Başvuru, bir internet sitesinde açıklanan dinî değerlere yönelik sözler nedeniyle verilen kovuşturmanın ertelenmesi kararının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, bir internet sitesinde açıklanan dinî değerlere yönelik sözler nedeniyle verilen kovuşturmanın ertelenmesi kararının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 9/1/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1978 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvurucu -kendi beyanına göre- Boğaziçi Uluslararası Mağara Araştırma Derneği ve Mağaracılık Federasyonu Yönetim Kurulu üyesidir. Mağaracılık Federasyonunun (Federasyon) internet sitesinde başvurucunun ismi 2014-2015 yıllarında Federasyonun Yönetim Kurulu üyesi olarak belirtilmektedir. Başvurucu, 29/6/2005 tarihinde www.eksisozluk.com (Ekşi Sözlük) isimli internet sitesinde “Hz. Muhammed” başlıklı yazıya, "speolog" (Rumence'de mağara araştırmacısı, İngilizce'de ise "speleologist") rumuzuyla bir yorum yazmıştır. Ekşi Sözlük internet sitesi 1999 yılında kurulmuş olup üzerinde her türlü kavram ve konu hakkında kayıtları olan yazarların yorumlarını içeren katılımcı sözlük formatında tasarlanmış olan bir ağ sayfasıdır. Kayıtlı kullanıcıların açılan başlıklara yazdıkları yorumlarla oluşturulmuş olan bu sözlükte, yazarların yazmış oldukları yazılar sözlük kuralları dâhilinde kontrol edilir ve bir yazının uygunsuz bulunması durumunda moderatörler tarafından gönüllü sözlük üyelerinin iş birliği ile silinir. Sitede girilen bilgilerin doğru olması, ansiklopedik olması ya da tarafsız olması gibi zorunluluklar bulunmamaktadır. Bazı başlıkların altında tanım cümleleri hâlinde olan ve web forumlarındaki yazılara benzeyen karşılıklı tartışmalar da yer almaktadır. Kişiler belli sayıda yorum yazdıktan sonra onay verilmesi hâlinde siteye yazar olarak kabul edilirler. Başvurucu da bu sitede yazar olarak aşağıdaki yorumu yapmıştır: “"bkz. Mağaracı, Edit: kötülemeden önce bi tıklayıp okuyun yahu, kötü bir sey mi dedik? Nedir bu heyecan, sakin olun canlar, herbiseyi tabulastırmayın hemen, Kendisi benden iyi bir magaracıdır, zira magaracılıkta tecrübe ölçütlerinden biri, magara içinde kalma saatidir, her seyden önce senin benim gibi bir insandır, bu da sanırım kendisinin senelerce anlatmaya çalıştığı bir şeydir, sakalına hırkasına tapanlara duyurulur, bkz. Hira mağarası." Başvurucu, yazdığı yorum içinde “bkz. Mağaracı” şeklinde verilen linke tıklandığında "Mağaracı" başlığıyla açılan sayfaya 24/6/2005 tarihinde aşağıdaki entryyi (girdi/yorum) eklemiştir:"neşeli insanlar su kenarına gitsinler, eğlenmek isteyen insanlar dağlara çıksınlar, erdemli olmak isteyenler ise mağaralara gitsinler. konfüçyus" Yapılan bir şikâyet üzerine açtığı soruşturma sonucunda İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun halkın bir kesiminin benimsediği dinî değerleri alenen aşağılama suçundan cezalandırılması talebiyle 29/7/2013 tarihinde iddianame düzenlemiştir. İddianame, başvurucu dışında aynı sitede yorum yazmış olan birçok süpheliyi de kapsamaktadır. İddianamede başvurucunun ve diğerlerinin yazdığı yazıların ulusal mevuzatta ve uluslararası sözleşmelerde korunan düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde açıklanmış bir eleştiriden ziyade, insan ilişkilerinin gelişmesine yarayan kamusal tartışmaya hiçbir katkıda bulunmayan ve yeryüzünde yaşayan insanların büyük çoğunluğunun mensubu olduğu üç büyük dinin ortak değerleri olan Allah, peygamber, cennet, cehennem, Kuran, İncil gibi kavramlara yönelik hisleri nedensiz yere incitecek şekilde dinî değerleri aşağılamak kastıyla yazıldığı ve yazıların kamu barışını bozmaya elverişli olduğu belirtilmiştir. Başvurucu hakkındaki dava İstanbul (Kapatılan) Anadolu Sulh Ceza Mahkemesinde görülmüştür. Davada aynı internet sitesinde aynı veya farklı başlıklar altında yorum yazan kırk kişi yargılanmıştır. Mahkeme 15/5/2014 tarihinde, başvurucunun internet sitesinde yazdığı yazının tarihinin 31/12/2011 tarihinden önce olması nedeniyle 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun hükümlerine göre başvurucu hakkındaki kovuşturmanın ertelenmesine karar vermiştir. Başvurucunun karara yaptığı itiraz İstanbul Anadolu Asliye Ceza Mahkemesince 16/7/2014 tarihinde reddedilmiştir. Bu karar başvurucuya 10/12/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 9/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" kenar başlıklı maddesinin (3) numaralı fıkrasışöyledir: "(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." 6352 sayılı geçici maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarının ilgili kısmı şöyledir: “(1) 31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaataçıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı;...b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine, ...karar verilir. (2) Hakkında ... kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilen kişinin, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren üç yıl içinde birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlememesi hâlinde, ... düşme kararı verilir. Bu süre zarfında birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlenmesi hâlinde, bu suçtan dolayı kesinleşmiş hükümle cezaya mahkûm olunduğu takdirde, ertelenen ... kovuşturmaya devam olunur.”B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı çerçevesinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin(Sözleşme) maddesi, dinî duygulara saygı gösterilmesi hakkını da koruma altına almaktadır (Otto-Preminger Enstitüsü/Avusturya, B. No: 13470/87, 20/9/1994, § 47). AİHM, Sözleşme ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklere getirilecek sınırlamaların demokratik bir toplum için gereklilik arz edip etmediğini incelerken Sözleşmeci devletlerin belirli bir takdir marjını haiz olduklarını fakat bunun sınırsız olmadığını daha önce pek çok defa belirtmiştir (Wingrove/Birleşik Krallık, B. No: 17419/90, 25/11/1996, § 53). AİHM, dinî kanaatlere yönelik saldırılar bakımından başkalarının haklarının korunması noktasındaki ihtiyaçlarla ilgili bir Avrupa standardının olmadığı tespitini yapmıştır. Bu nedenle devletler ahlak veya din gibi konulardaki samimi kişisel inançlara yönelik saldırılar çerçevesindeki ifade özgürlüğünü düzenleme konusunda daha geniş bir takdir marjına sahiptir. Ancak ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamanın Sözleşme ile uyumu konusunu nihai olarak karara bağlama yetkisi AİHM'indir. AİHM, bu yetkisini davanın koşulları altında müdahalenin demokratik bir toplumda sosyal bir ihtiyaç baskısına karşılık gelip gelmediğini ve izlenen meşru amaçla orantılı olup olmadığını değerlendirmek suretiyle kullanacaktır (Wingrove/Birleşik Krallık, § 58; Otto Preminger Enstitüsü/Avusturya, § 50;Aydın Tatlav/Türkiye, B. No: 50692/99, 2/5/2006, §§ 24, 25). AİHM; ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun vazgeçilmez temel taşlarından, toplumun ilerlemesinin ve bireylerin gelişmesinin temel şartlarından biri olduğunu vurgulamaktadır. Bu bağlamda ifade özgürlüğünün sadece hoşa giden ya da insanları incitmeyen veya önemsenmeyen bilgi ve düşünceler için değil aynı zamanda devlet veya toplumun herhangi bir kesimini inciten, şok eden veya rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu, demokratik toplumun olmazsa olmaz koşullarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve açık görüşlülüğün bunu gerektirdiğini ifade etmektedir (Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49). AİHM'e göre, dinî bir çoğunluğa veya azınlığa mensup olduklarına bakılmaksızın dinî inançlarını gösterme özgürlüğünü kullanmayı seçen kişilerin her türlü eleştiriden muaf tutulmayı beklemeleri makul görülemez. Bu kişiler, dinî inançlarının başkalarınca inkârını ve hatta diğer kişilerce kendi inançlarına hasım olan doktrinlerin propagandasının yapılmasını kabul etmek ve hoş görmek durumundadırlar (Otto-Preminger Enstitüsü/Avusturya, § 47). AİHM'e göre bir devlet meşru olarak başkalarının düşünce, vicdan ve dinlerine saygı ile bağdaşmayan -haber ve fikirlerin iletilmesi de dâhil olmak üzere- bazıtutumların cezalandırılmasını amaçlayan tedbirler alınmasını gerekli görebilir (Otto-Preminger Enstitüsü/Avusturya, § 47). İlke olarak derin saygı duyulan dinî hususlara yönelik yakışıksız saldırıların cezalandırılması gerekli görülebilir (İ.A./Türkiye, B. No: 42571/98, 13/9/2005, § 24). Bununla birlikte AİHM, Sözleşme ile getirilen kısıtlamanın ve yapılan müdahalenin olayların koşulları dikkate alındığında sosyal bir ihtiyacı karşılayıp karşılamadığının ve öngörülen meşru amaçla orantılı olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini ifade etmiştir (Wingrove, § 53). AİHM; somut başvuruya benzer başvurularda ifade özgürlüğü ile düşünce, vicdan ve dinine uygun bir biçimde saygı gösterilmesini isteme hakkı arasında adil bir denge kurulması gerektiğini belirtmektedir (İ.A./Türkiye, § 27; Otto Preminger Enstitüsü/Avusturya, § 55).