Başvuru, maden ocağında çalışan işçilerin yaşamlarının korunması için gerekli tedbirlerinin alınmaması sonucu ölüm olayı meydana gelmesi ve olaydan kaynaklanan zararın yetersiz şekilde tazmin edilmesi nedenleriyle yaşam hakkının; uzun süren yargılama nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, maden ocağında çalışan işçilerin yaşamlarının korunması için gerekli tedbirlerinin alınmaması sonucu ölüm olayı meydana gelmesi ve olaydan kaynaklanan zararın yetersiz şekilde tazmin edilmesi nedenleriyle yaşam hakkının; uzun süren yargılama nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 22/5/2015 tarihinde başvurucunun velisi tarafından yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirilmesine gerek görülmediğini bildirmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Bir kamu iktisadi teşebbüsü olan Türkiye Taş Kömürü Kurumuna (TTK) bağlı Karadon Taşkömürü İşletme Müessesesinin asıl işveren, özel hukuk hükümlerine tabi bir şirketin ise alt işveren olarak işlettiği Zonguldak'taki bir maden ocağında 17/5/2010 tarihinde meydana gelen grizu patlaması sonucu başvurucunun babası E.A.nın da aralarında bulunduğu birçok kişi ölmüş; pek çok kişi de yaralanmıştır. Başvurucu, olay tarihinden sonra 24/12/2010 tarihinde dünyaya gelmiştir. Başvurucu, vekili aracılığıyla babasının ölümüne yol açan olayın tamamen işverenlerin kusuru neticesinde meydana geldiğini ileri sürerek 30/5/2013 tarihinde TTK ve alt işveren aleyhine Zonguldak İş Mahkemesi (İş Mahkemesi) nezdinde tazminat davası açmıştır. Açtığı davada başvurucu 000 TL maddi, 000 TL manevi tazminat talep etmiştir. Başvurucu 9/5/2014 tarihinde maddi tazminat talebini ıslah yoluyla 537,23 TL'ye çıkarmıştır. Yaptığı yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne karar veren İş Mahkemesi başvurucu lehine -başvurucunun doğum tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte- 537,23 TL maddi, 000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Anılan kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:"...Zonguldak İş Mahkemesinin 2010/420 Esas sayılı dosyası aynı iş kazasına ilişkin açılan tazminat davasına ilişkin olup dosya kusur durumu yönünden dava dosyamızca bekletici mesele yapılmış bu dosyada aldırılan kusur raporları ile Ankara İş Mahkemesinin 2010/712 Esas sayılı dosyasında aldırılan kusur raporları arasındaki çelişkide giderilmek suretiyle 17/05/2010 tarihinde meydana gelen ( grizu patlaması şeklindeki ) iş kazasında davalı asıl işveren TTK'nın % 30 diğer davalı ... A.Ş.'nin ise % 70 kusuru bulunduğu anlaşılmakla; bu kusur oranı dikkate alınarak 16/05/2013 tarihi itibariyle dosya karara çıkarılmıştır. Kusur raporları kazanın oluşuna uygun bulunup çelişkide giderildiğinden ve kazanın niteliği gereği davacılar murisine yüklenebilecek bir kusur da bulunmadığından bu dosyanın kesinleşmesi beklenmemiştir. Ancak yargılama sırasında Yargıtay HD'in 2013/16994 Esas 2014/5229 Karar sayılı ve 18/03/2014 tarihli ilamı ile İş Mahkemesinin 2010/420 Esas sayılı dosyası onanmıştır....Dosya, davacının maddi zararının tespiti için hesap uzmanı bilirkişiye tevdii olunmuş, bilirkişi tarafından düzenlenen 14/03/2014 tarihli raporu ile; davacının 537,23-TL maddi destek kaybının belirlendiği anlaşılmıştır.Davacı vekili harçlandırılmış ıslah dilekçesi ile bilirkişi raporu doğrultusunda davasını ıslah etmiştir. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; 17/05/2010 tarihinde davalı TTK'nın asıl işveren, diğer davalı ... A.Ş.'nin ise alt işveren olarak işlettiği Karadon'daki maden ocağında meydana gelen grizu patlaması şeklindeki iş kazasında davacı murisi [E.A.]nın da aralarında bulunduğu 30 işçinin yaşamını yitirdiği ve ayrıca 11 işçinin yaralandığı tartışmasızdır. Yargılama aşamasında kusur tespiti yönünden aldırılan bilirkişi raporlarında TTK'nın % 30 diğer davalı ...AŞ.'nin ise %70 kusuru [b]ulunduğu anlaşılmıştır...Maden işi tehlikeli işlerden olup çalışma koşulları nedeniyle kaçınılmazlık iş kazalarının oluşumuna etki etse de iş güvenliği önlemlerinin alınması kazaları büyük ölçüde önlemektedir. Nitekim gelişmiş ülkelerdeki maden kazası sıklığı ve ölüm oranı ile ülkemizdeki kaza sıklığı ve ölüm oranı iş güvenliği önlemlerinin önemini açıkça ortaya koymaktadır. Yaşam hakkı insan haklarının en önemlisi olup bu hakkın ihlali hiçbir şekilde korunamaz. Davalıların gerekli iş güvenliği önlemlerini almamaları nedeniyle davaya konu ölümün gerçekleştiği kaza meydana gelmiş olup davacı bu nedenle babasını hiç tanıyamadan ve bu duyguyu bilmeden yaşamak zorundadır. Maddi desteği kadar manevi yönden de destek vebu nedenle güven duygusunu kaybetmiştir .Davacının bu nedenle ömrünün her aşamasında bu ölüm nedeniyle manevi yönden büyük elem ve üzüntü duyacağı açıktır. Ölümle doğan kaybın telafisi mümkün olmasa da duyulan elemin bir nebze hafifletilmesinde manevi tazminat önemli bir etken olup kazadaki kusur durumu, davacıların yaşı, ekonomik koşullar ve tazminatın genel ilkeleri dikkate alındığında manevi tazminata ilişkin talebi[n] kısmen kabulüne, maddi tazminata ilişkin talebin ise kabulüne karar [verilmiştir.]..." Başvurucu, manevi tazminat miktarının yetersiz olduğunu ve iş kazaları nedeniyle hükmedilen tazminatların benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesi bakımından caydırıcılıktan uzak olması nedeniyle ülkede iş güvenliği tedbirlerine yeterince uyulmadığını ileri sürerek İş Mahkemesince verilen kararı vekili aracılığıyla temyiz etmiştir. TTK da başka hususlar yanında işin diğer davalıya ihale yoluyla verildiğini, diğer davalıyla aralarında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunmadığını ve tüm sorumluluğun diğer davalıya ait olduğunu belirterek İş Mahkemesi kararını temyiz etmiştir. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay Hukuk Dairesi (Daire) 5/3/2015 tarihinde dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davalılar arasındaki kusur durumunun ileride açılabilecek rücu davasında değerlendirilebileceğine işaret ederek bütün temyiz itirazlarının reddiyle İş Mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir. Dairenin kararı başvuru vekiline 24/4/2015 tarihinde tebliğ edilmiş olup başvuru 22/5/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvurucu, vekili aracılığıyla temyiz incelemesinde yapılan maddi hata sonucu manevi tazminatın yetersiz olduğuna yönelik temyiz talepleri hakkında karar verilmediğini belirterek Daireden kararın düzeltilmesi talebinde bulunmuştur. Daire 17/9/2015 tarihinde, İş Mahkemesi kararlarıyla ilgili olarak Yargıtayca verilen kararlara karşı karar düzeltme yoluna başvurulamayacağı ve temyiz incelemesi sonunda verilen kararda maddi yanılgı bulunmadığı gerekçesiyle karar düzeltme talebini reddetmiştir. A. Ulusal Hukuk 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillerden doğan borç ilişkileri ndeki sorumluluğu genel olarak düzenleyen maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür." 6098 sayılı Kanun'un "Manevi tazminat" kenar başlıklı maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:"Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İnsan haklarına saygı yükümlülüğü" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki alanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar." Sözleşme'nin "Yaşam hakkı" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:"Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ölüme kasten sebep olunduğu veya ölümün bir saldırı ya da kötü muamele sonucu meydana geldiği iddiasına ilişkin davalarda tazminat ödenmesine hükmedilmesi Sözleşmeci devletleri, sorumluların tespit edilmesine ve cezalandırılmasına yol açabilecek soruşturma yürütme yükümlülüğünden muaf tutmamaktadır (Al-Skeini ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B. No: 55721/07, 7/7/2011, § 165; Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], B. No: 24014/05, 14/4/2015 § 130; Mehmet TURSUN /Türkiye, Mehmet Tursun ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 23307/10, 64591/11, 22/5/2018, § 56). Bu tür olaylarda tazminatın yeterli kabul edilerek başvurucunun mağdur sıfatının bulunmadığı sonucuna varılabilmesi için iki unsurun birlikte bulunması gereklidir. İlk olarak devletin yetkili makamları, sorumluların tespit edilmesini ve cezalandırılmasını sağlayabilecek şekilde derinlemesine ve etkin bir soruşturma yürütmelidirler. İkinci olarak ise başvurucu, gerektiği takdirde tazminat almalı ya da en azından kötü muamelenin neden olduğu zarar nedeniyle tazminat talebinde bulunma ve tazminat elde etme imkânına sahip olmalıdır (Mehmet Tursun/Türkiye, Mehmet Tursun ve diğerleri/Türkiye, § 56; Gäfgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, § 116).