Başvurucular siyasi parti faaliyeti çerçevesinde Kürtçe dilini kullandıklarından bahisle cezalandırıldıklarını, bu nedenle Anayasada koruma altına alınan ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
Başvurucular siyasi parti faaliyeti çerçevesinde Kürtçe dilini kullandıklarından bahisle cezalandırıldıklarını, bu nedenle Anayasada koruma altına alınan ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Başvuru, 7/2/2013 tarihinde İdil Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçeler ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 11/4/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 2/5/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 3/7/2014 tarihli görüş yazısı 4/7/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu, görüşünü 23/7/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlık görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Demokratik Toplum Partisi (DTP) üyesi olan başvurucular, İdil İlçesinde Nevruz Bayramı kutlamalarını gerçekleştirmek için tertip komitesi sıfatıyla İdil Kaymakamlığına 15/3/2007 tarihinde başvuruda bulunmuşlardır. İdil İlçesinde, 19/3/2007 tarihinde, Kürtçe ve Türkçe olarak hazırlanmış bir el ilanı dağıtılmıştır. El ilanının üzerinde DTP’nin amblemi ve her iki dilde “Newroz Bayramı, Demokratik Toplum Partisi tarafından ‘ya gerçek demokrasi, ya da hiç’ şiarıyla 21 Mart günü Newroz Meydanında bir miting ile kutlanacaktır. Tüm İdil halkımız davetlidir” yazılmıştır. İdil İlçe Emniyet Müdürlüğünün ihbarı üzerine İdil Cumhuriyet Başsavcılığı, 19/3/2007 tarihinde Kürtçe-Türkçe el ilanını hazırlayanlar hakkında 22/4/1983 tarih ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun maddesi yollamasıyla maddesi uyarınca Türkçe’den başka bir dili siyasi parti faaliyetinde kullanmak suçundan soruşturma başlatmıştır. Tertip komitesinde bulunan başvurucuların 29/3/2007 tarihinde savunmaları alınmış ve başvurucular hakkında İdil Cumhuriyet Başsavcılığının 24/7/2007 tarihli iddianamesi ile İdil Sulh Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. İdil Sulh Ceza Mahkemesi 29/5/2007 tarihli görevsizlik kararı ile dosyayı İdil Asliye Ceza Mahkemesine göndermiştir. İdil Asliye Ceza Mahkemesi, 17/9/2008 tarihli kararı ile başvurucuların 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevirerek her bir başvurucunun 600,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme kararında şu gerekçelere yer vermiştir:“…Olay tarihinde, yukarıda açık kimlik bilgileri ve üzerlerine atılı suçları yazılı sanıklardan Faik KAPLAN’ın İdil ilçe Başkanı ve diğerlerinin de üyesi oldukları Demokratik Toplum Partisi (DTP) ambleminin bulunduğu muhtelif sayıda ilanı, İdil’de halka, 21 Mart günü kutlanacak nevruz şölenine davet amacıyla dağıttıkları, söz konusu ilanın başlığında ve içeriğinde Türkçe dili dışında başkaca bir dile(Kürtçe) kaleme alınmış ifadelerin bulunduğu,Sanıkların, söz konusu ilanı kendilerince hazırlanıp, 21 Mart 2007 tarihinde kutlanacağı kararlaştırılan nevruz şölenine, halkı davet etmek amacıyla dağıtıldığını, ilanlarda parti ambleminin seçilmesinin partileriyle bir ilişkisinin bulunmadığı, bunu sırf kendi inisiyatifleriyle gerçekleştirdiklerini ve ilanlardaki Kürtçe ifadelerin yasak olduğunu bilmediklerini savunmuş iseler de;Sanıkların parti üyesi olmaları, nevruz şöleninin yurt genelinde kutlanması sürecinde Demokratik Toplum Partisinin etkin ve belirleyici olması, seçilen ilanlardaki parti amblemi, olayla ilgili alınan ifadeler ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; sanıkların yukarıda tarif edilen tarzda icra ettikleri eylemlerinin, mensubu oldukları siyası partinin gerçekleştirdiği bir hareket çerçevesinde değerlendirilebileceği, bu kapsamda eylemin, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunun 81/3 maddesinde ifade edilen: Siyasi partiler;..... Türkçe’den başka dil kullanamazlar. Türkçe'den başka dillerde yazılmış pankartlar, levhalar, plaklar, ses ve görüntü bantları, broşür ve beyannameler kullanamaz ve dağıtamazlar; bu eylem ve işlemlerin başkaları tarafından da yapılmasına kayıtsız kalamazlar. şeklinde ifade edilen amir düzenlemeye aykırılık teşkil eden bir fiil çerçevesinde kaldığının ve sanıkların üzerlerine atılı suçları işlediğinin her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delillerla anlaşıldığından sanıkların atılı suçtan cezalandırılması yönünde aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.” Temyiz üzerine İlk Derece Mahkemesinin kararı Yargıtay Ceza Dairesinde incelenmekte iken başvurucuların cezalandırıldığı 2820 sayılı Kanun’un maddesinin “Bu Kanunun dördüncü kısmında yazılı yasak fiilleri işleyenler” ibaresinin iptali için Anayasa Mahkemesine itiraz yolu ile başvuruda bulunulmuştur. Anayasa Mahkemesi 12/1/2012 tarihli kararı ile söz konusu ibarenin iptaline, iptal hükmünün kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı 5/7/2012 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmış; 5/1/2013 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Başvuruya konu İlk Derece Mahkemesinin kararı Yargıtay Ceza Dairesinin 3/10/2012 tarihli ilamı ile onanmıştır. İlk Derece Mahkemesi 13/12/2012 tarihinde söz konusu karar için kesinleştirme şerhi ve ceza infaz fişi düzenleyerek infaz için Cumhuriyet başsavcılığına göndermiştir. Başvuruculardan Hüsnü Babat (infaz tarihi 6/11/2013), Faik Kaplan (infaz tarihi 14/5/2013), Metin Demir (infaz tarihi 20/6/2013) ve Celile Eraslan’ın (infaz tarihi 2/10/2013) cezaları infaz edilmiş, İsa Yağbasan’ın cezası ise halen başka suçtan cezaevinde bulunması nedeniyle infaz edilmemiştir. İdil Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan ödeme emirleri başvuruculara tebliğe çıkartılmış; başvuruculardan Faik Kaplan 3/1/2013 tarihinde, Salih Karaviş, Metin Demir, Hüsnü Babat 4/1/2013 tarihinde, Celile Elarslan 9/1/2013 tarihinde ve İsa Yağbasan 18/7/2013 tarihinde ödeme emirlerini tebellüğ etmiştir. Bireysel başvuru 7/2/2013 tarihinde yapılmıştır.B. İlgili Hukuk 2820 sayılı Kanun'un “Azınlık yaratılmasının önlenmesi” kenar başlıklı maddesinin (c) fıkrası şöyledir:“Siyasi partiler:…c) Tüzük ve programlarının yazımı ve yayınlanmasında, kongrelerinde, açık veya kapalı salon toplantılarında, mitinglerinde, propagandalarında Türkçe'den başka dil kullanamazlar; Türkçe'den başka dillerde yazılmış pankartlar, levhalar, plaklar, ses ve görüntü bantları, broşür ve beyannameler kullanamaz ve dağıtamazlar; bu eylem ve işlemlerin başkaları tarafından da yapılmasına kayıtsız kalamazlar. Ancak, tüzük ve programlarının kanunla yasaklanmış diller dışındaki yabancı bir dile çevrilmesi mümkündür.” 2820 sayılı Kanun'un Anayasa Mahkemesince iptal edilen “Kanuna aykırı sair davranışlar” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Bu Kanunun dördüncü kısmında yazılı yasak fiilleri işleyenler, fiil daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde, altı aydan az olmamak üzere hapis cezası ile cezalandırılırlar.” Anayasa Mahkemesinin 12/1/2012 tarih ve E.2011/62, K.2012/2 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:“İtiraz konusu kural Siyasî Partiler Kanunu'nda yer alıp, Kanun'un Dördüncü Kısmı'ndaki yasak fiilleri kişiler yönünden ceza kapsamına almaktadır. Esasen siyasi partiler için birçok yasak öngören bu Kısımdaki maddelerde yer alan fiillerin hangi hallerde suç teşkil edeceğinin gerçek kişilerce yeterli açıklıkta öngörülebilir oldukları söylenemez. Çünkü doğrudan siyasi parti tüzel kişiliğini muhatap alan bu yasaklar, itiraz konusu kuralla, kişiler hakkında yaptırım öngören düzenlemelere dönüştürülmüştür. Bu yapılırken anılan kısımda sayılan fiillerin ağırlıklarıyla bunları işleyenlerin siyasi partideki sıfat ve konumları da dikkate alınmamıştır. Bu durumda, siyasi faaliyette bulunan geniş bir kitleyi hiçbir ayrım gözetmeksizin ceza tehdidi altında bırakan düzenleme gerçek şahıslarca yeterli derecede öngörülebilir değildir. Diğer yandan, gerek anayasal veya yasal değişiklikler sonucunda gerekse uygulamayla zaman içerisinde siyasi faaliyet alanı genişlemiştir. Buna bağlı olarak kuralın, içinde yer aldığı Kanun'un yasalaştığı dönemde 'öngörülebilir' olduğu kabul edilse bile, Anayasa ile yasalarda yapılan siyasi faaliyet özgürlüğünü genişleten değişikliklerle buna paralel uygulamalar neticesinde öngörülebilir olma özelliğini tümden yitirdiği sonucuna varılmıştır.”