Başvuru, askerlik görevinden kaynaklanan psikiyatrik rahatsızlık nedeniyle oluşan zararların tazmini istemiyle açılan davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, askerlik görevinden kaynaklanan psikiyatrik rahatsızlık nedeniyle oluşan zararların tazmini istemiyle açılan davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesitarafından süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Birinci başvurucuya ait 2014/12678 sayılı başvuru 5/8/2014 tarihinde, ikinci ve üçüncü başvuruculara ait 2014/19552 ve 2014/19553 sayılı başvurular ise 16/12/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyonlara sunulmuştur. Komisyonlarca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. 2014/12678 sayılı başvuruya ait belgelerin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunmayacağını bildirmiştir. Başvurular, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2014/12678 sayılı başvuru dosyası üzerinde incelenmek üzere birleştirilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular, bir dönem Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Özel Kuvvetler Komutanlığı da dâhil olmak üzere çeşitli birimlerinde muvazzaf olarak görev yapmış olan askerlerdir. Kendi ifadelerine göre başvurucular; meslek hayatları süresince farklı yer ve zamanlarda iç güvenlik faaliyetlerine iştirak etmiş ve bu kapsamda birçok kez törör örgütü üyeleriyle silahlı çatışmaya girmiş, mayın patlaması vakaısıyla karşılaşmışlardır. Bu görevler sırasında bazen yaralanmışlar, bazen de arkadaşlarının yaralandığı ve şehit olduğu olaylara tanıklık etmişlerdir. Başvurucular yaşadıkları bu olaylara bağlı olarak bir müddet sonra psikolojik ve psikiyatrik tedavi görmeye başlamışlardır. Bu tedavilerin ardından aşağıda belirtilen süreçlerin sonunda başvurucuların TSK ile ilişiği kesilmiştir.A. Alpay Dinç'e İlişkin Olay ve Olgular Alpay Dinç ilk defa 2006 yılında psikiyatrik tedaviye başlamıştır. 20/5/2008 ile 27/5/2013 tarihleri arasında psikiyatrik rahatsızlığı nedeniyle yaklaşık iki yıl istirahat ve hava değişiminde bulunmasını müteakiben GATA Asker Hastanesinin 29/5/2013 tarihli raporuyla hakkında ''1-F1 Travma sonrası stres bozukluğu (Kronik nitelik kazanmış travma sonrası stres bozukluğu)'' teşhisi ile ''TSK'da görev yapamaz, hastanın rahatsızlığında; 1- Askerlik mesleğinin sebep ve tesiri vardır. 2- Bölücü terör örgütüne karşı katıldığı operasyonlardan ve girmiş olduğu çatışmalardan kaynaklanmıştır.'' tespiti yapılmıştır. Başvurucu, söz konusu raporun düzenlenmesinin ardından 10/6/2013 tarihinde idareye başvurarak askerlik sebebiyle anılan rahatsızlığa yakalandığı iddiasıyla tazminat talebinde bulunmuş ancak başvurusuna cevap verilmeyerek başvurusu reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucu, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) tam yargı davası açmıştır. AYİM İkinci Dairesi, dava açma süresinin başvurucunun ilk psikiyatrik tedaviye 2006 yılında başladığı gerekçesiyle davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. gerekçesi şöyledir:"... davacının 2006 yılından itibaren psikiyatrik tedavi görmeye başladığı, bu durumda davacının 2007 yılından itibaren bir yıl içinde ve her halükarda 5 yıl içerisinde davalı idareye müracaatla haklarının yerine getirilmesini istemesi gerekirken, bir ve beş yıllık süreyi geçirdikten sonra ilk olarak 2013 tarihinde davalı idareye müracaatı müteakip, sonrasında 2013 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğu, davacının 2006 yılından itibaren psikiyatrik tedavi görmesi nedeniyle GATA Asker Hastanesinin 2013 tarih ve 6572 sayıl raporu ile rahatsızlığa sonradan tanı konulmasının zararın öğrenilmesine ve dava açma süresine bir etkisinin bulunmadığı..." B. Ali Sayın'a İlişkin Olay ve Olgular Ali Sayın ilk defa 2008 yılında psikiyatrik tedaviye başlamıştır. 7/6/2012 ile 11/7/2013 tarihleri arasında psikiyatrik rahatsızlığı nedeniyle kendisine on üç ay istirahat verilmesinin ardından GATA Asker Hastanesinin 12/9/2013 tarihli raporuyla hakkında ''1-F1 Travma sonrası stres bozukluğu (Kronik nitelik kazanmış travma sonrası stres bozukluğu)'' teşhisi ile ''TSK'da görev yapamaz.''tespiti yapılmıştır. Başvurucu, söz konusu raporun düzenlenmesinin ardından 18/9/2013 tarihinde idareye başvurarak askerlik sebebiyle anılan rahatsızlığa yakalandığı iddiasıyla tazminat talebinde bulunmuş ancak başvurusuna cevap verilmeyerek başvurusu reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucu, AYİM'de tam yargı davası açmıştır. AYİM İkinci Dairesi dava açma süresinin başvurucunun ilk psikiyatrik tedaviye 2008 yılında başladığı gerekçesiyle davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Gerekçesi ise şöyledir:"...davacının 2008 yılından itibaren bir yıl içinde ve her halükarda 5 yıl içerisinde davalı idareye müracaatla haklarının yerine getirilmesini istemesi gerekirken, bir ve beş yıllık süreyi geçirdikten sonra ilk olarak 2013 tarihinde davalı idareye müracaatı müteakip, sonrasında 2013 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğu, GATA Asker Hastanesinin 2013 tarih ve 11354 sayılı raporunda, 2007-2009 yılları arasına görev yaptığı birliklerde ve bu birliklerin bulunduğu mahalde görev yapmasının psikolojisini etkileyip rahatsızlandığına, 2009-2012 yılları arasında davacının var ise yaşadığı ve bu rahatsızlığa neden olabilecek diğer olayların bu rahatsızlığa neden olmadığına dair bir açıklama bulunmaması, davacının 2010 tarihinde yapılan periyodik muayenesi ile 2010 tarihinde yurt dışı geçici görev kapsamında yapılan muayenesi sonucunda düzenlenen sağlık kurulu raporlarında psikiyatrik rahatsızlığına ilişkin bir tespit ve değerlendirme bulunmaması karşısında 2012 tarihinde başlayan süreç sonunda 2013 tarihli raporun ve rapordakı tespit ve değerlendirmelerin zararın öğrenilmesine ve dava açma süresine bir etkisinin bulunmadığı, anılan raporların davacının vazife malulü olarak kabul edilip edilmemesinin değerlendirilmesinde etkisinin olabileceği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır." İhsan Demirağ'a İlişkin Olay ve Olgular İhsan Demirdağ ilk defa 2009 yılında psikiyatrik tedaviye başlamıştır. 3/9/2009 ile 21/3/2013 tarihleri arasında psikiyatrik rahatsızlığı nedeniyle kendisine on sekiz ayistirahat verilmesinin ardından GATA Asker Hastanesinin 19/6/2013 tarihli raporuyla hakkında ''1-F1Travma sonrası stres bozukluğu (Kronik nitelik kazanmış travma sonrası stres bozukluğu), F9 Yineleyen depresif bozukluk, (Kronik nitelik kazanmış depresif bozukluk)" teşhisi ile ''TSK'da görev yapamaz,hastanın rahatsızlığında 1- Askerlik mesleğinin sebep ve tesiri vardır. 2- Bölücü terör örgütüne karşı katıldığı operasyonlardan ve girmiş olduğu çatışmalardan kaynaklanmıştır...'' tespiti yapılmıştır. Başvurucu, söz konusu raporun düzenlenmesinin ardından 28/6/2013 tarihinde idareye başvurarak askerlik sebebiyle anılan rahatsızlığa yakalandığı iddiasıyla tazminat talebinde bulunmuş ancak başvurusuna cevap verilmeyerek başvurusu reddedilmiştir.Bunun üzerine başvurucu,AYİM'de tam yargı davası açmıştır. . AYİM İkinci Dairesi davayı süre aşımı nedeniyle oyçokluğuyla reddetmiştir. Gerekçesi ise şöyledir:"Davacının hizmet safahatı incelendiğinde; 1993- .2000 tarihleri arasında ilk atma yeri olan Kayseri'de, 2000-2006 tarihleri arasında İzmir'de, 2006-2008 tarihleri arasında Hakkari'de görev yaptığı, 2008 tarihinden sonra ayrıldığı tarihe kadar Isparta Eğirdir'de görev yapan davacının 2013 tarihli raporla TSK'da görev yapamaz raporu aldığı anlaşılmış ise de; davacı vekilince davacının rahatsızlığına sebep olduğu ileri sürülen katıldığı olayların 1993-2000 yılları ve Hakkari'de görev yaptığı 2006-2008 yılları arasındaki zaman dilimlerine atfediIdiği, bu zaman dilimlerinde ise, somut bir olaya, zaman ve yer gösterilerek bir eylem belirtilmediği, bu durumda 1602 sayılı AYiM Kanunu'nun 43 üncü maddesi uyarınca 1 ve 5 yıllık süreler geçtikten sonra 2013 tarihinde yapılan idari müracaatı müteakip açılan bu davada süre aşımı bulunduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır." Karşıoyda ise özetle başvurucunun rahatsızlığının fiziksel olmadığı, bir anksiyete bozukluğu olan post travma sonrası stres bozukluğu olduğu ve bu rahatsızlığın travmaya sebep olan olaydan çok sonra da ortaya çıkabildiği, dava konusu olayda hastalığın kronik hâle geldiğine karar verilerek "TSK'da Görev Yapamaz" sağlık raporu verilen başvurucunun söz konusu zararını anılan raporun onaylanmasını müteakip kendisine tebliğ edildiği tarihte öğrendiğinin kabul edilmesi gerektiği, bu itibarla davada süre aşımı bulunmadığı görüşü savunulmuştur. Başvurucuların karar düzeltme istemlerinin reddedilmesiyle kararlar kesinleşmiştir. Başvurucular, süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. A. Ulusal Hukuk Anayasa ve Kanun Hükümleri Anayasa’nın maddesinin son fıkrası şöyledir:“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler." 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir şöyledir:"İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir." Danıştay İçtihadı Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011 tarihli ve E.2008/7182, K.2011/4711 sayılı kararı şöyledir:"Bir eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemin gerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve incelemelerden, hatta ceza davalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.Özelikle, kamu görevlilerinin idari tasarrufta bulunurken uyulması zorunlu görülen kurallara uymamaları nedeniyle kendilerine izafe edilebilecek nitelikte olmakla birlikte, resmi yetkilerin kullanımı sırasında gerçekleştiği için idaresinden de ayrılamayan görev kusurlarından doğan zararın tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, zararın, kamu görevlisinin kişisel kusurundan mı, görev kusurundan mı kaynaklandığının ceza muhakemesi sonucunda belirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir.Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğinin ve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetini olumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tam yargı davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelik olması sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur." Aynı Dairenin 31/5/2016 tarihli ve E.2016/4241, K.2016/3896 sayılı kararı şöyledir:"2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilen ilgililerin, idari eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve herhalde idari eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği hükme bağlanmıştır. Anılan Kanun hükmünde idareye başvuru için öngörülen en geç beş yıllık sürenin hangi tarihten itibaren başlatılacağı zaman zaman duraksamalara yol açtığından, bu hususun irdelenmesi gerekmektedir.Tam yargı davaları, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle, tam yargı davasının açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur. İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir. Özellikle kamu görevlilerinin idari bir tasarruf yaparken, mevzuatın, üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural, usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek boyutta ve biçimde, ancak yine de resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onları kullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasını önleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu yoksa görev kusuru sonucu mu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir. Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 13'üncü maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürenin, eylemin idariliğinin ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, zarara yol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen hakkın kurucu unsurlarından birinin mahkemeye erişim hakkı olduğunu belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36). Mahkemeye erişim hakkı Sözleşme'nin maddesinde yerini bulan güvencelerin doğal bir parçası olup (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B. No: 54252/07, 16/6/2009, § 52) bu kapsamda (1) numaralı fıkra, herkesin kişisel hakları ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını bir mahkeme veya bir yargı yeri önüne çıkarma hakkını güvence altına alır (Golder/Birleşik Krallık, § 36). Mahkemeye erişim hakkı, niteliği gereği devlet tarafından düzenleme yapılmayı gerektirdiğinden mutlak bir hak olmayıp sınırlamalara tabidir. AİHM'e göre bu hak, Sözleşme'nin tanımlamaksızın kabul ettiği bir hak olduğundan bir hakkın kapsamını belirleyen (çerçevesini çizen) sınırlardan başka sınırlamalara da tabi olabilir. Ancak hiçbir durumda bu sınırlamalar hakkın özünü zedelememelidir (Golder/Birleşik Krallık, § 38). Ayrıca bu sınırlama meşru bir amaç izlemeli ve kullanılan araçlarla gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmalıdır, aksi takdirde sınırlama maddenin (1) numaralı fıkrasıyla bağdaşmaz (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78,28/5/1985, § 57). Temyize başvurma, dava açma gibi usul kurallarına ilişkin kanunlarda birtakım sürelerin öngörülmesi, hukuksal güvenlik ilkesi ve mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan ve eksik olan kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet etmektedir (Stubbings ve digerleri/BirlesikKralık, B. No: 22083/93, 22/10/1996, § 51). Süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları birden fazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye erişim hakkı kapsamında o yorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecek şekilde katı bir şekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı bir uygulamaya tabi olmaması gerekir (Beles ve diğerleri/Çek Cumhuriyeti, B. No: 47273/99, 12/11/2002, § 51). AİHM, Eşim/Türkiye (B. No: 59601/09, 17/9/2013) kararında süre aşımı nedeniyle davası reddedilen başvurucunun mahkemeye erişim hakkının engellenip engellenmediği hususunu incelemiştir. Söz konusu olayda başvurucu askerlik hizmetini yerine getirirken 25/9/1990 tarihinde yaşanan bir çatışmada yaralanmış, başvurucunun tedavisi uzunca bir süre devam etmiş ve sonunda 1992 yılında askerlikle ilişiği kesilmiştir. Başvurucu sonraki yıllarda sürekli baş ağrısından ve baş dönmesinden yakınmış, 2004 yılında başında belirlenemeyen metal bir cismin olduğu tespit edilmiş, 2007 yılında GATA'daki muayenesinde başvurucunun başında mermi olduğu anlaşılmıştır. Başvurucu 19/9/2007 tarihinde tazminat almak amacıyla idareye başvurmuş ancak başvurucunun bu talebi reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucunun idare aleyhine maddi ve manevi tazminat istemiyle açtığı davada AYİM söz konusu olayın yaşandığı tarihten itibaren beş yıl içinde dava açılmadığı gerekçesiyle davayı süre aşımı yönünden reddetmiştir. AİHM anılan kararında, davanın temelinde yer alan konunun aslen beş yıllık süre sınırını başvurucunun yaralandığı tarihten itibaren hesaplayan yerel Mahkeme kararındaki gerekçelendirme olduğunu ifade etmiş; başvurucunun 25/9/1995 tarihinde kafatasındaki mermiden haberdar olmamasının tartışma konusu olmadığından kendisinden beş yıl içinde tazminat davası açmasının beklenmesinin makul olarak değerlendirilemeyeceğine, Mahkemenin nazarında şahsi yaralanmayla ilgili tazminat davalarında dava açma hakkının tarafların uğradığı zararı gerçekte değerlendirebildiğinde kullanılabilmesi gerektiğine hükmetmiş ve AYİM’in süre sınırı hakkındaki katı yorumunun davanın esasının tam olarak incelenmesine engel olması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Eşim/Türkiye, §§ 23, 25, 26). AİHM, Howald Moor ve diğerleri/İsviçre (B. No: 52067/10 ve 41072/11, 11/3/201) başvurusunda daEşim/Türkiye başvurusundaki içtihadını sürdürmüştür. Başvuruya konu olayda başvuranlar, 1965 yılından 1978 yılına kadar çalışma ortamında amyanta (asbest) maruz kalması sebebiyle oluşan hastalık nedeniyle 2005 yılında vefat eden bir teknisyenin eşi ve çocuklarıdır. Olayda hastalığın amyanttan kaynaklandığı 2004 yılında belli olmuş ve başvuranların mirasçısı 25/10/2005 tarihinde işveren aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. İsviçre Federal Mahkemesi, on yıllık zamanaşımı süresinin zararın ortaya çıktığı andan değil olayın oluş anından itibaren başlayacağını belirterek davacının 1995 yılından sonra amyanta maruz kalmadığına, 1995'ten önceki olaylar açısından ise taleplerin zamanaşımına uğradığına karar vermiştir. AİHM söz konusu başvuruda, zamanaşımına ilişkin kuralların amyantın yol açtığı gibi tetikleyici olaylardan ancak yıllar sonra teşhis edilebilen hastalıklardan muzdarip kişilere sistematik olarak uygulanmasının bu kişileri iddialarını mahkemeler önünde ortaya koyma olanağından yoksun bırakma ihtimali bulunduğuna dikkat çekmiştir. AİHM, kişinin belli bir hastalıktan muzdarip olduğunu bilemeyeceğinin bilimsel olarak kanıtlanmış olduğu durumlarda bu gerçeğin zamanaşımı süresinin hesaplanmasında dikkate alınması gerektiğini belirterek zamanaşımı sürelerinin uygulanmasının başvuranların mahkemeye erişimini, söz konusu haklarının özüne halel getirecek derecede kısıtlamış olduğuna karar vermiştir (Howald Moor ve Diğerleri/İsviçre,§§ 77,78).