Başvuru, Tüketici Sorunları İl Hakem Heyeti kararının iptali talebiyle açılan davada yargılamanın duruşma yapılarak sözlü beyanda bulunma hakkı tanınmadan sonuçlandırılması nedeniyle aleni yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, Tüketici Sorunları İl Hakem Heyeti kararının iptali talebiyle açılan davada yargılamanın duruşma yapılarak sözlü beyanda bulunma hakkı tanınmadan sonuçlandırılması nedeniyle aleni yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 24/11/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu; T.G. Bankası A.Ş. (Banka) tarafından verilen kredi kartını kullanmaktayken kendisinden 2013 yılına ait kart aidat bedeli olarak 586,71 TL tahsil edilmiş, paranın iadesi için Kütahya Tüketici Sorunları İl Hakem Heyetine (Hakem Heyeti) başvurmuştur. Hakem Heyeti 13/1/2014 tarihli kararında 23/2/1995 tarihli ve 4077 sayılı mülga Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un maddesinde satıcının tüketici ile müzakere etmeden tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kurallarına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşullarının haksız şart niteliğinde olduğunun belirtildiğini, aynı maddede sözleşme hükümlerinin en az on iki punto ve koyu siyah harflerle düzenlenmesi gerektiğinin belirtildiğini, Kanun'a uygun olarak düzenlenmeyen sözleşme nedeniyle tüketiciden kart ücreti adı altında bir meblağın istenemeyeceğini belirterek başvurucunun talebini kabul etmiştir. Banka, Hakem Heyeti kararının iptali için Kütahya Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) nezdinde itirazda bulunmuştur. Mahkemenin 30/1/2014 tarihli duruşmaya hazırlık tensip tutanağı gereği dava dilekçesi ve ekleri 14/2/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Mahkemenin 3/3/2014 tarihli ön inceleme tensip tutanağında dosyanın 18/6/2014 tarihinde ele alınmasına karar verilmiş, 18/6/2014 tarihli ön inceleme duruşmasında ise tebligatın usulsüz olduğu belirtilerek dilekçeler aşamasının tamamlanması için cevap ve delillerini bildirmek üzere başvurucuya süre verilmiş, başvurucuya 4/7/2014 tarihinde bununla ilgili tebligatta bulunulmuştur. Mahkeme 18/6/2014 tarihli duruşmada dilekçeler aşaması tamamlandıktan sonra duruşma açılıp açılmayacağı hususunun değerlendirilmesine karar vermiş, başvurucu 18/7/2014 tarihli cevap dilekçesini dosyaya sunmuş, 28/8/2014 tarihli kesin nitelikteki kararla Bankanın itirazını kabul etmiştir. Mahkeme gerekçesinde; uyuşmazlığın davalıdan tahsil edilen kredi kartı aidat bedellerinin tüketici olan davalıya iade edilip edilmeyeceği noktasından kaynaklandığı, Yargıtay Hukuk Dairesinin son içtihatları ile kredi kartlarından üyelik aidat bedeli alınmasının uygun olduğunun karara bağlandığı, Yargıtay Hukuk Dairesinin 5/4/2011, 22/3/2011 ve 16/2/2012 tarihli kararlarında da açıklandığı üzere kart hamili davalının, davacı Bankaya ait kredi kartını kullanması nedeniyle Banka tarafından bildirilen ücreti sözleşmede hüküm olsun ya da olmasın ödemekle yükümlü olduğu, bir başka deyişle davacı Bankanın üyelik ücreti ödenmeden kart verme yükümlülüğünde olmayıp sözleşmede buna dair kararlaştırmanın haksız şart niteliğinde olduğunun değerlendirilmeyeceği, taraflar arasında mevcut sözleşme hükümlerine göre davacı Bankanın davalıdan üyelik ücreti istemesinin davalı tüketici tarafından kabul edilmemesi nedeniyle sözleşme özgürlüğü çerçevesinde aralarındaki sözleşmeyi feshetmesi ve kredi kartını kullanıma kapatmasına engel bir hüküm bulunmadığı, 23/2/2006 tarihli ve 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu uyarınca kredi kartı üyelik bedelinin davalıya bildirildiği ve davalının bu bedele itirazda bulunmayarak bu hususu kabul etmiş sayılacağı, son Yargıtay kararlarına göre Kütahya İl Tüketici Hakem Heyetinin vermiş olduğu kararın usul ve yasaya, yerleşik uygulamalara aykırı bulunduğu, bu nedenle Hakem Heyeti kararının iptal edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Karar 6/11/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, 24/11/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. A. Ulusal Hukuk 5464 sayılı Kanun’un maddesinin ikinci fıkrası şöyledir: "Kredi kartı ile yapılan işlemlere, son ödeme tarihinden itibaren on gün içinde, kart çıkaran kuruluşa başvurmak suretiyle itiraz edilebilir. Kredi kartı hamili, yapacağı başvuruda, hesap özetinin hangi unsurlarına itiraz ettiğini gerekçesiyle belirtmek zorundadır. Süresi içerisinde itiraz edilmeyen hesap özeti kesinleşir. Hesap özetinin kesinleşmesi genel hükümlere göre dava hakkını ortadan kaldırmaz." 5464 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Kart çıkaran kuruluşlar ile kart hamilleri arasındaki ilişkiler, bu Kanun ve ilgili diğer mevzuat çerçevesinde en az oniki punto ve koyu siyah harflerle hazırlanacak yazılı sözleşme ile düzenlenir. Sözleşmenin bir örneği, kart hamiline ve varsa kefile verilir. Sözleşme hükümleri ve kartın kullanımı hakkında kart hamiline ayrıntılı bilgi verilmesi zorunludur. ...Kart hamilinin yaptığı işlemler nedeniyle, sözleşmede yer almayan faiz, komisyon veya masraf gibi adlar altında hiçbir şekil ve surette ödeme talep edilemez ve kart hamilinin hesabından kesinti yapılamaz. Sözleşmede kart hamilinin haklarını zedeleyici ve kart çıkaran kuruluş lehine tek taraflı haksız şartlar sağlayan hükümlere yer verilemez." 5464 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Sözleşmede yapılacak değişiklikler kart hamiline bildirilir. Bu değişiklikler bildirimin yapıldığı döneme ilişkin son ödeme tarihinden itibaren hüküm ifade eder. Bildirimin ait olduğu döneme ilişkin son ödeme tarihinden sonra kartın kullanılmaya devam olunması halinde, sözleşmede meydana gelen değişikliklerin kabul edildiği addolunur..." 10/3/2007 tarihli ve 26458 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Banka Kartları ve Kredi Kartları Hakkında Yönetmelik'in maddesi şöyledir:"(1) Kredi kartı sözleşmelerinde yapılacak değişiklikler kart hamiline hesap özeti ile bildirilir. Bu değişiklikler bildirimin yapıldığı döneme ilişkin son ödeme tarihinden itibaren hüküm ifade eder. Bildirimin ait olduğu döneme ilişkin son ödeme tarihinden sonra kartın kullanılmaya devam olunması halinde, sözleşmede meydana gelen değişikliklerin kabul edildiği addolunur. Faiz oranlarının artırılması durumunda ise bu değişikliğin hüküm ifade edebilmesi için otuz gün önceden kart hamiline bildirilmesi zorunludur. Değişiklikler, hesap özetinde en az oniki punto harfler kullanılarak belirtilir. Kart hamili faiz artırımına ilişkin bildirim tarihinden itibaren en geç altmış gün içinde tüm borcunu ödeyip kredi kartını kullanmaya son verdiği takdirde faiz artışından etkilenmez. (2) Kart hamili, talep etmek suretiyle kartı iptal ettirmek ve sözleşmeyi feshetmek hakkına sahiptir. Kartın iptal edilmesine ve sözleşmenin feshine ilişkin kart hamilince yapılan talebin en geç yedi gün içinde kart çıkaran kuruluşça yerine getirilmesi zorunludur. (Ek cümle:17/12/2010-27788) Şubeler kanalıyla yapılan kart iptaline ilişkin taleplerde, bu talebin hangi tarihte alındığına dair şube yetkililerince imzalanmış bir belgenin veya doldurulan iptal talep formunun bir örneğinin kart hamiline verilmesi zorunludur" 7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un maddesinin ilgili kısımları şöyledir: "(3)Taraflar, tüketici hakem heyetinin kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebilir......(4)İtiraz olunan kararın, esas yönünden kanuna uygun olup da, kanunun olaya uygulanmasında hata edilmiş olmasından dolayı itirazın kabul edilmesi gerektiği veya kanuna uymayan husus hakkında yeniden yargılamayı gerektirmediği takdirde tüketici mahkemesi evrak üzerinde, kararı değiştirerek veya düzelterek onama kararı verebilir. Tarafların kimliklerine, ticari unvanlarına ait yanlışlıklarla, yazı, hesap veya diğer açık ifade yanlışlıkları hakkında da bu hüküm uygulanır. Karar, usule ve kanuna uygun olup da gösterilen gerekçe doğru bulunmazsa, gerekçe değiştirilerek veya düzeltilerek onanır." 6502 sayılı Kanun'un maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:"(4) Tüketici mahkemelerinde görülecek davalar 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Altıncı Kısım hükümlerine göre yürütülür." 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun maddesinin ilgili kısımları şöyledir:"(1)Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir.(2)Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“Herkes davasının medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde, görülmesini isteme hakkına sahiptir...” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) duruşmalı yargılanma hakkı ile ilgili yaptığı tespitlerde; Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasında kamuya açık duruşma hakkının sözlü yargılama hakkını içerdiğini, yargılamada duruşma yapma yükümlülüğünün mutlak olmadığını, ilgili tarafın bu hakkından feragat etmesi veya kamu yararının gerektirdiği durumlarda duruşma yapılmayabileceğini (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Elo/Finlandiya, B.No: 30742/02, 26/9/2006, § 34; Lundevall/İsveç, B.No: 38629/97, 12/11/2002, § 34), ilk derece mahkemesi önündeki davalarda esasen bir duruşma hakkının var olduğunu ancak ikinci ve üçüncü derecedeki yargılamalarda duruşma yapılmamasının ilk derece yargılamasında duruşma yapılması koşuluyla haklı görülebileceğini, duruşma yapılmamasını haklı kılan istisnai koşullar olmadığı sürece Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasının en azından ilk derece mahkemesi huzurundaki davalarda bir kez duruşma yapılması hakkını sağlayacağını belirtmiştir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Döry/İsveç, B.No:28394/95, 12/11/2002, § 39; Salomonsson/İsveç, B.No: 38978/97, 12/11/2002, § 39). AİHM, bir yargılamada duruşma yapılmamasını haklı kılabilecek istisnai nedenleri tespit ederken ulusal mahkemeler önündeki davanın niteliğinin gözönüne alınması gerektiğini belirtmiştir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Miller/İsveç, B.No: 55853/00, 8/2/2005, § 29; Elo/Finlandiya, § 29). Bu bağlamda davanın yazılı beyan ve belgelere dayalı olarak çözülebilecek nitelikte olması, başka bir deyişle dosya üzerinden çözülemeyecek herhangi bir maddi ya da hukuki uyuşmazlığın bulunmaması ya da uyuşmazlığın sınırlı konular içermesi veya karmaşık olmaması durumlarında duruşmanın gerekli olmayabileceğini belirtmiştir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Jussila/Finlandiya, B.No: 73053/01, 23/11/2006, § 29; Salomosson/İsveç, § 34; Allan Jacopsson/İsveç (no:2), B.No:16970/90, 19/1998, § 49; Varela Assalino/Portekiz (k.k.), B. No: 64336/01, 25/42002). Yine AİHM kararlarında, başvurucunun iddiasının davanın çözümü için sözlü bir duruşmaya ihtiyaç duyacak nitelikte bir olgu içeriyorsa veya kişisel durumunu duruşmada açıklama hakkı verilmesi davanın çözümüne, adaletin doğru tecelli etmesine etki edeceği anlaşılıyorsa duruşma yapılmasının gerekli olduğu belirtilmiştir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Miller/İsveç, §§ 34,35; Apaydın/Türkiye, B.No: 502/03, 12/2/2008, § 37; Fredin/İsveç (no:2), B.No: 18928/91, 23/2/1994,§ 22). Schuler-Zgraggen/İsviçre (B. No: 14518/89, 24/6/1993, § 58) davasında başvurucu sosyal güvenlik hakkından yararlandırılmaması nedeniyle açtığı davada, Federal Sigorta Mahkemesinin duruşma yapmaksızın yargılamayı sonuçlandırdığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. AİHM, bu tür davalarda yargılamaların genellikle duruşmasız yapıldığını, davanın teknik nitelikte ve yazılı belgelere göre yürütülebildiğini ve çözümünün tıbbi delillere dayandığını belirterek duruşma yapılmamasının adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmayacağını belirtmiştir. Göç/Türkiye ( [BD]B.No: 36590/97, 11/72002, § 51)davasında başvurucu bir ceza soruşturması kapsamında Cumhuriyet savcılığı tarafından gözaltına alınmış, iki gün sonra serbest bırakılmıştır. Savcılık bir süre sonra takipsizlik kararı vermiştir. Başvurucu haksız yere gözaltına alındığını belirterek devlet aleyhine Ağır Ceza Mahkemesine tazminat davası açmıştır. Mahkeme üyelerden birini naip hâkim olarak atamış; naip hâkim, başvurucu ile ilgili kişisel bilgileri toplayarak raporunu Mahkemeye sunmuştur. Mahkeme duruşma yapmadan başvurucu lehine tazminata hükmetmiştir. Karar, Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir. Başvurucu; yargılamanın hiçbir aşamasında duruşma yapılmadığını, dava ile ilgili beyanlarını sözlü olarak açıklama fırsatının verilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. AİHM somut davanın her ne kadar yargılama ceza mahkemesince yürütülüyor ise de niteliği itibarıyla hukuk davası olduğunu belirterek yukarıda açıklanan ilkeleri tekrarlamış, başvuruyu özellikle İlk Derece Mahkemesi önündeki yargılama açısından sözlü duruşma yapılmamasını haklı kılabilecek istisnai koşulların bulunup bulunmadığı hususu ile ilgili olarak incelemiştir. AİHM, başvuru konusu davada tazminat miktarının belirlenmesinde başvurucunun yaşadığı olay nedeniyle çektiği sıkıntı, endişe ve manevi zararlarını sözlü olarak Mahkemeye ifade etmesi hususunda fırsat tanınması gerektiğini, uyuşmazlığın teknik nitelikte olmadığı ve yalnızca dava dosyasındaki yazılı belgelere dayanılarak soruçlandırılamayacağını belirterek adilyargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna uluşmıştır. Speil/Avusturya ( (k.k.) B. No: 42057/98, 5/9/2002) davasında, kendi mülkünde içki fabrikası işleten başvurucunun fabrikaya ait atık su sisteminin şehir kanalizasyonuna bağlanmasına ilişkin idari işlemin iptali talebiyle açtığı davada, duruşma yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddia edilmiştir. AİHM, ilke olarak somut davadaki gibi durumlarda başvurucunun idare mahkemesi nezdinde duruşma hakkının olduğunu ancak yalnızca hukuki veya teknik konularla ilgili olan davalarda sözlü duruşma yapılmaması durumunda bile Sözleşme'nin maddesinin gerekliliklerinin yerine getirilebileceğini, idare mahkemesinin başvurucunun davasının esasını inceleyen ilk ve tek mahkeme olduğunu ve başvurucunun yargılama sırasında duruşma yapılmasını açıkca talep ettiğini ancak olguların tartışılmadığı ve karmaşık nitelikte olmayan uyuşmazlıklarda sözlü duruşmaya gerek olmayabileceğini başvuru konusu davanın bu özellikte olduğunu belirterek başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.