Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2024/1778 E. , 2025/1510 K. T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2024/1778 Karar No : 2025/1510 TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVALI) ... Bakanlığı VEKİLİ : ..., Hukuk Müşaviri 2- (DAVALI YANINDA MÜDAHİL) ... Üretim Limited Şirketi VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1- ... 2- ... 3- ... 4- ... VEKİLLERİ : Av. ... Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması isteni…
Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2024/1778 E. , 2025/1510 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2024/1778 Karar No : 2025/1510 TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVALI) ... Bakanlığı VEKİLİ : ..., Hukuk Müşaviri 2- (DAVALI YANINDA MÜDAHİL) ... Üretim Limited Şirketi VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1- ... 2- ... 3- ... 4- ... VEKİLLERİ : Av. ... Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Bingöl İli, Genç İlçesi ve Diyarbakır İli, Lice İlçesi, Dicle Havzası, Sarım Çayı ve Yan Kolları üzerinde davalı yanında müdahil tarafından yapılması planlanan "Birsu Hidroelektrik Santrali (88,886 MWm-86,279 MWe)" projesi ile ilgili olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünce verilen 03/01/2023 tarihli "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu" kararının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: İdare Mahkemesince verilen kararda; uyuşmazlığın çözümü amacıyla çevre mühendisi, jeoloji mühendisi, jeofizik mühendisi, maden mühendisi, orman mühendisi, inşaat mühendisi (hidrolog), ziraat mühendisi, peyzaj mimarı, hidrobiyolog, biyolog ve şehir plancısından oluşan bilirkişi heyetiyle yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunun taraflara ve davalı yanında müdahile tebliğ edilmiş olup, itirazların ve bilirkişi raporunun değerlendirilmesi sonucunda çevre, orman, hidrobiyoloji / ekoloji ve peyzaj mimarlığı alanlarıyla ilgili eksik görülen hususların yeniden değerlendirilmesi ve yapılan değerlendirmelere göre dava konusu ÇED Olumlu kararının uygun olup olmadığı yönünde tüm bilirkişilerin ortak kanaatlerini belirten raporun düzenlenmesi amacıyla Mahkemenin 28/12/2023 tarihli ara kararıyla ek bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiş, sunulan ek bilirkişi raporunda ise; orman mühendisliği açısından tünel kazı alanlarına ulaşım yolu yapımı, çıkacak hafriyatın nakli ve depolanacağı yerler ile yükleme havuzu ve cebri boru inşaatı sahasının kazılması, buradaki hafriyatın depolanması hususuyla ilgili olarak ÇED raporunda olması gereken önlemlere yer verildiği, kazı fazlası malzemenin hangi şekilde değerlendirileceğinin açıklandığı, açık alanlarda depolanacağının belirtildiği, çığ tehlikesi oluşması durumuna karşı alınacak tedbirlere yer verilmediği, arıcılık faaliyetiyle ilgili raporda önlemlere yer verilmemiş olmakla birlikte arıların üreme faaliyetlerinin yoğun olduğu Mart ve Nisan aylarında inşaat faaliyetlerinin yapılmaması, bal toplama işleminin gerçekleştiği Mayıs ve Haziran aylarında ise bölgede oluşacak toz ve gürültü faaliyetlerinin azaltılması için gereken önlemlerin alınması durumunda arıcılık faaliyetinin ve yöre ekonomisine yapılacak katkıların sekteye uğramayacağı, bu durumun ÇED raporunu kusurlandırmadığı; peyzaj mimarlığı açısından, proje alanı içindeki geçirimliliği yüksek olan alanlardaki inşaat süreçleriyle ilgili gereken önlemlere ÇED raporunda yer verildiği, habitat bütünlüğü ve peyzaj parçalılığı ile ilgili önlemlerin yeterli olduğu, ÇED raporunda yazan tedbirler ve onarım çalışmalarının alan yapısının bozulmadan önceki hâline en yakın konuma getirilmesi bakımından yeterli ve uygun görüldüğü, ekoloji ve hidrobiyoloji yönünden, bölgenin balık türlerinin ekolojik özelliklerine göre ihtiyaç duyduğu akıntı miktarı üzerinde miktarın ÇED raporunda önerildiği, raporda belirtilen can suyu miktarının yeterli düzeyde olduğu, sel etkisi durumunun ÇED raporunda vurgulanmamış olmakla birlikte, kabul edilebilir düzeyde bir eksiklik olduğu, işletme sahası içinde bulunan balık türlerinin geçişine uygun ortam oluşturulmasına yönelik balık geçitlerinin kesin işletme onayından sonra mevzuatta öngörülen modele uygun balık geçidinin yapılacağının raporda taahhüt edildiği, yine derelerdeki suyun düşük olduğu zamanlarda sucul yaşamın devam edebilmesi adına yataktaki tüm suyun bırakılacağı ve tesisin çalıştırılmayacağının taahhüt edildiği, raporda yer alan taahhütlerin takibinin yapılması durumunda ÇED Olumlu kararının uygun olduğu; çevre mühendisliği alanı yönünden ise, proje faaliyetlerinin mansapta herhangi bir olumsuzluğa yol açmayacağı, proje faaliyetleri mansabında mevcut su kütlesinin korunacak olmasının hem çevresel hem de diğer insanî faaliyetler yönünden herhangi bir olumsuzluk oluşturmayacağı, bu kapsamda ilk bilirkişi raporundaki görüşün geçerli olduğu çevresel yönden yeterli önlemlerin mevcut olduğu, yeterli değerlendirme ve hesaplamaların yapıldığı yönünde tespitlerde bulunularak, sonuç olarak şehir ve bölge plânlama ile inşaat mühendisliği / hidroloji alanları yönünden ÇED raporunun uygun olmadığı; diğer alanlar yönünden ÇED raporunun uygun olduğu yönünde tüm bilirkişilerce ortak görüş belirtilmiştir. Öncelikle her ne kadar ilk bilirkişi raporunda, jeoloji mühendisliği alanında, ÇED raporunun uygun olmadığının değerlendirilmesine karşın, ek bilirkişi raporunda herhangi bir gerekçeye yer verilmeden jeoloji mühendisliği yönünden ÇED raporunun uygun olduğu görüşü belirtilmiş ise de, jeoloji mühendisliği alanındaki olumsuz görüş, asıl olarak jeolojik etüt ve jeoteknik çalışmaların ÇED raporundan önce yapılmaması nedeninden kaynaklandığı, ancak bağlantılı bir bilim dalı olan jeofizik mühendisliği yönünden bu hususlarla ilgili bilirkişi raporunda değerlendirme yapıldığı ve ÇED raporunda jeoteknik ve jeofizik etütlerin ÇED süreci sonrasında üretim lisansı verilmesi üzerine yapılacağının, inşaat öncesi detaylı sondajlı ve jeofizik etütler ile jeoteknik raporların hazırlanacağının ve bu raporlara göre hareket edileceğinin, proje kapsamındaki yapılarda Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği ve Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik hükümlerine uyulacağının taahhüt edildiği, yine deprem anında ve sonrasında alınacak önlemlere raporda yer verildiği, Türkiye Diri Fay Haritasına göre proje alanında diri fay bulunmadığının belirtildiği, bu nedenle ÇED raporunun jeofizik mühendisliği yönünden yeterli olduğunun belirtildiği, söz konusu değerlendirme de dikkate alınarak, jeoloji mühendisliği yönünden ilk raporda olumsuz görüş belirtilen hususlarla ilgili olması gereken çalışmalar yönünden gereken taahhütlerin yer alması, deprem durumuyla ilgili yeterli açıklamalara yer verilmesi nedeniyle jeoloji mühendisliği yönünden ÇED raporunun yeterli olduğu sonucuna varılmış, jeoloji mühendisliği yönünden ilk rapor ile ek raporda yer alan görüş farklılığı nedeniyle yeniden ek bilirkişi raporu alınmasına gerek görülmemiştir. Diğer yandan bilirkişi raporunda, şehir ve bölge plânlama alanı yönünden dava konusu HES tesisiyle ilgili plân değişikliği teklifinin yapılmasına karşın, bu kullanımın 1/100.000 ölçekli plâna işlenmemesi ve Paydaş Katılım Plânının (PKP) bulunmaması, ÇED Raporu yönünden eksiklik olarak belirtilmiş ise de, plân değişikliği ÇED sürecinden sonraya ait bir işlem olduğundan ve PKP ise dava konusu ÇED başvurusunun yapıldığı tarihte yürürlükte olan mülga Yönetmelik'te öngörülmemiş olduğundan, şehir ve bölge plânlama yönünden söz konusu değerlendirmeler hükme esas alınmamıştır. Bu kapsamda bilirkişi ve ek bilirkişi raporunda, dava konusu projenin tarım arazileri, tarımsal faaliyet ve orman örtüsü, flora ve fauna varlığı ile su canlıları üzerindeki olumsuz etkilerinin önlenmesi ve azaltılması için olması gereken önlemlere ÇED raporunda yeterli düzeyde yer verildiği belirtilmiş olup, raporlara göre ayrıca tünel aynalarında yapılacak patlamalardan kaynaklı titreşim ve ses dalgalarının olumsuz çevresel etkilerinin ve yeraltı kütlesi ve yeraltı su akış rejimine etkisinin olmadığı, bu kapsamda ÇED raporunda yer alan hesaplama ve değerlendirmelerin doğru bir yaklaşım içerdiği, dolayısıyla madencilik faaliyeti yönünden raporun yeterli ve uygun olduğu; inşaî faaliyetlere başlanılmadan önce jeoteknik raporların ve etütlerin hazırlanacağının taahhüt edilmesi, deprem durumunun göz önüne alınması ve afet ile deprem durumuyla ilgili mevzuata uyulacağının belirtilmesi nedeniyle jeofizik ve jeoloji alanları yönünden de ÇED raporunun asgarî yeterliliği taşıdığı, inşaat süreci ve onarım çalışmaları yönünden öngörülen tedbirlerin ve taahhütlerin de peyzaj mimarlığı alanı için yeterli olduğu, çevresel yönünden alınacak tedbirlerin, balıkların yaşamını devam ettirebilmesi için can suyu ve balık geçitleriyle ilgili olması gereken asgarî koşulların ve miktarların raporda yer aldığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, faaliyet alanında yaygın geçim kaynağı olarak yürütülen arıcılık faaliyetleriyle ilgili olarak raporda yeterli açıklamaların yapılmadığı, faaliyetin ve arıların bal üretiminin etkilenmemesi için Mart ve Nisan aylarında inşaî faaliyet yapılmamasına, üreme dönemi olan Mayıs ve Haziran aylarında ise toz ve gürültü faaliyetlerinin azaltılmasına yönelik önlemlere raporda yer verilmediği, yine sahanın eğiminin yüksek olması ve zeminde kayalık alanlar bulunması, yamacın üst kısmında ise ağaçsız alanların olması nedeniyle çığ tehlikesinin bulunduğu, buna karşın raporda çığ tehlikesi oluşması durumuyla ilgili herhangi bir tedbire yer verilmediği görülmediği, her ne kadar bilirkişilerce bu durum raporu kusurlandırıcı bir eksiklik olarak görülmemiş ise de, ÇED gerçekleştirilecek projenin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesi, olumsuz etkilerinin önlenmesi veya en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin değerlendirilmesi, projelerin izlenmesi ve kontrolünün sağlanması kapsamında yapılması gereken çalışmaları ifade ettiğinden, projenin olumsuz etkilerinin olabileceği arıcılık faaliyetiyle ilgili önlemlerin ve çığ tehlikesine karşı alınması gereken tedbirlerin ÇED raporunda yer alması gerekmektedir. Yine mevzuata göre, projenin etki alanı, işletme öncesi, işletme dönemi ve sonrasında, çevresel olarak doğrudan ya da dolaylı olarak, kısa veya uzun dönemde, geçici ya da kalıcı, olumlu ya da olumsuz yönde etkilediği alan olmasına karşın ÇED raporunda etki alanının sadece inşaat alanına göre belirlenmesi; ÇED raporu Özel Formatında Sosyo-Ekonomik Çevrenin Özellikleri başlığı altında değerlendirilmesi gerektiği belirtilen konuyla ilgili olarak ÇED raporunda, sahada yer alan ve etki alanındaki yerleşimlere göre değil, il ve ilçe bazlı değerlendirme yapılması nedeniyle ÇED raporunun söz konusu hususlar yönünden de eksik ve hatalı olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca tesisin regülatör ve bentleri için boyutlandırma hesaplarında sediment yükünün (akarsuyun taşıdığı rüsubatın) dikkate alınmadığı ve havzadaki akarsu kollarının sediment ölçümlerine de raporda yer verilmediği anlaşılmış olup, sediment eksikliği durumunda havza yapısının ve toprak yapısının bozulacağı dikkate alındığında, söz konusu ölçümlere raporda yer verilmemiş olmasının, projenin havza ve toprak yapısı yönünden meydana getireceği etkiler ve bu yönden alınacak tedbirler açısından eksik olduğu sonucuna varılmıştır. Bu durumda; arıcılık faaliyeti ve çığ tehlikesiyle ilgili etkilerin, sediment ölçümleri ve buna bağlı çevresel etkilerin, projenin mevzuata uygun olarak mevcuttaki etki alanının, projenin gerçekleştirileceği alan ile etki alanında kalan kırsal yerleşmeler yönünden sosyo-ekonomik etkilerin ve bu kapsamda alınması gereken önlem ve tedbirlerin, çevresel etki değerlendirme süreci kapsamında ele alınması ve ÇED raporunda ayrıntısıyla değerlendirilmesi gerektiğinden, söz konusu hususlarla ilgili olarak eksik ve hatalı değerlendirme içeren ÇED Raporunun uygun bulunarak, ÇED Olumlu kararı verilmesine dair dava konusu işlemde hukuka uygunluk görülmemiştir. Belirtilen gerekçelerle, hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : 1- Davalı idare tarafından, bilirkişi raporunda inşaat mühendisliği yönünden olumsuz tespitlerde bulunulmuş ise de, projenin inşaat ve işletme aşamasındaki çevresel etkileri ile alınması taahhüt edilen önlemlere ÇED raporunda yer verildiği, can suyu miktarının DSİ verileri dikkate alınarak belirlendiği, mansap su hakları kapsamında tarımsal sulama, değirmen ve su tesisi ile ilgili çalışmaların yapıldığı, dava konusu işlemin hukuka uygun tesis edildiği, eksik ve hatalı inceleme ile verilen Mahkeme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. 2- Davalı yanında müdahil tarafından, teknik bir hususta bilirkişi raporu dikkate alınmaksızın Mahkemece karar verilemeyeceği, bilirkişi raporu eksik veya çelişkili ise yeni bir bilirkişi raporunun alınması gerektiği, gerek arıcılık faaliyetinin gerekse diğer flora-fauna elemanlarının projeden olumsuz etkilenmemesi için gerekli taahhütlere ÇED raporunda yer verildiği ve biyologun ÇED raporunu yeterli bulduğu, çığ tehlikesini tetikleyebilecek tek unsurun bu alanlardan geçecek olan iletim tüneli içerisinde yapılacak patlatmalardan kaynaklı titreşimin olduğu, ancak maden mühendisinin bu yönüyle ÇED raporunu yeterli bulduğu, kaldı ki çığ tehlikesi ve arıcılıkla ilgili eksikliklerin ÇED raporunu kusurlandırmayacağının bilirkişi raporunda belirtildiği, diğer taraftan projenin etki alanının mevzuata uygun belirlendiği, nitekim inşaat dönemindeki etki alanının gürültü, toz emisyonları vs. yönünden mevzuatta yer alan sınır değerlerin sağlandığı mesafeler olduğu, işletme dönemindeki etki alanının ise regülatör ile santral binası arasında kalan yer olduğu, hidrobiyolog ve ziraat mühendisi tarafından bu konuda olumsuz bir değerlendirme yapılmadığı, sediment yükünün dikkate alınmadığı yönündeki iptal gerekçesiyle ilgili olarak taşkın ve rüsubat hesaplarının fizibilite raporu kapsamında yapıldığı, nehir tipi HES projelerinde sedimentin aşağı ulaşabilmesi için regülatör yapısında çakıl geçitlerinin bulunduğu, taşkın döneminde de regülatörün sediment için bir engel oluşturmadığı, sonuç olarak, iptal gerekçelerinin ÇED raporunu kusurlandırmadığının bilirkişi raporunda belirtildiği halde, çözümü özel ve teknik bir konuda Mahkemece aksi yönde karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu belirtilerek, Mahkeme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Savunma verilmemiştir. TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü ile Mahkeme kararının aşağıda yer verilen gerekçeyle bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca duruşma istemi yerinde görülmeyerek ve Üye ...'in aynı Kanun'un "İvedi yargılama usulü" başlıklı 20/A maddesinin (i) bendi uyarınca "temyiz iddialarının açıklığa kavuşturulması amacıyla ek bilirkişi incelemesinin Dairemizce yaptırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği" yolundaki usule ilişkin azlık oyuna karşın, Mahkemece maddi olay açıklığa kavuşturulmadığından, bu aşamada temyiz isteminin esasının görüşülemeyeceği sonucuna varılarak, gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY: Davalı yanında müdahil tarafından, Bingöl İli, Genç İlçesi ve Diyarbakır İli, Lice İlçesi, Dicle Havzası, Sarım Çayı ve Yan Kolları üzerinde 2 adet regülatör, 3 adet bend, 5 adet iletim tüneli, yükleme havuzu, cebri boru, santral binası olmak üzere, "88,886 MWm-86,279 MWe" kurulu gücünde "Birsu HES" projesinin yapılmasının planlanması üzerine, hazırlanan ÇED raporu davalı idareye sunulmuş, ilgili kurumlardan alınan görüşler çerçevesinde projeyle ilgili olarak 03/01/2023 tarihli "ÇED Olumlu" kararı verilmiştir. Bunun üzerine, anılan kararın iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 10. maddesinde; "Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez..." hükmüne yer verilmiştir. 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinde; ''Çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararı: Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hakkında Komisyon tarafından yapılan değerlendirmeler dikkate alınarak, projenin çevre üzerindeki muhtemel olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun belirlenmesi üzerine projenin gerçekleşmesinde çevre açısından sakınca görülmediğini belirten Bakanlık kararı olarak tanımlanmıştır. Aynı Yönetmeliğin 6. maddesinde ise; "(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeleri için; ÇED Başvuru Dosyasını, ÇED Raporunu, Seçme Eleme Kriterleri uygulanacak projeler için ise Proje Tanıtım Dosyasını, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdikleri taahhütlere uymakla yükümlüdürler. (2) Kamu kurum/kuruluşları, bu Yönetmelik hükümlerinin yerine getirilmesi sürecinde proje sahiplerinin veya Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşların isteyeceği konuya ilişkin her türlü bilgi, doküman ve görüşü vermekle yükümlüdürler. (3) (Değişik:RG-26/5/2017-30077) Bu Yönetmeliğe tabi projeler için "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. Ancak bu durum söz konusu teşvik, onay, izin ve ruhsat süreçlerine başvurulmasına engel teşkil etmez. (4) Bu Yönetmelik hükümlerine göre karar tesis edilmeden önce, projenin gerçekleştirilmesinin mevzuat bakımından uygun olmadığının tespiti halinde, aşamasına bakılmaksızın süreç sonlandırılır." kuralına, 7. maddesinde; "(1) Bu Yönetmeliğin; a) Ek-1 listesinde yer alan projelere, b) "ÇED Gereklidir" kararı verilen projelere, c) Kapsam dışı değerlendirilen projelere ilişkin kapasite artırımı ve/veya genişletilmesinin planlanması halinde, mevcut proje kapasitesi ve kapasite artışları toplamı ile birlikte projenin yeni kapasitesi ek-1 listesinde belirtilen eşik değer veya üzerinde olan projelere, ÇED Raporu hazırlanması zorunludur." kuralına yer verilmiştir. Aynı Yönetmeliğin Ek-III bölümünde; Çevresel Etki Değerlendirmesi Genel Formatının ihtiva etmesi gereken hususlar düzenlenmiş, Bölüm I: Projenin tanımı ve özellikleri; a) Proje konusu yatırımın tanımı, özellikleri, ömrü, hizmet maksatları, önem ve gerekliliği, b) Projenin yer ve teknoloji alternatifleri, proje için seçilen yerin koordinatları Bölüm II: Proje Yeri ve Etki Alanının Mevcut Çevresel Özellikleri; Proje alanının ve önerilen proje nedeniyle etkilenmesi muhtemel olan çevrenin; nüfus, fauna, flora, jeolojik ve hidrojeolojik özellikler, doğal afet durumu, toprak, su, hava, atmosferik koşullar, iklimsel faktörler, mülkiyet durumu, kültür varlığı ve sit özellikleri, peyzaj özellikleri, arazi kullanım durumu, hassasiyet derecesi (Ek-5’deki Duyarlı Yöreler Listesi de dikkate alınarak) benzeri özellikleri Bölüm III: Projenin İnşaat ve İşletme Aşamasında Çevresel Etkileri ve Alınacak Önlemler, Projenin; a) Çevreyi etkileyebilecek olası sorunların belirlenmesi, kirleticilerin miktarı, alıcı ortamla etkileşimi, kümülatif etkilerin belirlenmesi, b) Sera gazı emisyon miktarının belirlenmesi ve emisyonların azaltılması için alınacak önlemler, c) Projenin çevreye olabilecek olumsuz etkilerinin azaltılması için alınacak önlemler, ç) İzleme Planı (inşaat dönemi), Bölüm IV: Halkın Katılımı; a) Projeden etkilenmesi muhtemel ilgili halkın belirlenmesi ve halkın görüşlerinin çevresel etki değerlendirmesi çalışmasına yansıtılması için önerilen yöntemler, b) Görüşlerine başvurulması öngörülen diğer taraflar, Notlar ve Kaynaklar; Ekler: Çevresel Etki Değerlendirmesi Başvuru Dosyası hazırlanmasında kullanılan bilgi ve belgeler ile raporda kullanılan tekniklerden rapor metninde sunulamayan belgeler, Proje için seçilen yerin koordinatları, Proje için belirlenen yer ve alternatiflerinin varsa; çevre düzeni, nazım, uygulama imar planı, vaziyet planı veya plan değişikliği teklifleri, Proje ile ilgili olarak daha önceden ilgili kurumlardan alınmış belgeler şeklinde düzenlemeler yer almıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri uyarınca; çevresel etki değerlendirmesi ile, gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlendiği, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin irdelendiği, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin değerlendirildiği, ayrıca projelerin uygulanmasının izlendiği ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaların belirlendiği bir süreç öngörülmüş olup, Yönetmelik kapsamında yer alan bir faaliyet nedeniyle hazırlanacak ÇED raporunda özel format uyarınca, projenin gerçekleştirileceği yer ile alternatif alanlar belirlenerek projenin hizmet amacı, önem ve gerekliliği kapsamında yerin ve etki alanının çevresel özellikleri, çevresel etkiler ve alınacak önlemlerin tartışılması, faaliyet yerinin belirlenmesinde ise, faaliyetin büyüklüğü, amacı, ulaşım, iklim, toprağın ve çevrenin özellikleri, olası etkiler ve etkilerin azami giderilme olanakları gibi unsurların etkili olması, bu bağlamda, sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir çevre dengesinin sağlanması yolunda belirtilen nitelikteki bir faaliyete en uygun yerin seçilmesi esastır. Çevresel etki değerlendirmesi; gerçekleştirilmesi planlanan projenin, çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlenmesi, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin belirlenerek değerlendirilmesi amacıyla yapıldığından, ÇED sürecinde verilen kararların iptali istemiyle açılacak davalarda, yukarıda belirtilen Yönetmeliğin Ek III. bölümündeki unsurlar yönünden, ÇED kararlarının bir bütün olarak çevresel etkilerinin irdelenmesi gerekmektedir. Uyuşmazlıkta, Mahkemece yapılan değerlendirmede; bilirkişi ve ek bilirkişi raporundaki tespitler dikkate alınarak, tarım, flora ve fauna, orman, patlatma, jeoloji ve jeofizik, can suyu ve balık geçidi, peyzaj yönünden ÇED Olumlu kararı hukuka uygun bulunmuş iken, arıcılık faaliyeti ve çığ tehlikesiyle ilgili etkilerin, sediment ölçümleri ve buna bağlı çevresel etkilerin, projenin mevzuata uygun olarak mevcuttaki etki alanının, projenin gerçekleştirileceği alan ile etki alanında kalan kırsal yerleşmeler yönünden sosyo-ekonomik etkilerin ve bu kapsamda alınması gereken önlem ve tedbirlerin, çevresel etki değerlendirme süreci kapsamında ele alınması ve ÇED raporunda ayrıntısıyla değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle ÇED Olumlu kararının iptaline karar verilmiş ise de, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda jeoloji mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; ÇED raporunda, projeye özel herhangi bir jeolojik- jeoteknik çalışmanın yapılmadığı, bu durumun projenin yürütülmesi, tamamlanması ve işletilmesi aşamalarında çeşitli olumsuzluklarla karşılaşılması olasılığını taşıdığını, proje kapsamında gerek yüzeydeki temel kazısı çalışmaları ve gerekse yer altındaki tünel kazısı çalışmalarının bölgenin morfolojik ve jeolojik yapısında kısa ve uzun vadede olumsuzluklara neden olacağı dikkate alınarak projenin tekrar değerlendirilmesi gerektiğinin belirtildiği, davalı yanında müdahil tarafından mühendislik jeolojisine ait ayrıntılı özelliklerin belirlenmesi amacıyla yapılması gereken harita alımı, sondaj, jeofizik gibi çalışmaların tamamının ÇED Olumlu kararı ve üretim lisansı verildikten sonra yapılması gereken iş ve işlemler olduğu yönünde itiraz edilmesi üzerine, alınan ek bilirkişi raporunda; jeoloji mühendisi tarafından herhangi bir açıklamaya yer verilmeksizin ek bilirkişi raporunun sonuç kısmında ÇED raporunun jeoloji mühendisliği bakımından uygun olduğu yönünde görüş belirtildiği, konuya ilişkin Mahkeme kararında ise; jeoloji mühendisliği alanındaki olumsuz görüşün asıl olarak jeolojik etüt ve jeoteknik çalışmaların ÇED raporundan önce yapılmaması nedeninden kaynaklandığı, ancak bağlantılı bir bilim dalı olan jeofizik mühendisliği yönünden bu hususlarla ilgili bilirkişi raporunda değerlendirme yapıldığı ve ÇED raporunda jeoteknik ve jeofizik etütlerin ÇED süreci sonrasında üretim lisansı verilmesi üzerine yapılacağının, inşaat öncesi detaylı sondajlı ve jeofizik etütler ile jeoteknik raporların hazırlanacağının ve bu raporlara göre hareket edileceğinin, proje kapsamındaki yapılarda Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği ve Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik hükümlerine uyulacağının taahhüt edildiği, yine deprem anında ve sonrasında alınacak önlemlere raporda yer verildiği, Türkiye Diri Fay Haritasına göre proje alanında diri fay bulunmadığı yönündeki tespitler dikkate alınarak, gerek jeoloji mühendisliği gerekse jeofizik mühendisliği bakımından ÇED raporunun yeterli olduğuna karar verildiği görülmüştür. Ancak ÇED raporu formatına bakıldığında jeolojik ve hidrojeolojik özellikler, doğal afet durumu gibi konu başlıkları yer almakta olup, bilirkişi raporunda bu konu başlıklarıyla bağlantılı olan çalışmalardan hangilerinin ÇED raporunun hazırlanması aşamasında hangilerinin ÇED Olumlu kararı veya üretim lisansı alındıktan sonra yapılabileceği hususu ile ÇED raporunda varsa yer alması gereken çalışmaların yeterli olup olmadığı hususunun ayrıntılı ve somut bir biçimde açıklığa kavuşturulmadığı sonucuna varılmıştır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda maden mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; ÇED raporunda belirtildiği şekilde konutlara yakın mesafelerden geçerken anlık kullanılacak maksimum patlayıcı miktarmın (18.75 kg), ÇED raporunda belirtilen 2.66 kg seviyelerine düşürülmesinin (gecikmeli kapsül serisinin artırılması, delik boyunun düşürülmesi vb. yolu ile) titreşim kaynaklı olası etkileri engelleyeceği, ÇED raporunda yapılan hesaplamalar, tünel aynalarında zamanla gerçekleşecek ilerleme, patlatma kaynaklı sesin anlık olması vb. nedeniyle, patlatma kaynaklı ses olaylarının çevresel açıdan problem oluşturmayacağı, tünel aynalarında yapılacak patlatmaların yeraltı kaya kütlesine ve yeraltı su akış rejimine etkisinin olmayacağı gerekçesiyle ÇED raporu maden mühendisliği bakımından yeterli bulunmuş ise de, bilirkişi raporunda patlatmanın diğer etkilerinden olan taş savrulması, hava şoku gibi tüm yönlerden değerlendirme yapılmadığı anlaşılmıştır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda orman mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; orman alanı içinde kalan su iletim hattının büyük bölümünün tünel olarak inşa edileceğinden toprak yüzeyinde önemli bir orman tahribatı beklenilmediği, bununla birlikte, tünel kazı alanlarına ulaşım yolunun, çıkacak hafriyatın naklinin ve depolanacağı yerler ile yükleme havuzu ve cebri boru inşaatı sahasının kazılması, bu kısımlardan çıkacak hafriyatın depolanması sürecinde orman örtüsünün tahrip olacağı, rakımın yüksek oluşu ve yamacın üst kısmında ağaçsız alanların da bulunduğu hesaba katıldığında, bölgede çığ tehlikesi de dikkate alınarak çalışma yapılması gerektiği, ÇED raporunda yörenin yaygın geçim kaynağı olan arıcılık faaliyeti kapsamında yeterince açıklamalara yer verilmediği, bal üretimi yapılabilecek alanların tozdan etkilenmemesi için gerekli taahhütlerde bulunulmadığı, arıların üreme faaliyetlerinin yoğun olarak gerçekleştiği Mart ve Nisan aylarında inşaat faaliyetleri yapılmaması gerektiği, bal toplama işleminin gerçekleştiği Mayıs ve Haziran aylarında ise bölgede oluşacak toz ve gürültü faaliyetlerinin azaltılması için gerekli önlemlerin alınması arıcılık faaliyetleri için olumlu olacağı yönünde tespitlerde bulunulmakla birlikte, bilirkişi raporunun sonuç kısmında, dava konusu alanda yapılacak HES faaliyetleri ile arıcılık kapsamında ortaya çıkabilecek olumsuzlukların giderilmesi gerektiği, Sarım havzasında, havza planlamasının yapılmamış olmasıın bu projenin uygulanabilirliğini çok fazla etkilemeyeceği, yatırımın uygulanması aşamasında ve sonrasında, orman varlığının korunması ve sürdürülmesi konusunda herhangi bir sorun görülmediği, ÇED raporunun yeterli olduğu yönünde değerlendirme yapıldığı, ek bilirkişi raporunda ise; ÇED raporuna göre mevcut yollardan faydalanılarak servis yollarının yapılacağının, kazı fazlası malzemenin ne şekilde değerlendirileceğinin belirtilmesi nedeniyle bu yönlerden ÇED raporunun yeterli bulunduğu, ancak ÇED raporunda çığ tehlikesi oluşması durumuna karşı alınacak tedbirlere yer verilmediği, arıların üreme döneminde inşai faaliyet yapılmaması, bal toplama döneminde de toz ve gürültüye karşı önlem alınmamasının arıcılık faaliyetleri için olumlu olacağı, söz konusu eksikliklerin ÇED raporunu kusurlandırmadığı yönünde görüş belirtilmiş ise de, özellikle varsa çığ tehlikesine yönelik önlemlere ÇED raporunda yer verilmemesinin neden ÇED raporunu kusurlandırmadığı hususunda bir açıklamaya yer verilmediği görülmüştür. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda peyzaj mimarlığı yönünden yapılan değerlendirmede; proje alanında geçirimliliği yüksek olan alanlarda ekolojik dengeyi bozmamak adına mümkünse asfalt kullanımında sünger asfalt kullanılarak su geçirgenliğini koruyan malzeme kullanımı gibi bir tedbir alınmasının gerekli olduğu, peyzaj parçalanmasının olumsuz etkilerinin en aza indirgenmesi amacıyla fauna türleri için ekolojik köprü/geçiş alanlarının sağlanabileceği gibi tespitlerde bulunulmuş iken, bilirkişi raporunun sonuç kısmında; peyzaj mimarlığı bakımından alandaki orman varlığına yapılacak olan müdahalenin olumsuz sonuçlar getireceği, bu sonuçları telafi edebilecek yöntemlerin doğru zamanda ve uygun ormancılık teknikleriyle uygulanmasının büyük önem arz ettiği, peyzaj onarım çalışmalarında gerekli önlemler yönetmeliklerde ve rihai ÇED raporunda yazıldığı gibi hassas bir şekilde uygulanır ve denetlenirse projenin uygulanmasında olumsuz bir durum bulunmadığı yönünde görüş belirtildiği, ek bilirkişi raporunda ise; geçirimli bölgeler için ilk bilirkişi raporunda alınması gerektiği belirtilen önlemlerle aynı işlevleri yerine getirecek tedbirlerin, ÇED raporunda yer aldığı, aynı zamanda peyzaj parçalanmasına yönelik önlem alınacağına yönelik taahhütte bulunulduğu, dolayısıyla peyzaj mimarlığı bakımından ÇED raporunun yeterli olduğu yönünde değerlendirme yapıldığı görülmüştür. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda biyoloji yönünden yapılan değerlendirmede; (dava dilekçesinde özellikle bahsedilen) Batman bantlı çöpçü balığı (Paraschistura chrysicristinae)'nın geniş yayılış alanına sahip olması (Dicle ve Fırat Havzası), ekonomik bir tür olmaması nedeniyle avcılık baskısına maruz kalmayacak olması ve küçük boyutlu olması nedeniyle nispeten küçük sularda yaşamını sürdürebilecek olması nedeniyle projeden kaynaklanabilecek muhtemel olumsuzluklardan en az seviyede etkileneceği, fauna türlerinin, arazi hazırlığı ve inşaat aşamasında proje sahasındaki habitatlarının bozulması nedeniyle bulundukları habitatları terk ederek çevredeki daha uygun alternatif yaşam alanlarına çekileceği, faaliyet süresince faaliyet alanı ve çevresini habitat olarak kullanan fauna türlerine herhangi bir zarar verilmemesi için inşaat işlemleri süresince su ortamında, dere yatağında ve proje alanında mevcut canlı türlerine olabilecek etkilerin, hassas türlerin ne şekilde korunacağı ve alınacak önlemlerin ÇED raporunda açıkça belirtildiği, diğer taraftan inşai faaliyetlerin flora üzerindeki etkileri ile alınacak önlemlerin ÇED raporunda açıkça belirtildiği, ancak ÇED raporundaki işletme aşamasında karasal flora ve fauna üzerinde bir etkisinin beklenilmediği yönündeki ifadenin doğru olmadığı tespitinde bulunulmuş iken, bilirkişi raporunun sonuç kısmında; fauna ve florayı olumsuz etkileyebilecek muhtemel olumsuzlukların detaylı irdelendiği ve bu konuda gerekli-yeterli önlemlerin açıkça belirtildiği yönünden değerlendirme yapıldığı, ek bilirkişi raporunda da; karasal flora ve faunaya yönelik ayrıca bir değerlendirme yapılmaksızın ÇED raporunun uygun bulunduğu görülmüş ise de, flora-faunayla ilgili tür çeşitliliğinin belirlenmesinin ve belirlenen türlerle ilgili alınması taahhüt edilen önlemlerin yeterli olup olmadığı bakımından ayrıntılı ve somut bir değerlendirme yapılmadığı sonucuna varılmıştır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda hidrobiyoloji yönünden yapılan değerlendirmede; iddia edilen balık merdiveni veya balık geçitlerinin mevzuata uygun olduğu, kesin koruma altında olduğu iddia edilen su samuru türünün tehlike altında olmadığı, ÇED raporuna göre suyun ötrofik özellikler gösterdiği belirtilmiş iken, bilirkişi raporunun sonuç kısmında; HES santralleri yapılırken 2 konu işletme aşamasında göz ardı edildiği, birincisinin, yeterli miktarda can suyunun akım yatağında bırakılmaması, ikincisinin ise tutulan suyun aniden bırakılması ile akım yatağındaki oluşacak olan sel etkisi olduğu, bu etkilenmelerin ne aşamada olacağının proje dosyasında tam açıklanmadığı, Sarım Çayı ve Yan kollarında yaşayan balık türlerinin çoğunluğunu sazan türlerinin oluşturduğu ve bu türlerin oldukça geniş coğrafik şartlarda yaşayabildiği ve oldukça geniş sıcaklık farklılıklarını tolere edebildiği, bundan dolayı su ısınması konusunda daha geniş bantlarda yaşayabildiği, bu bağlamda balıklara olumsuz etkisinin tolere edilebilir seviyede olacağı, Batman bantlı çöpçü balığı proje sahası dışındaki su alanlarında yaşamını devam ettirebileceği, proje su tutma yapılarındaki planlanan balık geçitleri suda yaşayan türlerle uyumlu, yani balığın bu geçitleri kullanmasının çok önemli olduğu, bu konuda işletme kurulumu sırasında ve sonrasında takibi gerekeceği, ayrıca sahada her ne kadar bahsi geçmemiş sucul fauna türleri proje sahasında yaşamını sürdürüyor olsa da, bunların inşaat sırasında yapılacak çalışmalardan etkileneceği, ancak sucul canlılar mevcut şartlar iyileştiğinde yerlerini tekrar alabileceği, çünkü Sarım Çayı'nın tüm suyunun sahadan çekip alınmayacağı, dolayısıyla, Sarım Çayı üzerinde yapılacak HES projesi verilen taahhütlere uygun olarak yapılıp işletildiği taktirde çevreye ve birbirlerine ctkileri kabul edilebilir sınırlar içerisinde olacağı yönünde değerlendirme yapıldığı, davacılar tarafından su samuru için can suyunun yetersiz olacağı, kümülatif etki değerlendirmesinin yapılmadığı yönündeki itirazları üzerine ek bilirkişi raporunda; ÇED raporunda önerilen can suyu miktarının yeterli olduğu, sel etkisinin ÇED raporunda vurgulanmadığı, kaldı ki birçok HES projesinin ortak sorunu olmakla birlikte kabul edilebilir olduğu, balıkların ihtiyaç duydukları dönemde akarsuyun üst kısımlarına geçişine imkan sağlayacak balık geçidinin kesin işletme onayından sonra yapılacağının taahhüt edildiği, suyun en düşük olduğu zamanlarda suyun tamamının bırakılacağının taahhüt edildiği, bu taahhütlerin takibinin yapılması ile ÇED Olumlu kararının uygun olduğu yönünde değerlendirme yapıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda çevre mühendisliği bakımından yapılan değerlendirmede; proje alanının mansabında bulunan mevcut, planlanan faaliyetlerin proje faaliyetlerinden nasıl etkileneceği konusunda raporda sadece Lice Belediyesine ait 1(a) grubu kum çakıl ocağının proje alanına uzaklığı belirtilerek inceleme yapıldığı ve bu tesis dışında herhangi bir faaliyet için çalışma yapılmadığı belirtilmiş iken, bilirkişi raporunun sonuç kısmında; Çevre Mühendisliği bilim dalı açısından rapor ve eklerinin yeterli ve uygun olduğu, yapılan incelemelerin, hesaplamaların ve değerlendirmelerin yeterli miktarda veri, bilgi ve belgeye dayandığı yönünde değerlendirme yapıldığı, ek bilirkişi raporunda ise, projenin mansapta herhangi bir olumsuzluğa yol açmayacağının vurgulandığı görülmüş ise de, çevre mühendisi tarafından kendi uzmanlık alanı (atık yönetimi, toz, gürültü gibi konular) itibarıyla ayrıntılı ve somut bir inceleme yapılmadığı sonucuna varılmıştır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda ziraat mühendisliği bakımından yapılan değerlendirmede; mansap su kullanım hakları raporunda belirtilen proje alanında toplam 150 da'lık tarım arazisi bulunduğu, proje alanının büyüklüğü dikkate alındığında, büyük kısmının orman ve mera alanı olduğu görüldüğü, Sağgöze ve Tanrıverdi köylerinde toplam 150 da tarımsal arazinin tespit edildiği, tarım arazilerinde gerçekleştirilecek proje faaliyetleri sonucunda herhangi bir mekansal azalmaya olmayacağı, alanda yaşanması olası su miktarındaki değişiklikler ürün deseninde farklılığa yol açabileceği, bu durumun ÇED raporunun EK-18 bölümünde detaylı olarak raporlandırıldığı ve bölge halkının yaşayabileceği ekonomik kayıplar göz önüne alınarak yıl kayıplarının ilgili firma tarafından karşılanacağının taahhüt edildiği, bu durum bölge tarımsal faaliyetlerle geçimini sağlayan insanlar için bir risk oluşturmadığı yönünde değerlendirme yapıldığı görülmüş ise de, can suyu haricinde bırakılması taahhüt edilen tarımsal suyun yeterli olup olmadığı hususunun açıkça değerlendirilmediği anlaşılmıştır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda inşaat mühendisliği bakımından yapılan değerlendirmede; tünellerin çok uzun olması ve suyun tabii akışının güzergahını değiştirdiği için ve mevcut akış debisinin %85'ini alarak yönünü çevirdiği için akarsu morfolojisini bozacağı, bu durumda havzadaki yeraltı suyu besleniminin azalacağı, Birsu HES projesinde bulunan regülatör ve bentler için boyutlandırma hesaplarında sediment yükünün (akarsuyun taşıdığı rüsubat) dikkate alınmadığı, havzadaki akarsu kollarının sediment ölçümlerinin projede olmadığı, dolayısıyla özellikle taşkın dönemlerinde bahar aylarında akarsu yüksek miktarda sedimenti alt havzaya taşıyamayacağı, sediment içerisinde havzada taşınan nötriantlar bulunduğu ve alt havzaların beslenmesi için önemli olduğu, kaldı ki alt havzalarda sediment eksikliğinden dolayı toprak yapısının zamanla değişeceği ve havzanın bu durumdan zarar göreceği, tesisin yapılması teknik ve ekonomik olarak mümkün olduğu, ancak; enerji kaynaklarındaki alternatiflerin bulunması, ülkenin enerji kurulu gücüne çok az etki edeceği, hidrolojik döngüde oluşturacağı aksaklıklar, akarsu ağının bozulması, toprak taşınımının ve oluşumunu olumsuz etkilemesi, sediment taşınımı, debilerde (Akım miktarı) azalma olması, akarsu morfolojisinin bozulması, yeraltı suyu olumsuz etkilenmesi gibi nedenlerle projenin uygulanmasının yeniden gözden geçirilmesi gerektiği yönünde değerlendirme yapılmış ise de, davalı yanında müdahilin sediment hususunun fizibilite raporu aşamasında değerlendirildiği yönünde itirazının bulunduğu görülmüştür. Yukarıda yer verilen hususlar birlikte değerlendirildiğinde, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi ve ek bilirkişi raporlarının tarafların (dava dilekçesinde, bilirkişi raporlarına itiraz dilekçelerinde ve temyiz dilekçelerinde) ileri sürdüğü hususları tüm yönleriyle ayrıntılı ve bilimsel olarak tereddüte mahal vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturmadığı sonucuna varılmıştır. Bu durumda, uyuşmazlığın tereddüte mahal vermeyecek şekilde çözümlenebilmesi amacıyla, dava dilekçesi, bilirkişi raporlarına itiraz dilekçeleri ve temyiz dilekçelerinde ileri sürülen hususlar ile yukarıda yer verilen hususlar da dikkate alınarak, dava konusu projenin gerçekleştirilmesinin, kamu yararı ve çevre dengesi gözetilerek çevresel açıdan oluşturabileceği muhtemel zararlar ile bu zararların alınacak önlemlerle giderilebilmesinin mümkün olup olmadığının, varsa eksikliklerin ÇED raporunu kusurlandırıp kusurlandırmadığının aralarında çevre mühendisi, inşaat mühendisi (hidrolog), jeoloji mühendisi, maden mühendisi, orman mühendisi, ziraat mühendisi, biyolog bilirkişiler başta olmak üzere, gerekirse başka dallarda da uzmanlar seçilerek oluşturulacak yeni bir bilirkişi heyetiyle, mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılarak alınacak rapor ile dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir. Bu itibarla, karara esas alınabilecek nitelikte ve yeterlilikte olmayan bilirkişi raporunun hükme esas alınması suretiyle dava konusu işlemin iptali yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Temyiz isteminin kabulüne, 2. Temyize konu ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan İdare Mahkemesine gönderilmesine, 4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A-2-(i) maddesi uyarınca, kesin olarak, 10/03/2025 tarihinde usulde oyçokluğuyla, esasta oybirliğiyle karar verildi.