(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/8343 E. , 2008/9394 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 07.08.2003 gününde verilen dilekçe ile gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; subut bulmayan davanın reddine dair verilen 08.10.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilek…
**(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/8343 E. , 2008/9394 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 07.08.2003 gününde verilen dilekçe ile gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; subut bulmayan davanın reddine dair verilen 08.10.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, yüklenicinin temliki işlemine dayalı mülkiyet aktarımı istemi ile açılmış, sözleşmeden kaynaklanan tazminat hakkının saklı kalması talep edilmiştir. Davalı yüklenici şirket, sözleşmeye göre tapunun ancak taşınmazda kat irtifakı kurulduğunda verilebileceğini, açılan davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, üzerine bina yapılması kararlaştırılan 370 ada 259 parselde davalı şirketin payı bulunmadığından söz edilerek dava reddedilmiştir. Hükmü, davalı yüklenici şirket temyiz etmiştir. Düzenlemesi Borçlar Kanununun 355 ve devamı maddelerinde yapılan eser sözleşmelerinin bir türü olan arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesi yükleniciye kişisel hak sağlar. Yüklenici, kişisel hakkını doğrudan arsa sahibine karşı ileri sürebileceği gibi, üçüncü kişiye de temlik edebilir. Burada temlikin konusu, arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesiyle yükleniciye bırakılması gereken ve bir bakıma eserin bedeli olan ve halen arsa sahibi üzerinde bulunan bağımsız bölüm tapusudur. 24.04.2978 tarih ve 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında taşınmazda kat mülkiyeti kurulmamış olsa bile bağımsız bölüme ilişkin arsa payı ile bağlantılı veya bağlantısız olarak yapılan satış vaadi sözleşmesinin geçerli olduğu kabul edildiğinden, davada dayanılan 11.04.1991 tarihli satış vaadi sözleşmesi hüküm ve sonuç meydana getirir. Bundan ayrı, taşınmaz mülkiyetinin henüz arsa sahibi üzerinde bulunması, değişik bir ifadeyle kaydın yükleniciye geçmemiş olması davanın dinlenmesine engel teşkil etmez. Bu yüzden, mahkemenin benimsediğinin aksine, davalı yüklenici ile arsa sahipleri arasında yapılan 03.04.1991 tarihli sözleşmeye göre, arsa sahibinin yükleniciye devrini kabul ettiği arsa payının koşulları bulunmakta ise, yüklenicinin temliki nedenine dayalı olarak üçüncü kişi tarafından dava konusu yapılması olanaklıdır. Davanın, hükümde yazılı gerekçelerle reddi açıklanan nedenle doğru olmamıştır. Ancak; Davada dayanılan 11.04.1991 günlü biçimine uygun düzenlenen satış vaadi sözleşmesinde taşınmaz tapusunun “kat irtifakı yapıldığında verileceği” hükme bağlanmıştır. Gerçekten, Borçlar Kanununun 149.maddesine göre, bir akdin mevzuunu teşkil eden borcun mevcudiyeti meşkuk bir hadisenin tahakkukuna talik edilmiş ise, o akit şarta bağlı akit olur ve akdin ifası ancak şartın tahakkuku halinde istenebilir. Ne var ki, anılan yasanın 154.maddesi hükmünce şartın tahakkukuna iki taraftan biri iyi niyet kaidelerine aykırı olarak mani olmakta ise, o şart tahakkuk etmiş kabul edilir. Mahkemece, yukarıda anılan 24.04.1978 tarih ve 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gözetilmeden ayrıca Borçlar Kanununun 154. maddesi hükmü dikkatten kaçırılarak bu doğrultuda inceleme ve araştırma yapılmaksızın eksik incelemeyle davanın reddi doğru olmamıştır. Kararın, bu sebeplerle bozulması gerekirse de, temyiz edenin sıfatına göre bozma nedeni yapılmamış düşülen yanlışlığı değinilmekle yetinilmiştir. Diğer taraftan, satış vaadi sözleşmesinin ifası davalının subjektif kusurundan kaynaklanan nedenlerle imkansız ise, Borçlar Kanununun 96.maddesi hükmünce tescil borcunun yerini tazminat borcu alacağından, mahkemece “tazminat isteminin saklı tutulmasında “ bir yanılgı yoktur. Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriği ile temyiz edenin sıfatına göre davalının temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, 15.07.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi.