Başvuru, haksız yere şikâyet sonucu soruşturma geçirilmesi nedeniyle şeref ve itibarın zarar gördüğünden bahisle maddi ve manevi varlığın korunma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, haksız yere şikâyet sonucu soruşturma geçirilmesi nedeniyle şeref ve itibarın zarar gördüğünden bahisle maddi ve manevi varlığın korunma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 7/7/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: 1964 doğumlu olan başvurucu, olay tarihinde Afyonkarahisar'ın İscehisar İcra Müdürlüğünde (Müdürlük) zabıt kâtibi olarak çalışmaktadır. İscehisar ilçesinde avukatlık yapan Ç. (avukat), başvurucudan İscehisar İcra Hukuk Mahkemesinde bulunan bazı dosyaların Müdürlüğe iadesi talebinde bulunmuştur. Başvurucunun bu talebi reddetmesi üzerine avukat, söz konusu icra dosyalarının iadesinin keyfî olarak yapılmadığı ve işlemden kalkma tehlikesinin bulunduğu iddiası ile İscehisar Cumhuriyet Başsavcılığına görevi ihmal ve görevi kötüye kullanma suçlarından işlem yapılması istemiyle şikâyette bulunmuştur. Şikâyet üzerine yapılan soruşturma sonunda başvurucu hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Şikâyet dilekçesinde şu ifadelere yer verilmiştir:"...İscehisar İcra müdürlüğünün ... Dosyası İscehisar icra hukuk mahkemesinin ... nolu dosyası arasına alınmış yargılama sürecinde dosya icra müdürlüğüne hiç iade cdilmcmiştir. Dosya çek alacağına ilişkin olduğu için altı ay işlem yapılmadığından (dosya) düşmüştür. Müvekkilimin alacağı sürüncemede kalmıştır. Görevli memur Ali Abbas Yalman'dan en son bugün dosyayı istediğimde dosyanın işinin bitmediğini, veremeyeceğini söylemiştir. Ancak dosya kararlı dosya olduğundan icra dosyası ile hiçbir iş bulunmamaktadır. Memur görevini yapmayarak görevi ihmal suçunu ve ihtarlara rağmen dosyayı vermeyerek ... müvekkili maddi zarara uğrattığından görevi kötüye kullanma suçunu işlemiştir...." Avukat ayrıca İscehisar Adalet Komisyonu Başkanlığına şikâyette bulunmuştur. Avukatın şikâyet dilekçesinde başvurucunun "yüksek sesle konuştuğu", "fevri tavırlar ve nahoş görüntüler sergilediği", "yerli yersiz rapor almak suretiyle adliyedeki işleri sürüncemede bıraktığı", "sürüncemede bıraktığı işe örnek olarak da ... dosyanın İcra Müdürlüğüne gönderilmesi istenmesine rağmen, dosyanın gönderilmediği ve bu şekilde kötü niyetli davrandığı", "bu nedenle görev yerinin değiştirilmesi gerektiği" yönünde ifadeler kullanılmıştır. Şikâyet üzerine yapılan disiplin soruşturması sonucunda İscehisar Asliye Hukuk Mahkemesince başvurucu hakkında disiplin cezası verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucu, avukat tarafından yapılan haksız şikâyetlere maruz kaldığı gerekçesiyle Afyonkarahisar Baro Başkanlığına şikâyette bulunmuş; bunun üzerine Baro tarafından avukat hakkında disiplin kuruluna sevk kararı verilmiştir (Bu süreçle ilgili başvuru dosyasında ilave bilgi veya belge bulunmamaktadır.). Avukatın kendisi hakkındaki şikâyetlerinin “iftira” boyutuna vardığı, bu yüzden ruh sağlığının bozulduğu, amirleri ve arkadaşları arasında iş yapmayan kişi görünümüne düştüğü gerekçeleriyle başvurucunun açtığı manevi tazminat davası İscehisar Asliye Hukuk Mahkemesince kabul edilmiş ancak avukat tarafından kararın temyizi üzerine Yargıtay aşağıdaki gerekçelerle kararı bozmuştur:"...Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.Davaya konu olayda; davalı avukat, İcra Hukuk Mahkemesi dosyalarında esas hakkında karar verildiği gerekçesiyle işi biten icra müdürlüğü dosyalarının icra müdürlüğüne iadesini talep etmiş, davacı da dosyaların henüz işi bitmediği gerekçesiyle iadeden kaçınmıştır. Bunun üzerine davalı vekil olarak işlerini takip ettiği müvekkili adına sözkonusuşikayet dilekçelerini Adalet Komisyonu Başkanlığı'na ve Cumhuriyet Savcılığı'na vermiştir. Bu durumda, yerel mahkemece şikayet için yeterli emare olması nedeniyle davalının anayasal şikayet hakkını kullandığı sonucuna varılarak, istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, şikayet hakkını hukuka uygun kullanmadığı gerekçesiyle, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir...." İlk derece mahkemesince Yargıtayın bozma ilamına uyularak davanın reddine karar verilmiştir. Bu kararın başvurucu tarafından temyizi üzerine Yargıtay 13/4/2015 tarihinde kararı onamıştır. Onama kararı 11/6/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 7/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Manevi Tazminat Talebinin Kanuni Dayanakları 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun "İlke" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” 4721 sayılı Kanun’un "Davalar" kenar başlıklı maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: "Davacının, maddî ve manevî tazminat...istemde bulunma hakkı saklıdır." 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun "Kişilik hakkının zedelenmesi" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir."B. Yargıtay İçtihadı Yargıtayın kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile hak arama hürriyeti ve şikâyet hakkı arasındaki dengenin nasıl kurulması gerektiğine ilişkin yerleşik içtihadı şöyledir (Yargıtay Hukuk Dairesinin 21/12/2017 tarihli ve E.2016/938, K.2017/8564 sayılı, 18/12/2017 tarihli ve E.2016/2768, K.2017/8377 sayılı kararları):"...Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir. Anayasa’nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği” başlığını taşıyan maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır... Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikâyet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikâyeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikâyet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikâyetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır..."