Başvurucu, 1953 yılında yapılan kadastro çalışmaları sonrasında Serik Kadastro Mahkemesinde kadastro tespitine itiraz davasının 2011 yılında sonuçlandırıldığını ancak karara karşı yapılan temyiz başvurusu nedeniyle yargılamanın Yargıtayda devam ettiğini, bu nedenle taşınmazından gereği gibi yararlanamadığını belirterek, Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve mağduriyetinin giderilmesini talep etmiştir.
Başvurucu, 1953 yılında yapılan kadastro çalışmaları sonrasında Serik Kadastro Mahkemesinde kadastro tespitine itiraz davasının 2011 yılında sonuçlandırıldığını ancak karara karşı yapılan temyiz başvurusu nedeniyle yargılamanın Yargıtayda devam ettiğini, bu nedenle taşınmazından gereği gibi yararlanamadığını belirterek, Anayasa'nın maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve mağduriyetinin giderilmesini talep etmiştir. Başvuru, 31/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 31/12/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Antalya ili Serik ilçesi Gedik (Karabuynuz) köyünde bulunan birden çok taşınmaz hakkında yapılan kadastro tespitlerine davacıların yasal süresi içerisinde itiraz etmeleri üzerine yapılan yargılama sonucunda Serik Gezici Arazi Kadastro Mahkemesi, 15/5/1964 tarihli ve E.1955/996, K.1964/43 sayılı kararıyla tarafların iddialarını ispat edememiş olduklarından dolayı davacı ve davalıların iddia ve savunmalarının reddiyle dava konusu taşınmazların Tapulama Kanunu'nun maddesi gereğince ayrı ayrı tapusuz olarak Maliye Hazinesi adına tespit ve tapuya tesciline karar vermiştir. Söz konusu kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi, 5/12/1996 tarihli ve E.1996/6639, K.1996/9604 sayılı ilamıyla "...davacı tarafın dayandığı tapu kayıtlarının sınırları bakımından sorun olmadığı halde bu kayıtlar dahi uygulanmadan ve zilyetlik durumu göz ardı edilerek tarafların ve katılan Hazinenin tüm delilleri toplanıp incelenmeden, taşınmazların tapusuz olarak kabul edilerek iddia ve savunmanın kanıtlanmamış olduğunun kabulü ile yazılı şekilde hüküm kurulmasının isabetsiz olduğunu, yeniden araştırma, inceleme ve uygulama yapılarak karar verilmesi gerektiğini..." belirterek hükmün bozulmasına karar vermiştir. Başvurucu, 2010 yılında dava konusu taşınmazlardan birine zilyet olduğu iddiasıyla müdahil davacı olarak davaya katılmıştır. Bozma kararına uyan Serik Kadastro Mahkemesi, 20/10/2011 tarihli ve E.1998/1, K.2011/151 sayılı kararla, tapulama çalışmalarında Gedik köyü 120 ada 102 parsel numaralı taşınmazın dosya kapsamındaki bilirkişi raporlarına göre 215,29 m2 olarak tespit ve tapuya tesciline; 120 ada 102 parsel numaralı taşınmazın bilirkişi raporunda A34 ile gösterilen 408 m2’lik kısmının başvurucu ile birlikte Muhammet Bozahmetli ve Durkadın Güldali Bozahmetli adlarına hisseleri oranında tespit ve tapuya tesciline, karar kesinleştikten sonra dosyanın Tapu Sicil Müdürlüğüne gönderilmesine karar vermiştir. Karar temyiz edilmiş olup, temyiz incelemesi Yargıtay Hukuk Dairesinin E.2014/8564 sayılı dosyasında halen devam etmektedir. Başvurucu, 31/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrası, maddesinin birinci fıkrası, maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları, maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, maddesinin birinci fıkrası ve maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi (bkz. B. No: 2012/12, 17/9/2013, §§ 16-22).