(Kapatılan)22. Hukuk Dairesi 2013/6735 E. , 2013/29443 K. MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA : Taraflar arasındaki, kıdem, ihbar tazminatı, yıllık izin, tatil ve seyahat fonu, fazla mesai, başarı, teşvik primi ile hibe ödülü ve hisse senedi alacaklarının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı avu…
**(Kapatılan)22. Hukuk Dairesi 2013/6735 E. , 2013/29443 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA : Taraflar arasındaki, kıdem, ihbar tazminatı, yıllık izin, tatil ve seyahat fonu, fazla mesai, başarı, teşvik primi ile hibe ödülü ve hisse senedi alacaklarının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 17.12.2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına Avukat ... ile karşı taraf adına Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili, davacının davalı şirkette 01/03/1977 tarihinden itibaren profesyonel yönetici olarak çalışmaya başladığını, işverence 18/05/2006 tarihinde iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini, tazminat ve alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin ile ulusal ... ve genel tatil ücreti alacağının, seyahat fonu alacağının, fazla mesai ücretinin, başarı ve teşvik primi ile hibe ödülü ve hisse senedi alacağının kanuni faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı vekili; şirketin ... yönetimi tarafından bağımsız denetim firmasına yaptırılan incelemeler neticesinde davacınında aralarında bulunduğu eski yöneticilerin görev yapmış oldukları süre içerisinde suç teşkil eden usulsüz işlem ve muameleler ile şirketin ve diğer grup şirketlerin mali kaynaklarını kötüye kullandıklarım, kendilerine yarar sağladıklarını, en az 3.000.000.00 ABD doları şirketi zarara uğrattıklarım, Türk Ticaret Kanunu Hükümlerine göre hukuki sorumluluklarının bulunduğundan Ticaret Mahkemesinde sorumluluk davasının açıldığını, ayrıca hizmet sebebi ile güveni kötüye kullanmak suçundan Şişli Asliye 8. Ceza Mahkemesinde kamu davasının bulunduğunu, şirket tarafından iş ilişkisinin 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin e-bendi uyarınca haklı sebeplerle feshedildiğini, tazminat talep edilmesinin mümkün olmadığını, üst düzey yönetici olduğundan fazla mesai ücretine hak kazanmadığını, yıllık izinlerini kullandığını, şirket nezdinde teşvik primi alacağı, başarı primi, hibe ödülü, hisse senedi alacağı, tatil harcamaları alacağı olmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacının bilirkişi raporunda belirtilen tarihler arasında ve tesbit edilen ücretle davalı işyerinde çalıştığı, davalının iş sözleşmesinin haklı sebeple feshedildiğini ıspatlayamadığı, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, yıllık izin ücreti ve tatil harcamaları alacaklarının bulunduğu, fazla mesai ücreti, başarı primi, teşvik primi, hibe ödülü ve hisse senedi alacak taleplerinin işçi tarafından ıspatlanamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar, süresi içinde davalı vekili tarafından tarafından temyiz edilmiştir. Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır. 4857 sayılı Kanun'un 1. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4. maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir. 4857 sayılı Kanun'un 2. maddesinde bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işveren olarak tanımlanmıştır. İşçi ve işveren sıfatları aynı kişide birleşemez. 4857 sayılı Kanun'un 8. maddesinin birinci fıkrasına göre iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Ücret, iş görme ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici öğeleridir. Dosya içeriğinden, davacının, davalı şirketin genel müdürü olarak görev yaptığı görülmektedir. Dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 342 . maddesinde, “ Şirket muamelelerinin icra safhasına taalluk eden kısmı, esas mukavele veya umumi heyet veya idare meclisi karariyle idare meclisi azasından veya ortaklardan olmıyan bir müdüre tevdi edildiği takdirde; müdür, kanun veya esas mukavele yahut iş görme şartlarını tesbit eden diğer hükümlerle yükletilen mükellefiyetleri, gereği gibi veya hiç yerine getirmemiş olması halinde idare meclisi azasının mesuliyetlerine ait hükümler gereğince şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklarına karşı mesul olur. Bu esas aykırı bir şartın esas mukaveleye konması veya müdürün idare meclisinin emri ve nezareti altında bulunması mesuliyeti bertaraf edemez ” yönünde düzenleme bulunmaktadır. Bu düzenleme ile, anonim şirket genel müdürlerinin iş görme edimini yerine getirmemiş olmaması halinde, şirket yönetim kurulu üyeleri ile aynı hükümlere tabi tutularak sorumlu olacağının kabul edildiği görülmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2010/9-328 esas-2010/370 karar ve 07.07.2010 tarihli kararında "Anonim şirket ile yönetim kurulu üyesi arasındaki ilişkinin hukuki niteliği karşılaştırmalı hukukta tartışmalı olmakla beraber, Alman hukukunda sözleşme şartlarına göre, vekalet veya hizmet akdi olarak nitelendirilmekle birlikte, daha çok, hizmet akdi olduğu yönündedir. Fransız hukukunda da, bu ilişkinin bir vekalet sözleşmesi olduğu kabul edilmiştir. İsviçre hukukunda ise, vekalet hakkındaki hükümlerin uygulanacağı kabul edilmektedir (Mimaroğlu, S. ...: Anonim Şirketlerde İdare Meclisi Azalarının Hukuki Mesuliyeti, Ankara 1967, s. 100). Türk öğretisinde de, bu ilişkinin vekalet akdi olduğu görüşü hakimdir (Çamoğlu, Ersin: Anonim Ortaklık Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu, İstanbul 1972, s.102-104; Mimaroğlu, S....: a.g.e., s. 101- 102)Yargıtay, yönetim kurulu üyeleri ile şirket arasında bir hizmet akdi bulunmadığını kabul etmiştir (H.G.K.'nun 5.2.2003 gün ve 2003/9-82 E.-65 K. sayılı ilamı) Genel olarak yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu TTK. 320 ve TTK. 336. maddelerine göre belirlenir. Şirket yönetim kurulu üyeleri ile şirket arasında bir vekalet akdi ilişkisi bulunduğundan, üyelerin şirkete karşı vekil gibi sorumlu olmaları doğaldır." denilmektedir. Yukarıda da özetlendiği üzere, 6772 sayılı Kanun'un 342. maddesindeki düzenleme gereğince, anonim şirket genel müdürleri, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu düzenleyen hükümlere tabidir ve yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu da Kanunda özel olarak düzenlenmiştir. Bu uyuşmazlıklara ilişkin davalar 6772 sayılı Kanun'un 4/1. maddesi uyarınca mutlak ticari davadır. Bu davalara o yerde Ticaret Mahkemesi varsa, bu mahkemenin bakması gerekir. Somut olayda, davacının, davalı şirketin genel müdürü olarak görev yaptığı anlaşılmıştır. Görevi sebebi ile yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunu düzenleyen hükümlere tabi olan davacı tarafından açılan davalar yönünden Ticaret Mahkemesinin görevli olacağı dikkate alınarak görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, davalı yararına takdir edilen 990,00 TL duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 17.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.