10. Hukuk Dairesi 2024/2685 E. , 2024/3598 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2023/70 Esas, 2023/370 Karar HÜKÜM/KARAR : Red, Kısmen Kabul Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi
**10. Hukuk Dairesi 2024/2685 E. , 2024/3598 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2023/70 Esas, 2023/370 Karar HÜKÜM/KARAR : Red, Kısmen Kabul Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davalı ... yönünden feragat nedeniyle davanın reddine, diğer davalı şirket yönünden ise davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi davacılar ile davalı şirket vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle müvekkillerinin murisinin iş kazasında vefat ettiği, kazanın meydana gelişinde davalıların kusurlu olduklarını ileri sürerek dava dilekçesinde 10.000,00 TL maddi, eş ... için 150.000,00 TL manevi, çocuk ... için 75.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep ettikten sonra aşamalarda verdiği 22.09.2021 tarihli talep arttırım dilekçesi ile davacı çocuğun maddi tazminat isteminden ve davalı gerçek kişi ...'e karşı açtıkları davalarından feragat ettiklerini, davacı eş yönünden maddi tazminat istemini 1.918.749,00 TL'ye arttırmıştır. II. CEVAP Davalılar vekili özetle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 30.11.2021 tarih ve 2018/635 Esas, 2021/371 Karar sayılı kararıyla; iş kazasının meydana gelişinde ... sigortalı ile davalı ...'in kusursuz oldukları, davalı şirketin %20, kastan öldürme fiilinin faili dava dışı ...'ın %80 oranında kusurlu oldukları kabulünden hareketle davalı ... yönünden feragat nedeniyle davanın reddine, diğer davalı Medicana Şirketi yönünden davacı eşin maddi ve manevi tazminat talepleri ile davacı çocuğun manevi tazminat talebinin kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin 30.11.2021 tarihli kararına karşı süresi içinde davalı Medicana şirketi vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 01.06.2022 tarih, 2022/633 Esas, 2022/1266 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan bahisle davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Medicana Şirketi vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Dairemizin 27.12.2022 tarih ve 2022/13970 Esas, 2022/16775 Karar sayılı kararı ile temyiz edenin sıfatına temyizin kapsam ve nedenlerine göre temyiz eden davalı şirketin sair temyiz itirazlarının reddine ancak davacı eşin maddi zararı hesaplanırken pasif dönemin 60 yaşın dolduğu tarihten itibaren başlatılması gerekirken, hükme esas alınan bilirkişi hesap raporunda 56 yaşında vefat eden sigortalının doktor olduğu, aktif dönemim 10 yıl daha devam edeceği ve pasif dönemin 66 yaşında başlayacağı kabulünden hareketle hesaplama yapılması hatalı olduğu gerekçeleri ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyulduktan sonra alınan bilirkişi hesap raporunda davacı eşin maddi zararının 699.896,00 TL olarak tespit edilmesi üzerine bu hesap raporu hükme dayanak kılınmak suretiyle verilen temyiz incelemesine konu 23.11.2023 tarih, 2023/70 Esas, 2023/370 Karar sayılı kararla davalı ... yönünden feragat nedeniyle davanın reddine, diğer davalı Medicana şirketi yönünden davacıların manevi tazminat istemlerinin kabulüne, davacı eş lehine 699.896,00 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesi'nin yukarıda belirtilen 23.11.2023 tarihli kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ile davalı şirket vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle, kısa kararda davanın kısmen kabulü ya da reddine yönelik hüküm tesis edilmemişken, gerekçeli kararda kısa karara çelişik şekilde hüküm fıkrasına dava kısmen kabul kısmen reddedilmiş gibi yargılama gideri ve avukatlık ücreti hesap olunamayacağını, uyulan bozma kararının mahiyetine göre yeniden tahkikat yapıldığından, davacının bozma öncesindeki ıslahına istinaden davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilemeyeceğini, bozma üzerine tahkikat açılarak yeni bir alacak miktarı belirlendiğini, bu alacak miktarına göre davacının hem HMK'nın 107 nci maddesi kapsamında talep sonucunu azaltabileceği, hem de davasını tekrar ıslah edebileceği gözetilmeden hatalı uygulama yapıldığını, hükmün 1 ve 2 nolu fıkrasında davacı/davacılar lehine hükmolunan vekalet ücretlerinin yürürlükteki AAÜT hükümlerine aykırı olacak şekilde eksik ve hatalı hesaplandığını, ret vekalet ücreti hesabının da hatalı olduğunu, ret vekalet ücretinin davacı tarafa verilenden fazla olamayacağını, bozma kararında belirtilen müteveffanın 60 yaşından sonraki döneminin pasif dönem olarak kabulü gerektiğine ilişkin gerekçenin, hem meri mevzuata hem de hayatın olağan akışına açıkça aykırı olduğunu, Sağlık Bakanlığında çalışan doktorların emeklilik yaşlarının 65 olduğunu, emekli olmak istemeyen hekimlerin ise 72 yaşına kadar çalışma hakkına sahip olduklarını, Sağlık Bakanlığının 2019 yılı verilerine göre Türkiye’de %53’ü uzman, %29’u pratisyen ve %18’i asistan hekim olmak üzere toplam 160.810 hekimin görev yaptığını, OECD STAT 2019 yılı verilerine göre Türkiye'de aktif görev yapan hekimlerin %10'unun 55-64 yaş arası; % 5'inin 65-74 yaş arası, % 3'ünün de 75 yaş üstünde olduğunu, açıklanan yaş dağılımı istatistiğinden kaba bir hesaplama yapıldığında tüm hekimlerde 60 yaş üstü olanların yaklaşık %13 oranında olduğunun görüldüğünü, 2022 yılı TUİK Adrese Dayalı Nüfus Sistemi verilerine göre ise Türkiye'de 65 yaş üstü nüfus oranı % 9,9 olduğunu, belirtilen 65 yaş üstü hekim oranı olan %8'in de nüfus verisiyle örtüştüğünü, bu durumda; araştırmada çalışmadığını/emekli olduğunu beyan eden %2'lik hekim kitlesini de hesaba katarak, 65 yaş ve üstü hekimlerde aktif çalışma oranının %90'ın üzerinde olduğu, 60-64 yaş aralığında olan doktorların ise %95'in üzerindeki bir kısmının aktif çalışmaya devam ettiğinin görüleceğini, dolayısıyla Daire tarafından davacıların doktor murisinin 60 yaş sonrasının pasif devre olarak kabul edilmesi şeklindeki görüşünün bilimsel gerçeklere ve nüfus verilerine uygun düşmediğini, bir doktor bakımından, 60 yaşından sonrasının pasif dönem olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, dolayısıyla bozmadan evvel alınan bilirkişi raporundaki hesaplama biçiminin doğru olduğunu, Dairenin hesaplama usullerine ilişkin istikrarlı kararlarıyla da paralel olduğunu, PMF 1931 yaşam tablosunun, aktüerya hesaplamalarında uzun zamandır kullanılmadığını, bu eski tabloya istinaden yapılan hesaplamaları içeren Mahkeme kararlarının da Dairece istikrarlı biçimde bozulduğunu, bu nedenle müstenit bozma kararına istinaden yapılan yargılamada Mahkemenin elde ettiği sonucun esas yönünden de hatalı olduğunu, öte yandan Türk Borçlar Kanunu'nun 55 inci maddesine göre destekten yoksun kalma zararlarının hesaplanmasında Kanun ve sorumluluk hukuku ilkelerinin gözetilmesi yükümlülüğü idareye dahi tahmil edilmiş ve bu surette kamu düzenine mütedair bir düzenleme yapıldığını, dolayısıyla kamu düzenini ilgilendiren destekten yoksun kalma zararının hesaplama usulünde düşülen yanılgının davalı lehine müktesep hak oluşturmasının mümkün olmadığını, bu nedenle Mahkeme kararının hesaplama usulüne ilişkin olarak esas yönünden de bozulması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalı Medicana Şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle, Mahkemenin son hesap raporunun hangi yönüyle hükme esas alınmaya yeterli olduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadığını, gerek davacılar tarafından talep edilen manevi tazminat miktarının gerekse 22.09.2023 tarihli bilirkişi raporunda hesaplanan maddi tazminat tutarının fahiş olup, davalı müvekkiline izafe edilebilecek herhangi bir kusur olmaması sebebiyle davacıların tüm taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili hastanenin çalışanlarına karşı fiziksel saldırıların önlenmesine yönelik olarak gerekli her türlü önlemi aldığını, kusur oran ve adiyetinin hatalı tespit edildiğini, illiyet bağının kesildiğini, bilirkişinin kazalının doktor olması sebebiyle görevini aktif olarak 4 yıl daha yapacağını, kalan 17 yılın ise pasif devrede olacağının varsayılması gerektiğini, hesaplamanın hak sahipleriyle birlikte geçebilecek kalan ömrün tamamında yapılacağını iddia ettiğini, davacılar murisinin 56 yaşındayken vefat ettiğini, bilirkişinin murisin görevini aktif olarak yapabileceği yılın hesabında gerekçelendirme yapmadığını, 56 yaşında olan bir kişinin, mesleğini 4 yıl daha yapabileceği düşüncesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, murisin yaşı dikkate alındığında 4 yıl daha mesleğini icra edebileceği düşüncesi tamamen varsayımsal bir yaklaşım olduğunu, aktif süre hesabında murisin sağlık durumu, yaşı, sonradan meydana gelebilecek sağlık sorunları, meslekte geçen süresi gibi unsurların da dikkate alınması gerektiğini, 22.09.2023 tarihli raporda, eşin yeniden evlenme ihtimalinin hatalı belirlendiğini, yapılacak olan hesaplamada davacı eş ...'ın, davacı kızı ...'den alacağı desteğin de dikkate alınması ve hesaplanacak tazminat kaleminden söz konusu destek ücretinin indirilmesi gerekiğini, bunun yanında hak sahibi olan eşin sosyal ve ekonomik durumu araştırması yapılarak varsa her türlü kazanç ve irattan elde edeceği gelirlerin de göz önünde bulundurulması gerektiğini, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından murisin ölüm nedeniyle bir gelir bağlanıp bağlanmadığı hususunun araştırılması ve bağlanmışsa söz konusu gelirin yapılacak tazminat hesabından indirilmesi gerektiğini, 22.09.2023 tarihli raporda yalnızca ilk peşin sermaye değerinin hesaplamadan düşüldüğünü, ancak bunun yanında davacı eşe, murisin ölümü nedeniyle bağlanan bir gelir var ise bu gelir miktarının da yapılacak hesaplamada dikkate alınması ve hesaplanan tutardan düşülmesi gerektiğini, hesaplamanın neye göre ve nasıl yapıldığının kendilerince anlaşılamadığını, yapılan hesaplama tablosunda aktif devre hesabı ve pasif devre hesabı olarak kalemler belirtilmiş ve akabinde kıyas rakamının uygulanması sonucu toplam brüt zarar hesabının 951.599,00-TL olduğu davacı ...'a ödenecek olan maddi tazminat tutarının ise 699.896,00-TL olduğunun belirtildiğini, yapılan hesaplamada neyin nasıl dikkate alındığının anlaşılamadığını, hesaplama yapılırken somut, ayrıntılı gerekçeler sunulmadığını, dolayısıyla hesaplanan tutarın kabulünün mümkün olmadığını, hesaplanan tutarın oldukça fahiş olduğunu, bilirkişi tarafından görev sınırlarının dışına çıkılarak kıyaslama yoluyla varsayımsal olarak hesaplama yapıldığını, faiz başlangıç tarihinin hatalı olduğunu, belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacıların iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 417 inci maddesi, 5510 sayılı Kanunun 13, 16 ve 20 inci maddeleri ile 492 sayılı Harçlar Kanun'un 8 inci ve 31 inci maddeleri, 3. Değerlendirme a. Temyiz Eden Tarafların Davacıların Manevi Tazmint İstemleri Hakkında Kurulan Hükümlere Yönelik Temyiz İtirazları Açısından; Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362'nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır. Dosya içeriğine göre davacılar eş ve çocuk yararına hüküm altına alınan manevi tazminat tutarlarının karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 238.730,00 TL'nin ayrı ayrı altında kaldığı anlaşıldığından temyiz eden tarafların anılan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının ayrı ayrı miktardan reddine karar vermek gerekmiştir. b. Temyiz Eden Taraf Vekillerinin Diğer Hükümlere Yönelik Temyiz İtirazları Açısından; bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkan bulunmadığı Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelerle kararın bozmaya uygun olmasına, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkan bulunmamasına göre temyiz eden taraf vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından, davacı eşin maddi tazminat istemi kısmen kabul edilmiş olmasına karşın hüküm fıkrasında "Davacıların maddi tazminat talebinin ıslah dilekçesi doğrultusunda KABULÜ İLE;" şeklinde bir niteleme yapıldığı, davacı eş lehine kabul edilen maddi tazminat üzerinden 103.985,44 TL vekalet ücreti belirlenmesi gerekirken 94.988,56 TL vekalet ücreti belirlendiği, davacı eş aleyhine hükmedilecek vekalet ücreti onun lehine hükmedileni geçemeyeceği halde eş aleyhine 145.486,64 TL maddi tazminat ret vekalet ücreti belirlendiği, davalı konumda davalı şirketin kendisi bulunmasına karşın gerekçeli karar başlığında şubenin davalı olarak gösterildiği, davalı şirket tarafından yatırılmış bakiye karar harcına dair dosya kapsamında bilgi bulunmadığı halde Mahkemece “Alınması gereken 63.179.65.TL harçtan peşin yatırılan 6.730.78.TLsinin nispi karar harcı olarak mahsubu ile bakiye 56.448.87.TL harç ilk hükümle beraber 139.690,27.TL harç tahsil müzekkeresi yazıldığı görülmekle tahsil edildi ise bakiye 83.241.40.TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalı Medicana Hastane İşletme A.Ş. iadesine” karar verilerek 492 sayılı Kanun'un 8 inci maddesine aykırı nitelikte hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Ne var ki bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370'inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz eden taraf vekillerinin davacıların manevi tazminat istemleri hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının ayrı ayrı miktardan REDDİNE; 2.İlk Derece Mahkemesi kararının a.Gerekçeli karar başlığında yer alan "Bahçelievler Şubesi" ibarelerinin silinerek başlıktan çıkarılması, b.Hüküm fıkrasında yer alan "Davacıların maddi tazminat talebinin davasının ıslah dilekçesi doğrultusunda kabulü ile "ibarelerinin silinerek yerine geçmek üzere "Davanın kısmen kabulü ile" ibarelerinin yazılması, c.Hüküm fıkrasının maddi tazminat kabul/ret vekalet ücretlerine ilişkin "-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 94.988,56 TL nispi vekalet ücretinin davalı Medicana Hastane İşletme A.Ş. alınarak davacıya verilmesine;" "-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 145.486,64 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı Medicana Hastane İşletme A.Ş. verilmesine," ibarelerinin silinerek yerlerine geçmek üzere "-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 103.985,44 TL nispi vekalet ücretinin davalı Medicana Hastane İşl. A.Ş.'den alınarak davacı ...'a verilmesine;" "-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/3 üncü maddesine göre tayin ve takdir edilen 103.985,44 TL ret vekalet ücretinin davacı ...'dan alınarak davalı Medicana Hastane İşl. A.Ş.'ye verilmesine," ibarelerinin yazılması, ç.Hüküm fıkrasının karar ve ilam harcına ilişkin 7 numaralı bendinin tamamen silinerek yerine geçmek üzere "7-Alınması gereken 63.179.65 TL karar ve ilam harcından aşamalarda peşin olarak yatırılan 6.730.78 TL'nin mahsubu ile bakiye 56.448.87 TL harcın davalı Medicana Hastane İşl. A.Ş.'den alınarak hazineye gelir kaydına" ibarelerinin yazılması suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'nun muhalefetine karşı, Başkan ..., Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla, -KARŞI OY- Anayasa ile güvence altına alınan hukuki korunma hakkı (36 ncı madde) yalnızca şekli bir yargılama yapılmasını değil, bunun yanında adil ve doğru bir yargılamayı da gerektirmektedir. Adil yargılamanın teminatlarından biri de kanun yollarıdır. (Tolga Akkaya –Modern Usul Hukukunda İstinaf) Mahkeme kararlarının hukuka uygunluğunun bir üst mahkeme tarafından denetlenmesi Anayasal bir gerekliliktir. Anayasa Mahkemesine göre de mahkeme hakkı sadece ilk derece mahkemesine başvurmayı değil temyiz yoluna başvurmayı da kapsar. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 341 inci maddesinde ilk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabilen kararlar, HMK’nın 361 inci maddesinde; bölge adliye mahkemelerinin temyiz edilebilen kararları, 362 nci maddesinde ise bölge adliye mahkemelerinin temyiz edilemeyen kararları düzenlenmiştir. HMK’nın 373/4 maddesi gereğince, Yargıtayın bozma kararı üzerine, ilk derece mahkemesince bozmaya uygun karar verildiği takdirde bu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Bu gibi hallerde, ilk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf yolu mevcut olmayıp, sadece temyiz yoluna başvuru mümkündür. İlk Derece Mahkemesince yanlış ve hatalı kararlar verilebilmektedir. Bu hataların giderilebilmesi ancak kanun yoluna başvuru ile mümkün hale gelir. Kararın aleyhine olduğunu düşünen taraf kararın denetlenmesini ve düzeltilmesini kanun yoluna başvurarak isteyebilir. Kanun yolları hakimin yapabileceği hatalar karşısında taraflara tanınmış yasal bir güvencedir. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesi ile iki aşamalı kanun yolu sistemi söz konusu olmakla birlikte, HMK’nın 373/4 maddesi kapsamına giren ilk derece mahkeme kararlarında sadece temyiz yoluna başvuru mümkün olup, kanun yoluna incelenmesinde yüksek parasal sınırın uygulanması halinde çok sayıda dosyada ilk derece mahkemesi kararına ilişkin kanun yolu incelemesi mümkün olmayacaktır. Bu ise hak arama özgürlüğünün ağır ihlali anlamına gelir. Hukuk davalarında asıl olanın her karar için denetim yoluna açık olmasıdır. Ancak HMK’da öngörülen parasal sınırların uygulanması gerektiği de açıktır. HMK’da, bölge adliye mahkemesi kararları için öngörülen parasal sınırın, ilk derece mahkemesi kararları için uygulanması, yasanın lafzına ve ruhuna aykırıdır. Mahkemeye erişim hakkı, kanun yoluna başvuru hakkını da içerir. Böylesi bir uygulama adil yargılanma hakkına, Mahkemeye erişim hakkına ve hak arama özgürlüğüne aykırılık teşkil eder. Yargıtayın temyiz incelemesi yapıp ilk derece mahkemesi kararını bozmasından sonra bozma üzerine verilen kararda temyiz incelemesi yapılması, mahkemeye erişim hakkının bir gereğidir. HMK’da, İlk Derece Mahkemesince verilen kararların temyiz edilmesi halinde kesinlik sınırının tespitine dair açık bir hüküm bulunmadığından, HMK’nın 341/2 maddesindeki düzenlemenin dikkate alınması gerekir. Kanun yolu başvuru sınırlarının başvurulacak kanun yoluna göre değil, kararı veren mahkemeye göre belirlenmesi gerekir. Hukuk Genel Kurulunun 24.06.2021 tarihli, 2021/4-307 Esas, 2021/833 Karar sayılı, 05.07.2023 tarihli, 2023/2-191 Esas, 2023/703 Karar sayılı kararlarında da bu husus vurgulanmıştır. Kanunda açık bir hüküm bulunmayan yoruma açık tartışmalı konularda hakkın engellenmesi değil, hakkın yoluna açan bir uygulamanın geliştirilmesi gerekir. Aksi halde bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle iki aşamalı kanun yolu sistemi uygulanan ülkemizde, istinaf inceleme sınırının çok üzerinde, ancak temyiz sınırının altında kalan çok sayıda ilk derece mahkemesi kararı esasa ilişkin hiçbir denetim yapılmadan kesinleşecek hak arama özgürlüğü ve mahkemeye erişim hakkı engellenmiş olacaktır. Açıkladığım nedenlerden dolayı; İlk Derece Mahkemesi kararlarına ilişkin temyiz yolu başvurusunda, HMK’nın 341/2 maddesindeki düzenlemenin ve parasal sınırın uygulanması gerektiği, bölge adliye mahkemesi kararlarına ilişkin HMK’nın 362 nci maddesindeki parasal sınırların uygulanması halinde, İlk Derece Mahkemelerinin çok sayıda kararının hukukiliğinin denetlenme imkanı ortadan kalkacağından, çoğunluğun temyiz talebinin miktardan reddine ilişkin kararına katılmıyorum.