Başvuru, vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında usul kurallarına aykırı işlemler tesis edilmesi, mahkeme ve Yargıtay kararlarının yetersiz gerekçeye dayanması, temyiz aşamasında duruşma talebi olmasına rağmen bu talebe ilişkin hiçbir değerlendirme yapılmaması, yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması ve mevcut kanuni düzenlemeye rağmen bölge adliye mahkemelerinde istinaf incelemeleri henüz başlamadığı için kanun yolu denetiminde etkin bir hukuki koruma sağlanamaması nedenleriyle adi
Başvuru; vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında usul kurallarına aykırı işlemler tesis edilmesi, mahkeme ve Yargıtay kararlarının yetersiz gerekçeye dayanması, temyiz aşamasında duruşma talebi olmasına rağmen bu talebe ilişkin hiçbir değerlendirme yapılmaması, yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması ve mevcut kanuni düzenlemeye rağmen bölge adliye mahkemelerinde istinaf incelemeleri henüz başlamadığı için kanun yolu denetiminde etkin bir hukuki koruma sağlanamaması nedenleriyle adil yargılanma ve üç dereceli yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 1/11/2013 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 23/2/2015tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 7/5/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 4/6/2015 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu; 26/10/2007 tarihinde Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında, davalılar ile arasında tanzim olunan 1/1/1987 başlangıç 25/12/2000 imza tarihli vekâlet ücret sözleşmesi kapsamında davalıların kök murisi A.N.İ.nin terekesinin davalılar adına intikali ve yine davalılar murisi İ.nin terekesinin tasfiyesi kapsamında işlemler takip ettiğini, ancak 4/9/2007 tarihli azil işlemi ile vekâlet ilişkisinin son bulduğunu, ardından 6/9/2007 tarihinde keşide ettiği ihtarname ile o güne kadar davalılar adına yapmış olduğu işlemler neticesinde almaya hak kazandığı vekâlet ücretlerinin ödenmesine dair müzakere talebinde bulunduğunu ancak talebin yanıtsız bırakıldığını, bu defa murisler A.N.İ. ve İ. terekesinde davalılar adlarına intikal eden ve edecek değerler üzerinden hesaplanacak %15 oranında ödenmesi kararlaştırılan vekâlet ücret alacağı olan 750 TL’nin ödenmesi için 5/10/2007 tarihinde ihtarda bulunduğunu, bu ihtarın da karşılıksız kaldığını belirtmiş; bu nedenle vekâlet sözleşmesinden doğan alacağın tespiti ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 750 TL avukatlık ücretinin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı taraf; başvurucunun iddialarına karşı davanın yerinde olmadığını, yapılan vekâlet sözleşmesinin Avukatlık Ücret Tarifesine uygun olmadığını, bu nedenle aleyhlerine açılan davanın reddedilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Yargılamaya Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2007/966 sıra sayısında başlanmış, 18/7/2008 tarihli celsede davalı tarafın tanığı dinlenmiş, başvurucu ise tanık dinleme işlemine muvafakatının bulunmadığını zapta geçirtmiştir. Aynı celsede Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi, başvurucunun delil listesinde belirttiği ancak eksik olduğu tespit edilen delillerin toplanması yönünde karar vermiştir. Sonraki celse olan 21/10/2008 tarihli celsede ise Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi başvurucunun eksik delilleri konusunda ilgili yerlere müzekkere yazılmasına karar vermiştir. Yargılamanın ilerleyen safhalarında 16/3/2010 tarihli celsede, başvurucunun 21/10/2008 tarihli dilekçesi ile sunduğu dava konusuna yönelik görülen bir adet ödeme makbuzunun dava dosyasına konulmasına, söz konusu makbuz da gözetilerek ek bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiştir. Yargılama boyuncadeliller toplanmış, dava konusu ile ilgili görülen birtakım dava dosyaları incelenmiş, tanık dinlenmiş, bilirkişi raporları ve ek raporlar aldırılmıştır. Bu kapsamda Avukat bilirkişi K.K. tarafından başvurucunun bakiye vekâlet ücreti alacağı bulunduğu yönünde düzenlenen 25/1/2010 tarihli rapor İlk Derece Mahkemesine sunulmuş, tarafların rapora itirazları üzerine aynı bilirkişiden ek rapor alınmasına karar verilmiş,düzenlenen ek raporda da başvurucunun vekâlet ücreti alacağı olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Sunulan ek rapora da taraflarca itirazlarda bulunulması üzerine Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi, 17/6/2010 tarihli oturumda dosyanın yeniden bilirkişiye tevdiine, bilirkişi olarak hukukçu nin belirlenmesine karar vermiştir. Yargılama sürerken Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesinin kapatılması üzerine yargılamaya Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2010/424 sıra sayılı dosyasında devam edilmiştir. Hukukçu bilirkişi tarafından hazırlanan rapor 19/10/2010 tarihinde Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesine sunulmuş; raporda, taraflar arasında imzalanan vekâlet ücreti sözleşmesinin kurulduğu tarihte yürürlükte olan 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 2/5/2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki maddesi ile taraflar arasındaki somut olayların özellikleri dikkate alındığında başvurucunun davalılardan herhangi bir vekâlet ücretialacağı bulunmadığı yönünde tespit yapılmıştır. Başvurucu, sunulan bilirkişi raporuna itiraz ederek bilirkişi raporları arasında karşıtlık ortaya çıktığını belirtmiş; bir hukukçu bilirkişi ve bir hesap bilirkişisi tarafından düzenlenecek yeni bir bilirkişi raporu aldırılması yönünde talepte bulunmuştur. Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi başvurucunun talebi doğrultusunda 7/6/2011 tarihli ara kararı ile dosyanın tekrar bilirkişiye tevdi edilmesine karar vermiş, dava dosyası rapor hazırlanmak üzere hukukçu öğretim üyesi bilirkişi A.A.ya tevdi edilmiştir. Bilirkişi A.A. tarafından hazırlanan rapor 24/10/2011 tarihinde İlk Derece Mahkemesine sunulmuş; raporda, taraflar arasında düzenlenen avukatlık ücret sözleşmesinin maddesinin 1136 sayılı Kanun'un maddesine uygun olmadığı,dolayısıyla söz konusu sözleşmenin geçersiz olduğu, bu bağlamda daha önce hukukçu bilirkişi tarafından düzenlenerek 19/10/2010 tarihinde Mahkemeye sunulan raporun hukuken daha isabetli olduğu belirtilmiştir. Bilirkişi A.A. tarafından düzenlenen raporun sunulmasının ardından Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi, 6/1/2012 tarihli ve E. 2010/424, K.2011/352 sayılı kararı ile "... Dava avukatlık ücret alacağından kaynaklı alacak davası olup tarafların bildirdikleri deliller, yapılan işler ile ilgili dosyalar ve tanıkları dinlenilmiş, dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmış, itiraz üzerine uzman bilirkişi A.A. resen seçilmiş, A.A. vermiş olduğu raporunda, 15/10/2010 tarihli raporun da uygun olduğunu, bu rapora karşı davalıların itirazının olmadığı, davacılar vekili yeniden hesaplama yapılmasını talep etmiş ise de önceki raporların nitelikleri ve olaya uygun oluşları nedeni ile yeniden rapor alınma talebi kabule şayan görülmediğinden ve yukarıda anlatıldığı üzere raporlar ile de davacının ücret alacağının olmadığı bildirilmiş olduğundan..." gerekçesine dayanarak iddia ispat edilememiş olduğundan davanın reddine hükmetmiştir. İlk Derece Mahkemesinin davayı reddetmesi üzerine başvurucu kararı temyiz etmiş, temyiz dilekçesinde incelemenin duruşmalı olarak yapılması talebinde bulunmuştur. Temyiz incelemesi sonunda Yargıtay Hukuk Dairesi, 18/6/2012 tarihli ve E.2012/5459, K.2012/15638 sayılı ilamı ile "... Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA"karar vermiştir. Yargıtay onama ilamı üzerine bu defa başvurucu karar düzeltme talebinde bulunmuş, bu talep de Yargıtay Hukuk Dairesinin 9/7/2013 tarihli ve E.2012/26331, K.2013/19083 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:"... Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre HUMK.nun maddesinde sayılan nedenlerden hiç birine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin REDDİNE, ..." Başvurucu, karar düzeltme talebinin reddedildiğini 11/10/2013 tarihinde öğrendiğini beyan etmiştir. Başvurucu 1/11/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 1136 sayılı Kanun'un"Avukatlık ücreti" kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder. Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir. İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz. Avukatlık asgarî ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir. Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır. " 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun "Senetle ispat zorunluluğu" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. (2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir. " 6100 sayılı Kanun’un “Delil başlangıcı” kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.” 6100 sayılı Kanun'un "Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller"kenar başlıklı maddesi şöyledir: "(1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. " 6100 sayılı Kanun'un geçici maddesi şöyledir: “(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. (2)Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. (3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır. ” 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun maddesi şöyledir: "Mahkeme, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez." 1086 sayılı mülga Kanun'un maddesi şöyledir: "Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri dörtyüzmilyon lirayı geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma (ibra) gibi herhangi bir sebeple dörtyüzmilyon liradan aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz." 1086 sayılı mülga Kanun'un maddesi şöyledir: "288 inci madde uyarınca senetle ıspatı gereken hususlarda yukardaki hükümler hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakatı halinde tanık dinlenebilir. " 1086 sayılı mülga Kanun'un maddesi şöyledir: "Senetle ispatı lazımgelen hususlarda tahriri bir mukaddimei beyyine mevcut olursa şahit istimaı caizdir. Mukaddimei beyyine müddeabihin tamamen sübutuna kafi olmamakla beraber bunun vukuuna delalet eden ve aleyhine ibraz edilmiş olan taraf canibinden verilen evrak ve vesaiktir." 1086 sayılı mülga Kanun'un 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun'un maddesi ile yapılan değişiklikten önceki maddesi şöyledir:"... Alacağın tamamının dava edilmiş olması halinde, hükümde, asıl isteminin kabul edilmeyen bölümü onmilyon lirayı geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur; şu kadar ki karşı tarafça temyiz yoluna başvurulması halinde, düzenleyeceği cevap dilekçesinde temyize ilişkin itirazlarını ileri sürmesi mümkündür. 438 inci maddenin birinci fıkrasındaki ikiyüz milyon liralık duruşma sınırı ile 440 ıncı maddenin üçüncü fıkrasının birinci bendindeki yüzelli milyon liralık karar düzeltme sınırının belirlenmesinde yukarıdaki fıkra hükmü kıyasen uygulanır...." 1086 sayılı mülga Kanun'un 5236 sayılı Kanun'un maddesi ileyapılan değişiklikten önceki maddesi şöyledir: "Yargıtay temyiz incelemesini dosya üzerinde yapar. Ancak tüzelkişiliğin feshine veya genel kurul kararlarının iptaline, evlenmenin butlanına veya feshine, boşanma veya ayrılığa, velayete, nesebe ve kısıtlamaya ilişkin davalarla miktar veya değeri ikiyüzmilyon lirayı aşan alacak ve ayın davalarında taraflardan biri temyiz dilekçesi veya cevap dilekçesinden duruşma yapılmasını istemiş ise, Yargıtayca bir gün belli edilerek taraflara usulen tebligat yapılır. Tebliğ tarihi ile duruşma günü arasında en az onbeş gün bulunması gerekir; taraflar gelmişlerse bu süreye bakılmaz. Tebligat gideri verilmemişse duruşma isteği dikkate alınmaz. ... Duruşma günü belli edilen hallerde Yargıtay, tarafları veya gelen tarafı dinledikten sonra ve taraflardan hiç biri gelmemiş ise dosya üzerinde inceleme yaparak kararını o gün tefhim eder. ..." 1086 sayılı mülga Kanun'un maddesinin (I) numaralı fıkrası şöyledir: " Yargıtay kararlarına karşı tefhim veya tebliğden itibaren 15 gün içinde aşağıdaki sebeplerden dolayı karar düzeltilmesi istenebilir: 1 – Temyiz dilekçesi ve kanuni süresi içinde verilmiş olması şartiyle- karşı tarafın cevap dilekçesinde ileri sürülüp hükme etkisi olan itirazların kısmen veya tamamen cevapsız bırakılmış olması, 2 – Yargıtay kararında birbirine aykırı fıkralar bulunması,3 – Yargıtay incelemesi sırasında hükmün esasını etkileyen belgelerde bir hile veya sahteliğin ortaya çıkması. 4 – Yargıtay kararının usul ve kanuna aykırı bulunması" 1086 sayılı mülga Kanun'un ek maddesi şöyledir: "Görev, kesin hüküm, Yargıtayda duruşma, karar düzeltme ve senetle ispata ilişkin maddelerdeki parasal sınırlar, 1 Ocak 1990 tarihinden itibaren dört katı olarak uygulanır. Bu uygulama nedeniyle görevsizlik kararı verilemez." 1086 sayılı mülga Kanun'un ek maddesi şöyledir: "Görev, kesin hüküm, Yargıtayda duruşma, karar düzeltme, senetle ispata ve sulh mahkemelerindeki taksim davalarında muhakeme usulünün belirlenmesine ilişkin maddelerdeki parasal sınırlar, 1998 tarihinden itibaren iki, 2000 tarihinden itibaren dört katı olarak uygulanır. Bu uygulama nedeniyle mahkemelerce görevsizlik kararı verilemez." 1086 sayılı mülga Kanun'un ek maddesi şöyledir: "Görev, kesin hüküm, istinaf, temyiz, Yargıtayda duruşma, senetle ispata ve sulh mahkemelerindeki taksim davalarında muhakeme usulünün belirlenmesine ilişkin maddelerdeki parasal sınırlar; her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların; o yıl için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların onmilyon lirayı aşmayan kısımları dikkate alınmaz. Bu uygulama nedeniyle mahkemelerce görevsizlik kararı verilemez. Yukarıdaki fıkra uyarınca her takvim yılı başından geçerli olmak üzere uygulanan parasal sınırların artışı, artışın yürürlüğe girdiği tarihten önce ilk derece mahkemelerince nihaî olarak karara bağlanmış davalar ile bölge adliye mahkemesi kararı üzerine yeniden bakılan davalarda ve Yargıtayın bozma kararı üzerine kararı bozulan mahkemece yeniden bakılan davalarda uygulanmaz." 1086 sayılı mülga Kanun'un geçici maddesi şöyledir: "Bölge adliye mahkemelerinin, 2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur." 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer maddesi şöyledir: "...B) Yeniden değerleme oranı, yeniden değerleme yapılacak yılın Ekim ayında (Ekim ayı dahil) bir önceki yılın aynı dönemine göre Devlet İstatistik Enstitüsünün Toptan Eşya Fiyatları Genel Endeksinde meydana gelen ortalama fiyat artış oranıdır. Bu oran Maliye Bakanlığınca Resmî Gazete ile ilân edilir. ..." 17/11/2011 tarihli ve 28115 sayılı ResmiGazete'de yayımlanan 410 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği şöyledir: "Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin (B) fıkrasında “Yeniden değerleme oranı, yeniden değerleme yapılacak yılın Ekim ayında (Ekim ayı dahil) bir önceki yılın aynı dönemine göre Türkiye İstatistik Kurumunun Üretici Fiyatları Genel Endeksinde meydana gelen ortalama fiyat artış oranıdır. Bu oran Maliye Bakanlığınca Resmî Gazete ile ilan edilir.” hükmü yer almaktadır. Bu hüküm uyarınca yeniden değerleme oranı 2011 yılı için % 10,26 (on virgül yirmi altı) olarak tespit edilmiştir. Bu oran, aynı zamanda 2011 yılına ait son geçici vergi dönemi için de uygulanacaktır. ..."