Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/1886 E. , 2024/4907 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/1886 Karar No : 2024/4907 DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... DAVANIN_KONUSU : 10/01/2020 tarih ve 31004 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezleri Yönetmeliği'nin 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ile geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasının iptali istenilmektedir. DAVACININ …
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/1886 E. , 2024/4907 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/1886 Karar No : 2024/4907 DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... DAVANIN_KONUSU : 10/01/2020 tarih ve 31004 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezleri Yönetmeliği'nin 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ile geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasının iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu edilen Yönetmeliğin yayımlanmasından önce yürürlükte bulunan Genetik Hastalıklar Tanı Merkezi Yönetmeliğinde genetik tanı merkezi sorumlusunun klinik genetik, tıbbi genetik, tıbbi biyoloji ve genetik dallarında uzman veya bilim doktoru ünvanını almış bir tabip olması gerektiği düzenlenmişken, dava konusu hüküm ile merkez sorumlusu olma yetkisinin tıbbi genetik uzmanına ve 18/07/2009 tarihinden önce doktora yapmış ve bir genetik hastalıklar tanı merkezinde en az 2 yıl aktif olarak çalışarak genetik tetkikler yapmış ve raporlamış olduğunu belgeleyen hekimlere verildiği, dava konusu düzenlemede Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinin yayım tarihinin esas alındığı, Yönetmelik kapsamında kazanılmış hakların korunmadığı, 18/07/2009 tarihinden sonra doktorasını almış veya doktoraya başlamış birçok hekimin genetik hastalıklar tanı merkezi sorumlusu olma yetkisinin elinden alındığı, bu durumun kazanılmış hakların korunması ile kanunların geriye yürümezliği ilkesine ve hukukun temel ilkelerine aykırı olduğu, dava konusu düzenlemelerin iptali gerektiği ileri sürülmektedir. DAVALININ SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Anayasa'nın 56. maddesi ile Devlete verilen sağlık hizmetlerini yürütme görevinin 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ve 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Sağlık Bakanlığına verildiği, bu kapsamda sağlık hizmeti sunulan yerlerin Bakanlıktan ön izin ya da ruhsat belgesi alması ve sağlık hizmetleri yönüyle denetime tabi olarak faaliyette bulunmaları gerektiği, yürürlükten kaldırılan Genetik Hastalıklar Tanı Merkezleri Yönetmeliğine göre genetik tanı merkezi sorumlusunun klinik genetik, tıbbi genetik, tıbbi biyoloji ve genetik dallarında uzman veya bilim doktoru ünvanını almış bir tabip olması gerektiği, bu konularda uzmanlık veya bilim doktoru ünvanı olmayan ancak bu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yurtiçi ve yurtdışında bu konularda çalışmaların yapıldığı bir merkezde beş yıl veya daha fazla bir süre çalışan ve yaptıkları çalışmaları ve yayınlarını belgeleyen ve belgeleri Komisyonca onaylanmış kişilerin de genetik tanı merkezi sorumlusu olarak görevlendirilebileceğinin düzenlendiği, bahse konu Yönetmeliğin 1998 yılında yayımlandığı dönem dikkate alındığında ülkemizde tıbbi genetik alanında yetişmiş uzman ve doktora yapmış tabip/kişi sayısının yetersiz olması nedeniyle sağlık insan gücü ihtiyacını karşılamak ve uygulanabilirliği artırmak amacıyla anılan Yönetmeliğin ilgili maddesinde belirtilen kişilerin merkez sorumlusu olabileceğinin belirtildiği, genetik alanında uzmanlık yetkisine sahip hekimlerin yetiştirilmesi için 30/01/2003 tarihli YÖK kararı ile Tıbbi Genetik Anabilim Dalı kurulduğu, üniversitelerin tıp fakültelerinde tıpta uzmanlık eğitimi verilmeye başlandığı, eğitim süresinin 4 yıl olarak belirlendiği, bu kapsamda tıbbi genetik alanında yetişmiş uzman ve doktora yapmış tabip sayısının yeterli düzeye çıkarıldığı, dava konusu hüküm ile merkez sorumlusu olma yetkisinin tıbbi genetik uzmanına ve 18/07/2009 tarihinden önce doktora yapmış ve bir genetik hastalıklar tanı merkezinde en az 2 yıl aktif olarak çalışarak genetik tetkikler yapmış ve raporlamış olduğunu belgeleyen hekimlere verildiği, geçici maddede yer alan 18/07/2009 tarihinin Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinin yürürlük tarihi olduğu, 1219 sayılı Kanun'a dayanılarak 18/07/2009 tarihinde yayımlanan Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinin 5. maddesinde bu Yönetmelik hükümlerine göre uzmanlık belgesi almayanların hiçbir yerde ve şekilde uzmanlık ünvan ve yetkisini kullanamayacağının düzenlendiği, 2003 yılı itibarıyla Tıbbi Genetik Anabilim Dalının uzmanlık eğitimi vermeye başlaması ile birlikte Bakanlıkça bu alanda yetişmiş insan gücü sayısının yeterli olduğunun değerlendirildiği, anılan Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren sadece tıbbi genetik uzmanlığı olan hekimlere merkez sorumlusu olma hakkı verildiği, geçici madde düzenlenirken de bahse konu Yönetmeliğin dikkate alındığı, Sağlık Bakanlığının 19/11/2014 tarih ve 1532 sayılı yazısında, (mülga) Genetik Hastalıklar Tanı Merkezleri Yönetmeliğinin 14. maddesinin (b) ve (c) bendinin açıklanarak anılan Yönetmelik kapsamında doktora belgesine sahip olan tabip/kişilerin hem sorumlu olarak hem de merkezde çalışmaları mümkün olduğundan, doktora belgesine sahip tabiplerin yaptığı iş ve işlemlerin SGK tarafından karşılanabilmesi için Bakanlık Çekirdek Kaynak Yönetim Sistemine giriş işlemleri yapılacağından bahisle belirtilen dokümanların Bilim Komisyonu toplantısında görüşülmek üzere gönderilmesinin istenildiği, söz konusu yazı ile 2009 yılı sonrası doktora yapan tabip/kişilerden doküman talep edilmediği, ülkemizde ruhsatlı 83 genetik hastalıklar değerlendirme merkezinde 2009 yılı sonrası doktora belgesine sahip merkez sorumlusu tabip/kişinin görev yapmadığı, kazanılmış haktan bahsedilebilmesi için hakkın, yürürlükteki kurallara göre tüm sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerektiği, Anayasa Mahkemesinin kazanılmış haklara ilişkin vermiş olduğu bir kararında da, kural işlemlerdeki değişikliklerin ilgililer açısından geleceğe yönelik kazanılmış hak doğurmayacağının belirtildiği, davacının da bu Yönetmelik kapsamında merkez sorumlusu olarak görev yapmadığı gözönüne alındığında bütün sonuçları ile fiilen elde edilmiş bir kazanılmış haktan söz edilemeyeceği belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Dava konusu Yönetmeliğin 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yönünden davanın reddine, geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasının ise iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI : ... DÜŞÜNCESİ : Dava; 10/01/2020 tarihi, 31004 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezleri Yönetmeliğinin 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ile Geçici 1. maddesinin 2. fıkrasının iptali istemiyle açılmıştır. Yönetmeliğin 15. maddesinin 1. fıkrasının b) bendi yönünden; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 124. maddesine göre; Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler. Genetik hastalıkların tanısının belirlenmesi ve genetik danışmanlık verilmesi amacıyla, genetik hastalıklar değerlendirme merkezlerinin ruhsatlandırılması, açılması, çalışması ve denetlenmesi ile ilgili usul ve esasları düzenlemek amacıyla yürürlüğe konulan uyuşmazlığa konu Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezleri Yönetmeliğinin 15. maddesinin 1. fıkrasında merkez personelinin nitelikleri düzenlenmiştir. Fıkranın b) bendine göre; “Mesul müdür tarafından, tıbbi genetik uzmanı veya geçici 1 nci maddenin ikinci fıkrasında tanımlanan bir kişi merkez sorumlusu olarak görevlendirilir. Merkez, özel hastane bünyesinde açılacak ise, merkez sorumlusu olma yetkisini haiz her hekim için tıbbi genetik kadrosu bulunması zorunludur. Merkez sorumlusu merkezde tam zamanlı olarak görev yapar. Bir merkezde bu nitelikleri haiz birden fazla personel olması halinde, Müdürlüğe bildirmek ve izin almak kaydıyla izin, hastalık durumu gibi hallerde merkez sorumlusunun yerine vekâlet edebilir. Merkez açma yetkisini haiz kişiler adına sadece bir merkez sorumlusu belgesi düzenlenir. Mesai saatleri dışında başka Merkezde ancak ikinci hekim olarak, Müdürlüğe bildirilmek kaydıyla çalışabilir ayrıca kadro aranmaz.” 10/06/1998 tarihli, 23368 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve uyuşmazlığa konu yönetmelikle yürürlükten kaldırılan Genetik Hastalıklar Tanı Merkezleri Yönetmeliğinin 14. maddesinin 1. fıkrasının b) bendinde ise; “Genetik Tanı Merkezi Sorumlusu. Klinik Genetik, Tıbbi Genetik, Tıbbi Biyoloji ve Genetik dallarında uzman veya bilim doktoru ünvanını almış bir tabip olması gerekir. Bu konularda uzmanlık veya bilim doktoru ünvanı olmayan, ancak bu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yurtiçi veya yurtdışında bu konularda çalışmaların yapıldığı bir merkezde beş yıl veya daha fazla bir süre çalışan ve yaptıkları çalışmaları ve yayınlarını belgeleyen ve bu belgeleri Komisyonca onaylanmış kişiler Genetik Tanı Merkezi sorumlusu olarak görevlendirilebilir.” kuralına yer verilmişti. Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinin 5. maddesinde: “Bu Yönetmelik hükümlerine göre uzmanlık belgesi almayanlar, hiçbir yerde ve şekilde uzmanlık ünvan ve yetkisini kullanamazlar.” kuralına yer verilmiş, 26.04.2014 tarihli, 28983 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve aynı adı taşıyan Yönetmeliğin 27. maddesi de aynı düzenleme korunmuştur. Davalı idarenin savunmasında; 2003 yılı itibariyle Tıbbı Genetik Anabilim Dalının uzmanlık eğitimi vermeye başladığı, Bakanlığın bu alanda yetişmiş insan gücü sayısının yeterli olduğu yolunda yapmış olduğu değerlendirme üzerine Yönetmeliğin yürürlüğe tarihten itibaren sadece Tıbbı Genetik Uzmanlığı olan hekimlere merkez sorumlusu olma hakkının tanındığı belirtilmekte olup, dava dilekçesi ile davacının itiraz dilekçesinde aksine bir hususun ileri sürülmediği görülmektedir. Tıpta uzmanlık eğitimi sonucunda Tıbbi Genetik Uzmanlığı kazanan hekimler dışındaki (geçici madde hükümleri dışında) hekimlere, bu uzmanlık alanını ünvan ve yetkisi kapsamındaki görevlerden olan Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezine ait merkez sorumluluğunun verilmemesi yolundaki dava konusu düzenlemenin üniversiteler dışındaki kısmında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Davacının üniversitede akademik ünvana sahip olmaması nedeniyle üniversiteler yönünden değerlendirme yapılmamıştır. Yönetmeliğin Geçici 1. maddesinin 2. fıkrasına gelince; Anayasanın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. Hukuk devleti ilkesinin vazgeçilmez unsurlarından birisi olan hukuk güvenliği ilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Yürürlükte olan mevzuat kurallarına güvenerek hayatını yönlendiren, hukuki iş ve işlemlere girişen bireyin bu kanunların uygulanmasına devam edileceği yolunda oluşan beklentisinin mümkün olduğunca korunması hukuki güvenlik ilkesinin gereğidir. Meşru beklenti; makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de (AİHM); özünde ‘varlık’ olarak kabul görebilecek bir şahsi menfaatin, ulusal mahkemelerin yerleşmiş içtihadı gibi yalnızca ulusal hukukta yeterli bir temeli olması halinde mümkün olabileceği görüşündedir. 10/06/1998 tarihli, 23368 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan (mülga) Genetik Hastalıklar Tanı Merkezleri Yönetmeliğinin 14. maddesi; klinik genetik, tıbbi genetik, tıbbi biyoloji ve genetik dallarında uzman veya bilim doktoru ünvanını almış tabipler ile bu konularda uzmanlık veya bilim doktoru ünvanı olmayan ancak bu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yurtiçi ve yurtdışında bu konularda çalışmaların yapıldığı bir merkezde beş yıl veya daha fazla bir süre çalışan ve yaptıkları çalışmaları ve yayınlarını belgeleyen ve belgeleri Komisyonca onaylanmış kişilere genetik tanı merkezi sorumlusu olarak görevlendirilme hakkını tanınmıştı. Resmi Gazetenin 10/01/2020 tarihli, 31004 sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezleri Yönetmeliğinin 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde; tıbbi genetik uzmanı veya geçici 1. maddenin 2. fıkrasında tanımlanan bir kişinin merkez sorumlusu olarak görevlendirileceği düzenlenmiş; Geçici 1. maddesinin 2. fıkrasında ise; “18/07/2009 tarihinden sonra doktora yapmış olan hekimler hiçbir şekilde uzman yetkisi kullanamazlar.18/07/2009 tarihinden önce doktora yapmış ve bir genetik hastalıklar tanı merkezinde en az 2 yıl aktif olarak çalışarak genetik tetkikler yapmış ve raporlamış olduğunu belgeleyen hekimlerin hakları saklıdır.” kuralına yer verilmişti. Davacı tarafından, yürürlükten kaldırılan Yönetmelik hükümlerine göre gerekli koşulları taşıyan ve kendisi gibi genetik hastalıklar tanı merkezi sorumlusu olma hakkına sahip olanların bu haklarının dava konusu Yönetmelik ile korunmadığı, düzenleme ile birlikte 18/07/2009 tarihinden dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihe kadar doktorasını yapmış olanların haklarının Yönetmeliğin 11 yıl geriye işletilmesi suretiyle ortadan kaldırıldığı, mağduriyete sebebiyet verildiği ileri sürülerek dava konusu edilen maddelerin iptali istenilirken davalı idarece 2003 yılı itibariyle Tıbbı Genetik Anabilim Dalının uzmanlık eğitimi vermeye başladığı, Bakanlığın bu alanda yetişmiş insan gücü sayısının yeterli olduğu yolundaki değerlendirmesi üzerine anılan Yönetmeliğin yürürlüğe tarihten itibaren sadece Tıbbı Genetik Uzmanlığı olan hekimlere merkez sorumlusu olma hakkının verildiği, davacının doktora programını bitirmiş olmasının kazanılmış hak olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı savunulurken haklı beklenti konusunda açıklamada bulunulmadığı görülmektedir. Dosyada yer alan bilgiler, davacının iddiaları ile davalının savunması birlikte değerlendirildiğinde, aldığı eğitim ve kariyer tercihlerine göre, davacının önceki Yönetmelik uyarınca genetik tanı merkezlerinde merkez sorumlusu olabilme şartlarını uhdesinde taşıdığı, bu yönüyle davacının söz konusu pozisyonda çalışma yönünde haklı bir beklentisinin oluştuğu, buna rağmen dava konusu düzenlemeler ile bu beklentinin korunmadığı anlaşılmaktadır. Buna göre, genetik tanı merkezlerinde merkez sorumlusu olarak çalışabilmek ümidiyle, önceki Yönetmelik döneminde ve bu Yönetmelikle belirlenen alanlarda doktora programına başlayanlar ile aynı ümitle dava konusu düzenleme öncesi doktorasını tamamlayanların, bu alanda çalışabileceklerine yönelik haklı beklentilerinin korunması yolunda herhangi bir geçiş hükmüne yer verilmediği, Yönetmeliğin geçici 1. maddesinin 2. fıkrasının eksik düzenlenmesi nedeniyle hukuka aykırı bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle, davanın Yönetmeliğin 15. maddesinin 1. fıkrasının b) bendinin üniversiteler dışındaki kısmı yönünden reddi, dava konusu geçici 1. maddenin 2. fıkrasının ise eksik düzenleme nedeniyle iptali gerektiği düşülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 14/11/2024 tarihinde, davacıyı temsilen gelen olmadığı, davalı Sağlık Bakanlığını temsilen Hukuk Müşaviri Av. ...'ın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle açık duruşmaya başlandı. Hazır bulunan tarafa usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra hazır bulunan tarafa son kez söz verilip duruşma tamamlandı. Tetkik hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezleri Yönetmeliği, 10/01/2020 tarih ve 31004 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olup, anılan Yönetmeliğin 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ile geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasının iptali istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır. İNCELEME VE GEREKÇE: İlgili Mevzuat: 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 1. maddesinde, Kanunun amacının, sağlık hizmetleri ile ilgili temel esasları belirlemek olduğu; 2. maddesinde, Milli Savunma Bakanlığı hariç bütün kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzelkişileri ve gerçek kişileri kapsadığı; 3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, sağlık kurum ve kuruluşlarının yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca, diğer ilgili bakanlıkların da görüşü alınarak plânlanacağı, koordine edileceği, mali yönden destekleneceği ve geliştirileceği; (c) bendinde, bütün sağlık kurum ve kuruluşları ile sağlık personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılmasının esas olduğu, sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinin bu esas içerisinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca düzenleneceği; 9. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel, kıstaslarını belirlemeye, sağlık kurum ve kuruluşlarını sınıflandırmaya ve sınıflarının değiştirilmesine, sağlık kuruluşlarının amaca uygun olarak teşkilatlanmalarına, sağlık hizmet zinciri oluşturulmasına, hizmet içi eğitim usul ve esasları ile sağlık kurum ve kuruluşlarının koordineli çalışma ve hizmet standartlarının tespiti ve denetimi ile bu Kanunla ilgili diğer hususların Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle tespit edileceği; Ek 11. maddesinde de, sağlık hizmeti sunumu ile ilgili tüm iş ve işlemlerin Sağlık Bakanlığınca denetleneceği hükümlerine yer verilmiştir. 10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerinin yürütülmesi görevi Sağlık Bakanlığına verilmiş olup, 355. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, her türlü koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini planlamak, teknik düzenleme yapmak, standartları belirlemek ve bu hizmetler ile sunucularını sınıflandırmak, bununla ilgili iş ve işlemleri yaptırmak; (b) bendinde, organ ve doku nakli, kan ve kan ürünleri, diyaliz, üremeye yardımcı tedavi, evde sağlık, yanık, yoğun bakım gibi özellikli planlama gerektiren sağlık hizmetlerini planlamak ve bu hizmetleri sunan kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak; (c) bendinde, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilere ait sağlık kurum ve kuruluşlarına izin vermek ve ruhsatlandırmak, bu izin ve ruhsatları gerektiğinde süreli veya süresiz iptal etmek; (f) bendinde, planlama ve standartlar oluşturulması için gerekli komisyonları kurmak; (k) bendinde, sağlık insan gücü planlaması yapmak, sayı ve nitelik olarak ihtiyaca uygun insan gücü yetiştirilmesi için ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmak; (l) bendinde ise, mevcut sağlık insan gücünü, kamu ve özel kurum ve kuruluşlar düzeyinde planlamak ve istihdamın bu plan çerçevesinde yürütülmesini denetlemek Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır. Aynı Kararname'nin 508. maddesi ile de Bakanlıklara görev, yetki ve sorumluluk alanına giren konularda idari düzenlemeler yapabilme yetkisi verilmiştir. Anılan mevzuat hükümlerine dayanılarak genetik hastalıkların tanısının belirlenmesi ve genetik danışmanlık verilmesi amacıyla, genetik hastalıklar değerlendirme merkezlerinin ruhsatlandırılması, açılması, çalışması ve denetlenmesi ile ilgili usul ve esasları düzenlemek amacıyla Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezleri Yönetmeliği hazırlanmış ve 10/01/2020 tarih ve 31004 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Hukuki Değerlendirme: Yukarıda yer verilen ve dava konusu Yönetmeliğin dayanakları arasında sayılan mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, Sağlık Bakanlığının, ülke genelindeki sağlık hizmetinin dengeli, planlı, verimli, kaliteli ve koordineli sunulmasında asli yetkili otorite olduğu; Anayasayla Devlete sağlık hizmeti alanında verilen görevlerin anılan Bakanlık aracılığıyla yerine getirildiği; dava konusu Yönetmelik bakımından ise, Sağlık Bakanlığının, genetik hastalıkların tanısının belirlenmesi ve genetik danışmanlık verilmesi amacıyla, Devlet ve vakıf üniversiteleri, kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzel kişilerine ve gerçek kişilere ait genetik hastalıklar değerlendirme merkezlerinin ruhsatlandırılması, açılması, çalışması ve denetlenmesi ile ilgili usul ve esasları belirlemeye yönelik düzenleme yapmaya yetkili olduğu tartışmasızdır. Anılan yetkiye dayanılarak çıkarılan dava konusu Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezleri Yönetmeliği'nin tamamına bakıldığında, planlama kapsamında açılacak olan genetik hastalıklar değerlendirme merkezlerinde çalışacak personelin nitelikleri ile görev ve sorumluluklarının ayrıntılı olarak belirlendiği, buna göre, merkezde, merkezin faaliyeti ve denetimi ile ilgili her türlü işlem ile idari işlerden bizzat sorumlu olan mesul müdür dışında, mesul müdür tarafından görevlendirilen merkez sorumlusunun görev aldığı, merkez sorumlusu olarak ise, anılan Yönetmelik ile yürürlükten kaldırılan 10/06/1998 tarih ve 23368 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Genetik Hastalıklar Tanı Merkezleri Yönetmeliği'nde düzenlenen halinin aksine tıbbi genetik uzmanı veya geçici 1. maddenin ikinci fıkrasında tanımlanan bir kişinin görevlendirileceği anlaşılmaktadır. Nitekim mülga Genetik Hastalıklar Tanı Merkezleri Yönetmeliği'nin 14. maddesine göre, klinik genetik, tıbbi genetik, tıbbi biyoloji ve genetik dallarında uzman veya bilim doktoru ünvanını almış bir tabibin genetik tanı merkezi sorumlusu olabilmesinin yanı sıra bu konularda uzmanlık veya bilim doktoru ünvanı olmayan, ancak bu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yurtiçi ve yurtdışında bu konularda çalışmaların yapıldığı bir merkezde beş yıl veya daha fazla bir süre çalışan ve yaptıkları çalışmaları ve yayınlarını belgeleyen ve belgeleri Komisyonca onaylanmış kişilerin de genetik tanı merkezi sorumlusu olarak görevlendirilebileceği düzenlenmişken; dava konusu Yönetmeliğin 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, -davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan haliyle- "Mesul müdür tarafından, tıbbi genetik uzmanı veya geçici 1 nci maddenin ikinci fıkrasında tanımlanan bir kişi merkez sorumlusu olarak görevlendirilir. Merkez, özel hastane bünyesinde açılacak ise, merkez sorumlusu olma yetkisini haiz her hekim için tıbbi genetik kadrosu bulunması zorunludur. Merkez sorumlusu merkezde tam zamanlı olarak görev yapar. Bir merkezde bu nitelikleri haiz birden fazla personel olması halinde, Müdürlüğe bildirmek ve izin almak kaydıyla izin, hastalık durumu gibi hallerde merkez sorumlusunun yerine vekâlet edebilir. Merkez açma yetkisini haiz kişiler adına sadece bir merkez sorumlusu belgesi düzenlenir. Mesai saatleri dışında başka Merkezde ancak ikinci hekim olarak, Müdürlüğe bildirilmek kaydıyla çalışabilir ayrıca kadro aranmaz." kuralına yer verilmiştir. Söz konusu hükümde atıf yapılan ve dava konusu edilen "Mevcut merkezlerin uyumu" başlıklı geçici 1. maddenin ikinci fıkrasında ise, "18/7/2009 tarihinden sonra doktora yapmış olan hekimler hiçbir şekilde uzman yetkisi kullanamazlar. 18/7/2009 tarihinden önce doktora yapmış ve bir genetik hastalıklar tanı merkezinde en az 2 yıl aktif olarak çalışarak genetik tetkikler yapmış ve raporlamış olduğunu belgeleyen hekimlerin Genetik Tanı Merkezi Sorumlusu olma hakları saklıdır." kuralı (11/1/2020 tarih ve 31005 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan düzeltme ile 10/1/2020 tarih ve 31004 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezleri Yönetmeliğinin geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasında sehven eksik yayımlanan “hekimlerin hakları” ibaresi “hekimlerin Genetik Tanı Merkezi Sorumlusu olma hakları” şeklinde değiştirilerek düzeltilmiştir.) yer almıştır. Adı geçen merkez sorumlusunun görevlerinin de Yönetmeliğin 16. maddesinin ikinci fıkrasında "merkez personelinin tüm faaliyetlerini izlemek, eğitim almalarını sağlamak; tıpta uzmanlık eğitimi veren kurum ve kuruluşlarda eğitimle ilgili faaliyetleri eğitim sorumlusunun koordinasyonunda yürütmek; cihazların bakım ve kalibrasyonları ile test kalibrasyonlarını uygun periyotlarda yapmak ya da yaptırmak, değerlendirmek ve gerekli düzeltici/önleyici faaliyetleri yapmak ya da yaptırmak; merkezin güvenliği de dâhil olmak üzere, merkezin yönetimi ve tüm faaliyetlerinin mevzuata ve kalite yönetim sistemine göre yürütülmesini sağlamak ve bu iş ve işlemlerin yürütülmesi için iş bölümü yapmak; denetimlerde istenilen bilgi ve belgeleri sunmak." şeklinde sıralandığı görülmüştür. Bununla birlikte merkezlerde merkez sorumlusu dışında çalışma belgesi ile çalışan hekimlerden bahsedilmiş, merkez sorumlusu veya çalışma belgesi alan hekimlerin ortak görevleri ise 16. maddenin üçüncü fıkrasında "merkezin ihtiyaçlarını tespit etmek, kalite standartlarına uygun çalışılmasını sağlamak; hastalar ile ilgili uygulamalar ve testlerin zamanında yapılmasını ve sonuçların kayıt altına alınmasını, hizmet talebinde bulunan kişi, kurum veya kuruluşa zamanında rapor edilmesini sağlamak; gerektiğinde diğer tıpta uzmanlık alanları ile işbirliği yaparak genetik danışmanlık, test süreci, sonuçlar, sonuçların yorumlanması ve ileri tetkik gerekliliği konusunda hizmet vermek" şeklinde belirlenmiştir. Yine Yönetmeliğin 15. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan "Merkez sorumlusu dışındaki merkez sorumlusu olma özelliğine sahip diğer hekimler adına Müdürlük tarafından Ek-11’de yer alan Çalışma Belgesi düzenlenir." kuralına yer verilmiş ve merkezlerde yapılan tetkiklerin yasal sorumluluğu, merkez sorumlusu ile tetkiki onaylamaya yetkili olan hekimlerin uhdesinde bırakılmıştır. Öyleyse, Yönetmelik kapsamında genetik hastalıklar değerlendirme merkezlerinde, testlerin yapılması ve sonuçların kayıt altına alınarak rapor edilmesi, genetik danışmanlık, test süreci, sonuçlar, sonuçların yorumlanması ve ileri tetkik gerekliliği konusunda hizmet verme gibi iş ve işlemlerin merkez sorumlusu ya da merkez sorumlusu olma özelliğine sahip hekimler tarafından yapılması öngörülmüş, bunun dışında çalışan hekimlerin teknik personel olarak istihdamı amaçlanmıştır. Nitekim davalı idareye, tıbbi genetik uzmanı olmayan ya da dava konusu Yönetmeliğin geçici 1. maddesi kapsamında bulunmayan hekimlerin, genetik alanda test yapabilme ve raporlayabilme haklarının korunması amacıyla yapılan başvuruların dava konusu Yönetmelik kapsamında merkez sorumlusu olma özelliğine sahip olmadığı gerekçesiyle davalı idarece reddine ilişkin bireysel işlemler ile dayanağı düzenlemenin iptali istemiyle Dairemiz nezdinde açılan benzer davalarda, davalı idarece merkez sorumlusu olmayan ya da merkez sorumlusu olma özelliğine sahip olmayan hekimlere genetik alanda test yapabilme ve raporlayabilme hakkı tanınmadığı görülmekte olup, uygulamanın bu yönde olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, uyuşmazlık önceki Yönetmelik hükümleri uyarınca merkezlerde çalışarak merkez sorumlusu olan ya da olma özelliğine sahip olan hekimlerin görevleri kapsamında yapabildikleri iş ve işlemleri dava konusu Yönetmelik uyarınca da sürdürüp sürdüremeyecekleri noktasında toplanmaktadır. Zira davacı tarafından, yürürlükten kaldırılan Yönetmelik hükümlerine göre gerekli koşulları taşıyan ve genetik hastalıklar tanı merkezi sorumlusu olma hakkına sahip olanların, bu haklarının dava konusu Yönetmelik ile korunmadığı, düzenleme ile birlikte 18/07/2009 tarihinden dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihe kadar doktorasını yapmış olanların haklarının Yönetmeliğin 11 yıl geriye işletilmesi suretiyle ortadan kaldırıldığı, mağduriyete sebebiyet verildiği ileri sürülerek dava konusu hükümlerin iptali istenilmektedir. Davalı idare savunmasında ise, 30/01/2003 tarihli YÖK kararı ile Tıbbi Genetik Anabilim Dalı kurulduğu, üniversitelerin tıp fakültelerinde tıpta uzmanlık eğitimi verilmeye başlandığı, eğitim süresinin 4 yıl olarak belirlendiği, bu kapsamda tıbbi genetik alanında yetişmiş uzman ve doktora yapmış tabip sayısının yeterli düzeye çıkarıldığı, dava konusu hüküm ile merkez sorumlusu olma yetkisinin tıbbi genetik uzmanına ve 18/07/2009 tarihinden önce doktora yapmış ve bir genetik hastalıklar tanı merkezinde en az 2 yıl aktif olarak çalışarak genetik tetkikler yapmış ve raporlamış olduğunu belgeleyen hekimlere verildiği, ülkemizde ruhsatlı 83 genetik merkezi bulunduğu, söz konusu merkezlerin hiçbirinde 2009 yılı sonrası doktora belgesine sahip merkez sorumlusu tabip/kişinin görev yapmadığı yönünde açıklamalarda bulunmuştur. Mevzuatla verilen görevlerin yerine getirilmesi amacıyla düzenleyici işlemler yapabilme yetkisi, Anayasa'nın 124. maddesi gereği idareye tanınan anayasal bir yetkidir. Düzenleyici işlem yapma yetkisi olan idarenin, toplumsal ihtiyaçlar, teknolojik gelişmeler gibi farklı nedenlerle var olan düzenlemelerde değişikliğe gidilebileceği ve bu değişikliklerin kişilerin beklentilerini etkileyebileceği de kuşkusuzdur. Bununla birlikte idarenin düzenleme yapma ya da bu düzenlemeleri değiştirme yetkisi sınırsız değildir. Bu yetki hukukun genel ilkeleri ile anayasal ve yasal ilkelerle sınırlandırılmış durumdadır. Zira hukuk kuralları değişirken bir yandan toplumun ihtiyaçlarının karşılanması amaçlanırken, diğer yandan değişiklik tarihine kadar var olan mevcut hukuki durum sebebiyle ilgilisi lehine doğmuş olan hakların ve/veya mevcut hukuki durum sebebiyle oluşan beklentilerin göz önünde bulundurulması ve korunması gerekir. Bu durum hukuk devleti ilkesi ve bu ilkenin uzantısı olan idari faaliyetlerin belirliliği, hukuk güvenliği ilkelerinin bir gereğidir. Hukuk devletinin ön koşullarından biri olan hukuk güvenliği ile kişilerin hukuki güvenliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. (Anayasa Mahkemesinin 17/03/2011 tarih ve E:2010/106, K:2011/55 sayılı kararı) Kazanılmış hak, objektif bir hukuk kuralının kişilere uygulanmasıyla objektif ve genel hukuki durumun kişisel bir işlemle özel hukuki duruma dönüşmesidir. Haklı beklenti ise, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklenti olarak tanımlanmıştır. (Anayasa Mahkemesinin 01/07/2015 tarih ve E:2015/39, K:2015/62 sayılı kararı) Yukarıda ayrıntılı olarak izah edildiği üzere, mülga Genetik Hastalıklar Tanı Merkezleri Yönetmeliğine göre, klinik genetik, tıbbi genetik, tıbbi biyoloji ve genetik dallarında uzman veya bilim doktoru ünvanını almış bir tabibin genetik tanı merkezi sorumlusu olabilmesinin yanı sıra bu konularda uzmanlık veya bilim doktoru ünvanı olmayan, ancak bu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yurtiçi ve yurtdışında bu konularda çalışmaların yapıldığı bir merkezde beş yıl veya daha fazla bir süre çalışan ve yaptıkları çalışmaları ve yayınlarını belgeleyen ve belgeleri Komisyonca onaylanmış kişiler de genetik tanı merkezi sorumlusu olarak görevlendirilebilecek iken, dava konusu Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezleri Yönetmeliğinin 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, tıbbi genetik uzmanı veya geçici 1. maddenin ikinci fıkrasında tanımlanan bir kişinin merkez sorumlusu olarak görevlendirileceği hüküm altına alınmıştır. Anılan düzenlemenin, gelişen teknoloji ile birlikte genetik alanındaki bilimsel ve tıbbi gelişmeler doğrultusunda tıbbi genetik alanında uzmanlık yetkisini haiz hekimlerin yetiştirildiği ve bu kapsamda yetişmiş uzman sayısının yeterli düzeye ulaştığı göz önünde bulundurularak, hizmet standartlarını yükseltmek amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Kamu yararı ve hizmet gerekleri güdülerek getirildiği anlaşılan dava konusu 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Bununla birlikte, dava konusu düzenleme yapılırken, önceki düzenleme döneminde genetik tanı merkezlerinde sorumlu olarak yetki verilen ve bu görevde çalışmakta olanlar ile merkez sorumlusu olma özelliğine sahip bir hekim olarak çalışmakta (merkezlerde genetik alanında testlerin yapılması ve sonuçların kayıt altına alınarak rapor edilmesi, genetik danışmanlık, test süreci, sonuçlar, sonuçların yorumlanması ve ileri tetkik gerekliliği konusunda hizmet vermekte) olanların kazanılmış haklarının korunması gerekirken, dava konusu edilen geçici maddede ya da Yönetmeliğin herhangi bir maddesinde önceki düzenleme doğrultusunda alınmış olan izin/faaliyet belgelerinin geçerli olduğuna ya da bu şekilde genetik tanı merkezi sorumlusu olanların çalışmaya devam edebileceğine ilişkin bir kurala yer verilmediği anlaşılmaktadır. Bunun dışında, genetik tanı merkezlerinde genetik alanında testlerin yapılması ve sonuçların kayıt altına alınarak rapor edilmesi, genetik danışmanlık, test süreci, sonuçlar, sonuçların yorumlanması ve ileri tetkik gerekliliği konusunda hizmet verme gibi iş ve işlemleri yapmak ümidiyle önceki Yönetmelik döneminde ve bu Yönetmelikle belirlenen alanlarda doktora programına başlayanlar ile aynı ümitle dava konusu düzenleme öncesi doktorasını tamamlayanların bu alanda çalışabileceklerine yönelik haklı beklentilerinin varlığının da hukuk devleti ilkesi doğrultusunda kabulü ve dava konusu düzenleme ile bu haklı beklentinin korunmasına yönelik düzenleme yapılması gerektiği sonucuna da varılmıştır. Bu bakımdan, dava konusu geçici 1. maddenin ikinci fıkrası bu yönleri ile eksik düzenleme niteliğindedir. Bu durumda, anılan düzenlemede önceki düzenlemeler sebebiyle ortaya çıkmış olan kazanılmış haklar ve haklı beklentilere ilişkin herhangi bir geçiş hükmüne yer verilmemesinde eksik düzenleme yapılmış olması nedeniyle hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Öte yandan, iş bu iptal kararı ile tespit edilen eksikliğin, davacı durumunda olanların, doğrudan merkez sorumlusu olması sonucunu doğurmayacağı, bununla birlikte, halihazırda anılan merkezlerde genetik alanında testlerin yapılması ve sonuçların kayıt altına alınarak rapor edilmesi, genetik danışmanlık, test süreci, sonuçlar, sonuçların yorumlanması ve ileri tetkik gerekliliği konusunda hizmet verme gibi iş ve işlemleri yapmakta olanlara ise, bu çalışmalarına devam edebilmelerine imkan tanıyacağı da muhakkaktır. Vekalet Ücreti Yönünden: 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesinde, avukatlık ücretinin, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade edeceği belirtilmiş; anılan Kanun'un 168. maddesine dayanılarak çıkarılan ve 03/10/2024 tarih ve 32681 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 2. maddesinde, bu Tarife'de yazılı avukatlık ücretinin kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemlerin ücreti karşılığı olduğu; 3. maddesinde ise, avukatlık ücretinin belirlenmesinde, avukatın emeği, çabası, işin önemi, niteliği ve davanın süresinin göz önünde tutulacağı kuralı getirilmiştir. Uyuşmazlıkta; davanın, davacı asil tarafından açıldığı, savunma dilekçeleri, yürütmenin durdurulması istemi hakkında verilen karar, savcı düşüncesi ve duruşma davetiyesinin davacı asile tebliğ edildiği, dosya bu şekilde tekemmül ettikten sonra davacı vekili sıfatıyla Av. ... tarafından 13/11/2024 tarihli dilekçe ekine davacının vekili olduğunu gösteren vekaletnamenin eklenmesi suretiyle dava dosyasına beyanda bulunulduğu; ancak adı geçen avukat tarafından bu aşamada dosyanın esasını etkileyebilecek yahut davacı lehine bir hak doğurabilecek olsun ya da olmasın herhangi bir katkısının bulunmadığı gibi duruşmaya da katılmadığı görülmüş olup, davaya katkısı bulunmayan avukat lehine anılan Tarife uyarınca vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararları da bu yöndedir. (E:2023/2540, K:2024/1146, T:23/05/2024; E:2024/526, K2024/744, T:01/04/2024; E:2023/1335, K:2024/313, T:19/02/2024; E:2023/1914, K:2023/2600, T:09/11/2023) KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Dava konusu Yönetmeliğin 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yönünden DAVANIN REDDİNE oy birliğiyle, 2. Dava konusu Yönetmeliğin geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasının eksik düzenleme nedeniyle İPTALİNE oy çokluğuyla, 3. Sonuç itibarıyla dava kısmen iptal, kısmen ret ile sonuçlandığından, ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin yarısına karşılık gelen ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, diğer yarısına karşılık gelen ... TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, davacı vekilinin davaya herhangi bir hukuki yardım ve katkısının bulunmadığı görüldüğünden davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesine, 5. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz gün) içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 14/11/2024 tarihinde karar verildi. (X)-KARŞI OY : Dava konusu Yönetmeliğin geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasının incelenmesi: 10/06/1998 tarih ve 23368 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan mülga Genetik Hastalıklar Tanı Merkezleri Yönetmeliğinin 14. maddesine göre, klinik genetik, tıbbi genetik, tıbbi biyoloji ve genetik dallarında uzman veya bilim doktoru ünvanını almış bir tabibin genetik tanı merkezi sorumlusu olabilmesinin yanı sıra bu konularda uzmanlık veya bilim doktoru ünvanı olmayan, ancak bu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yurtiçi ve yurtdışında bu konularda çalışmaların yapıldığı bir merkezde beş yıl veya daha fazla bir süre çalışan ve yaptıkları çalışmaları ve yayınlarını belgeleyen ve belgeleri Komisyonca onaylanmış kişilerin de genetik tanı merkezi sorumlusu olarak görevlendirilebileceği hüküm altına alınmışken; 10/01/2020 tarih ve 31004 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezleri Yönetmeliğinin 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, tıbbi genetik uzmanı veya geçici 1. maddenin ikinci fıkrasında tanımlanan bir kişinin merkez sorumlusu olarak görevlendirileceği kuralına yer verilmiştir. Anılan Yönetmeliğin "Mevcut merkezlerin uyumu" başlıklı geçici 1. maddesinin 2. fıkrasında, "18/7/2009 tarihinden sonra doktora yapmış olan hekimler hiçbir şekilde uzman yetkisi kullanamazlar. 18/7/2009 tarihinden önce doktora yapmış ve bir genetik hastalıklar tanı merkezinde en az 2 yıl aktif olarak çalışarak genetik tetkikler yapmış ve raporlamış olduğunu belgeleyen hekimlerin Genetik Tanı Merkezi Sorumlusu olma hakları saklıdır." kuralı (11/1/2020 tarih ve 31005 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan düzeltme ile 10/1/2020 tarih ve 31004 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezleri Yönetmeliğinin geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasında sehven eksik yayımlanan “hekimlerin hakları” ibaresi “hekimlerin Genetik Tanı Merkezi Sorumlusu olma hakları” şeklinde değiştirilerek düzeltilmiştir.) yer almaktadır. Uyuşmazlık, önceki Yönetmelik hükümleri uyarınca merkezlerde çalışarak merkez sorumlusu olan ya da olma özelliğine sahip olan hekimlerin görevleri kapsamında yapabildikleri iş ve işlemleri dava konusu Yönetmelik uyarınca da sürdürüp sürdüremeyecekleri noktasında toplanmakta olup, konunun "kazanılmış hak" ve "haklı beklenti" kavramları bağlamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Danıştay kararlarında "kazanılmış hak"kın, objektif bir hukuk kuralının kişilere uygulanmasıyla objektif ve genel hukuki durumun kişisel bir işlemle özel hukuki duruma dönüşmesi olarak tanımlandığı; doktrinde ise, Türk hukukunda kazanılmış hak kavramının bir fonksiyonellik içerdiği, diğer bir ifadeyle her olaya göre incelenmesi gerektiğinin kabul edildiği, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay içtihatlarında da, kazanılmış hak kavramının kapsamının kesin sınırlarının çizilmediği ve her olaya göre değişken olduğu dikkate alınarak konunun özelliğine göre değerlendirme yapıldığı anlaşılmaktadır. Dava konusu Yönetmelik yürürlüğe girmeden önce, genetik tanı merkezi sorumlusu belgesi bulunmayan ve18/07/2009 tarihinden dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihe kadar geçen sürede tıbbi genetik alanında doktorasını yapmış olan davacının, eksik düzenlemeye yönelik iptal istemlerinin bu hususla sınırlı olarak incelenmesi gerekmekte olup, bu durumda; dava konusu Yönetmelik'in yürürlüğe girmesinden önceki dönemde mevzuatta belirlenen şartları sağlayarak genetik tanı merkezi sorumlusu belgesi bulunmayan davacının, yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş bir hakkının bulunmaması nedeniyle, genetik tanı merkezi sorumlusu olma konusunda kazanılmış hakkının bulunduğunun kabul edilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesinin 16/11/2017 tarih ve E:2016/195, K:2017/158 sayılı kararında, hukuk devletinin önemli bir unsuru olarak hukuki güvenlik ilkesinin, sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güveni değil aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni de içerdiği, bu nedenle hukuki güvenlik ilkesinin, yürürlükte bulunan hukuk kurallarına uygun olarak teessüs etmiş kazanılmış hakları korumanın yanında kazanılmış hakka dönüşmemiş beklentileri de belli ölçüde koruduğu, ancak hukuki güvenlik ilkesinin, her türlü beklentinin korunmasını zorunlu kılmayacağı, aksi takdirde kanun koyucunun hukuk düzeninde değişiklik yapmasının olanaksız hâle geleceği, her türlü beklentinin hukuki güvenlik ilkesi kapsamında koruma görmesinin düşünülemeyeceği, korunmaya değer beklentinin belli bir yoğunluğa ulaşan, diğer bir ifadeyle meşru (haklı) hâle gelen beklentiler olduğu belirtilmiştir. Bir başka ifadeyle, bireyin hukuki iş ve işlemlere girişirken tâbi olduğu mevzuat hükümlerinin kendisine de uygulanacağı yönündeki beklentisi "haklı beklenti" kavramını ifade etmektedir. Ancak her türlü beklentinin idare tarafından karşılanması mümkün değildir. Somut olayda, davacının 2009 yılından tıp fakültesinden mezun olduğu, ardından 2018 yılında ise tıbbi genetik alanında doktorasını tamamladığı, dava konusu mevzuat değişikliği öncesinde genetik tanı merkezi sorumlusu belgesi düzenlenmesine yönelik idare nezdinde herhangi bir başvurusunun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle, diploma sahibi olmakla birlikte genetik tanı merkezi sorumlusu belgesi başvurusunda bulunmamış olan davacı açısından ne belli koşulların gerçekleşmesine bağlı olarak ileride elde edilmesi olası beklenen bir hak, ne de bireyin kendisine güvenerek hareket ettiği lehine olan bir hukuk metninde öngörülemez bir değişiklik yapılması ve bu öngörülemez değişikliğin herkes yönünden objektif olarak beklenebilecek bir beklentiyi sonuçsuz bırakması şartları mevcuttur. Bu durumda, dava konusu Yönetmelikte, bu yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce doktora eğitimini tamamlayan ancak genetik tanı merkezi sorumlusu belgesi düzenlenmesi için başvuruda bulunmamış kişilere yönelik düzenlemeye yer verilmemesinde, gerçekleşme ihtimali yüksek, korunmaya değer haklı bir beklentinin ihlaline yol açılmadığı gibi davalı idarenin yukarıda aktarılan anayasal ve yasal görev ve yetkilerine istinaden, tıbbi genetik uygulamaları alanındaki bilimsel ve teknik gelişmeler ile bu alanın özellikli bir alan olması göz önünde bulundurularak, hizmet standartlarını yükseltmek amacıyla kamu yararı ve hizmet gerekleri güdülerek getirildiği anlaşılan düzenlemede bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle, bu kısım yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyuyla aksi yöndeki Daire kararına katılmıyorum. (XX)-KARŞI OY : Dava konusu Yönetmeliğin geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasının incelenmesi: 10/06/1998 tarih ve 23368 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan mülga Genetik Hastalıklar Tanı Merkezleri Yönetmeliğin 14. maddesine göre, klinik genetik, tıbbi genetik, tıbbi biyoloji ve genetik dallarında uzman veya bilim doktoru ünvanını almış bir tabibin genetik tanı merkezi sorumlusu olabilmesinin yanı sıra bu konularda uzmanlık veya bilim doktoru ünvanı olmayan, ancak bu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yurtiçi ve yurtdışında bu konularda çalışmaların yapıldığı bir merkezde beş yıl veya daha fazla bir süre çalışan ve yaptıkları çalışmaları ve yayınlarını belgeleyen ve belgeleri Komisyonca onaylanmış kişilerin de genetik tanı merkezi sorumlusu olarak görevlendirilebileceği hüküm altına alınmışken; 10/01/2020 tarih ve 31004 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezleri Yönetmeliğinin 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, tıbbi genetik uzmanı veya geçici 1. maddenin ikinci fıkrasında tanımlanan bir kişinin merkez sorumlusu olarak görevlendirileceği kuralına yer verilmiştir. Anılan Yönetmeliğin "Mevcut merkezlerin uyumu" başlıklı geçici 1. maddesinin 2. fıkrasında, "18/7/2009 tarihinden sonra doktora yapmış olan hekimler hiçbir şekilde uzman yetkisi kullanamazlar. 18/7/2009 tarihinden önce doktora yapmış ve bir genetik hastalıklar tanı merkezinde en az 2 yıl aktif olarak çalışarak genetik tetkikler yapmış ve raporlamış olduğunu belgeleyen hekimlerin Genetik Tanı Merkezi Sorumlusu olma hakları saklıdır." kuralı (11/1/2020 tarih ve 31005 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan düzeltme ile 10/1/2020 tarih ve 31004 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezleri Yönetmeliğinin geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasında sehven eksik yayımlanan “hekimlerin hakları” ibaresi “hekimlerin Genetik Tanı Merkezi Sorumlusu olma hakları” şeklinde değiştirilerek düzeltilmiştir.) yer almaktadır. Uyuşmazlık, önceki Yönetmelik hükümleri uyarınca merkezlerde çalışarak merkez sorumlusu olan ya da olma özelliğine sahip olan hekimlerin görevleri kapsamında yapabildikleri iş ve işlemleri dava konusu Yönetmelik uyarınca da sürdürüp sürdüremeyecekleri noktasında toplanmakta olup, konunun "kazanılmış hak" ve "haklı beklenti" kavramları bağlamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Dava konusu Yönetmelik yürürlüğe girmeden önce, genetik tanı merkezi sorumlusu belgesi bulunmayan ve18/07/2009 tarihinden dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihe kadar geçen sürede tıbbi genetik alanında doktorasını yapmış olan davacının, eksik düzenlemeye yönelik iptal istemlerinin bu hususla sınırlı olarak incelenmesi gerekmekte olup, bu durumda; dava konusu Yönetmelik'in yürürlüğe girmesinden önceki dönemde mevzuatta belirlenen şartları sağlayarak genetik tanı merkezi sorumlusu belgesi bulunmayan davacının, yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş haklarının bulunmaması nedeniyle, genetik tanı merkezi sorumlusu olma konusunda kazanılmış hakkının bulunduğunun kabul edilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır. Mevzuatla verilen görevlerin yerine getirilmesi amacıyla düzenleyici işlemler yapabilme yetkisi, Anayasa'nın 124. maddesi gereği idareye tanınan anayasal bir yetkidir. Düzenleyici işlem yapma yetkisi olan idarenin, toplumsal ihtiyaçlar, teknolojik gelişmeler gibi farklı nedenlerle var olan düzenlemelerde değişikliğe gidilebileceği ve bu değişikliklerin kişilerin beklentilerini etkileyebileceği de kuşkusuzdur. Bununla birlikte, idarenin düzenleme yapma ya da bu düzenlemeleri değiştirme yetkisi sınırsız değildir. Bu yetki, hukukun genel ilkeleri ile anayasal ve yasal hükümlerle sınırlandırılmış durumdadır. Zira hukuk kuralları değişirken bir yandan toplumun ihtiyaçlarının karşılanması amaçlanırken, diğer yandan değişiklik tarihine kadar var olan mevcut hukuki durum sebebiyle ilgilisi lehine doğmuş olan hakların ve/veya mevcut hukuki durum sebebiyle oluşan beklentilerin göz önünde bulundurulması ve korunması gerekir. Bu durum hukuk devleti ilkesi ve bu ilkenin uzantısı olan idari faaliyetlerin belirliliği, hukuk güvenliği ilkelerinin bir gereğidir. Hukuk devletinin ön koşullarından biri olan hukuk güvenliği ile kişilerin hukuki güvenliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Hukuki güvenlik ilkesi, sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güveni değil aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni de içerir. Bu nedenle hukuki güvenlik ilkesi, yürürlükte bulunan hukuk kurallarına uygun olarak teessüs etmiş kazanılmış hakları korumanın yanında kazanılmış hakka dönüşmemiş beklentileri de belli ölçüde korumaktadır (AYM, E.2016/195, K.2017/158, 16/11/2017, § 68). Öte yandan, Anayasa Mahkemesinin 20/09/2012 tarih ve E.2012/65, K.2012/128 sayılı kararında da ifade edildiği üzere, kanunların uzun süreli uygulanmasına güvenerek hayatını yönlendiren, hukuki iş ve işlemlere girişen bireyin bu kanunların uygulanacağı yolunda oluşan beklentisinin mümkün olduğunca korunması gerekmektedir. Ancak hukuki güvenlik ilkesi, her türlü beklentinin korunmasını zorunlu kılmaz. Aksi takdirde kanun koyucunun hukuk düzeninde değişiklik yapması olanaksız hâle gelir. Zira her hukuk kuralının yürürlüğe girdiği andan itibaren bireylerde az veya çok bir beklenti yaratması ve değişmesi durumunda da beklentilerin boşa çıkması, bireylerin az veya çok hayal kırıklığı yaşaması işin doğası gereğidir. Bu nedenle her türlü beklentinin hukuki güvenlik ilkesi kapsamında koruma görmesi düşünülemez. Korunmaya değer beklenti belli bir yoğunluğa ulaşan, diğer bir ifadeyle meşru (haklı) hâle gelen beklentilerdir. (AYM, E.2016/195, K.2017/158, 16/11/2017, § 69). Bir beklentinin hukuken koruma görebilmesi için, meşru (haklı) beklenti seviyesine ulaşması gerekmektedir. Beklentinin meşru olup olmadığı tespit edilirken başvurulacak ölçüt, 'hakkaniyet'tir (AYM, E:2014/61, K:2014/166, 07/11/2014). Haklı beklenti kavramı, Anayasa Mahkemesi kararlarında, mâkûl bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne, idari düzenlemeye veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklenti olarak tanımlanmıştır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 01/07/2015, §21). Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesinin 04/05/2017 tarihli ve E.2015/41, K.2017/98 sayılı kararında haklı beklentinin şartları da ele alınmıştır. Buna göre haklı beklenti, bireyin kendisine güvenerek hareket ettiği lehine olan bir kanunda öngörülemez bir değişiklik yapılması ve bu öngörülemez değişikliğin herkes yönünden objektif olarak beklenebilecek bir beklentiyi sonuçsuz bırakması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gündeme gelmektedir. Ancak bir beklentinin hukuken korunabilmesi için anılan koşulların gerçekleşmesi yeterli olmayıp bu beklentinin ihlalini gerektiren bir kamu yararının da bulunmaması gerekmektedir. Bu yönüyle anayasa yargısında kişi yararıyla kamu yararının karşı karşıya geldiği durumlarda ancak önemli bir kamu yararının bulunmadığı durumlarda haklı beklentinin korunması kabul edilebilir. Aksi takdirde kanun koyucunun kamu yararını gerçekleştirmek üzere değişen koşullara göre yeni politikalar belirlemesi imkânı önemli ölçüde zedelenebilir. (AYM, E.2016/195, K.2017/158, 16/11/2017, § 70) Öte yandan, mülga Genetik Hastalıklar Tanı Merkezleri Yönetmeliğine göre, klinik genetik, tıbbi genetik, tıbbi biyoloji ve genetik dallarında uzman veya bilim doktoru ünvanını almış bir tabibin genetik tanı merkezi sorumlusu olabilmesinin yanı sıra bu konularda uzmanlık veya bilim doktoru ünvanı olmayan, ancak bu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yurtiçi ve yurtdışında bu konularda çalışmaların yapıldığı bir merkezde beş yıl veya daha fazla bir süre çalışan ve yaptıkları çalışmaları ve yayınlarını belgeleyen ve belgeleri Komisyonca onaylanmış kişiler de genetik tanı merkezi sorumlusu olarak görevlendirilebilecek iken, dava konusu Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezleri Yönetmeliğinin 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, tıbbi genetik uzmanı veya geçici 1. maddenin ikinci fıkrasında tanımlanan bir kişinin merkez sorumlusu olarak görevlendirileceği belirtilmekle birlikte, anılan geçici maddede önceki Yönetmelik döneminde ve bu Yönetmelikle belirlenen alanlarda doktora programına başlayanlar ile aynı ümitle dava konusu düzenleme öncesi doktorasını tamamlayanların bu alanda çalışabileceklerine yer verilmediği, dolayısıyla genetik tanı merkezlerinde genetik alanında testlerin yapılması ve sonuçların kayıt altına alınarak rapor edilmesi, genetik danışmanlık, test süreci, sonuçlar, sonuçların yorumlanması ve ileri tetkik gerekliliği konusunda hizmet verme gibi iş ve işlemleri yapmak ümidiyle önceki Yönetmelik döneminde ve bu Yönetmelikle belirlenen alanlarda doktora programına başlayanlar ile aynı ümitle dava konusu düzenleme öncesi doktorasını tamamlayanların bu alanda çalışabileceklerine yönelik "haklı beklentileri"nin korunmadığı hususunda da duraksama bulunmamaktadır. Dolayısıyla, uyuşmazlığın çözümü için, davacının bahse konu haklı beklentisinin korunması gerekip gerekmediği hususunun, yukarıda aktarılan Anayasa Mahkemesi kararlarındaki ilkeler gözetilerek irdelenmesi gerekmektedir. Anayasa Mahkemesinin yukarıda aktarılan kararlarından da anlaşılacağı üzere; önceki idari düzenlemeden doğan hakların, sonraki idari düzenlemeye taşınmaması veya daha ağır koşulların sağlanması kaydıyla devamının öngörülmesi halinde, haklı beklenti ilkesinin ihlal edildiğinden ve mülga düzenlemeden doğan haklı beklentilerin korunması zorunluluğundan bahsedilebilmesi için, yeni düzenlemenin, kişinin bahse konu yararından (mülga düzenlemeyle tanınan hakkından) daha üstün bir kamu yararının tesisini öngörmemiş olması gerekir. Daha açık bir anlatımla, yeni idari düzenlemenin, kişinin yararı ile kıyaslandığında üstün bir kamu yararını amaçlaması halinde, haklı beklentinin korunması gerekliliğinden söz edilmesi mümkün değildir. Aktarılan bilgiler çerçevesinde, dava konusu Yönetmelik ile ilga edilen 10/06/1998 tarih ve 23368 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan mülga Genetik Hastalıklar Tanı Merkezleri Yönetmeliği (mülga Yönetmelik) ile dava konusu Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezleri Yönetmelik (dava konusu Yönetmelik) hükümlerinin bir bütün olarak birlikte değerlendirilmesinden; 30/01/2003 tarihli YÖK kararı ile Tıbbi Genetik Anabilim Dalı kurulması sonrasında üniversitelerin tıp fakültelerinde tıpta uzmanlık eğitimi verilmeye başlandığı, bu kapsamda tıbbi genetik alanında yetişmiş uzman tabip sayısının yeterli düzeye çıkarıldığı, dava konusu hükümde dikkate alınan ve 18/7/2009 tarihinde yayımlanan Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği'nin 5. maddesinde bu Yönetmelik hükümlerine göre uzmanlık belgesi almayanların hiçbir yerde ve şekilde uzmanlık ünvan ve yetkisini kullanamayacağının düzenlendiği, dava konusu hüküm ile merkez sorumlusu olma yetkisinin tıbbi genetik uzmanına ve 18/07/2009 tarihinden önce doktora yapmış ve bir genetik hastalıklar tanı merkezinde en az 2 yıl aktif olarak çalışarak genetik tetkikler yapmış ve raporlamış olduğunu belgeleyen hekimlere verildiği, dava konusu Yönetmeliğin gelişen teknoloji ile birlikte genetik alanındaki bilimsel ve tıbbi gelişmeler doğrultusunda tıbbi genetik alanında uzmanlık yetkisini haiz hekimlerin yetiştirildiği ve bu kapsamda yetişmiş uzman sayısının yeterli düzeye ulaştığı göz önünde bulundurularak, hizmet standartlarını yükseltmek amacıyla getirildiği anlaşılmaktadır. Bu çerçevede, dava konusu düzenlemenin üstün kamu yararı amacıyla getirildiği ve davacının kişisel yararına kıyasen üstün bir kamu yararının (gelişen teknoloji ile genetik alanındaki bilimsel ve tıbbi gelişmeler doğrultusunda tıbbi genetik alanında uzmanlık yetkisini haiz hekimlerin yetiştirildiği ve bu kapsamda yetişmiş uzman sayısının yeterli düzeye ulaştığı göz önünde bulundurularak, hizmet standartlarını yükseltmek) bulunduğu sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, haklı beklentilerinin korunmaması yönüyle hukuka aykırılık görülmediğinden, bu kısım yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyuyla aksi yöndeki Daire kararına katılmıyorum.