10. Hukuk Dairesi 2022/5629 E. , 2024/2589 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/929 E., 2020/2244 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 4. İş Mahkemesi SAYISI : 2016/685 E., 2019/557 K. Taraflar arasında iş kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı davacı ve davalı vekilleri
**10. Hukuk Dairesi 2022/5629 E. , 2024/2589 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/929 E., 2020/2244 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 4. İş Mahkemesi SAYISI : 2016/685 E., 2019/557 K. Taraflar arasında iş kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmekle, noksan tespit edilen hususların ikmali için dosya mahalline geri çevrildikten, geri çevirme üzerine yapılan incelemede; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili 28.09.2016 tarihli dava dilekçesinde özetle; davalı işyerinde 12.10.2015 tarihinde çalışmaya başlayan müvekkilinin 12.11.2015 tarihinde iş kazasına maruz kaldığını,iş kazasının oluşumunda asli ve tek kusurlunun davalı işveren olduğunu,sağlık kurulu raporu ile müvekkilinin maluliyetinin %32 oranında belirlendiğini, tazminat hesabına esas kazancın tespiti için gerçek ücretin araştırılması gerektiğini,maddi tazminat dışında müvekkilinin yaptığı tedavi masrafları, protez giderleri ve tedavi için yapılan ulaşım giderlerinin davalı işverenden tahsili gerektiğini, manevi tazminat talepleri de bulunduğunu belirterek belirsiz alacak davası niteliğinde ve sonradan arttırılmak üzere 2.500 TL maddi ve 2.500 TL manevi olmak üzere 5.000 TL tazminatın tahsilini talep etmiştir. 2. Davacı vekili 15.11.2019 tarihli talep artırım dilekçesiyle maddi tazminat istemini 645.165,10 TL'ye, manevi tazminat istemini ise 250.000 TL'ye artırmış arttırmıştır. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıya işe başlarken hiçbir sıfat verilmediğini, davacı ücretinin asgari ücret olduğunu, iş kazasının tamamen davacının dikkatsizliğinden kaynaklandığını, %32 oranında maluliyeti kabul etmediklerini, iddia edilen tedavi giderlerinin belgelendirilmesi gerektiğini, manevi tazminatın bir bütün olup karşı tarafa bildirildikten sonra arttırılamayacağını belirterek davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARLARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararında; davacının davalı ... Testil San. ve Tic. Ltd. Şti. firmasının sigortalısı olduğu, davacının, davalı işyerinde 12.11.2015 tarihinde kimyasal otomasyon makinasında makinaya kimyasal bastığı esnada tanka giden vanayı kapatması sonucu basınç oluştuğu ve ...'in makinanın hortumunun ucundaki kelepçeyi açmasıyla kimyasal maddenin etrafa sıçradığı, kimyasalın yüzünden, gözünden ve elinden yaralanması sonucu sağ gözünü kaybetmesi şeklinde yaralandığı, SGK'nın iş kazası olduğu yönünde tespitinin bulunduğu, 21.03.2018 tarihli kusur heyet bilirkişi raporunda kazanın meydana gelmesinde davalının %85, davacının %15 kusurlu olduğu, 25.06.2018 tarihli kusur heyet bilirkişi raporunda davalı işveren şirketin %75 kusurlu olduğu, dava harici işveren vekili Mustafa Dağlı'nın %5, dava harici fabrika şefi Saffat Dağlı'nın %5 kusurlu olduğunun tespit edildiği, kusur oranlarının birbiriyle uyumlu olduğu, davacının geçirdiği iş kazasına bağlı olarak Sosyal Güvenlik Yüksek Kurumu'nun 13.07.2017 tarihli raporuna göre % 38,2 Oranında iş görmezliği olduğu, davacı ve davalı vekilinin 04.07.2019 tarihli celsede maluliyet oranına ilişkin itirazlarının bulunmadıkları, hesaba esas ücretin, taraflar arasında ihtilaflı olup, davalı işyerinde kayıtdışılık olduğu hususunun ispat yükünün iddia eden davacı üzerinde olduğu, her ne kadar davacının tekstil mühendisi olarak işe alındığı hususunda ihtilaf yoksa da, davacı tarafın bildirdiği tanıkların işyerinde çalışmadığı, bu kapsamda davacının asgari ücret ile çalıştığının kabul edilmesi gerektiği, davacının hesap raporuna göre neticeten belirlenen 235.339,43 TL zararı olduğu, bu tutarın tüm dosya kapsamına uygun olduğu anlaşılmakla, talep gibi maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte kabulüne karar vermek gerektiği, her ne kadar davacı işçi vekili dava dilekçesinde 2.500,00TL manevi tazminat talep edip, sonrasında talep arttırım dilekçesi ile manevi tazminat talebini arttırdığını beyan etmişse de manevi tazminatın bölünmezliği ilkesi gereğince, manevi tazminat kısmi davaya veya belirsiz alacak davasına konu olamayacağı gibi, HMK'nın 107 nci maddesine göre dava yoluyla tespiti de istenemez, ıslah veya talep arttırım dilekçesi yoluyla ve tamamlama-ıslah harcı yatırılarak da miktarı arttırılamaz. Manevi tazminatın bölünmezliği ilkesi gereğince manevi tazminat kısmi davaya konu olamayacağı gibi, ıslah yoluyla da miktarı arttırılamayacağı bu ilkeye göre davacının ilk talebindeki 2.500 TL yönünden taleple bağlılık ilkesi gereğince hüküm kurmak gerektiği dikkate alınarak anılan miktarın hüküm altına alındığı belirtilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece, emsal ücret araştırmasına itibar edilmeyerek davalı Kurumun bildirdiği asgari ücret üzerinden hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, manevi tazminat bakımından yargılamanın son aşamasında bildirilen değer dikkate alınmayarak harca esas değer üzerinden karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, bilirkişiler tarafından iş kazasının oluş şekli ve sebebinin yeterince açıklanmadığını, Mahkemece davanın reddine verilmesi gerekirken kısmen kabule dair verilen kararın hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "Somut olayda; davacı tekstil mühendisi olarak 12.10.2015 tarihinde davalı iş yerinde çalışmaya başlamış iş kazası 12.11.2015 tarihinde meydana gelmiştir. Dosya içerisinde ücret bordroları bulunmayıp SGK'ya yapılan bildirimden davacı ücretinin asgari ücret olarak bildirildiği belirlenmiştir. Duruşmada dinlenen tanıklar davacının ücretine ve davalı iş yerinde ücret ödemelerinin ne şekilde yapıldığına dair beyanda bulunmamışlardır. Alınan bilirkişi raporunda ikili hesaplama yapılıp davacının asgari ücret ve emsal ücrete göre maddi zararı hesaplanmış İlk Derece Mahkemesince asgari ücret doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Tazminat davalarında ilke olarak hak sahibinin maddi zararı hesaplanırken öncelikle tazminat hesabının doğrudan etkileyecek olan sigortanın gerçek ücretinin açıkça hesaplanması gerekir. Gerçek ücret işçinin kıdemi, yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre işçiye ödenmesi gereken ücrettir. Davacı iş yerinde tekstil mühendisi de olsa işe 12.10.2015 tarihinde başladığı ve 30 gün içerisinde iş kazasının meydana geldiği, davalı işveren tarafından davacının ücretinin asgari ücret olarak bildirildiği ve davacının asgari ücret üzerinde kendisine yapılan bir ödeme olduğunu ispatlayamadığı da anlaşılmakla İlk Derece Mahkemesinin kararı yerinde olduğu, somut olayda, davacı 6100 sayılı HMK 107 nci maddesi gereğince belirsiz alacak davası açtığını, manevi tazminat olarak öncelikle 2.500,00 TL talep ettiğini ve daha sonra yargılama esnasında müddeabihin arttırılması yoluyla talep edilen manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini istinafa taşımış ise de manevi tazminatın bölünmezliği kuralı nedeni ile İlk Derece Mahkemesinin dava dilekçesindeki miktarla davanın kısmen kabulüne dair kararının yasal düzenlemeye uygun olduğu, Mahkemece hükme esas alınan 21.03.2018, 25.06.2018 tarihli kusur raporlarının, iş kazasının meydana geldiği alandan seçilen ve aynı zamanda işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı olan bilirkişiler tarafından ve kaza tarihi itibarıyla uygulanması gerekli 6331 sayılı Kanun ile ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak düzenlendikleri, birbirlerini teyit eder nitelikte bulundukları, gerekçeli, hüküm tesisine elverişli ve yeterli oldukları, kusur oranlarının dayanakları belirtilmek suretiyle tespit edildiği anlaşıldığından mahkemece “kazanın meydana gelmesinde davacının %15, davalı işverenin %85 oranında kusurlu bulunduklarının kabulünde isabetsizlik görülmediği belirtilerek davacı ve davalıların istinaf başvurularının HMK'nun 353/1-1 b maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin tekstil mühendisi olmasına karşın asgari ücretin dikkate alınmasının hatalı olduğunu, doktrinde kabul edildiği üzere manevi tazminatın belirsiz alacak olarak dava konusu edilmesinde hukuki engel olmadığından artırılan oran üzerinden manevi tazminat isteminin hükme bağlanması gerektiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kusur oran ve aidiyetinin hatalı tespit edildiğini, davacının gözünde de koruyucu gözlük olmadan, dikkatsiz ve tedbirsiz bir şekilde hiçbir emniyet ve güvenlik tedbirlerini almadan, yanlış vanayı kapatması sonucu kimyasalların hortumlarda var olup olmadığını kontrol etmeden hortumlardaki kelepçeleri çözmeye başladığını, hortumların içinde oluşan basıncın etkisiyle gözünde gözlük olmaması ve işlem yapılan yere yakın bir mesafede durması neticesinde iş kazasının meydana gelmesine sebebiyet verdiğini kendi sağlık ve güvenliğini tehlikeye düşürdüğünü, kusur oranlarının yeniden tespiti için yeniden bilirkişi raporu tanzim ettirilmesi gerekirken istinaf talebinin esastan reddedilmiş olmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, sigortalının iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir 2. İlgili Hukuk "Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddeleri, "Belirsiz Alacak Davası" nedeniyle HMK'nun 107 nci maddesi, "Bilirkişi raporuna itiraza" ilişkin 281 inci maddesi, "Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından kaza tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 ve 114 üncü maddeleri delaletiyle 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56 ncı maddeleri, olayın iş kazası olarak tespiti, sürekli iş göremezlik oranının tespiti ile iş kazasının SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler bakımından işyerinin nitelik ve kapsamına göre 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu maddeleri, "Usuli kazanılmış hak" yönünden 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır. 3. Değerlendirme Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı ve davalı vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. A) Manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1.6100 sayılı HMK'nın "Belirsiz Alacak Davası" başlıklı 107 nci maddesine göre " Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (Değişik:22.07.2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır. 2.Manevi zararın tespiti istemine ilişkin olarak; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.03.2006 tarih ve 2006/2-14 E, 2006/26 K. sayılı kararında ifade edildiği üzere manevi tazminat, zarar görenin kişilik değerlerinde bedensel bütünlüğünün iradesi dışında ihlali hallerinde meydana gelen eksilmenin (manevi zararın) giderilmesi, tazmin ve telafi edilmesidir. Zarar görene tanınmış olan manevi tazminat hakkı kişinin sosyal, fiziksel ve duygusal kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda öngörülen bir tazminat türüdür. Amacı ise kişinin, hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski haline dönüşmesi, kişinin duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar vereni bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkoyması gibi olguları karşıladığı bir gerçektir. Manevi tazminat, kişinin çekmiş olduğu fiziksel ve manevi acıları dindirmeyi, hafifletmeyi amaçlar. Bu tazminat bizzat yaşanan acı ve elemin karşılığıdır. Bu tazminat türü, kişinin haksız eylem sonucu duyduğu acı ve elemin giderilmesini amaçladığı için, zarar gören kişi, öngördüğü miktarı belirleyerek istemde bulunabilir. Manevi zarar, haksız eylemin sonucunda, uğranılan kişilik değerlerindeki azalmanın karşılığı olduğu ve zarar gören tarafından da takdir ve tayin edilebilir bulunduğu için birden fazla bölümler halinde istenemez. Bu tazminat bizzat yaşananın acı ve elemin karşılığı olduğu için, haksız eylemin meydana geldiği anda gerçekleşir. Acı ve elemin bölünerek bir kısmının açılacak kısmi dava ile, kalanının açılacak başka bir davada talep edilmesi, manevi tazminatın özüne ve işlevine aykırı düşer. Ödemenin uzaması, para değerindeki düşüşler, enflasyon nedeniyle alım gücünün azalması gibi nedenlerle hükmedilecek miktarın faizi ile birlikte tahsili zararı karşılamaktan uzak olması, manevi tazminatın bölünerek istenmesini haklı göstermez. (Yargıtay Kapatılan 21. Hukuk Dairesinin 06.03.2013 tarih ve 2013/3004 E- 2013/4066 K sayılı ilamı da bu yöndedir) 3.İş kazasında zarar gören davacı, davanın açıldığı tarihte manevi tazminat alacağının miktarını kendisi belirlediğinden, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu söylenemez. 4. O halde manevi tazminatın bölünemezliği ilkesi kapsamında, manevi tazminat isteminin kısmi veya belirsiz olarak değil, istemin tam olarak belirli olduğu davada değerlendirilip karara bağlanmasının mümkün olması, bu yönle davacının kısmi veya belirsiz alacak davası olarak manevi tazminat isteminde bulunmasında hukuki yararının olduğundan bahsedilemeyeceği gözetilerek, bu kısma ilişkin istemin usulden reddi gerekirken, somut olayda olduğu gibi belirsiz alacak davasında asgari miktar olarak gösterilen 2.500 TL'lik manevi tazminat isteminin, davacının manevi tazminat isteminin tamamını kapsadığı kabul edilerek yazılı şekilde bu istemle sınırlı hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olmuştur. B) Maddi tazminatın hesabında esas alınacak ücrete yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1. Gerek destek kaybından kaynaklı hak sahiplerinin, gerekse iş göremezlikten kaynaklı sigortalının maddi tazminat alacağının hesaplanmasında, gerçek ücretin esas alınması ön koşuldur. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödemek amacıyla zaman zaman iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. 2.Gerçek ücretin ise öncelikle toplu iş sözleşmesi ile imzalı bordrolara, bunların yokluğu halinde ise işçinin kıdemi ve yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre işçiye ödenmesi gereken ücrete göre tespit edileceği, işyeri veya sigorta kayıtlarına geçmiş olan miktarın ücret olarak değerlendirilemeyeceği, Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir. 3. Öte yandan taraflar arasında işçi alacağına ilişkin görülen davada tespit edilen ücretin tazminat davasında hesaba esas alınacak ücret açısından kesin delil mahiyetinde olmayıp, kuvvetli delil mahiyetinde olduğu, davacının yaptığı işe göre alacağı ücretin Dairenin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde TÜİK, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı rayiç ücretleri ile ilgili iş kolundaki meslek odalarından getirilecek emsal ücretler gözetilerek belirlenmesi gerektiği, sendikasız işçi için sendikalardan bildirilen ücretin de dikkate alınamayacağı gözden kaçırılmamalıdır. 4. Somut olayda, davacının davalı işveren nezdinde tekstil mühendisi olarak çalıştığı tespit edilmekle beraber, hükme esas alınan raporda olay tarihinde asgari ücret düzeyinde ücret elde ettiği kabul edilerek düzenlenen hesap raporuna itibar edilerek maddi tazminatın belirlenmiş olması, hayatın olağan akışına aykırı olmuştur. 5. O halde Mahkemece yapılacak iş, davacının tekstil mühendisi olarak, olay tarihindeki meslek kıdemi de gözetilerek bilinen dönemde alabileceği ücretin, TÜİK, (var ise) Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı rayiç ücretleri ile ilgili meslek odalarından (sendikalı olmadığının anlaşılması halinde sendikalardan bildirilen ücretlerin dikkate alınamayacağını da gözeterek) sormak, bilinen dönemde tespit edilecek bu ücretlere göre, bilinmeyen dönem başından itibaren ise bilinen son ücreti, bilinen son asgari ücrete oranlayarak tespit edilecek ücret katını dikkate alarak hesap yapmak yönünden, uzman hesap bilirkişiden rapor almak alınacak bu raporla dosya kapsamındaki bilgi ve belgeleri bir bütün olarak sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir. 6. O halde, kanunun emredici hükümleri ile davacı ve davalı vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen karar bozulmalıdır . VI. KARAR: Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 3. Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, 4.Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ... ve Üyeler ..., ... ve ...'nın oyları ve oy çokluğuyla 12.03.2024 tarihinde karar verildi. KARŞI OY 1-Öğretide ve kararlılık gösteren Yargıtay kararlarında manevi tazminat davasının kısmi dava olarak açılamayacağı, ıslah yolu ile de istemin arttırılamayacağı benimsenmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25.11.2009 tarih ve 2009/21-484 E., 2009/571 K. sayılı kararında ifade edildiği üzere “…manevi zarar, haksız eylemin sonucunda, uğranılan kişilik değerlerindeki azalmanın karşılığı olduğu ve zarar gören tarafından da takdir ve tayin edilebilir bulunduğu için birden fazla bölümler halinde istenemez. Bu tazminat bizzat yaşanan acı ve elemin karşılığı olduğu için, haksız eylemin meydana geldiği anda gerçekleşir. Acı ve elemin bölünerek bir kısmının açılacak kısmi dava ile kalanının açılacak başka bir davada talep edilmesi, manevi tazminatın özüne ve işlevine aykırı düşer. Gerçekten, hukuka aykırı bir eylem yüzünden çekilen elem ve üzüntüler, o tarihte duyulan ve duyulması gereken bir haldir. Başka bir anlatımla üzüntü ve acıyı zamana yaymak suretiyle manevi tazminatın bölünmesi, bir kısmının dava konusu yapılması kalanın saklı tutulması olanağı yoktur. Niteliği itibariyle manevi tazminat bölünemez, bir defada istenilmesi gerekir. Bunun tek istisnası olay sonucu gerçekleşen uzuv zaafı ve uzuv kaybı oranının uzun süren tedavi aşamalarından sonra tam olarak anlaşıldığı durumlardır. İnsan yapısı gereği, manevi acı olay tarihinden uzaklaşıldıkça azalır, artmaz, bu nedenle olay tarihine en yakın açıklanan irade beyanı manevi acının şiddetini daha açık olarak ortaya koyar. Manevi acı tazminata hükmedilirken davalısına göre değişiklik göstermez. İstemin değiştirilmesi ve artırılması için, istekte bulunanın daha önceki isteminin dışında ve ondan daha fazla alacağının bulunması gerekir. Manevi zararda ise, zarar gören daha önce belirttiği istemi ile zararını açıkladığı ve belirttiği, artık geriye bir alacağı kalmadığı için gerek ayrı bir dava ve gerekse ıslah yoluyla bir istemde bulunamaz. Zira, manevi tazminat bir bütündür. Duyulan acı ve üzüntünün karşılığı dava yolu ile belirlenip, karşı tarafa bildirildikten sonra arttırılması veya yeni bir dava açılarak istenmesi mümkün değildir.” 2-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un 107 nci maddesinde belirsiz alacak davası “ (1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Manevi tazminat duyulan acı, elem ve üzüntüyü ifade etmekte olup, bunun boyutunu bilebilecek tek kişi zarara uğrayanın kendisidir. Karşı tarafın verdiği bilgi ve tahkikat sonucu tam ve kesin olarak belirlenebilmesinden de söz edilemez. Öte yandan manevi tazminatın takdirinde hakime çok geniş takdir yetkisi tanınmıştır. Manevi tazminat davası, manevi tazminatın bölünmezliği kuralına aykırı biçimde belirsiz alacak davası olarak açılması da mümkün değildir. 3-Medeni usul hukukunda hukuki yarar, Mahkemede bir davanın açılabilmesi için, davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilke anlamına gelir. Davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır. Hukuki yarar dava şartlarından olup 6100 sayılı HMK'nın 114 üncü maddesi ne göre davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bir davada hukukî yararın bulunup bulunmadığı mahkemece, tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. HMK'nın 114 üncü maddesinin gerekçesinde de "...Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukukî yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukukî korunma sağlanması hususunda Mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir..." yönünde açıklamalara yer verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.05.2022 tarih ve 2019/(21)10-592 E., 2022/706 K. sayılı kararında “ Dava çeşitleri ise HMK’nın 105 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Bir davanın hangi dava çeşidini oluşturduğu davacının talep sonucunun hangi dava türü tanımına uyduğuna göre belirlenebilir. Davacı dava dilekçesinde dava türünü inşai dava olarak yazsa bile bir miktar alacağın tahsili talebinde bulunmuş ise bu eda davası olup hâkim bu kapsamda karar vermek zorundadır. Bu nedenle eda davası açılması gerekirken inşai dava açılmasında hukukî yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilemez. Hukukî yararı belirleyen davacının gösterdiği dava türü değil, karar verilmesi istenen talep sonucudur. Dava dilekçesinde hiç gösterilmemiş veya yanlış gösterilmiş olsa bile HMK’nın 33 üncü maddesi kapsamında doğru hukukî sebebi bulmak ve uygulamak hâkimin görevidir. Bir davadaki talep sonucu bazı kısımları itibarıyla birden fazla dava türü tanımıyla ilgili, çakışan yani benzer unsurlar içeriyor olabilir. Bu gibi durumlarda hâkim davayı aydınlatma ödevi kapsamında davacıdan açıklama isteyerek doğru dava türünü belirlemelidir. Zira bir miktar belirtilmek sureti ile açılan belirsiz alacak davası da alacak ister belirli ister belirsiz olsun bir eda davasıdır ve eda davalarında hukukî yarar var kabul edilir. Öte yandan davacının dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşması mümkün olmayıp bir mahkeme kararına muhtaç ise dava açmakta hukukî yararının bulunduğu tartışmasızdır. Başka bir anlatımla alacağın belirli veya belirsiz olması başlangıçta var olan hukukî yararı ortadan kaldırmaz. Dava dilekçesinde hiç gösterilmemiş veya yanlış gösterilmiş olsa bile HMK’nın 33 üncü maddesi kapsamında doğru hukukî sebebi bulmak ve uygulamak hâkimin görevidir. Bir davadaki talep sonucu bazı kısımları itibarıyla birden fazla dava türü tanımıyla ilgili, çakışan yani benzer unsurlar içeriyor olabilir. Bu gibi durumlarda hâkim davayı aydınlatma ödevi kapsamında davacıdan açıklama isteyerek doğru dava türünü belirlemelidir. Zira bir miktar belirtilmek sureti ile açılan belirsiz alacak davası da alacak ister belirli ister belirsiz olsun bir eda davasıdır ve eda davalarında hukukî yarar var kabul edilir. Öte yandan davacının dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşması mümkün olmayıp bir Mahkeme kararına muhtaç ise dava açmakta hukukî yararının bulunduğu tartışmasızdır.” şeklinde belirtilmiştir. Somut olayda; 12.11.2015 tarihinde geçirilen iş kazası neticesinde 2.500 TL manevi tazminat alacağının tahsili için eldeki dava açılmış, davacı vekili tarafından belirsiz alacak davası olarak nitelendirilerek 15.11 2019 tarihli talep artırım dilekçesi ile manevi tazminat 250.000 TL olarak arttırılmıştır. Duyulan acı ve üzüntünün karşılığı olan manevi tazminatın dava dilekçesindeki miktar kadar olduğu belirlenip, karşı tarafa bildirildikten sonra bölünmezliği ilkesi uyarınca arttırılması veya yeni bir dava açılarak istenmesi mümkün bulunmamakla kısmi ve belirsiz alacak davasının koşulları yok ise de; davacının, mevcut yasal düzenlemeler karşısında dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşma imkânı olmayıp, bir mahkeme kararına ihtiyaç bulunması karşısında eldeki eda davasını açmakta hukukî yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir. Eldeki eda davasında Mahkemenin davacı vekilinin talep ettiği miktarları aşmayacak şekilde manevi tazminat takdir edebilmesinin mümkün olduğunu, davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunduğunu düşündüğümden sayın çoğunluğun aksi yöndeki bozma görüşüne katılmamaktayım.