Başvuru, Bugün gazetesinde yer alan bir haber nedeniyle şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkindir.
Başvuru, Bugün gazetesinde yer alan bir haber nedeniyle şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkindir. Başvuru 3/1/2014 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 31/3/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 10/07/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Irak'ın kuzeyindeki PKK kamplarına yaptığı hava operasyonunda hayatını kaybeden, PKK üyesi olduğu iddia edilen Y. H.'nin babasıdır. Başvurucu ve ailesi, oğullarının ölümü nedeniyle 30/10/2011 tarihinde Ankara Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfında bir taziye yemeği vermişlerdir. Aynı gün söz konusu yemeğe ilişkin olarak Bugün gazetesinin manşetinde "CEMEVİNDE ŞOK TÖREN" başlıklıbir haber yayımlanmıştır. Haberin içeriği şöyledir: "Kuzey Irak'taki son hava harekatında öldürülen Madımak katliamının azmettiricisi PKK'lı yönetici Y. H. için Ankara'da tören yapılacak. Alevi aydınların hedefte olduğu Madımak katliamının yanı sıra Dağlıca ile 2007'deki Ankara Anafartalar saldırısının emirlerini veren Y.H. için taziye yemeği verilecek. Yemek töreni, Ankara Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı'nda gerçekleşecek. Yıllar sonra ortaya çıkan görüntüler Halis, Alevi vatandaşların talebiyle yıllar sonra yeniden açılan Madımak dosyasında katliamın organizatörü olarak geçiyor. Ortaya çıkan yeni görüntülerde 4 PKK'lının saldırıda etkin rol oynadığı, emrin ise sözde Sivas sorumlusu H.'nin verdiği belirtiliyor. 35 kişi yanarak ölmüştü Madımak Otelindeki katliamda 33 yazar, ozan, düşünür ve 2 otel çalışanı yanarak ya da dumandan boğularak ölmüştü. Y.H.'nin Ergenekon Terör Örgütü'nün üst düzey yöneticileriyle görüşmeler yaptığı da belirlenmişti." Gazetenin sayfasında yer alan detaylar ise şöyledir: Madımak zanlısına cemevinde taziye Irak'ın kuzeyine yapılan hava harekâtında öldürülen PKK'lı Y.H. için Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı'nda taziye düzenlenecek. Sivas katliamının azmettiricisi olan H., Ankara'daki Anafartalar Çarşısı'na yapılan saldırının emrini de veren isimdi.Madımak katliamının azmettiricisi, Ankara'da Anafartalar Çarşısı'na düzenlenen canlı bomba saldırısının organizatörü PKK'lı Y.H. için bugün Ankara Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı'nda taziye düzenlenecek. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin terör örgütü PKK'nın Irak'ın kuzeyindeki kamplarına yönelik yaptığı hava operasyonunda örgütün silahlı kanadı HPG Askeri Konsey Üyesi A.K. kod adlı Y.H. öldürülmüştü. H.'nin Ankara'da yaşayan ailesi tarafından bugün saat 00'da Çankaya Sokullu Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı'nda taziye yemeği verileceği öğrenildi. KATLİAMIN ORGANİZATÖRÜAlevilerin talebiyle yeniden açılan Madımak katliamı dosyasında Y.H., olayın organizatörü olarak geçiyordu. 2 Temmuz 1993'te yaşanan olayda 37 kişi yaşamını yitirmişti. Olayla ilgili 91 kişi yargılanmış ancak kafalarda asıl faillere ilişkin hep bir soru işareti kalmıştı. Özel Yetkili Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı, 2 yıl süren çok gizli soruşturmasının ardından Madımak olayının yaşandığı alanda 4 PKK'lı tespit etti.SÖZDE SİVAS SORUMLUSUYDUY.H.'ye bağlı 4 kişilik eylem grubunun Madımak Oteli yakılırken olay yerinde olduğu belirlendi. H.'nin o dönemde PKK'nın sözde Sivas sorumlusu olduğu ortaya çıktı. Cumhuriyet savcılığının, dönemin video görüntülerini titizlikle incelemesi ve Türkiye çapında yürütülen 'yüz tanıma' çalışması da bu gerçeği gün yüzüne çıkardı. ALEVİ AYDINLAR HEDEFTEYDİ 2 Temmuz 1993 tarihinde Madımak Oteli'nin yakılması sonucu 33 yazar, ozan, düşünür ile 2 otel çalışanı yanarak ya da dumandan boğularak can verdi. Otel dışında toplanan göstericilerden de 2 kişi olaylar sırasında hayatını kaybetti. ALEVİ-SÜNNİ ÇATIŞMASI İSTİYORDU Madımak dosyasında Y.H. ile ilgili şu çarpıcı ifadeler yer aldı: - Y.H., Sivaslı'ydı ama örgüt içinde Alevi- Sünni çatışması fikrini savundu. Emir verdiği eylemlerin çoğunda bu çatışmayı fitilleyecek stratejiyi güttü. - Madımak olayı sonrası H., PKK içinde Alevi açılımı sorumluluğunu aldı. - H.'nin, Ergenekon sanığı K. ve bazı askerlerle görüştüğüne dair gizli tanık beyanları bulunuyor. - Alevi-Sünni çatışması çıkarmak için öncelikle Alevi ve Sünni kesimin bir arada yaşadığı Hamu Çimen olarak tabir edilen bölgedeki köye eylem yaptırdı, burada Aleviler ile Sünniler'i ayırarak sadece Sünni olanlardan 4 vatandaşı katletti. - Aleviler'in Sünniler'le birlikte devlet tarafında yer almasını engellemek amacıyla, devletin Aleviler'e yönelik baskı yapmasını sağlamak için Alevi köylerinin bulunduğu yerlere yakın askeri hedeflere eylem gerçekleştirdi.- Madımak olaylarının yaşandığı alanda, o dönemde örgütün Sivas sorumlusu olan Y.H.'nin emrindeki Piran kod adlı A.A., Küçük Müslüm kod adlı E.Y., Cudi kod adlı S. K. ve Med kod adlı Ş.nin bulunduğu kameralarca tespit edildi. - Y.H., söz konusu olaylarda toplumu provoke etmek amacıyla dönemin İl Turizm Müdürü S.'ye baskı yaparak A.N.'nin Pir Sultan Abdal etkinliklerinde yer almasını sağladı. Dağlıca baskının planlayıcısıydı 12 Mehmetçik'in şehit düştüğü 21 Ekim 2007'deki Dağlıca baskının planlayıcısı olan Y.H., bu çatışmada kaçırılan 8 askeri DTP'lilere tutanakla teslim eden kişiydi. Y.H., 2007 Mayıs ayında Ulus'taki Anafartalar Çarşısı'nda meydana gelen canlı bomba saldırısını organize etti. Eylem sonrasında eylemle ilgili örgütün silahlı kanadı HPG'nin internet sitesi hpg-online.net adresinde yazdığı "Ankara'nın taşına bak gözlerimin yaşına bak!" başlıklı yazısında; eylemi gerçekleştiren canlı bomba G.A.'nın Alevi olduğunu ima ederek Sivas Koçgiri'de ölen dedelerinin intikamını aldığını savunmuştu." Haberin yayımlandığı gün başvurucunun eski milletvekili ve bakan olan kardeşi tarafından Çankaya Emniyet Müdürlüğüne başvurularak tertiplenen taziye yemeğinin başvuruya konu gazetede provokatif olaylara zemin hazırlayacak şekilde haberleştirildiğinden bahisle yemeğin verileceği yerde gerekli tedbirlerin alınması talebinde bulunulmuştur. Öte yandan başvurucu, söz konusu haberin rencide edici, hedef gösterici ve ayrımcılığa tahrik edici niteliği nedeniyle basın yoluyla kişilik haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek oluşan manevi zararının tahsili talebiyle Bugün gazetesi ve haberi hazırlayan gazeteci aleyhine 25/11/2011 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Mahkeme, 4/10/2012 tarihli ve E.2011/554, K.2012/561 sayılı kararı ile davayı reddetmiştir. Kararın gerekçe kısmı şöyledir: "Basın özgürlüğü, Anayasanın maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının ve maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasındaayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve maddelerinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasızkalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirkenözle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Dava konusu olan haber gerçek bir törene ilişkindir. Haberin verilmesinde kamu yararı bulunmaktadır.Gündeme ilişkin bir haberdir. Haber bir bütün olarak incelendiğinde, davacının kişilik haklarına saldırı teşkil eden bir ibare bulunmadığı değerlendirilmiştir. Davacının kişilik haklarına saldırı teşkil edecek hedef gösterici, tahrik edici ve ayrımcı nitelikte bir haber yapıldığı iddiası yerinde değildir. PKK üyesi olduğu konusunda duraksama bulunmayan Y.H. için 'Cemevinde Şok Tören' şeklindeki haberin hukuka uygunluk kriterlerine uygun olduğu, hukuka aykırılık bulunmadığı, basın özgürlüğü kapsamında haber yapıldığı kabul edilmiştir. İddia, savunma, gazete nüshası, yazı cevapları ve tüm dosya kapsamıyla davacının kişilik haklarına haksız saldırı bulunmadığından davanın reddine karar vermek gerekmiş..." Anılan karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 7/11/2013 tarihli ve E.2013/352, K.2013/17179 sayılı kararı ile onanmıştır. Karar, başvurucu vekiline 5/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 3/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun maddesi şöyledir: “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından yayımlanan “nefret söylemi” konulu 30/10/1997 tarihli ve 97(20) sayılı Tavsiye Kararı’nda “nefret söylemi” kavramı şu şekilde tanımlanmıştır:“Bu ilkelerin uygulanması amacıyla, ‘nefret söylemi’ ifadesi, ırkçı nefreti, yabancı düşmanlığını, antisemitizmi veya azınlıklara, göçmenlere ve göçmen kökenli insanlara yönelik saldırgan milliyetçilik ve etnik merkezcilik, ayrımcılık ve düşmanlıkla ifade edilen hoşgörüsüzlük de dâhil olmak üzere hoşgörüsüzlüğe dayalı diğer nefret biçimlerini yayan, tahrik eden, teşvik eden veya haklı gösteren tüm ifade biçimlerini kapsayacak şekilde anlaşılacaktır.” Ulusal, ırkçı veya dinsel nefretin savunulması insan haklarıyla ilgili uluslararası ve bölgesel belgelerde yasaklanmıştır. 1945 tarihli Birleşmiş Milletler Andlaşması’nın (R.G., 6092, 24/8/1945) ön sözünün ikinci paragrafında hoşgörülü davranma taahhüdünden bahsedilmiş; maddenin (3) numaralı fıkrasında Birleşmiş Milletlerin amacının “Ekonomik, sosyal, fikrî ve insani mahiyetteki milletlerarası dâvaları çözerek ve ırk, cins, dil veya din farkı gözetmeksizin herkesin insan haklarına ve ana hürriyetlerine karşı saygıyı geliştirerek ve teşvik ederek, milletlerarası işbirliğini gerçekleştirmek” olduğu açıklanmıştır. Aynı amaç maddenin (c) bendinde ve maddenin (c ) bendinde tekrar edilmiştir.