler eşliğinde ağacın cinsi ve türü, konumu, gövde çapı, tepe çapı, boyu ve yıllık halka sayısı gibi ölçümler yapılması ve tescil için ivedilikle başvuru yapılıp bu ağaçların kanaatimce koruma altına alınması gerekir. Bitki toplulukları her canlı topluluğunda olduğu gibi statik değil, bilakis süreklilik arz eden bir dinamizm içerisindedir. Maki vejetasyonu flora ve fauna açısından tür çeşitliliği bakımından zengin bir formasyondur. O nedenle maki ve diğer çalı vejetasyon alanları ile ilgili karar verirken, bunların birçok yerde potansiyel orman olduğu göz önünde bulundurulmalı, ayrıca biyolojik çeşitlilik ve çok yönlü ekolojik dengeler göz önünde bulundurularak, başka arazi kullanım şekillerine dönüştürülmesinden kaçınılmalıdır. Tarım alanlarının çok verimli olmaması nedeniyle insanlar hayvancılığa yönelmişlerdir. Çalışılacak GES bölgesi nitelikli orman alanı içinde görülmüyor ancak raporumda makilik alanların ne kadar önemli bir vejetasyon olduğunu ve kaybedildiğinde neler olabileceğinden bahsettim. Sonuçta zaten verimli olmayan araziler tarla açma ve ağır otlatma nedeniyle büyük oranda tahrip edilmiştir. Bu bölgelerdeki tahrip nedenlerine, yakın geçmişte bir de rüzgâr enerji santralleri eklenmiştir ve günümüzde hala faaliyet göstermektedirler. Dolayısıyla vejetasyonun doğal yapısı bazı yerlerde zaten bozulmuş, yapılacak olan GES (ki alanın büyüklüğü göz önünde tutulursa ) ile tahribatın boyutunun daha da artacak olmasıdır. Yukarıda belirttiğim nedenler bir araya getirilince her ne kadar ÇED Olumlu kararı varsa da kanaatimce santralin (GES) yapılacağı alanda bitki örtüsü açısından çok büyük zarar oluşacaktır... Çevre mevzuatı ve Çevre Mühendisliği disiplini çerçevesinde değerlendirme sonucu: Daha iyi yaşam koşullarına ulaşma isteği elektriğe duyulan ihtiyacı da arttırmaktadır. Enerji elde edilmesi amacıyla geleneksel fosil yakıtların yakılması, iklim değişikliği, küresel ısınma, hava kirliliği ve asit yağmurları gibi bir dizi çevre sorununa neden olmaktadır. Bu nedenle yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek kaçınılmaz olmaktadır. Güneş santralleri; nükleer santraller, fosil yakıtlı, katı yakıtlı ve jeotermal kaynaklar göz önüne alındığında, en temiz enerji kaynaklarından biri olarak tanımlanmaktadır. İlk yatırım maliyetinin yüksek olmasına karşın işletilmesi sırasında düşük giderlerinin olması nedeniyle de önemli avantajlara sahip olan güneş enerji santralleri gelişen teknolojiyle daha yüksek verimlerde çalıştırılmaktadır. Ülkenin enerji ihtiyacının, sera gazı emisyonlarının azaltılması politikaları doğrultusunda güneş enerjisinden üretilmesinin kamu yararına uygun olduğu kanaatine varılmıştır... Ornitoloji disiplini çerçevesinde değerlendirme sonucu: 1. ÇED raporunda, ornitoloji izleme tarihlerinden söz edildiği halde memeli, sürüngen ve amfibiler ve kuşlar için hangi dönemlerde azizide bizzat izleme yapıldığı açıkça belirtilmemiştir. Bu bir eksikliktir. 2. Mahkemeye konu olan alanın ÇED raporunda memeli, sürüngen ve amfibiler ve kuşlar kısmında belirtildiğinden daha zengin olduğu düşünülmektedir 3. Bölgeye yapılacak olan GES panellerinin bölgenin yersel iklimi değiştirmesi öngörülmektedir. GES panellerinin kurulacağı bölgede vejeyasyon traşlanacak olup bu traşlama sonrasında bitkisizleştirilen bu bölgelerde yerleştirline paneller nedneiyle lokal olarak yersel hava sıcaklıkları 5-10 derece kadar artması beklenir. Artan bu sıcaklıklara bağlı olarak bölgede de sıcaklık artışı gözlenecektir. 4. Artan sıcaklık artışı bölgedeki atmosferik inversiyon tabakasının dikey olarak yükselmesine yol açacaktır. İnversiyon tabakası yersel sıcaklıklara bağlı olarak dikey olarak yer değiştirilebilen bir tabaka olup, sıcaklık artışına bağlı olarak yükselir, sıcaklık düşüşüne bağlı olarak ise alçalan bir yapıdadır. İnversiyon tabakası atmosferde bir bölgedeki dikey hava hareketinin son bulduğu ve yerden yükselen nemin yoğunlaşarak bulut oluşturduğu tabakadır. İnversiyon tabakasının bir bölgede yere yakın olması yagmur ve çiğ oluşumu artırırken yüseklesi ise kuraklık yaratacak şekilde etki yapar. Yükselen inversiyon tabakası sonucu yerden buharlaşma sonucu amostere yükselen nem tabakası eskisine göre çok daha yükseklerde bulut oluşumuna neden olacaktır. Bulut tabanının tabanının yükseklerde oluşması, bulut içindeki nemin yoğunlaşarak tekrar yeryüzüne gelmesini engelleyecek ve bölgede yağış rejimi azaltarak çevredeki vejetasyon ve sulak alanlar da bundan olumsuz etkilenektir. İnversiyon tabakasının normalden daha yüksekte olması yağış haricinde sabahları oluşan kırağı ve çiğ gibi oluşumları da azaltacaktır. Azalan yağışın bölgedeki vejetasyonun kurumasına yol açarak var olan vejetasyonun da azalmasına yol açacağı öngörülmektedir. 5. Sonuç olarak bölgedeki yağış rejimini bu durumdan daha da olumsuz etkileyecek ve bölgedeki sulak alanlar, tarım ve hayvancılık ile doğal vejetasyon bundan ciddi zarar görecektir. Bu olumsuz süreçlerin bölgedeki Flora, Faunaya ve vejeyasyon ile su kaynaklarına da olumsuz etkiler yaratarak yersel yok oluşları tetiklemesi öngörülmektedir. 6. Mevcut ağaçlar yakından incelendiğinde, anıt ağaç niteliği taşıyan bireylerin varlığı önemlidir. 7. Faaliyet alanını da tüm bu yayılım alanı Quercus ithaburansis subsp. macrolepis (Anadolu palamut meşesi)’nin ülkemizdeki en iyi yayılım alanı olarak bilinmektedir. Bölgede bulunan bu potansiyelin değerlendirilmesi adına, Türkiye’nin ilk ve tek meşe palamudundan (kadehten) tanen üretim fabrikası Manisa'da kurulmuştur. Bu üretim ciddi zarar görecektir. 8. Yukarıda açıklanan somut nedenlerden dolayı verilen ÇED Olumlu Kararı UYGUN GÖRÜLMEMİŞTİR 9. Ayrıca Bölgeye kurulacak olan GES HEM BİYOÇEŞİTLİLİK HEM DE YEREL EKONOMİNİN CİDDİ ZARAR GÖRMESİNE YOL AÇACAK BİR TEHDİT NİTELİĞİNDE OLUP YAPILMASI ÖNERİLMEMEKTEDİR... Elektrik Mühendisliği disiplini çerçevesinde değerlendirme sonucu: Küresel ısınma ve sera gazı emisyonları tüm dünyanın en önemli sorunlarından biridir. Günümüzde toplumların rekabet gücünü artırması, ekonomilerini büyütmesi, yaşam kalitesini yükseltmesi, teknolojik gelişmişlik düzeyleri ile doğrudan ilişkilidir. Teknolojik gelişmeler yeterli, sürekli ve temiz enerji ile sağlanabilir. Fosil enerji kaynaklarının giderek azalması ve oluşturdukları çevresel etkiler, enerji arzında yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmeyi hızlandırmıştır. Bu enerji kaynakları içinde güneş enerjisi üretim sistemleri, kaynağının sürekliliği ve yenilenebilir olduğu için en temiz enerji kaynaklarından biri olarak çevre dostu olarak nitelendirilmektedir. İlk yatırım maliyetinin yüksek olmasına karşın işletilmesi sırasında düşük giderlerinin olması nedeniyle de önemli avantajlara sahip olan güneş enerji santralleri gelişen teknolojiyle daha yüksek verimlerde çalıştırılmaktadır. Yatırımı tamamlanan RES santrallere ilave edilecek ve yardımcı kaynak olarak güneş enerjisi kullanılarak yapılacak bir ek santral ile enerji üretimini sürdürülebilir hale getirebilmekte ve ilave bir yük getirmeden üretimde kapasiteyi arttırmaya katkı sağlamaktadır. Yukarıda açıklanan hususlar dahilinde Ülkemizin enerji ihtiyacının karşılanması politikaları doğrultusunda güneş enerjisinden elektrik üretilmesinin kamu yararı için uygun olduğu ve “ÇED RAPORU” için verilen OLUMLU kararın, Elektrik Mühendisliği açısından da uygun olduğu kanaatine varılmıştır... Maden Mühendisliği disiplini çerçevesinde değerlendirme sonucu: Yukarıda verilen açıklamalara bağlı olark maden mühendisliği disiplini açısından “ÇED RAPORU” için verilen OLUMLU kararının, uygun olduğu kanaatine varılmıştır... Arkeoloji disiplini çerçevesinde değerlendirme sonucu: ...Ancak, proje alanı içerisinde kalan ... Mahallesi...ve...parsellerde yerel doğal taşlarla gerçekleştirilmiş bir gölet ve su kuyusunun (Şekil 3.9.4), bunun da hemen güneybatı bölümünde bazı temel izleri ve seyrek de olsa 2863 sayılı yasa kapsamında taşınabilir kültür varlığı niteliğindeki pişmiştoprak pithos ve çatı kiremiti parçalarının varlığı yüzeyde tesit edilmiştir (Şekil 3.9.5). Gölet ve su kuyusu yapımında, bugün yapılan evlerle aynı malzeme olan doğal taşların yapıştırıcı malzeme kullanılmadan inşa edilmiş olmaları yapıların tarihlenmelerini zorlaştırmasına karşın, yüzeyde tespit edilen pithos ve çatı kiremidi parçalarının bu alandaki yapı kalıntılarının çok da geç döneme gitmediği kanaatini oluşturmakta olup, detaylı bir araştırma gerektirmektedir. Projenin ... ve ... Mahallleri sınırında kalan diğer alanlarında yapılan incelemelerde herhangi bir kültür varlığına rastlanmazken, ... Mahallesi sınırları içerisinde kalan proje alanında Alan 3, Alan 4 ve Alan 5 ile belirlenen bölgelerinde su kuyusu ve taş döşeli antik yolun (Şekil 3.9.6) varlığı belirlenmiş olup, bu alanların ... Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun... tarih ve ... sayılı kararıyla tescillendiği ve proje alanının dışında kaldığı anlaşılmıştır (Şekil 3.9.8). Bu alanda yapılan incelemede Alan 3 olarak tescillenen su kuyusunun kuzeybatısında, ... ada, ... parselin kuzey kısımlarında yoğun taş öbekleriyle karşılaşılmıştır (Şekil 3.9.7). İlk bakışta bu alana toplanmış gibi görünen taş öbeklerinin arasında toprak yüzeyinde yer yer takip edilen temellerin ve yüksek teraslamanın belirlenmesi (Şekil 3.9.8) bu taş öbeklerinin bu alanda yer alan ve olasılıkla antik yol olarak tescillenen yol ile aynı döneme ait yerleşime ait olduğu kanaatini uyandırmakta olup, Alan 4 olarak tescillenen antik yolun güzergahında yer alması ve aynı zamanda yüzeyde seyrek de olsa belirlenen 2863 sayılı yasa kapsamında taşınabilir kültür varlığı olarak tespit edilen pithos ve kiremit parçaları (Şekil 3.9.9) da bu görüşü desteklemektedir. Yapılan incelme sonrasında bu alanın proje sahası içerisinde kaldığı anlaşılmaktadır (Şekil 3.9.10). Benzer bir durum ... ada, ... parselin güney bölümünde de saptanmıştır (Şekil 3.9.10). Bu alandaki küçük bir sulama göletinin hemen güney ve doğusunda büyük boyutlu taşlardan oluşan temel izlerine rastlanmıştır (Şekil 3.9.11 ve 3.9.12). Yer mekan yaptığı da tespit edilen bu büyük boyutlu taşlardan oluşan temellerin oldukça büyük mekan oluşturduğu da görülmektedir, yine bu alanda yüzeyde belirlenen Hellenistik ve Roma dönemine ait çatı kiremidi ve pithos parçaları (Şekil 3.9.13) bu temellerin ait olduğu önemi de belirlemesi açısından önemlidir. Hellenistik döneme kadar geriye gittiği anlaşılan bu taşınmaz kültür varlığı niteliğindeki kalıntıların da proje alanı içerisinde kaldığı anlaşılmaktadır. 8 Proje alanının incelenmesi sonucunda ... Nolu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun ... tarih ve ... sayılı kararıyla tescillenen su kuyuları ve antik yolun proje alanı dışarısında yer aldığı anlaşılmasına karşın, özellikle ... ve ... Mahalleleri sınırı içerisinde kalan proje alanında yapılan incelemelerde, tescillenmemiş 2863 sayılı Yasa kapsamında korunması gerekli kültür varlıkları belirlenmiştir. Bu saptamalar, proje alanının kültür varlıkları açısından yeterli inceleme yapılmadan ÇED Olumlu kararının verildiğini ortaya koymaktadır... SONUÇ: Kapasitesi gereği ÇED raporu hazırlama yükümlüğü ve halkın katılımı toplantısı yapma yükümlülüğü bulunduğu ve bu yükümlülüklerin yerine getirilmiş olduğu, İşletme sırasında hava kirletici kaynak bulunmadığı, inşaat aşamasında oluşacak tozun kütlesel emisyon değerinin eşik değerini aşmadığı için Hava Kirlenmesi Katkı Değerinin hesaplanmasını yükümlülüğü bulunmadığı, Ülkenin enerji ihtiyacının, sera gazı emisyonlarının azaltılması politikaları doğrultusunda güneş enerjisinden üretilmesinin kamu yararına uygun olduğu, Dava konusu etkinlikle ilgili hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporunda söz konusu etkinliğin jeolojik ve hidrojeolojik açıdan saha gerçeklerine uygun olarak tanıtılmış olduğu, etkinlik alanı çevresinde sığ derinlikli doygun yeraltı suyu ile korunması gereken yüzey ve yeraltı su havzası bulunmadığı, alan ve yakın çevresinde yüzey suyu ve yeraltı suyu durumları ile alınması gereken önlemler ve, taahhütlerin belirtilerek ilgili kurumlardan olumlu görüşler alındığı, önlemlerin alınması ve belirtilen taahhütlere uyulması durumunda söz konusu etkinliğin çevreye jeolojik ve hidrojeolojik açıdan olumsuz etkisinin olmayacağı, Yapılması planlanan Güneş Enerji Santralinin, kesinleşen orman kadastro sınırları dışında kaldığı ve ormancılık çalışmaları açısından sakıncası olmadığı, tesislerin bitişiğinde bulunan ve yoğun maki florası ile kaplı orman alanlarında, orman yangın riskinin artacağı nedeni ile tesis işletmeye geçmeden Orman Bölge Müdürlüğünün de onaylayacağı Yangın Eylem Planının hazırlanmasının uygun olacağı, ... 2 Nolu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun ...tarih ve ... sayılı kararı çerçevesinde tescillenen su kuyuları ve antik yolun proje alanı dışına çıkarıldığı, Heyelan alanları (aktif ve fosil heyelanlar) GES için risk teşkil eden afetler olarak görülmektedir. Dava konusu sahada gözlenen aktif bir heyelan bölgesi görülmediği... ANCAK: Davaya konu alanda antepfıstığı üretiliyor olması ve 3573 sayılı “ Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkındaki Kanun” ile antepfıstığı üretim alanlarının korunuyor olması, davaya konu mahallelerin arazilerinin engebeli ve taşlı olması nedeniyle tarla tarımına uygun olmaması buna bağlı olarak temel geçim kaynağının hayvancılık ve antepfıstığı üretimi olması ve arazileri üzerinde GES tesis edilmesi durumunda üretim güçlerini önemli ölçüde kaybedecek olmaları, Ulusal gıda arzında eksikliği çekilen et ve süt üretiminin bölgedeki devamı için gerek duyulan hayvancılık üretiminin temel girdisi olan yemin sağlandığı meraların GES tesisleri altında kalması ve bu durumun üretimde eksikliğe neden olacak olması, GES tesisleri için bölge veya ülke genelinde uygun alanların olmasına rağmen, GES tesis alanlarının tarla, mera ve fıstıklar ile örtüşüyor olması, enerji üretimi ile gıda üretiminin birinden vazgeçilecek şekilde plansız bir yer seçiminin yapılmış olması, Davaya konu mahallelerin bulunduğu alanda çok sayıda rüzgar enerji santrallerinin zaten kurulmuş olması ve bu durumun ilave GES'ler ile olumsuz bir kümülatif etki yaratacağı ve halkın yaşam koşullarını ağırlaştıracak olması, bu durumun göç vb sosyal problemler yaratacak olması, toprak üzerindeki bitki türünün azalması, olası bir su ve rüzgar erozyonunun başlama tehlikesi, üst toprak çeşitli tohumları içermesinden dolayı arazide yeniden bitkilendirme çabalarının en gerekli bileşenlerinden birinin kaybına neden olması, alanda oluşabilecek rüzgar erozyonu, toprak işleme, yüzey örtüsünün korunması ve çimentolayıcı maddelerin yüzeye uygulanması ile kontrol edilebileceği, rüzgar erozyonu ile başa çıkabilmek için tahrip ettiğimiz bitki örtüsünü tamir etmenin zor olması, Santralin (GES) yapımı sırasında oluşacak tozların bitkilere olan etkisine bakarsak; bitkilerin özellikle asimilasyon organları üzerine çöküp yapışan tozlar bu organların gaz alışverişini, yani solunum ve transpirasyonu engellemekte, dokuların ışık alımını azaltmakta böylece yaprakların fizyolojik aktivitelerini kısıtlayarak fotosentezi, dolayısı ile biyomas arttırımını azaltmakta olduğu, vejetasyon üzerindeki bu tozların yağışla toprağa geçtiğinde toprağın pH- derecesi ve diğer bazı özellikleri de değiştirecek olması, GES panellerinin kurulacağı bölgede vejeyasyon tıraşlanacak olup bu tıraşlama sonrasında bitkisizleştirilen bölgelerde yerleştirilen paneller nedeniyle lokal olarak yersel hava sıcaklıkları 5- 10 derece kadar artmasının beklendiği, artan bu sıcaklıklara bağlı olarak bölgede de sıcaklık artışı gözleneceği, mikroklimadaki değişikliklerin bölgede yağış rejimi azaltarak çevredeki vejetasyon ve sulak alanları bundan olumsuz etkileyeceği, mevcut ağaçlar yakından incelendiğinde, anıt ağaç niteliği taşıyan bireylerin bulunduğu, Hem biyoçeşitlilik hem de yerel ekonominin ciddi zarar görmesine yol açacak bir tehdit niteliğinde olduğu, alanda antep fıstığı ağaçlarının bulundukları alanlar koruma altında olmayıp herhangi bir anıt ağaç tescili de bulunmamasına rağmen, ağaçların yaşını belirlemek için bilimsel kriterler eşliğinde ağacın cinsi ve türü, konumu, gövde çapı, tepe çapı, boyu ve yıllık halka sayısı gibi ölçümler yapılması ve tescil için ivedilikle başvuru yapılıp bu ağaçların koruma altına alınması, maki ve diğer çalı vejetasyon alanları ile ilgili karar verilirken, bunların birçok yerde potansiyel orman olduğu göz önünde bulundurulmalı, ayrıca biyolojik çeşitlilik ve çok yönlü ekolojik dengeler göz önüne alınarak başka arazi kullanım şekillerine dönüştürülmesinden kaçınılması, özellikle proje alanının ... ve ... Mahalleleri sınırlarındaki bölümde henüz tescillenmemiş Hellenistik döneme kadar geriye giden 2863 sayılı Yasa kapsamında taşınmaz kültür varlıklarının bulunması nedenleriyle dava konusu Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca verilen ÇED Olumlu kararının; yukarıda yer alan açıklamalar bağlamında uygun olmadığı..'' yönünde tespit ve değerlendirmelere yer verildiği görülmektedir. Dosyanın incelenmesinden; yeterli uzmanlığa haiz bilirkişiler tarafından yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucunda hazırlandığı görülmekte olan bilirkişi heyeti raporunun hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu raporlar incelendiğinde; davaya konu ÇED Olumlu kararının dayanağı olan Nihai ÇED Raporunun ziraat mühendisliği, arkeoloji, ornitoloji ve flora dışındaki hususlar açısından, 2872 sayılı Çevre Kanununa, bu Kanuna dayanılarak hazırlanan ÇED Yönetmeliği'ne ve üstün kamu yararı, yöre halkının bireysel menfaatleri ve sürdürülebilirlik yönünden uygun olduğu, belirtilen yönlerden davaya konu kararın iptalini gerektirir bir hususun bulunmadığı görülmekte olup, uyuşmazlık Dairemizce söz konusu raporda belirtilen ve ayrıca temyize konu iptal kararına dayanak alınan ziraat mühendisliği, arkeoloji, ornitoloji/fauna ve flora yönünden yapılan tespitler çerçevesinde değerlendirilecektir. Uyuşmazlıkta; İdare Mahkemesince, her ne kadar Ziraat Mühendisi, Arkeolog, Ornitolog, Flora Uzmanı ve Orman Mühendisi bilirkişilerin tespitlerine itibar edilerek, davaya konu mahallelerin arazilerinin engebeli ve taşlı olması nedeniyle tarla tarımına uygun olmaması buna bağlı olarak temel geçim kaynağının hayvancılık ve antepfıstığı üretimi olduğu ve araziler üzerinde GES tesis edilmesi durumunda üretim güçlerinin önemli ölçüde etkileneceği, meraların GES tesisleri altında kalacağı, anıt ağaç niteliği taşıyan bireylerin bulunduğu, hem biyoçeşitliliğin hem de yerel ekonominin ciddi zarar görmesine yol açacağı, antep fıstığı ağaçlarının bulundukları alanların koruma altında olmadığı, maki ve diğer çalılardan oluşan bitki örtüsünün gelecekte orman olma olasılığının bulunduğu, proje alanında henüz tescillenmemiş taşınmaz kültür varlıklarının bulunduğu ve proje alanında kültür varlıkları açısından yeterli inceleme ve araştırma çalışmalarının yapılmadığı gerekçelerine yer verilmişse de, bu hususta karara dayanak alınan bilirkişi heyeti raporundaki tespitler incelendiğinde; Ziraat Mühendisliği yönünden bilirkişi heyeti raporunun 19. ve devamı sayfalarında, temel gelir kaynağı olarak hayvancılığın seçilmesinin ve bunun yanında menengiç ağaçlarına antepfıstığı aşılanarak katma değeri yüksek bir ürün çeşidinin geliştirilmesinin üreticinin bu bölgede kalması için önemli itici güç olduğu, geniş alanlar kapsayan dava konusu GES tesislerinin hayvancılık ve bitkisel üretime önemli baskılar yapacağı ve sosyal problemler yaratacağı değerlendirmesinde bulunulduğu; yine Flora yönünden bilirkişi heyeti raporunun 42. ve devamı sayfalarında; ... İl Tarım ve Orman Müdürlüğü (Bitkisel Üretim ve Bitki Sağlığı Şube Müdürlüğü)'nün... tarihli ve E... sayılı yazısına göre ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, ... Mahallesi ve ... Mahallesi'inde bulunan menengiç ağaçlarına antepfıstığı aşılanan parseller ve alanın haritası ilgili olarak aşılama yapıldığı yıllarda İlçe Müdürlüğü tarafından kayıt altına alınmadığı belirtildiği, alanda anıt ağaç niteliğinde tabiat varlıklarından antep fıstıkları bulunduğu, antep fıstığı ağaçlarının bulundukları alanlar koruma altında olmayıp herhangi bir anıt ağaç tescili de bulunmadığı, bu ağaçların yaşını belirlemek için bilimsel kriterler eşliğinde ağacın cinsi ve türü, konumu, gövde çapı, tepe çapı, boyu ve yıllık halka sayısı gibi ölçümler yapılması ve tescil için ivedilikle başvuru yapılıp bu ağaçların koruma altına alınması gerektiği, maki vejetasyonunun flora ve fauna açısından tür çeşitliliği bakımından zengin bir formasyon olduğu, bunların birçok yerde potansiyel orman olduğu, çalışılacak GES bölgesinin nitelikli orman alanı içinde görülmediği ancak makilik alanların ne kadar önemli bir vejetasyon olduğunu ve kaybedildiğinde neler olabileceğinden bahsettiği, sonuçta zaten verimli olmayan araziler tarla açma ve ağır otlatma nedeniyle büyük oranda tahrip edildiği, vejetasyonun doğal yapısı bazı yerlerde zaten bozulmuş olduğu, yapılacak olan GES (ki alanın büyüklüğü gözönünde tutulursa ) ile tahribatın boyutunun daha da artacağı, santralin (GES) yapılacağı alanda bitki örtüsü açısından çok büyük zarar oluşacağı, tespitlerinde bulunulduğu görülmekte ise de, Nihai ÇED Raporunun 304. sayfasında tarım ve hayvancılığa yönelik tedbirlerden bahsedildiği, hayvancılık faaliyetlerinin engellenmeyeceğinin, faaliyet için yeterli alanın bırakılacağının taahhüt edildiği, 406. sayfasında doğal yaşam koridorlarının belirlendiğinden bahsedildiği, 407. ve 408. sayfalarda, proje kapsamında 5403 sayılı “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu” 3573 sayılı (4086 Sayılı Kanunla değişiklik) “Zeytincilik Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkındaki Kanun”, 3083 sayılı “Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu”, 4342 Sayılı ‘’Mera Kanunu’’ ve 1380 sayılı ‘’Su Ürünleri Kanunu’’na uygun hareket edileceği ve gerekli tüm görüş ve izinlerin alınacağının belirtildiği, söz konusu izinler alınmadan herhangi bir faaliyete başlanmayacağının taahhüt edildiği anlaşılmaktadır. Ornitoloji/Fauna yönünden bilirkişi heyeti raporunun 68. sayfasında; ÇED raporunda, ornitoloji izleme tarihlerinden söz edildiği halde memeli, sürüngen ve amfibiler ve kuşlar için hangi dönemlerde arazide bizzat izleme yapıldığının açıkça belirtilmediği, bunun bir eksiklik olduğu, davaya konu olan alanın ÇED Raporunda memeli, sürüngen, amfibiler ve kuşlar kısmında belirtildiğinden daha zengin olduğunun düşünüldüğü, bölgeye yapılacak olan GES panellerinin bölgenin yerel iklimini değiştirmesi öngörüldüğü, GES panellerinin kurulacağı bölgede vejetasyonun traşlanacağı, bu traşlama sonrasında bitkisizleştirilen bu bölgelerde yerleştirilen paneller nedeniyle lokal olarak yerel hava sıcaklıklarının 5-10 derece kadar artması beklendiği, artan bu sıcaklıklara bağlı olarak bölgede de sıcaklık artışı gözleneceği, bölgedeki flora-faunaya ve vejetasyon ile su kaynaklarına olumsuz etkilerin yerel yokoluşları tetiklemesinin öngörüldüğü tespitlerinde bulunulmuşsa da, söz konusu raporda, alanda bulunan kuş türleri listelenmekle birlikte, memeli, sürüngen ve amfibiler hakkında bir listeleme yapılmadığı, alanın ÇED Raporunda belirtilenden daha zengin olduğunun düşünüldüğü şeklinde bir tespit yapılmakla yetinildiği, alanda yaşayan endemik, nesli tehlike altında olan bir türden bahis bulunmadığı, ancak bu hususa ilişkin 162. sayfasında ''Proje kapsamında kurulacak güneş panellerinin çevreye ve yaban hayatına olası etkilerini incelemek üzere, 13-14 Haziran 2022 tarihlerinde bölgede arazi çalışmaları yapılmıştır. Ancak, 2014 yılında aynı proje kapsamında “Kapasite Artışı” için ekosistem değerlendirme raporu çalışması ile 2015-2016 yılları arasında tarafımızdan yapılan ornitolojik ve yarasa izleme raporları için yapılan çalışma verilerinden de yararlanılarak, T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne sunulmak üzere bu rapor hazırlanmıştır.'' açıklamasına da yer verildiği görülen Nihai ÇED Raporunun 176. ve devamı sayfaları incelendiğinde, alana ilişkin fauna tespitlerine yer verildiği, alanda yaşayan türlerin (kuşlar, sürüngenler, memeliler, amfibiler) listelendiği ve projenin listelenen türler üzerindeki etkilerinin ayrıntılı olarak değerlendirildiği, raporun 186. sayfasında ''Proje Faaliyetlerinin Kuşlar üzerine Potansiyel Etkilerinin Değerlendirilmesi'' başlığı altında, Güneş Enerji Santralleri kuşlar üzerine etki etme potansiyeline sahiptirler. Santrallerin doğrudan etkileri genellikle; elektriksel güç hatları vasıtasıyla elektrik çarpması, yansıyan yüzey ile çarpışma ve termodinamik Güneş Enerjisi Santralleri için geçerli olan termal travma etkisidir (Kagan et al. 2014; McCrary et al. 1986). GES’lerin başlıca dolaylı etkileri ise; habitat kaybı, yer değiştirme ve kaçınmadır (Hernandes et al. 2014). Rüzgâr Enerji Santrallerinde de bu etkiler görülebilmekte, ancak RES’lerde bu etkiler genellikle sadece inşaat aşamasında görülürken inşaat bittikten sonra kuşlar habitatlarına geri döner. GES’lerde ise, santrallerin inşasının habitatı düz ve çıplak bir alana dönüştürmesinden dolayı yırtıcı kuşların yuvalama ve avlanma davranışları elimine olur. GES’lerin yarattığı habitat kaybı, megawatt bakımından RES’lerle karşılaştırıldığında daha fazladır. Çünkü RES’lerin etkilediği habitatlar genelde türbinlerin alt kısmı ile sınırlı kalırken; GES’ler sıralar halinde çok sayıda panelden oluştuğu için çok fazla alan kaplar. Dolayısıyla yırtıcı kuşlar ve diğer yabani türler insan aktivitesi ve habitat değişiminden daha fazla maruz kalırlar, bu yüzden de yaşadıkları habitatı terk edebilirler (DeVault et al. 2014) şeklinde belirlemelere yer verilerek, projenin muhtemel olumsuz etkilerinin ortaya konulmuş olduğu görülmektedir. Ayrıca; Arkeoloji yönünden bilirkişi heyeti raporunun 84. sayfasında; özellikle ... ve ... Mahalleleri sınırı içerisinde kalan proje alanında yapılan incelemelerde, tescillenmemiş 2863 sayılı Yasa kapsamında korunması gerekli kültür varlıkları belirlendiği, bu saptamaların, proje alanının kültür varlığı açısından yeterli inceleme yapılmadan ÇED Olumlu kararının verildiğinin ortaya koymakta olduğu tespitlerinde bulunulduğu, ancak bu hususa ilişkin Nihai ÇED Raporunun 153-154 ve 155 sayfaları incelendiğinde, alanın arkeolojik durumuna ilişkin değerlendirmelerin yapıldığı, kurum görüşleri dikkate alınarak, 1. Derece Arkeolojik Sit sınırları içinde bulunan tescilli su kuyuları ve antik yolun proje alanı dışına çıkarıldığı, bu alanlar içerisinde herhangi bir fiziki ve inşai uygulamaya gidilmeyeceğinin, eğer uygulama yapılmak istenirse Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğüne başvurulacağının taahhüt edildiği görülmektedir. Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporlarındaki tespitler, Nihai ÇED Raporundaki ilgili bölümler birlikte değerlendirildiğinde; karara esas alınan bilirkişi heyeti raporundaki ziraat mühendisliği, arkeoloji, ornitoloji ve flora yönünden yapılan tespitlerin, davaya konu karara dayanak Nihai ÇED Raporunu kusurlandırmayacağı sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan; davaya konu projenin RES Yardımcı Kaynak GES Projesi olması sebebiyle tarımsal getiri faktörü ile davaya konu projenin yoğun enerji ihtiyacı bakımından sağlayacağı katkıdan kaynaklanan kamu yararı da karşılıklı olarak değerlendirildiğinde; ülke ekonomisi için son derece önemli bir yer tutan enerji ihtiyacını karşılamaya yönelik bir faaliyet olan davaya konu projenin hayata geçirilmesinde üstün kamu yararı bulunduğu, projenin mevcut bir enerji tesisine Yardımcı Kaynak Projesi olması da göz önünde bulundurulduğunda, yer seçiminin uygun olduğu, Nihai ÇED Raporunda yapılan tespitlerin ve taahhüt edilen önlemlerin yeterli olduğu, projenin çevreye olan olumsuz etkilerinin kabul edilebilir seviyelerde olduğu sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır. Bu durumda; dava konusu RES Yardımcı Kaynak GES Projesi'ne ilişkin ÇED Olumlu kararında, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığından, dava konusu işlemin iptali yolunda verilen temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz istemlerinin kabulüne, 2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin temyize konu ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca DAVANIN REDDİNE, 3.Aşağıda ayrıntısı gösterilen ...TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına, 4.Davalı tarafından yapılan ...TL yargılama giderinin davacılardan alınarak, davalıya verilmesine, davalı yanında müdahil tarafından yapılan ...-TL yargılama giderinin davacılardan alınarak, davalı yanında müdahile verilmesine, 5.Adalet Bakanlığı'nın ilgili tertibinden alınan ...-TL keşif ve bilirkişi ücretinin davacılardan tahsiline, 6.Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen...-TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine, 7.Posta gideri avansından varsa artan tutarın, kararın kesinleşmesinden sonra istemleri halinde taraflara ve davalı yanında müdahile iadesine, Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı tarafından yatırılan gider avansından varsa artan kısmın Adalet Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı'na iadesine, 8.Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 9.2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A-2-(i) maddesi uyarınca, kesin olarak, 31/10/2024 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY (X): Temyize konu edilen İdare Mahkemesi kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde belirtilen bozma nedenleri bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanması gerektiği oyu ile çoğunluk kararına katılmıyorum. KARŞI OY (XX): Dosyanın incelenmesinden; ÇED Raporunda proje için fıstık ağacı kesimi yapılmayacağının belirtildiği, ayrıca karara esas alınan bilirkişi heyeti raporunda Çevre Mühendisi tarafından toz sınır değerlerinin aşılmadığı tespitlerinde bulunulduğu, ancak karara esas alınan bilirkişi raporundaki Ziraat Mühendisinin tespitlerinde ise, bölgede menengiç ağaçlarına antep fıstığı aşılandığı, katma değeri yüksek olduğu, projenin tarımsal üretime baskı yapacağı değerlendirmesinde bulunulduğu anlaşılmakla birlikte, projenin fıstık ağaçlarının vegatatif ve generatif gelişmesine ne şekilde mani olacağının, yine bu konuda ÇED Raporunda belirtilen tedbirlerin yeterli olup olmayacağının teknik olarak değerlendirmesinin yapılmadığı anlaşılmaktadır. Diğer yandan; flora uzmanı tarafından alanın orman potansiyeli olduğu belirtilmekle birlikte, bu belirlemenin alana özgü hangi bilimsel kriterler göz önüne alınarak yapıldığının, iklim şartları, bitki örtüsü ve varsa benzer alanlardaki orman özelliği kazanmış emsallere de yer verilmek suretiyle, yeterli şekilde açıklanmadığı, ornitoloji/fauna yönünden bilirkişi raporunda memeli, amfibiler ve kuşlar için hangi dönemlerde izleme yapıldığının belirtilmemiş olduğu belirtilmekle birlikte, projenin yardımcı kaynak projesi olması sebebiyle, alana ilişkin önceki tespitlerden yararlanarak hazırlandığı anlaşılan ÇED Raporundaki belirlemelerin alanı temsil edip etmediğinin ayrıntılı tür tespitleri ile değerlendirilmediği, ayrıca bu hususta projenin doğal yaşam koridorlarına izin verecek şekilde revize edildiği konusundaki savunmalar da dikkate alınarak, ÇED Raporunda belirtilen tedbirlerin niçin yetersiz kalacağının teknik olarak irdelenmediği, arkeolog bilirkişi tarafından proje alanında tescillenmemiş korunması gerekli kültür varlığı tespit edildiği belirtilmekle birlikte, bu hususta kurum görüşü doğrultusunda alındığı savunulan ÇED Raporunda yer alan taahhüt ve tedbirlerin yeterli olup olmayacağının belirlemesinin yapılmadığı anlaşılmaktadır. Davada, yukarıda belirtilen eksiklikleri içerir bilirkişi heyeti raporunun hükme esas alınması hukuken mümkün olmadığından, söz konusu eksikliklerin mevcut bilirkişi heyetinden alınacak bir ek rapor ile giderilmesi sonrasında uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile verilen kararda hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Bu durumda; temyize konu kararın yukarıda belirtilen gerekçeler ile bozulması gerektiği oyu ile çoğunluk kararına katılmıyorum.