8. Hukuk Dairesi 2016/9897 E. , 2020/2451 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tapu Kayıt Ve Tescil Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacı vekili, sınırları dava dilekçesinde belirtilen taşınmazın mahkeme kararıyla adına tescil edildiğini ancak kadastro çalışmal…
**8. Hukuk Dairesi 2016/9897 E. , 2020/2451 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tapu Kayıt Ve Tescil Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacı vekili, sınırları dava dilekçesinde belirtilen taşınmazın mahkeme kararıyla adına tescil edildiğini ancak kadastro çalışmaları sırasında kıyı çizgisinde kaldığı belirtilerek tespit harici bırakıldığını, vekil edeninin atalarından beridir 80 yıldan fazla taşınmazı kullandıklarını belirtilerek, taşınmazın vekil edeni adına tescilini talep ve dava etmiştir. Davalı Hazine vekili, davanın reddini savunmuştur Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, tescil harici bırakılan taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kalmadığı, zilyetlikle kazanma koşullarının davacı lehine oluştuğu gerekçesiyle açılan tapuya tescil isteğine ilişkindir. Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde; çekişmeli taşınmaz davacı adına Mudanya Asliye Hukuk Mahkemesinin 1979/295 Esas, 1982/89 Karar sayılı ilamına istinaden Mesudiye Köyü, Cilt: 233, Sayfa:96, Sıra No: 20, 25.03.1987 tarihli tapu kaydı ile tescil edildiği, tapu kaydının kadastro sırasında taşınmaz kıyı kenar çizgisinde kaldığından herhangi bir kadastro parseline uygulanmadığı, kadastronun 28.02.2001 tarihinde 1 aylık ilana çıktığı, 31.03.2001 tarihinde kesinleştiği, idarece belirlenen bölgeye ilişkin kıyı kenar çizgisinin 23.05.2000 tarihinde onaylandığı, Bursa İdare Mahkemesi'nin 26.10.2001 tarihli ve 2000/1021 Esas, 2001/1025 Karar sayılı kararıyla kıyı kenar çizgisinin iptal edildiği, Danıştay 6. İdare Dairesinin 21.03.2003 tarihli ve 2002/1358 Esas, 2003/3218 Karar sayılı ilamı ile iptal kararının onandığı, idare tarafından 26.12.2005 tarihinde kıyı kenar çizgisinin yenilenerek onaylandığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, 362l sayılı Kıyı Kanunu'nun "kıyı kenar çizgisini" belirleme yöntemine ilişkin 5 ve 9. maddelerinin uygulanmasına yorum getiren ve görülmekte olan davalarda dikkate alınması zorunlu bulunan 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararın da "kural olarak, mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisi belirlenmesi görevinin idari yargıya ait olduğuna; ancak 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idare tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisinin adli yargı tarafından saptanması gerektiğine" işaret edilmiştir. 3621 sayılı Kanun'un 5 ve 9. maddelerine göre de kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi zorunludur. Uzman bilirkişilerin, Yasanın ve İçtihadı Birleştirme Kararlarının emredici hükümleri dışında, hiçbir bilimsel incelemeye, araştırmaya ve verilere dayanmaksızın belirlenen kıyı kenar çizgisine itibar etmek doğru değildir. Değinilen İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamı ve 3621 sayılı Kanun'un 5. ve 9. maddelerinde öngörüldüğü biçimde üç jeolog ya da jeoloji mühendisinden oluşturulacak uzman bilirkişi kurulu ve tapu fen memuru aracılığıyla yerinde keşif yapılması, 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararı doğrultusunda bilimsel verilerden de yararlanılarak kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi zorunludur. Mahkemece yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş ise de; yapılan inceleme ve araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki; Mahkemece, 22.06.2010 tarihinde icra edilen keşifte bir ziraat mühendisi, bir şehir planlamacısı ve bir harita mühendisi alınmak suretiyle, 24.11.2011 tarihinde icra edilen keşifte bir jeoloji mühendisi alınmak suretiyle ve 17.04.2014 tarihinde icra edilen keşifte bir jeoloji mühendisi ve bir fen bilirkişisi alınmak suretiyle uygulama yapıldığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; yukarıda yazılı ilkeler doğrultusunda, 3 kişilik jeolog ya da jeomorfolog, 1 harita mühendisi ve 1 inşaat mühendisinden oluşacak bilirkişi kurulu eliyle, dava konusu taşınmazda yeniden keşif yapılması, topoğrafik memleket haritalarından da yararlanılarak kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi, keşfen tespit edilen kıyı kenar çizgisi ile Bakanlık tarafından onaylanan kıyı kenar çizgisinin fen bilirkişi tarafından kroki üzerinde gösterilmesi farklılık olursa sebebinin açıklattırılması, çevre parseller hakkında kesinleşmiş kıyı kenar çizgisi bulunup bulunmadığının araştırılması, bulunduğunun tespit edilmesi halinde kesinleşen kıyı kenar çizgisinin eldeki davada belirlenen kıyı kenar çizgisi ile çelişip çelişmediğinin göz önünde bulundurulması, çekişmeli taşınmazın tamamen veya kısmen kıyı kenar çizgisi içinde kalıp kalmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazları yukarıda gösterilen sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 12.03.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.