8. Hukuk Dairesi 2019/2301 E. , 2019/4589 K. "" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tapu İptal, Terkin Ve Elatmanın Önlenmesi Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacı Hazine vekili, dava konusu davalıya ait 156 ada 7 parsel sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisi içind…
**8. Hukuk Dairesi 2019/2301 E. , 2019/4589 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tapu İptal, Terkin Ve Elatmanın Önlenmesi Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacı Hazine vekili, dava konusu davalıya ait 156 ada 7 parsel sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kalan kısmının tapusunun iptali ile kumsal olarak sınırlandırılmasını, davalının taşınmaza elatmasının önlenmesini talep etmiştir. Davalı vekili; davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; ilk kararda davacının davasının hak düşürücü süreden reddine karar verilmiştir. Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 08.02.2010 tarihli ve 2010/3 Esas, 2010/1189 Karar sayılı ilamı ile davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı belirtilerek temyiz itirazlarının reddine karar verilmekle birlikte davacının davanın açıldığı tarihteki haklılık durumunun belirlenerek yargılama giderlerinin hüküm altına alınması gerektiği gerekçesiyle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bozma üzerine mahkemece davanın hak düşürücü süre nedeniyle yeniden reddine yargılama giderleri vekalet ücretinin ise davacı kurum üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir. Hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir. Dava; 3621 Sayılı Kıyı Kanunu’ndan kaynaklanan tapu iptali, terkin ve elatmanın önlenmesi isteklerine ilişkindir. Hemen belirtilmelidir ki, mahkemenin kararı 5841 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 14.03.2009 tarihinden sonra verilmiş olup; bu Kanun'un 2. ve 3.maddeleri ile getirilen yeni düzenlemelere dayanılarak oluşturulmuştur. 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 25.02.2009 tarihli ve 5841 sayılı Çeşitli Kanun'larda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 2.maddesi ile 3402 sayılı Kanun’un 12.maddesinin 3.fıkrasına eklenen cümlede: “Bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın“ ve 3.maddesi ile aynı Kanun'a eklenen Geçici 10.maddesinde ise; “Bu Kanun'un 12.maddesinin 3. fıkrası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” şeklindedir. Bu değişiklik nedeniyle bu yasanın yürürlük tarihinden sonra Hazinenin açtığı davalarda da 10 yıllık hak düşürücü süre uygulanmaya başlanmıştır.