10. Hukuk Dairesi 2023/2004 E. , 2023/1873 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/4192 E., 2021/402 K. ... KARAR : Kısmen kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 25. İş Mahkemesi SAYISI : 2015/356 E., 2020/38 K. Taraflar arasındaki iş kazasından sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ile dava
**10. Hukuk Dairesi 2023/2004 E. , 2023/1873 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/4192 E., 2021/402 K. ... KARAR : Kısmen kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 25. İş Mahkemesi SAYISI : 2015/356 E., 2020/38 K. Taraflar arasındaki iş kazasından sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ile davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esasatan reddine,davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde, Davacı vekili, müvekkilinin, davalıya ait işyerinde çalışmakta iken 03.05.2007 tarihinde iş kazası geçirdiğini belirterek 100.000,00 TL maddi, 100.000,00TL manevi tazminata karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili, ıslah dilekçesi ile maddi tazminat tutarını 238.970,40 TL olarak artırarak kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde, zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davacının tüm haklarını alarak ve müvekkili şirketi ibra ederek işten ayrıldığını, kazanın davacının kendi kusuru, ihmali, talimatlara aykırı hareketi ve aceleciliği neticesinde dikkatsiz davranması sonucu meydana geldiğini, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne, 238.970,40 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 03.05.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde, kaza sebebiyle 100.000,00 TL manevi tazminat talep ettiklerini, İlk Derece Mahkemesince 30.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesinin müvekkilinde manevi tatmin duygusunu sağlayamadığını, karar altına alınan manevi tazminatın düşük olduğunu ileri sürüp davanın İlk Derece Mahkemesi'nin manevi tazminata ilişkin kararının kaldırılarak 100.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde, davacının 27.03.2007 tarihinde müvekkili şirkete sunduğu iş başvuru formunda kalça kırığı rahatsızlığının bulunduğunu beyan ettiğini, davacının maluliyetinin müvekkili şirkette çalıştığı sırada meydana gelen kazadan kaynaklanıp kaynaklanmadığının araştırılmadığını, kazanın tamamen davacının kendi ihmali, dalgınlığı ve dikkatsizliği sonucunda meydana geldiğini, müvekkili işverenliğe atfedilecek bir kusurun bulunmadığını, hesap raporunun hatalı olduğunu,hesap raporları arasındaki çelişkinin giderilmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu, işe yeni başlayan bir personelin asgari ücretle çalışmasının normal olduğunu, hesap raporunda esas alınan ücretin hatalı tespit edildiğini, kazanın davacının müvekkili şirkette işe başladıktan 34 gün sonra gerçekleştiğini, dolayısıyla ücretinin 419,00 TL olmasının hayatın olağan akışına uygun olacağını, hesap bilirkişisi raporunda davacının iş akdinin fesih tarihi olan 15.11.2012 tarihindeki ücretinin 1.540,00 TL olduğunun kabulü ile bu ücretin geçmiş döneme uygulanmasının hatalı olduğunu, hükmedilen manevi tazminatın fahiş olduğunu, faiz başlangıç tarihinin yine hatalı belirlendiğini, maddi ve manevi tazminat talepleri bakımından müvekkili işverenliğin temerrüde düşürülmediğini ileri sürüp İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın müvekkili yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esasatan reddine,davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kısmen kabul kısmen reddine, 1.238.970,40 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 03.05.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 2.20.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 03.05.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3. Davacının manevi tazminata yönelik fazlaya ilişkin talebinin reddine, karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili, istinaf dilekçe içeriğini tekrarla kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı vekili istinaf dilekçe içeriğini tekrarla kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe C.A Davalı vekilinin davacı lehine hükmedilen manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde, 1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır. 3.Dosya içeriğine göre davacı lehine manevi tazminatın 30.000 TL olarak hüküm altına alındığı, bu tazminat hükmünün Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 78.630 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davalının bu kısma yönelik temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir. C.B. Davacı vekilinin, davacı lehine hükmedilen manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme 1.Uyuşmazlık, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının manevi tazminat istemine ilişkindir. 2.Gerek mülga 818 sayılı Borçlar Kanunun 47 nci ve gerekse de olay tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 56 ncı maddesinde “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.” Hâkimin manevi zarar adı ile verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin Duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. 3.Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hâkimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370) 4.Somut olayda, davacı sigortalının davalı işveren şirkette işçi olarak çalışmaktayken 03.05.2007 tarihinde boşaltma bölümünde silindirik biyetlerin yüklenmiş olduğu 7-8 metre uzunluğundaki homojen makinasından forklife aktarılması için elindeki 1 metrelik levye ile kanırtarak yuvarlayıp forkliftin almasına uygun olarak düzgün bir şekilde yan yana sıralarken levyenin kurtulması üzerine dengesini kaybedip yaklaşık 2 metrelik mesafeden zemine düşerek kalça ve sol kolunun kırılması şeklinde maruz kaldığı iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik oranının %21,2 olarak tespit edildiği, iş kazasının gerçekleşmesinde davalı işveren %65 kusurlu iken, davacının %35 oranında kusurunun bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar doğrultusunda davacının uğradığı iş kazası nedeniyle tedavi süreci, kazanın oluş biçimi,sürekli iş göremezlik oranı ve iş kazasının meydana gelmesindeki kusur durumu dikkate alındığında davacı lehine hükmedilen 30.000,00 TL tutarındaki manevi tazminatın az olduğu açıktır. Mahkemece yapılacak iş, açıklanan hususlar gözetilerek davacı sigortalı lehine hakkaniyete uygun ve davacıdaki manevi kaybı tazminle uyumlu bir manevi tazminata hükmetmekten ibarettir. C.C Davalı vekilinin, davacı lehine hükmedilen maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 417 inci maddesi, 5510 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi hükümleridir. 3. Değerlendirme 1.Zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının, maddi zararının hesabında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarından saptanacağı, işçinin imzasının bulunmadığı işyeri ve sigorta kayıtlarının nazara alınamayacağı, işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarının bulunmaması durumunda ise sigortalının sendikalı olması halinde davacının yaptığı işe göre Toplu İş Sözleşmesi kapsamında alması gereken ücretleri dikkate alınarak hesap yapılacağı, öte yandan davacının sendika kaydının bulunmaması halinde ise sigortalının yaşı, kıdemi, mesleki durumu dikkate alınarak, TÜİK, Çevre Şehircilik Bakanlığı ve meslek odalarından tespit olunacak emsal ücretler göz önünde tutularak davacının hak kazanacağı ücret miktarının belirlenmesi gerektiği, Dairemizin yerleşmiş görüşlerindendir. 2.Somut olayda, alüminyum döküm işi yapılan davalı işyerinde meydancı(döküm ocaklarının temizliği, ocaklara alüminyum doldurma,cüruf doldurma vs. işleri yapar) olarak çalışmakta iken 03.05.2007 tarihinde işyerinde çalışması esnasında iş kazası geçirerek %21,2 oranında sürekli iş göremezliğe uğramış iş kazasının gerçekleşmesinde davalı işverenin %65 oranında kusurlu kabul edilmişken davacının %35 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Davacı vekili,dava dilekçesinde,davacı kaza tarihinde net 950 TL olduğu,fesih tarihi olan 15.11.2012 tarihinde en son ücretinin ise net 1.540 TL olduğu, iki öğün yemek ve servis hizmeti de verildiği iddiasının olduğu ve emsal ücret araştırması talebinde bulunduğu,bu kapsamda emsal ücret araştırması yapılmadığı, bunun yerine dosya içinde mevcut kesinleşen ... 29. İş Mahkemesi'nin 23.05.2016 tarih ve 2016/6 E. 2016/215 K. sayılı davacının davalı işverene karşı açtığı işçilik alacaklarının ödetilmesi istemine ilişkin davada davacının fesih tarihi olan 19.11.2012 tarihinde hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda ücretinin aylık net 1.540,00 TL, giydirilmiş brüt ücretinin ise 2.621,41 TL olarak yapılan tespitin esas alınmak suretiyle bu ücret düzeyinin ise asgari ücretin 2,71 katına isabet ettiği, belirlenerek karara esas hesaplamanın yapıldığı ve davacının bu hesap raporuna göre maddi tazminat alacağı yönünden ıslah talebinde bulunduğu, İlk derece mahkemesince de yapılan hesaplamaya itibar edildiği ve hatalı sonuca gidildiği anlaşılmaktadır. 3.Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece yapılacak iş, davacının iş kazasının gerçekleştiği işyerinde yaptığı işi, mesleki kıdemi ve yaşı dikkate alınıp, bu kapsamda yaptığı işte usta işçi niteliğinde olup olmadığı gözetilerek, TÜİK, Çevre Şehircilik Bakanlığı ve ilgili meslek odalarından ücret araştırması yapmak (işçinin sendikalı olmadığının tespiti halinde ise; sendikalardan bildirilecek ücretin hesaba esas alınamayacağına özellikle dikkate etmek) suretiyle davacının kaza tarihinde alabileceği ücreti belirlemek, öte yandan yapılacak hesapta, davacının kararı temyiz etmemiş olması nedeniyle davalı taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hakkı gözeterek bilinen (işlemiş) devre sonundan sonra yürürlüğe giren asgari ücret farklarını rapora yansıtmamak bu kapsamda davalı taraf lehine hesap verileri yönünden oluşan diğer usuli kazanılmış hakları da gözeterek alınacak hesap raporuna göre tespit edilecek maddi tazminat alacağına hükmetmekten ibarettir. 4. Bölge Adliye Mahkemesince bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup verilen hüküm sair temyiz itirazları incelenmeksizin bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden ilgililere iadesine, Üye ...'ın muhalefetine karşı; Başkan ..., Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oyçokluğuyla, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.03.2023 tarihinde karar verildi. (M) ... KARŞI OY I. Temel Uyuşmazlık: 1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “iş kazası nedeni ile maddi tazminata esas ücretin belirlenmesi" yönünde tarafların temyizi üzerine bozulması nedeni ile ilk derece mahkemesinin bozmadan sonra hesaplanacak ve hüküm altına alınacak tazminatı, önceki raporun ücrete esas katsayının asgari ücret oranlarındaki artış dikkate alınarak değiştirmesinin davalı yararına lehine usulü kazanılmış hak olup olmayacağı, buna göre yeniden değerlemenin son karar tarihine yakın tazminata esas değerlere taşınıp taşınmayacağı” noktasında toplanmaktadır. II. Karşı oy gerekçesi: 2. Belirtmek gerekir ki Sayın ...’inde değindiği gibi “Yargıtay tarafından neredeyse mutlak olarak, doktrinde de ağırlıklı olarak kabul edilen usuli müktesep hak kavramının kanuni bir kurum olmadığını, yargı kararları ile kabul edildiğini ortaya koymak gerekir. Usuli müktesep hak, bugün neredeyse usuli her sorunda, her derde deva bir kurum olarak gündeme gelmekte, sadece kanun yolunda değil, yargılamanın farklı kesitlerinde kullanılmaktadır. Bu kurumun kabul edilebilirliğinin tartışması bir yana, bu kadar geniş bir uygulama alanı bulması doğru değildir. Ayrıca usuli müktesep hak, usuli sorunları çözmeye gerçek anlamda da elverişli değildir. Nitekim, önceleri çok sınırlı kabul edilen usuli müktesep hakkında kapsamı genişlemiş, ancak bu genişlemenin sakıncaları ortaya çıktıkça Yargıtay, usuli müktesep hakka her geçen gün … birçok istisna da kabul etmiştir. En ilginç ve kendi içinde çelişkili durum ise kamu düzeninden kabul edilen usuli müktesep hakka, kamu düzenine ilişkin durumların istisna kabul edilmesidir. Bir şeyin kendisinin, kendisinin zıddı olması gibi garip, biraz da mantığı zorlayan bir durum ortaya çıkmaktadır(PEKCANITEZ, Hakan/ ATALAY, Oğuz/ÖZEKES, Muhammet, Medeni Usul Hukuku, ... 2013. s: 2190).” 3. Öncelikle usulü müktesep hak, yasal bir kurum olmadığı gibi mahkemesince tarafların iddia ve savunmaları ile istisnalarına göre değerlendirilmesi gereken bir kavram olup, Yargıtay tarafından bozma kapsamında göre açıklayıcı ve yol gösterici şekilde kararda yer verilmesi beraberinde sakıncalara da yer verecektir. Zira mahkemenin eksik inceleme nedeni ile bozmaya uyması halinde usulü müktesep hakkı gözetme yönündeki bozmaya da uyduğu gibi bir sonuç çıkacaktır ki bu da mahkemenin bu yönde yapacağı değerlendirme ve tartışmanın önceden sınırlandırılması anlamına gelecektir. 4. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine usulü müktesep hakkın yeniden kavram olarak değerlendirilmesi gerekir. Zira kanunun kısmi dava başlığı taşıyan 109. Maddesinin son fıkrasında açıkça “Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü gibi kısmi miktar talep eden davacı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığı ve açıkça da bakiye kısmından feragat etmedikçe geri kalan kısmını ek dava(veya ıslah) yolu ile edebilmektedir. O halde yargılama sırasında davacı tarafın kusur oranına, iş göremezlik oranına itiraz etmemesi, açıkça da feragat etmediği sürece kusur veya maluliyet oranının daha sonra lehine değişmesi halinde bakiyesini talep etme hakkı doğduğundan, usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir. 5. Diğer taraftan Dairemizin 2021/6262 Esas, 2022/6811 Karar sayılı ilamında yazılı karşı oy gerekçelerinde açıklandığı üzere özellikle maddi tazminatın karar tarihine yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu durum usulü kazanılmış hakkın istisnası olması nedeni ile çoğunluğun usulü kazanılmış hak teşkil ettiği” görüşüne katılınmamıştır. Zira; 6. Maddi tazminat hesapları yapılırken, en son bilinen ücret unsurlarının hesaplamada gözetilmesi gerektiğinden, hüküm gününe en yakın güne kadar yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin uygulanması gerekir. Daha önce bir veya birkaç hesap raporu verilmiş olsa bile, dava bitinceye kadar yürürlüğe giren asgari ücretlerden dolayı yeniden değişen değerler nedeni ile ek rapor alınması zorunludur. 7. Maluliyet oranı gibi zararın hesaplanmasına ilişkin diğer bir unsur da ücrettir. Asgari ücretin artması halinde, karar tarihine yakın ücrette değişeceğinden, bu ücrete göre zararın hesaplanması gerekmektedir. Zira asgari ücret, kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davanın her aşamasında uygulanması zorunludur. Bozmadan sonra dahi asgari ücretlerde artış olmuşsa, yeniden tazminat hesabı yapılması gerekir. Yargıç, bir istek olmasa dahi, yargılamanın her aşamasında asgari ücret artışlarını doğrudan dikkate almakla yükümlüdür. Davacı, bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olsa dahi, sonradan yürürlüğe giren asgari ücretlerin uygulanması kamu düzeni gereği ve zorunlu olduğundan, davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmaz. 8. Bozmadan sonra karar tarihine yakın veriler alındığında, hesabın unsurları değişeceğinden, tazminat miktarı da elbette değişecektir. Davacı taraf bozmadan önceki ilk kararda bilinen ücret üzerinden hesaplanan tazminata itiraz etmemiştir. Ancak bu bilinen ücret bozmadan sonra değişecektir. Bir tarafın ilerde değişecek diye kararı temyiz etmesi hayatın olağan akışına uygun olmayacaktır. Zira karar onanmış olsa idi hesaplama bilinen ücrete göre hesaplandığından sorun olmayacaktır. Ancak bozmadan sonra değişen durum nedeni ile daha önce doğmayan hesaba esas unsur olan ücrete itiraz etmeme usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Kaldı ki gerçek belli iken varsayıma gidilmez ilkesinin gözetilmesi gerekir. III. Sonuç: 9. Yukarda açıklanan nedenlerle bozma sonrası kamu düzeninden olan asgari ücrete ilişkin değişiklikler nedeni ile tazminatın karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu husus usulü kazanılmış hak oluşturmadığından, usulü müktesep hakkın gözetilmesi ve işlemiş devrenin ileri çekilmemesi görüşüne katılınmamıştır. Kaldı ki davacının temyizi vardır.