8. Hukuk Dairesi 2023/4698 E. , 2024/1391 K. MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki uygulama kadastrosuna itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilm…
**8. Hukuk Dairesi 2023/4698 E. , 2024/1391 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki uygulama kadastrosuna itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Uygulama kadastrosu sırasında, .... Köyü çalışma alanında ve tapuda davacı adına kayıtlı bulunan eski 195 parsel ... 2500 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 101 ada 204 parsel numarasıyla 1.782,67 metrekare yüzölçümlü olarak; davalı gerçek kişiler adına kayıtlı bulunan eski 185 parsel ... 8750 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 101 ada 200 parsel numarasıyla 9.627,26 metrekare yüzölçümlü olarak ve eski 194 parsel ... 5750 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz ise, 101 ada 205 parsel numarasıyla 5.555,06 metrekare yüzölçümlü olarak tespit ve tescil edilmiştir. Davacı ... vekili dava dilekçesinde; uygulama kadastrosu ile müvekkili olan davacıya ait Şahinbey ilçesi Durantaş Köyü eski 195 yeni 101 ada 204 parsel ... taşınmazın yüzölçümünün eksildiğini, davalılara ait komşu taşınmazların yüzölçümünün ise arttırıldığını ileri sürerek, taşınmazın eski yüzölçümü ile tapuya tescili talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; " 25.04.2022 tarihli bilirkişi raporuna göre dava konusu taşınmazın sınırlarında herhangi bir değişiklik olmadığının, azalmanın planimetre hesap yöntemi ile hesap şeklinden kaynaklandığının, davalıların taşınmazlarındaki artışın davacıya ait taşınmazdan kaynaklanmadığının, davacının taşınmazının sınırlarının aynı olduğunun ve davacının taşınmazından davalılara ait taşınmazlara herhangi bir kayma olmadığının anlaşıldığı " gerekçesiyle, davacının ispatlanamayan davasının esastan reddine, davalı Hazine aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından istinaf edilmekle, Bölge Adliye Mahkemesince, " tüm dosya kapsamı, yapılan keşif, alınan bilirkişi raporları ve beyanlara göre, davacı taraf, yörede yapılan uygulama kadastro çalışmasında, davacının tapuda malik olduğu eski 195 yeni 101 ada 204 parsel ... taşınmazın yüz ölçümünün 2.500 m2'den 1.782,62 m2'ye düşürüldüğü, eksilen alanın davalılara ait 101 ada 200 ve 205 parsel ... taşınmazlara kaydırıldığı iddiası ile yapılan tespitin iptalini talep ettiği, davalı Hazine vekili ile ... vekilinin davanın reddini savundukları, taşınmazların bulunduğu yerdeki, tesis kadastro çalışmasının 1968 tarihinde, mevzi koordinat sisteminde, takeometri ölçü yöntemi ile 1/2000 ölçekli, yatay açı ve mesafe ölçüleri kullanımı ile astralon pafta üzerine çizilerek yapıldığının tespit edildiği, uygulamaya göre, davacı adına kayıtlı 101 ada 204 parselin davalılara ait 205 parsel ile arasındaki sınır bakımından tesis kadastro paftası ile uygulama kadastro paftasının çakıştığı, 200 parsel ile olan sınır bakımından ise çakışmadığı, tesis kadastro tarihine en yakın 1975 tarih ve diğer hava fotoğrafları ile incelenen memleket haritasına göre davacı adına kayıtlı taşınmazın sınırının uygulama kadastrosu gibi olduğu, tesis paftasına göre 200 parsel içerisinde kalan alanın zaten 200 parsele dahil olduğu, yapılan uygulama kadastrosuna göre davacı adına kayıtlı taşınmazda miktar azalması meydana gelmiş ise de uygulama kadastro çalışmasında taşınmazın kullanım durumu ve belgelerine göre tespit yapıldığı, 155.74 m2 miktar azalışının hesap hatasından kaynaklandığının, geriye kalan miktar azalışının ise ölçü hatasından ileri geldiğinin belirlendiği, sonuç olarak dava konusu taşınmaz bakımından yapılan uygulama kadastrosunun yasa ve yönetmeliğe uygun yapıldığı, bu nedenle yerel mahkeme ret kararının usul ve esas bakımından hukuka uygun olduğunun, istinaf itirazlarının yerinde olmadığının anlaşıldığı " gerekçesiyle, istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 inci maddesine göre esastan reddine karar verilmiş ve iş bu karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince ve Bölge Adliye Mahkemesince, teknik bilirkişi raporuna göre, uygulama kadastrosunun usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç, davalılara ait eski 185 parsel (yeni 101 ada 200 parsel) ... taşınmaz yönünden dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Şöyle ki; Hükme esas alınan raporda, " Şekil-1'de görüleceği üzere tesis ile güncelleme kadastrosun kadastro paftalarındaki sınırlar çakıştırılmıştır. Davalıya ait olan 101 ada 204 (eski 195) parselin doğusunda bulunan 101 ada 200 (eski 185) ve kuzeyinde bulunan 101 ada 203 (eski 193) nolu taşınmazlar ile olan sınırının değiştiği görülmektedir. Diğer taraftan taşınmazın batı ve güney sınırının tesis kadastrosu sırasında ölçülen şekli ile aynı olduğu görülmektedir. Şekil-2' de 1975 tarihli hava fotoğrafında görüleceği üzere değişen sınırın, tesis kadastrosu sınırına uymadığı, güncelleme kadastrosu sınırına uyduğu, şekil-3'deki sınırlandırma krokisinde görüleceği üzere sabit sınır niteliğinde alındığı belirlenmiştir. Hava fotoğrafındaki bu sınırın kuru dere niteliğinde olduğundan değişmeyeceği, bilirkişi raporundaki fotoğraflarda da görüldüğü gibi kuru derenin halen mevcut olduğu ve değişmediği değerlendirilmektedir. " yönünde açıklamalara verilmiştir. Ne var ki; İlk Derece Mahkemesince, mahallinde yapılan 29.11.2020 tarihli keşifte tutanağa geçirilen mahkeme gözlemine göre, davacıya ait 101 ada 204 (eski 195) parsel ... taşınmazın doğu sınırında 101 ada 200 (eski 185) parselin bulunduğunun belirtildiği anlaşılmakta olup, bu sınırda her hangi bir kuru derenin mevcudiyetinin söz edilmemiştir. Ayrıca aynı tarihli keşifte dinlenen mahalli bilirkişiler de, davacıya ait 101 ada 204 (eski 195) parsel ... taşınmaz ile doğusunda bulunan davalılara ait 101 ada 200 (eski 185) parsel arasında zeminde bir kuru derenin bulunduğundan bahsetmemişler, davacıya ait 101 ada 204 (eski 195) parsel ... taşınmazın doğu sınırında kayısı ağaçlarının bulunduğunu belirtmişlerdir. Bu durum karşısında, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, " Hava fotoğrafındaki (rapor içeriğinden 1975 yılına ait hava fotoğrafı olduğu anlaşılmaktadır) bu sınırın kuru dere niteliğinde olduğundan değişmeyeceği, bilirkişi raporundaki fotoğraflarda da görüldüğü gibi kuru derenin halen mevcut olduğu ve değişmediği değerlendirilmektedir. " denilerek, varsayımsal bir değerlendirmeyle bu sınırın sabit sınır olarak kabul edilmesi doğru görülmemiştir. Öte yandan, Kadastro Sırasında veya Sonrasında Yapılan İşlemlerle Geometrik Durumları Kesinleşmiş Olan Taşınmazlarda Ölçü, Sınırlandırma, Tersimat ve Hesaplamalardan Doğan Hataların Düzeltilmesine İlişkin Yönetmeliğin, " Sınırlandırma Hataları " başlıklı kısımda yer alan 8. Maddesinin 1. Fıkrasının 2 nolu bendinde, " Sınırlandırmadan kaynaklanan bir hata bulunup bulunmadığı; tescilli belgeleri, varsa tespit tarihinden önce üretilmiş hava fotoğrafı, fotogrametrik harita gibi haritalar, ile yararlanılabilecek diğer bilgi ve belgeler üzerinde zeminde ve büroda gerekli inceleme ve araştırmalar yapılmak suretiyle belirlenir. " hükmüne; 3 nolu bendine ise, " Gerektiğinde kadastrodan sonra sınır değişikliği olup olmadığı hususu geçerli bir belge, muhtar ve mahalli bilirkişi beyanları ile tespit edilir " hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, sınırlandırma hatasının söz konusu olup olmadığının belirlenmesi için, tesis kadastrosu tespit tarihinden önceki tarihli hava fotoğraflarının esas alınması gerekmekte olup, eldeki davada tesis kadastrosu 1969 yılında yapıldığı halde, tesis kadastrosundan (6 yıl) sonraki döneme ilişkin 1975 tarihli hava fotoğrafı esas alınarak inceleme yapılması ve buna istinaden davacıya ait 101 ada 204 parsel ... taşınmazla davalı taraf ait 101 ada 200 parsel ... taşınmaz arasındaki (doğu) sınırda kuru dere bulunduğu ve bu derenin halen mevcut olup değişmediği gerekçesiyle, bu iki taşınmaz arasındaki sınırın "sabit sınır" olarak kabul edilmesi de isabetli olmamıştır. Ayrıca; dosya kapsamı incelendiğinde, taşınmazların tesis kadastrosunun 1969 yılında yapıldığı, tesis kadastrosu tarihinden öncesine ait hava fotoğrafı bulunmadığı ve tesis paftasında ve tesis kadastrosu paftasının oluşturulmasında tescilli teknik belge niteliğindeki altlık orjinal ölçü krokisinde, davacıya ait 101 ada 204 (eski 195) parsel ... taşınmaz ile davalılara ait 101 ada 200 (eski 185) parsel ... taşınmaz arasında ortak sınır olduğu ileri sürülen derenin gösterilmediği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, uygulama kadastrosunun amacının mülkiyet ihtilaflarını çözmek olmadığı, uygulama kadastrosu ile eldeki mevcut tesis kadastrosu paftasından hareketle yeni pafta oluşturulacağı, tesis kadastrosu sırasında taraflara ait taşınmazlar arasında sabit kabul edilebilecek her hangi bir sınırın bulunmadığı, tesis kadastrosu tarihinden sonraki (1975) tarihli hava fotoğrafının uygulama kadastrosunun değerlendirilmesinde esas alınamayacağı, buna göre, eldeki davada, tesis kadastrosu sonucu oluşan sınırlardan ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmadığı ve tesis kadastrosu ile oluşan sınırların esas alınması gerektiği gözetilerek, 25.04.2022 tarihli raporda tespit edilen ve tesis kadastrosundan farklı olarak uygulama kadastrosu ile davalılara ait 101 ada 200 parsel ... taşınmaz içinde gösterilen (A) harfli bölüm yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, delillerin yanılgılı değerlendirmesi sonucunda davanın tümden reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 ... HMK'nin 373/1 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA ve İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nin 371 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, İstek halinde peşin harcın temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.