Başvuru, hisseli olarak malik olunan taşınmazda imar uygulaması yapılması karşılığında bir kısım payın idare lehine bağışlanmasından sonra bağış şartı yerine getirilmediği hâlde iade edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, hisseli olarak malik olunan taşınmazda imar uygulaması yapılması karşılığında bir kısım payın idare lehine bağışlanmasından sonra bağış şartı yerine getirilmediği hâlde iade edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 25/6/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını ibraz etmiştir. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, İstanbul ili Küçükçekmece ilçesi Kayabaşı Mahallesi Resneliçiftliği mevkiinde bulunan 1553 parsel sayılı taşınmazın 48439/731125 hissesinin maliki iken Küçükçekmece Belediye Başkanlığının (Belediye) taşınmazın bulunduğu alandaki imar planlarını ilgili kanun ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak iki ay içinde yapması karşılığında başvurucuya ait 12100/731125 hissenin Belediyeye bağış olarak devri hususunda taraflar arasında 2/10/1990 tarihli protokol imzalanmıştır. Başvurucu, Tapu Sicil Müdürlüğünde düzenlenen 9/10/1990 tarihli resmî senet ile 1553 parsel sayılı taşınmazdaki 12100/731125 hissesini protokol uyarınca Belediyeye devretmiştir. Belediye Meclisi 10/10/1990 tarihinde başvurucunun hissedarı olduğu taşınmazı da kapsayan alanda ıslah imar planlarını kabul etmiştir. Belediye Meclisinin 27/2/1991 tarihli kararı ile ıslah imar planları iptal edilmiş ise de yine Belediye Meclisinin 6/5/1991 tarihli kararı ile daha önce kabul edilen ıslah imar planlarının uygulanmasına karar verilmiştir. Belediye Encümeninin 27/5/1991 tarihli kararı ile 1553 parsel sayılı taşınmazı da kapsayan alanda imar uygulaması yapılmış ve ifraz işlemi sonrasında oluşan 167 ada 1 ve 3 parsel sayılı taşınmazlar 20/6/1991 tarihinde hisseli olarak başvurucu adına tapuya tescil edilmiştir. Başvurucu; 167 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki hissesini 19/9/2008 tarihinde, 167 ada 3 parsel sayılı taşınmazdaki hissesini ise 4/4/2003 tarihinde üçüncü kişilere satarak tapuda devretmiştir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı (Büyükşehir Belediyesi) kendi sorumluluğunda bulunan 1/5000 ölçekli nazım imar planlarının onaylanmasından sonra 1/1000 ölçekli imar planlarının ilçe belediyelerince yaptırılması gerektiğini belirterek 1/5000 ölçekli nazım imar planları onaylanmadan Belediyece hazırlanan ıslah imar planlarının iptali için İstanbul İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Başvurucu tarafından, Mahkemenin 17/3/1993 tarihli kararı ile imar planlarının iptaline karar verildiği ve kararın temyiz edilmeden kesinleştiği belirtilmiştir. Belediye Meclisinin yeniden planlama yapılmasına ilişkin olarak 18/3/1994 ve 27/5/1996 tarihinde aldığı kararlar Büyükşehir Belediyesince iade edilmiş, Belediye Meclisi 17/9/1997 tarihli kararı ile 18/3/1994 tarihinde kabul edilen 1/1000 ölçekli uygulama imar planında ısrar edilmesine karar vermiştir. Büyükşehir Belediyesi 18/3/1994 tarihli 1/1000 ölçekli uygulama imar planının ısrarı niteliğinde olan 17/9/1997 tarihli kararın iptali istemiyle Belediye aleyhine İstanbul İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkemenin 24/9/1999 tarihli kararı ile imar planının daha önce iptal edilen ıslah imar planının büyük ölçüde bir kopyası olduğu; üst ölçekli planlara, planlama ilkelerine, şehircilik esaslarına ve kamu yararına uygun olmadığı belirtilerek hukuki dayanağı bulunmayan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. Temyiz üzerine Danıştay Altıncı Dairesinin 17/5/2001 tarihli ilamı ile onanan karar, karar düzeltme isteminin reddedilmesi üzerine 21/1/2003 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu kendisine ait taşınmazın da bulunduğu alanda Belediye tarafından yapılan imar uygulamasının İstanbul İdare Mahkemesi kararı ile iptal edildiğini 2009 yılının Kasım ayında öğrendiğini, bu nedenle 1553 parsel sayılı taşınmazdaki 12110/731125 hissenin Belediyeye bağışından rücu ettiğini belirterek Belediye ve taşınmazın hâlihazırda sınırları içinde bulunduğu Başakşehir Belediye Başkanlığı aleyhine 8/10/2010 tarihinde Küçükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesinde bağışlanan hissenin veya imar uygulaması sonucu oluşan parsellerin tapularının iptali ile kendi adına tescili, bu mümkün olmaz ise taşınmaz hisse bedelinin tahsili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece 27/12/2011 tarihli karar ile davanın kısmen kabulüne, 296,80 TL'nin 21/1/2003 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacı başvurucuya ödenmesine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, davalı Belediye tarafından yapılan imar planının iptal edilmiş olması nedeniyle "iki ay içinde plan yapma" taahhüdünün yerine getirilmediği ve bu nedenle başvurucunun bağıştan rücu etmesinin koşullarının oluştuğu belirtilmiştir. Gerekçede, taşınmazın el değiştirmiş olması nedeniyle iadesi yerine bedeline hükmedildiği açıklanmıştır. Temyiz üzerine karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/2/2013 tarihli ilamı ile bozulmuştur. Bozma gerekçesinde, Belediye tarafından yapılan imar uygulaması sonucu oluşturulan 167 ada 1 ve 3 parselden başvurucuya hisse verildiği ve başvurucunun bu taşınmazlardaki hisselerini, imar planının İstanbul İdare Mahkemesince iptal edilmesinden önceki bir tarihte sattığı belirtilmiştir.Daire, bu durumda bağıştan rücu koşulları oluşmadığı gibi Belediyece yapılan imar uygulaması sonucu oluşan parsellerin imar planının iptali kararına rağmen hâlen ayakta olduğunu vurgulayarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Karar düzeltme istemi ise aynı Dairenin 28/1/2014 tarihli ilamıyla reddedilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda 28/5/2014 tarihli karar ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararda, imar uygulaması sonucu başvurucuya verilen 167 ada 1 ve 3 parsel numaralı taşınmazlardaki hisselerin 19/9/2008 ve 28/10/2008 tarihlerinde üçüncü kişilere satıldığı ve bu nedenle bağıştan rücu koşullarının oluşmadığı gerekçesine dayanılmıştır. Başvurucu vekilinin 28/5/2014 tarihinde yüzüne karşı okunan karara karşı temyiz yoluna gidilmemiştir. Davanın taraflarınca temyiz edilmeyen karar 9/9/2014 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu 25/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 22/4/1926 tarihli ve mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Hibe, hayatta olan kimseler arasında bir tasarrufturki onunla bir kimse, mukabilinde bir ıvaz taahhüt edilmeksizin malının tamamını veya bir kısmını diğer bir kimseye temlik eder." Mülga 818 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili bölümü şöyledir: “Hibe, şartla yahut mükellefiyetle takyit olunabilir." Mülga 818 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısımları şöyledir: “Vahip, aşağıdaki hallerden biri vukuunda elden yaptığı hibeden veya tenfiz ettiği taahhüdünden rücu ve mevhubunlehin elinde halen ne kalmış ise onun iadesini dava edebilir....3 – Mevhubunleh, hibeyi takyit eden mükellefiyeti haklı bir sebep olmaksızın icra etmezse”