7. Ceza Dairesi 2014/4176 E. , 2014/14230 K. MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : 4733 sayılı kanuna muhalefet HÜKÜM : Sanığın hükümlülüğüne, ertelemeye, müsadereye Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü; Sanık ...'ın kovuşturma aşamasında bildirdiği adresine, Tebligat Kanunu'nun 21.maddesine göre yapılan gıyabi karar tebligatında, komşuya…
**7. Ceza Dairesi 2014/4176 E. , 2014/14230 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : 4733 sayılı kanuna muhalefet HÜKÜM : Sanığın hükümlülüğüne, ertelemeye, müsadereye Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü; Sanık ...'ın kovuşturma aşamasında bildirdiği adresine, Tebligat Kanunu'nun 21.maddesine göre yapılan gıyabi karar tebligatında, komşuya haber verilmediğinden yapılan tebligatın geçerli sayılamayacağı cihetle, sanığın temyiz istemi öğrenme üzerine süresinde olduğu kabul edilerek temyiz isteminin reddine dair Mahkemenin 16/09/2013 gün ve 2013/248-509 esas ve karar sayılı ek kararı kaldırırlarak 18/07/2013 tarihli mahkumiyet hükmüne yönelik yapılan incelemede; Sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının 5237 Sayılı TCK'nun 51.maddesi uyarınca ertelenmesine karar verilmiş bulunmasına göre, 5237 sayılı TCK'nun 53/1.maddesi uyarınca hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak belli hakları kullanmaktan yoksun bırakmaya karar verilirken, anılan yasa maddesinin 3.fıkrasının "Mahkum olduğu hapis cezası ertelenen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi altsoyu üzerindeki, velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz" amir hükmü dikkate alınarak bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi, Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden ve bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nun 322.maddesi uyarınca, hüküm fıkrasından 5237 sayılı TCK'nun 53. maddesine ilişkin bendin çıkarılarak, yerine "Sanığa verilen erteli hapis cezası yönünden; 5237 sayılı TCK'nun 53/1-a, b, c, d, e bentlerinde belirtilen haklarından aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca hapis cezasının İnfazının tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına, sanığın mahkum olduğu hapis cezası ertelendiğinden kendi alt soyu üzerindeki velayet .vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından aynı maddenin 3.fıkrası uyarınca hak yoksunluğuna tabi tutulmasına, ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 03.07.2014 günü oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Suç tarihinde ...Sulh Ceza Mahkemesince verilen 27/02/2013 tarihi ve 2013/156 d.iş sayılı adli ve önleme arama kararına istinaden Emniyetçe yapılan yol kontrol çalışmaları sırasında, sanığın yolcu olarak bulunduğu otobüste yapılan aramada şüpheliye ait kaçak sigaralar ele geçirildiği, şüpheli mahkemedeki savunmasında sigaraları arkadaşlarına götürmek amacıyla satın aldığını ifade etmiştir. Sanığın mahkumiyeti için yeterli ve yasal delil olup olmadığını irdelediğimizde; Sanık tüm aşamalardaki savunmalarında kaçak ve bandrolsüz sigarayı içmek ve arkadaşlarına vermek amacıyla satın aldığını, kaçakçılık yapmak gibi bir kastının olmadığını belirtmiştir. Mahkemece sanığın savunmasına itibar edilmemiş, sigaraların miktarı ve cinsi dikkate alınarak, kaçak sigaraları bu özelliğini bilerek ticari amaçla taşıdığından bahisle mahkumiyetine hükmetmiştir. Sanık savunmasında, eşyayı ticari amaçla taşıdığını kabul etmemiştir. Bu durumda mahkumiyetin asıl kanıtı ele geçen sigaralar ve üzerinde yapılan inceleme sonucu elde edilen diğer bilgilerdir. O halde sigaraların nasıl ele geçirildiğine ve bu işlemin hukuka uygun olup olmadığına bakmak gerekmektedir. Dosyada bir örneği bulunan ...Sulh Ceza Mahkemesi'nce verilen 27/02/2013 tarihli arama kararı incelendiğinde; herhangi bir müessif olayın meydana gelmeden önlenmesi, olası eylemlere anında müdahale edilerek şüpheli şahısların yakalanabilmesini genelinde huzur ve sükun ortamının devam ettirebilmesi amacıyla 01/03/2013 günü saat 08.00'den 08/03/2013 saat 08.00'e kadar ... İl Merkezi polis sorumluluk bölgesinde .... Karayolları üzerinde kişiler, kişilere ait eşyalar ve araçlarda adli ve önleme araması yapılmasına karar verilmiştir. Bu karara istinaden araçta arama yapılmış ve sanığa ait sigaralar ele geçirilmiştir. Olayımız bakımından yasal düzenlemeler açısından incelendiğinde; Anayasamızın; 2.maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. 12. Maddesi, "herkes kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilemez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir" hükmünü taşımaktadır. 13.maddesi ise, "temel hak ve hürriyetler özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlandırılabilir. Bu sınırlamalar Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz" biçimindedir. 20.maddesinde de, özel hayatın gizliliği güvence altına alınmış ve "Milli güvenlik, kamu düzeni ve suç işlemesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden bir veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça yine sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kağıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz" hükümleri mevcuttur. Yine Anayasamızın 38.maddesinin 6.fıkrası da "Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez." hükmünü amirdir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası’nın 206/2-a, 217/2, 230/1 maddeleri fıkraları da hukuka uygun surette elde edilen delillerin kullanılabileceğini, kanuna aykırı elde edilenlerin ise hükme esas alınamayacağı şeklinde açık düzenlemeleri içermektedir. Adli aramaların nasıl yapılacağı 5271 sayılı CMK'nun 116 ve devamı maddelerde düzenlenmiş olup, arama kararı verebilmesi için makul şüphenin bulunması gereklidir. Önleme araması ise Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu’nun 9.maddesi ile Arama Yönetmeliğinin 18 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. PVSK'nun 9.maddesinin 2.fıkrası "arama talep yazısında, arama için makul sebeplerin oluştuğunun gerekçeleri ile birlike gösterilmesi gerekir." hükmünü amirdir. Arama talep yazısı dosyada mevcut değilse de, arama kararına derc olunan talep yazısındaki gerekçeler anlaşıldığı kadarıyla kanundaki ibarelerin tekrarı niteliğinde, genel ve soyut kavramlardan ibaret olup 01/03/2013-08/03/2013 tarihleri arasında 7 gün boyunca sürekli arama yapılmasına izin vermeyi haklı kılar nitelikte makul sebepler gösterilmemiştir. Belirtilen sebepler soyut ve genel olmaları yanında şehirler arası bir yolda 7 gün süre ile adli ve önleme aramasına izin verilmesi, suç işlenmesinin ve tehlikenin önlenmesi amacını aşan ve genel arama boyutuna ulaşan yasaya aykırı bir karar olur ki, böyle bir arama sonucu ulaşılan delillerin yasal nitelikte olduğu kabul edilemez. Arama için makul şüphe ve sebeplerin olduğunu gösteren hiçbir olguya yer verilmeden genel ve soyut ifadelere dayalı ve genel aramaya dönüşen söz konusu arama izni; yukarıda maddeler halinde belirtilen Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu, herkesin vazgeçilemez, dokunulamaz temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunulamayacağı, yalnızca şartları varsa Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmamak kaydıyla kanunla sınırlandırılabileceği, usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça kimsenin üstü, özel kağıtları ve eşyasının aranamayacağı kurallarını boşa çıkaran ve adli aramayı düzenleyen CMK'nun 116.maddesindeki "yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa şüphelinin veya sanığın üstü eşyası, konutu, işyeri ve ona ait diğer yerler aranabilir", önleme aramasını düzenleyen PVSK'nun 9.maddesinin 2.fıkrasındaki "arama talep yazısında arama için makul sebeplerin oluştuğunun gerekçeleri ile birlikte gösterilmesi gerekir." biçimindeki hükümleri bertaraf eden bir karar niteliğine dönüşmüştür. Aramanın genel ifadeler dışında haklı ve makul bir gerekçesi gösterilmemiştir. Belirtilen gerekçeler ile tüm yurt sathında arama izni almak mümkün olur ki, bu da hukuk devleti özelliği ile bağdaşmaz. Suç işleyenlerin bulunup cezalandırılması devletin görevi ise de, yargılama faaliyeti icra edilirken hukuk içinde kalınarak, kişilerin temel hak ve özgürlükleri korunarak, hakların özüne dokunulmaksızın ve yasaya uygun bir biçimde elde edilen delillerin kullanılması suretiyle gerçeğe ulaşılması amaçlanmalıdır. Hakim, aynı zamanda sanığın temel hak ve özgürlüklerin de koruyucusu ve teminatı olmak durumundadır. O halde; ... Sulh Ceza Mahkemesi'nin adli ve önleme aramasına ilişkin olarak verdiği karar hukuka aykırı olup, bu karara istinaden durdurulup aranan araçta ele geçen ve asıl delil niteliğini taşıyan sigaraların miktarına ve çeşidine, kaçak olduğunu gösteren ekspertiz raporuna dayanılamaz. Anayasa'nın 38/6, 5271 sayılı Yasa'mn 206/2-a, 217/2, 230/1.madde ve fıkralarına nazaran hukuka aykırı olarak elde edilen bu delil hükme esas alınamaz. Bütün bu açıklamalardan sonra; Sanığın, kaçak sigaraların bu özelliğini bilerek ticari amaçla satın aldığını gösteren, mahkumiyetini gerektiren delil mevcut değildir. Savunmalarında suçlamayı kabullenmemiştir. Hukuka aykırı bir arama kararına dayanılarak elde edilen sigaralar ve bunların uzak etkisi sonucu elde edilen hiçbir delile dayanarak hüküm kurma olanağı yoktur. Sonuç olarak; Sanığın beraati gerektiği, yerel mahkemece verilen mahkumiyet kararının açıklanan nedenlerle bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.