Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasında adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasında adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 2/9/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde, yargılama sürecindeki dava dosyalarında ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgelerde yer aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir: 1982 doğumlu olan başvurucu, 2/12/2010 tarihinden itibaren Merkezi Kayıt Kuruluşu A.Ş. (Şirket) nezdinde uzman olarak çalışmaya başlamış; 11/8/2016 tarihinde ise başvurucunun iş akdi feshedilmiştir. Şirket; fesih ihbarnamesinde iş akdinin sonlandırılmasına ilişkin olarak işletme maliyetlerinin azaltılarak tasarruf sağlanması, verimliliğin artırılması ve diğer idari gereklilikler nedeniyle mevcut insan kaynaklarında yeniden düzenlemeye ihtiyaç duyulduğunu gerekçe göstermiştir. Şirket sermaye piyasası araçlarının fiziki olarak basılmadan, aynı nitelik ve hakları taşıyacak şekilde elektronik ortamda kayıtlı şekilde izlenmesine ilişkin işlemleri gerçekleştirmek, bu araçları ve bunlara bağlı hakları elektronik ortamda, üyeler ve hak sahipleri itibarıyla kayden izlemek ve saklamasını yapmak üzere faaliyet gösteren özel hukuk tüzel kişiliğine sahip anonim bir şirkettir. Öte yandan Borsa İstanbul Anonim Şirketi, İstanbul Takas ve Saklama Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği, Şirketin kurucu ortakları arasında yer almaktadır. Şirket -nezdinde tutulan kayıtlar gözetildiğinde- sermaye piyasasının en kritik kurumlarından biridir. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle Şirket aleyhine 15/8/2016 tarihinde dava açmış; İstanbul İş Mahkemesine (Mahkeme) sunduğu dava dilekçesinde feshin usule aykırı olduğunu, savunması alınmadan iş akdinin feshedildiğini, feshin somut bir gerekçeye dayanmadığını ileri sürmüştür. Davalı Şirket cevap dilekçesinde, başvurucunun iş akdinin 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsünün akabinde meydana gelen ihtiyaçlar gözetilerek işletmesel bir kararla feshedildiğini belirtmiş; fesih ihbarnamesinde yer alan hususları tekrar etmiştir. Buna mukabil cevaba cevap dilekçesinde başvurucu, işveren Şirketin fesih sebebi ile bağlı olduğunu, darbe teşebbüsü ve sonrasında yaşanan olağanüstü hâl (OHAL) durumunun dikkate alınması talebinin hukuki olmadığını belirtmiştir. Şirket ise ayrıca sunduğu 14/12/2016 tarihli ek beyan dilekçesinde, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından iletilen bilgide başvurucunun Bank Asyada aktif hesabının bulunduğunu ifade etmiş, OHAL döneminde çıkarılan kanun hükmünde kararnameler (KHK) kapsamında kapatılan derneğe bağış yapıp yapmadığının araştırılmasını istemiştir. Mahkeme 28/12/2016 tarihli duruşmada, tarafların iddia ve itirazlarını dinlemiştir. Bu kapsamda işveren Şirket, darbe teşebbüsü sonrasında risk odaklı bir değerlendirme yapıldığını ve başvurucunun da bu kapsamda iş akdine son verildiğini belirtmiş; başvurucu ise iş akdinin hangi nedenle feshedildiğinin netleştirilmesi gerektiğini, Fethullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasıyla (FETÖ/PDY) iltisak nedeniyle iş akdi sonlandırılmış ise buna ilişkin delillerin, idari gereklilikten dolayı iş akdi feshedilmişse buna ilişkin delillerin sunulmasını talep etmiştir. Duruşmanın akabinde işveren Şirket sunduğu beyan dilekçelerinde, başvurucunun Bank Asyada aktif hesap kaydının olduğunu, KHK ile kapatılan derneğe bağış yaptığını belirtmiş; iş akdinin şüphe feshi kapsamında FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğu gerekçesiyle feshedildiğini ifade etmiştir. Başvurucu ise söz konusu iddialara ilişkin beyan dilekçesinde şüphe feshinin işbu dava nedeniyle işveren tarafından uydurulan bir savunmadan ibaret olduğunu, yazılı fesih beyanında şüpheden bahsedilmediğini, hakkında herhangi bir adli ve/veya idari soruşturma bulunmadığı gibi dosyaya bu yönde herhangi bir delil de sunulmadığını ileri sürmüştür. Mahkeme, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) ile İl Emniyet Müdürlüğüne (Emniyet) müzekkere yazarak başvurucu hakkında bilgi/belge toplama yoluna gitmiştir. Bu kapsamda Başsavcılık, cevabi yazıda başvurucu hakkında FETÖ/PDY üyesi olma isnadıyla soruşturma yürütüldüğünü ve soruşturmanın derdest olduğunu bildirmiştir. Başvurucu 29/11/2017 tarihli duruşmada, soruşturmanın FETÖ/PDY ile iltisak nedeniyle iş akdi feshedildiği için başlatıldığını, yürütülen soruşturma gizli olduğu için içerik konusunda bilgi sahibi olamadığını belirtmiş; Şirketin ileri sürdüğü işletmesel karar denetimi yönünden dosyanın bilirkişi incelemesine gönderilmesini talep etmiştir. Mahkeme 29/11/2017 tarihli kararı ile davanın reddine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...Yargıtay Hukuk Dairesi'nin 28/03/2017 tarih ve 2017/19203 Esas 2017/5147 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere 673 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin Maddesi kapsamında iş akdinin sona erdirilmesi durumunda 4857 sayılı İş Kanunu'nun ve devamı maddeleri uyarınca geçersizlik koşulları aranamayacağından davacının iş akdinin geçerli nedenle feshedildiği kabul edilerek davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıda yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmuştur..." Başvurucu, karara karşı istinaf talebinde bulunmuş; istinaf dilekçesinde terör örgütü ile iltisakın nasıl kurulduğu hususunun gerekçeli karardan anlaşılamadığını, bu yöndeki tek bilginin davalı Şirketin cevap dilekçesinde ileri sürdüğü iddialardan ibaret olduğunu, her ne kadar hakkında soruşturma olduğu ifade edilmişse de bu soruşturmanın Şirket tarafından 26/10/2016 tarihinde yapılan ihbarla başladığını, kendisinin ise 10/2/2017 tarihinde soruşturmaya dâhil edildiğini fakat hakkında şu ana kadar herhangi bir işlem yapılmadığını belirtmiştir. Başsavcılığa yapılan ihbarda kendisi hakkında iltisak bilgisi olarak Bank Asya hesabının aktif olduğu, müzahir derneğe bağış yaptığı açıklaması yer almakla birlikte iş sözleşmesinin feshine ilişkin yazılı bildirim ve ekinde belirtilen sebeplerin tamamen farklı olduğunu ifade eden başvurucu; ilgili mevzuat hükümleri kapsamında işverenin fesih sebebi ile bağlı olduğunu, bu yönde birçok mahkeme kararı bulunduğunu belirtmiş ve davanın reddini talep etmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi 13/6/2019 tarihli kararı ile istinaf talebinin esastan reddine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Dosya içeriğindeki belgelerden, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından düzenlenen 01/08/2017 tarihli yazı ile davacı Ramazan Ayyıldız hakkında silahlı terör örgütüne üye olma (FETÖ/PDY) suç isnadı ile 2017/130801 nolu soruşturmada şüpheli sıfatı ile soruşturmasının devam ettiği belirtilmiştir.Bu halde, davalı savunmasına göre davacının (FETÖ/PDY) ile ilgi, iltisak ya da irtibatı bulunduğu konusuna davalı iş veren açısından şüphe feshini gerektirir yeterli delil olduğu, terör örgütü ile irtibatı ya da iltisakı bulunduğuna dair şüphe bulunan bir işçiyi çalıştırmaya devam etmenin davalı iş verenden beklenemeyeceği, feshin şüphe feshinin şartlarını taşıdığı ve geçerli nedene dayandığı anlaşılmakla, ilk derece mahkemesi kararı isabetlidir, Yargıtay'ın uygulaması da bu yönde gelişmiştir.İlk derece mahkemesi kararı usul ve yasaya ve dosya içeriğine uygundur, aksine itirazların hiçbirisi yerinde görülmemiştir.Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, İlk Derece Mahkemesinin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir." Nihai karar 5/8/2019 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu 2/9/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. İlgili Mevzuat İlgili mevzuat için bkz. Berrin Baran Eker [GK], B. No: 2018/23568, 2/7/2020, §§ 20-B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Dairesinin 22/10/2007 tarihli ve E.2007/16878, K.2007/30923 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davalı işveren, davacının geçmişten gelen sabıkası ve özellikle yasadışı örgütle bağlantısı nedeni ile güvenlik önlemi olarak iş sözleşmesini feshetmiştir. Bu fesih Alman Hukukunda ve Alman Federal Mahkemelerinde şüphe feshi olarak adlandırılmaktadır. Böyle bir fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir. Davacının geçmişte yasadışı örgüt üyesi olması, davacının görev yaptığı bölgede terör olaylarının artması ve demiryolu ulaşımının da hedefte bulunması, davalı işveren açısından iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güvenin sarsıldığı, elverişli objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphenin bulunduğu anlamına gelmektedir. Davacının iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedenle yapıldığı kabul edilmelidir. Davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır." Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/11/2018 tarihli ve E.2015/22-2715, K.2018/1720 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"... şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphe mevcut olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine karşın eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamaması gerektiğinden, somut uyuşmazlıkta davacının sabit olan, doğruluk ve bağlılığa uymayan nitelikteki eyleminin şüphe feshi teşkil etmediği de açıktır..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Taraf iradesine öncelik verilmesi sadece davanın açılmasında değil, yargılama sırasında taraflara ait bir çok usul işleminde de kendisini gösterir...Yani, yargılamada esas olan, dava malzemelerinin taraflarca toplanması ve mahkemeye sunulması olarak tanımlayabileceğimiz 'taraflarca hazırlama (getirilme) ilkesi' dir. Bu ilkenin geçerli olduğu davalarda, dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilmemesinin sorumluluğunu taraflar üstlenmiş olup; hakim, kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları ve belirli bir delili kendiliğinden araştıramaz ve taraflara hatırlatamaz. Diğer yandan, kamu düzenini ilgilendiren davalarda, irade serbestisinin ve taraf iradesine tanınan üstünlüğün bir sonucu olan 'taraflarca hazırlama ilkesi' yerine, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin uygulanması esastır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda; hâkim, davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da yargılama bitinceye kadar delil gösterebilirler. Bu davalarda bir bakıma, dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olması söz konusudur.Bu açıklamalar karşısında kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği de olsa işçinin terör örgütleri ile irtibatının bulunması halinde bu durumun hem kamu güvenliğini hem de özel güvenliği tehdit edeceği açıktır. Bu nedenle davalı tarafın cevap dilekçesi ile davacının iş akdinin .../... bağlantısı bulunduğuna dair kuvvetli şüphe duyulması sebebi ile feshedildiğini belirttiği görülmekle; eldeki davada taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 24/4/2018 tarihli ve E.2018/3002, K.2018/9593 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davacının iş akdi, hakkında .... Savcılığı tarafından bylock kullanıcısı olduğu iddiasıyla soruşturma başlatılmış olması, hakkında yurt dışı çıkış yasağı ve adli kontrol kararı verilmesi akabinde, davalı işyerinin faaliyet alanı bakımından stratejik önem taşıyan durumu gözetilerek çalıştırılmasında sakınca bulunduğu gerekçesiyle İş K. 25/II e-h-ı maddeleri gereğince haklı neden iddiasıyla feshedilmiştir. İlk Derece Mahkemesi ise feshin şüphe feshi olduğu ve davalının özel durumu gözetilerek geçerli nedene dayalı olduğu kabulüyle davanın reddine karar verilmiş olup, davacı tarafın istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesi taralından da aynı gerekçelerle esastan reddetmiştir. ...Davacının hakkında derdest bulunan ecza yargılamasında, "mor beyin" uygulaması kapsamında davacı ...'ın kullandığı telefona ait gsm hattının iradesi dışında bylock IP'lerine yönlendirilmiş olduğunun bilirkişi raporuyla tespit edildiği gerekçesiyle beraat kararı verildiği, isnat edildiği üzere terör örgütü ile bağlantısı bulunduğunu gösterir aleyhine başkaca somut bir delil de olmadığı anlaşılmakla, 4857 sayılı Kanun'un maddesinin fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 8/4//2019 tarihli ve E.2019/1352, K.2019/7992 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Somut uyuşmazlıkta davalı işveren tarafından yapılan fesih bildiriminde, fesih nedeni olarak davalı işverene ait fabrikada 04/02/2015 tarihi ve öncesinde davacı ile bir kısım çalışanların işyerinde üretilen rakıları çaldıkları ve çalışan işçilerden ...'in hırsızlık suçuna yardım ettikleri iddiasının feshe gerekçe gösterildiği ve davacının iş akdinin davalı şirkette çalışırken 17/03/2015 tarihinde ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri nedenle feshedildiği anlaşılmıştır.... Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/257 esas 2015/777 karar sayılı dosyası kapsamına göre davacının hırsızlık olayından mahkum olan ... ile aynı fabrikada çalışıp, işyerinde servis bulunmaması nedeniyle aynı kişinin aracı ile muhtelif zamanlarda iş yerinden ayrıldığı, davacının sırf bu kişinin aracına binmesinin ve araçtaki alkol kokusunu farketmemesinin feshe dayanak yapılamayacağı, rakı dinlenme bölümünde çalışan davacının aynı araçta bulunan ve hırsızlığa konu olan rakının ... tarafından araçta taşındığına ilişkin bilgi sahibi olamayacağı, işverenin davacının bu hırsızlık olayından haberdar olduğu yönündeki şüphesinin makul ve objektif bir şüphe olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken aksi gerekçeler ile reddine karar verilmesi hatalıdır." Yargıtay Hukuk Dairesinin 18/4/2013 tarihli ve E.2012/32147, K.2013/12471 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Somut olayda bir şüphe feshi söz konusudur. Bu tür fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir.Davalı işyerinde fesih bildirgesinde anılan olayın davacı tarafından gerçekleştirildiği ceza yargılaması sonucunda da ispatlanmamış, davacı hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verilmiştir. Ancak davacının kendi kredi kartının sorgulanması ile bilgisi olmaksızın kredi kartından alışveriş yapılan müşterinin kredi kartının sorgulanmasının zamanlama yönünden iç içe geçmesi ve sorgulamanın yapıldığı terminalin aynı olması dikkate alındığında, bu hususun iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni ortadan kaldırmaya elverişli bir şüphe olup, davacı ile işveren arasındaki güven ilişkisinin sarsıldığı kabul edilmelidir. Bu durumda davalı işverenin artık işçiyi çalıştırması mümkün değildir. Bu sebeple iş sözleşmesinin feshi haklı sebebe dayanmasa da, feshin geçerli nedene dayandığı kabul edilmelidir. İşverence yapılan fesih geçerli nedene dayandığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabulü hatalı olmuştur."