5. Hukuk Dairesi 2010/1714 E. , 2010/9403 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki 4650 sayılı Yasa ile değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın davacı idare adına tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı idare vekili yönünden verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla, d…
**5. Hukuk Dairesi 2010/1714 E. , 2010/9403 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki 4650 sayılı Yasa ile değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın davacı idare adına tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı idare vekili yönünden verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup iş anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü: - K A R A R – Dava, 4650 sayılı Yasa ile değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın davacı idare adına tescili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davacı idare vekilince temyiz edilmiştir. Bilirkişi incelemeleri yaptırılmıştır.Alınan raporlar ve yapılan inceleme hüküm kurmaya elverişli değildir. Şöyle ki; Hükme esas alınan birinci bilirkişi kurulu raporunda emsal kabul edilen taşınmaz, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerden uzak bir mahallede ve konum itibariyle farklı bir bölgede bulunmaktadır. Kamulaştırma Kanununun 11/1-g maddesi gereğince; dava konusu taşınmaz ile emsalin zaruret olmadıkça yakın bölgelerde bulunması ve özel amacı olmayan yakın tarihli satışların emsal alınması gerekir. Bu nedenle birinci bilirkişi kurulunca emsal kabul edilen satışın, emsal olarak alınması doğru olmadığı gibi, emsal taşınmaz 3194 sayılı İmar Kanununun 15. ve 16. maddeleri gereğince yapılan uygulama sonucu oluştuğundan imar parseli niteliği kazanmış olmakla, tespit edilen bedelden % 40 oranında Düzenleme Ortaklık Payı indirilmemesi nedeniyle de rapor hatalıdır. İkinci bilirkişi kurulu raporunda emsal olarak alınan taşınmazlardan bir kısmının ihale yoluyla yapılan satışlar olduğu belirtilerek, mahkemece raporun geçersiz kabul edilmesi usul ve yasaya uygun olmayıp, aksine, ihale usulü ile yapılan satışlar resmi makamlarca yapılmış olduğundan satış bedellerinin aksi iddia edilip kanıtlanmadığı sürece gerçeği yansıttığının kabulü gerekir. Yine ikinci bilirkişi kurulu raporunda emsal kabul edilen taşınmaz ile dava konusu taşınmazın Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından resen belirlenen emlak vergisine esas metrekare birim değerleri karşılaştırıldığında; aynı değerde oldukları anlaşılmasına rağmen, bilirkişi kurulunca gerekçesi de açıklanmadan dava konusu taşınmazın emsalden, önemli oranda daha değersiz olduğunun kabulü sebebiyle bu raporda inandırıcı olmaktan uzak hüküm kurmaya elverişli değildir. Bu durumda; taraflara dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü ve özel amacı olmayan satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu halinde resen emsal celbi yoluna gidilmesi ve bu emsallere göre değer biçilmesi için yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu ile keşif yapılarak alınacak rapor sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmesi, Doğru görülmemiştir. Davacı idare vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenle HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 27.05.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.