Başvuru, alacak davasında usul ve kanuna aykırı karar verilmesi; esaslı iddiaların Mahkeme ve Yargıtay kararlarında cevaplanmaması ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, alacak davasında usul ve kanuna aykırı karar verilmesi; esaslı iddiaların Mahkeme ve Yargıtay kararlarında cevaplanmaması ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 19/11/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Trabzon'da faaliyet gösteren G.. Pazarlama ve Ticaret A.Ş.deki (Şirket) hisselerini 11/9/2002 tarihinde Şirketin diğer ortakları ile üçüncü bir şahsa devretmiştir. Başvurucu 1999 yılından ortaklıktan fiilen ayrıldığı 17/9/2002 tarihine kadarki dönemde Şirkete borç olarak verdiği parayı tahsil edemediğini iddia ederek Şirket aleyhine 14/3/2003 tarihinde Trabzon Asliye Ticaret Mahkemesinde (Mahkeme) alacak davası açmıştır. Mahkeme 16/2/2005 tarihli kararında başvurucunun davalı Şirketin ortağı ve yöneticisiyken varılan mutabakat gereği 17/9/2002 tarihinde davalı Şirketle ilişkisini kestiğini, anlaşma gereğince kişisel alacağı da dâhil olmak üzere tüm haklarının kendisine ödendiğini, bunun dışında herhangi bir alacağının kalmadığını, başka alacağı varsa bunun da belge ile kanıtlanması gerektiğini, yargılamada buna ilişkin herhangi bir kayıt ya da belgenin sunulmadığını, davalı vekilinin 500 Amerikan dolarına ilişkin beyanının genel hesaplama bağlamında bir açıklama niteliğinde olduğunu, ikrar ve kabul anlamına gelmediğini belirterek davayı reddetmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Hukuk Dairesinin 24/4/2006 tarihli kararında davacı ile gerçek kişiler arasında yapılan devir sözleşmesinin ve bu sözleşme uyarınca davacı tarafından tahsil edilen alacağın dava konusu alacakla ilgisinin bulunmadığı, davacı tarafın Şirket defterlerine dayandığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise davacının belgeye dayanmadığı, bu nedenle Şirket defter kayıtlarına itibar edilemeyeceği, Şirket defterlerinin salt başvurucu tarafından tutulduğu belirtilerek itibar edilmemesinin doğru olmadığı, Şirket defterlerinin yönetim kurulunun sorumluluğunda olduğunun gözönüne alınması gerektiği, bu açıdan davacı tarafından ödünç verildiği iddia edilen paraların Şirket yararına sarfedilip edilmediği, Şirket borçlarının karşılanıp karşılanmadığı ya da sarfedilen başka yerler varsa bunların belirlenebilir olup olmadığı ve bu durumların bilançoda görülüp görülmediğinin tespit edilmesi gerektiği ayrıca bilançoda görülüyorsa genel kurulda kabul edilip edilmediği hususların araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden bahisle hüküm bozulmuştur. Karar düzeltme talebi aynı Dairenin 18/1/2007 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Bozma kararına uyan Mahkemece yapılan yargılamada bilirkişi heyetinden ek rapor aldırılmış, Mahkeme 25/7/2007 tarihli kararındabaşvurucunun davalı Şirketin ortağı ve yöneticisiyken varılan mutabakat gereği 17/9/2002 tarihinde davalı Şirketle ilişkisini tamamen kestiğini, anlaşma gereğince kişisel alacağı da dâhil olmak üzere tüm haklarının kendisine ödendiğini, bunun dışında herhangi bir alacağının kalmadığını, başka alacağı varsa bunun da belge ile kanıtlanması gerektiğini, bilirkişi kurulunun ek raporunda belirtilen 354 TL alacağa ilişkin belgelerin yetkili imza taşımayan geçersiz tahsil ve tediye fişinden ibaret olduğunu, alacağın varlığının başkaca delille ispalanamadığını, 500 Amerikan dolarına ilişkin beyanının genel hesaplama bağlamında bir açıklama niteliğinde olduğunu, ikrar ve kabul anlamına gelmediğini belirterek davayı reddetmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Hukuk Dairesinin 2/3/2009 tarihli kararında, Mahkemece bozma ile başvurucu lehine kesinleşen hususların gözetilmesi ve bilirkişi raporuna yapılan itirazın üzerinde yeterince durulması, bozma ilamının gereklerinin tam olarak yerine getirilmesi, denetime elverişli yeni bir bilirkişi kurulu raporu alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bozma ilamı ile çelişen bilirkişi raporuna itibar edilmesi sonucu eksik inceleme ile karar verilmenin usul ve kanuna aykırı olduğu belirtilerek hüküm bozulmuştur. Karar düzeltme talebi aynı Dairenin 10/12/2009 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Bozma ilamına uyan Mahkemece yapılan yargılama sonucu verilen 11/12/2012 tarihli kararda, alacak talebi konusunun başvurucunun haricen davalı Şirkete verdiği borç para olduğunun uyularak kesinleşen Yargıtay kararı ile sabit hâle geldiği, birden fazla bilirkişi heyetinden rapor ve ek rapor aldırıldığı, alınan raporlardan yalnızca hukukçu bilirkişi Y.R., muhasebeci bilirkişiler A. ve A.nin oluşturduğu heyette iki bilirkişinin alacağın mevcut olduğu yönünde görüş bildirdikleri, diğer tüm bilirkişi rapor ve ek raporlarında alacağın bulunmadığının belirtildiği, son olarak alınan heyet raporunda başvurucunun alacağının başvurucunun Şirketteki hisselerini devrettiği dönemle Şirketten fiilen ayrıldığı dönem arasında görünürde bir alacağın meydana geldiği, Şirket defterlerinin başvurucu tarafından tutulduğu, devri de başvurucunun gerçekleştirdiği, Şirket defterlerinin usulüne uygun tutulmadığı, bu hâliyle tacir aleyhine hüküm teşkil edeceği, bu durumun ileri sürülmesinin kötü niyet oluşturacağı, yine başvurucunun Şirket hisselerine karşılık verilen senetlerin tahsiline kadar başvurucunun herhangi bir alacak iddiasında bulunmadığı hususlarının belirtildiği, son bilirkişi raporunun Mahkemece uygun görüldüğü belirtilerek dava reddedilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi 4/3/2014 tarihli kararında, Mahkemece yargılamanın bozma kararına uyularak yapıldığı belirtilerek Mahkemenin gerekçesine atıfta bulunmak suretiyle hükmü onamıştır. Karar düzeltme talebi aynı Dairenin 16/9/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Ret kararı 20/10/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, 19/11/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.