T.C. DENİZLİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 16/10/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN :... ÜYE : ... ÜYE :... KATİP : ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ... TARİHİ : ... NUMARASI : ... DAVACILAR : ... VEKİLİ : ... DAVALI : ... DAVALI :... VEKİLİ : ... DAVALI : ... VEKİLLERİ :... DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) G.KARAR YAZIM TARİHİ …
T.C. DENİZLİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 16/10/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN :... ÜYE : ... ÜYE :... KATİP : ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ... TARİHİ : ... NUMARASI : ... DAVACILAR : ... VEKİLİ : ... DAVALI : ... DAVALI :... VEKİLİ : ... DAVALI : ... VEKİLLERİ :... DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) G.KARAR YAZIM TARİHİ : ... İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacılar vekili dava dilekçesinde; ... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile davalı ... tarafından müvekkilleri aleyhine kambiyo senedine özgü takip yolu ile 76.363 USD asıl alacak üzerinden icra takibi başlatıldığını, müvekkillerinin takip konusu senetten dolayı borçlarının bulunmadığını, dava ve icra takip dayanağı olan 07/02/2023 tanzim ve 31/05/2024 ödeme tarihli 76.363 USD bedelli nakden ibareli bonoda, davalı ...lehtar, davalı ... ciranta, diğer davalı ...'ın ise hamil olduğunu, dava konusu icra takibi başlamadan evvel, davalılar ile görüşmek üzere dava ön şartı olan arabuluculuk başvurusu yapıldığını, arabuluculuk süreci devam ederken müvekkilleri aleyhine icra takibi başlatıldığını, bunun üzerine ...Mahkemesi'nin ... D.İş sayılı dosyası ile ihtiyati tedbir talebinde bulunulduğunu, teminat ile takibin tedbiren durdurulmasına karar verildiğini, 6325 sayılı yasanın 18/A Maddesi 16.Bendine, 28/03/2023 tarih-7445-36.madde ile eklenen ek cümle ile, menfi tespit davasından önce arabuluculuk bürosuna başvurulmasından sonra icra takibi yapılması halinde, iki hafta içinde açılacak menfi tespit davasında İİK 72.maddesi 2.fıkrası hükmü uygulanır hükmünün düzenlendiğini, arabuluculuk anlaşmama son tutanak tarihinin 26/06/2024 tarihi olduğunu, iki haftalık yasal süre içinde iş bu davanın ikame edildiğini, ihtiyati tedbir kararının aynen devamına karar verilmesini talep ettiklerini, taraflar arasındaki sözleşme içinde yer alan önceki tarihli bonoların, davalı ... tarafından icra takibi yapıldığını, ...Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyası ve birleşen dosyalar ile menfi tespit davasının ikame edildiğini belirterek, ihtiyati tedbir kararının aynen devamına karar verilmesini; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davacıların, dava ve icra takip konusu olan 76.363 USD bedelli bonodan davalılara borçlu olmadığının tespitine ve dava konusu icra takibinin iptaline, kötüniyetli takip nedeni ile %20 icra tazminatının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ... tarafından hamili olarak bulunduğu 76.363,00 USD miktarlı 07/02/2023 tanzim tarihli, 31/05/2024 vade tarihli senet için 03/06/2024 tarihinde kambiyo senedine özgü takip yolu ile takip başlatıldığını, ... Dairesi ...Esas sayılı dosyada her ne kadar takibe başlanmışsa da davacılar tarafından ... Mahkemesi'nin ... D.İş -... K. sayılı dosyası ile ihtiyati tedbir kararı alındığını ve ihtiyati tedbir nedeniyle takibin durdurulduğunu, akabinde ise davacı tarafça, ... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasında takibe konulan senetle ilgili herhangi bir borçlarının bulunmadığını, dosyada davalı olarak bulunan lehtar ...'a teminat sebebiyle verildiği iddiasında bulunarak eldeki menfi tespit davasının ikame edildiğini, ilgili senedin meşru hamili ve iyiniyetli 3. Kişi sıfatına haiz olan müvekkiline karşı yöneltilen bu davanın hukuka aykırı ve hukuki menfaatten yoksun olduğunu, eldeki davada davacıların senedin lehtarı olan ... ile aralarındaki şahsi ilişkilerine dayalı olarak senedin herhangi bir bedele ilişkin değil de teminat olarak verildiğine dair iddialarını iyiniyetli 3. Kişi olarak yer alan müvekkiline yöneltmesinin hukuken ve kanunen mümkün olmadığını, davanın tarafı olarak müvekkilinin dosyada yer almasında herhangi bir hukuki yararın da bulunmadığını, davacıların iddialarını, dosyada taraf olan diğer davalı ve senedin lehtarı ... ile aralarında imzaladıkları protokole dayandırdığını, dava dilekçesi ekinde sunulan ilgili protokol ile müvekkilinin herhangi bir bağlantısı yahut bilgisinin bulunmadığını, tamamen yine dosyanın diğer davalı tarafı olan ... ile olan ticari ilişkilerinden kaynaklı alacak için davaya konu senedin müvekkiline ciro edildiğini ve müvekkilinin de ödeme alamadığından tahsil amacıyla cebri icra yoluyla tahsiline giriştiğini, kanun metninde de görüleceği üzere iyiniyetli 3. Kişiye karşı sadece ve sadece senedin geçersizliğine ilişkin veya senedin metninden anlaşılan def’ilerin alacaklıya karşı ileri sürülebileceğini, senette ise senedin teminat olduğuna, protokele ilişkin olduğuna kısaca davacının iddialarıyla bağlantılı herhangi bir iç ilişkiye dair bir ibare bulunmadığını ve bu hususlarında senet metninden anlaşılamayacağından müvekkiline karşı bu iddiaların yöneltilmesinin de hukuka uygun olmayacağını, bu sayılan sebeplerle müvekkilinin bu hususları bilmesinin kendisinden beklenemeyeceğini, müvekkilinin sadece senet içeriğiyle bağlı olup iyiniyetli 3. Kişi konumunda olduğunu, davacıların müvekkilinin kötüniyetli olduğuna dair herhangi somut bir delil ortaya koymadığını, aksi davacılar tarafından (muvazaa iddiası) ispatlanıncaya kadar müvekkilinin iyiniyetli üçüncü kişi olarak senedin hamili olup tek amacının alacağını tahsil etmek olduğunu, kaldı ki yine davacılar vekilinin farklı dosyalarda diğer davacıların vekilliğini yapmış olmaları sebebiyle de muvazaa iddiasında bulunmuşsa da ilgili Yargıtay kararlarının da bu hususun muvazaa iddiasını ispat için yeterli olmadığını gösterdiğini, öncelikle bu davanın müvekkiline yöneltilmesinde herhangi bir hukuki yarar bulunmadığını, eldeki davanın tamamen diğer davalı ... ile davacılar arasında bulunan hukuki ilişkiye dayalı olduğunu, davacıların ilk olarak bu hususu ispatlamaları gerekirken daha bu iddialarını yaklaşık olarak ispatla dahi ispatlayamadıklarını, bu husus geçilmeden direkt müvekkilinin de kötüniyetli olduğu iddiasına başvurmanın hem hukuken hem de ticari anlamda hukuki güvenirliği de sekteye uğrattığını, bu sebeple müvekkilinin kötüniyetli olduğuna dair iddiaya giden yolun öncelikli olarak senedin bedelsizliği teminat olarak verildiği iddiasının ispatına bağlı olduğunu, fakat dava dilekçesinde de görüldüğü üzere, senede bağlı ilgili borcun davacılar tarafından ikrar edildiğini, sözleşmenin dolar cinsinden yazılmayacağı iddiasına ilişkin; bu iddiada bulunan vekilin aynı şekilde sözleşmeyi de imzalayan vekil olduğunu, dava dilekçesinde sunduğu iddiaların bizzat imzası bulunduğu protokole ilişkin olduğunu, bu protokol düzenlenirken neden "13.09.2018 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 85 Sayılı Karar ile Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar’ın 4. Maddesi" dikkate alınmadığını, alacağın doğumuna sebep veren sözleşmenin, davacıların ...'un açtığı davalardan tabiri caizse "Kurtulmak" için, ...'a tazminat ödemeyi yüklendikleri "Karşılıklı Birden Fazla Ve Farklı Mahiyette İfa Yükümlülüğü Yükleyen" bir sulh protokolü olduğunu, dava dilekçesi ekindeki protokolün davacılar lehine değil, aksine ... lehine delil teşkil edebileceğini, alacağın varlığının davacılar tarafından ikrar edildiği anlamına geldiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacılar ile müvekkili arasında bahse konu protokolün imza altına alındığını, fakat davacıların edimlerini yerine getirmediğinden senetlerin işleme konulduğunu, davacıların iddialarını, müvekkili ile imzalanan protokole dayandırdığını, her ne kadar davacıların takip konusu senedin teminat olarak ve bedelsiz verildiği iddiasındaysa da işbu hususun hakikati yansıtmadığını, kaldı ki dava dilekçesinde de, esasen davacıların borcun senede bağlı olduğunu ikrar ettiğini, ayrıca takip konusu senette "teminattır" veya "protokol içindir, kredi içindir" vb. bir ibare de bulunmadığını, davacıların adeta kendi beyanları ile çeliştiğini, davacılar tarafından sunulan protokolün esasen, müvekkilinin davacılardan alacaklı olduğunu ispat eden bir protokol olduğunu, müvekkilinin, davalılardan ...'e borçlandığını, zira ...'in müvekkiline zor zamanında parasal anlamda ciddi olarak yardımcı olduğunu, buna ilişkin ...'in müvekkilinin banka hesabına gönderdiği paralara ilişkin dekontları mahkemeye ibraz ettiklerini, müvekkilinin davalılardan ...'a olan borcu sebebiyle takip konusu senedi ...'a verdiğini, ...'ın da muhtemeldir ki diğer davalı ...'ye olan borcunu ödemek maksadıyla senedi davalı ...'a verdiğini, vadesi geldiğinde ödenmeyince de senedin takibe konu edildiğini, davacıların, müvekkiline borçlu olmadıklarını ispat edemeyeceğini, zira protokol gereği de görüldüğü üzere davacıların müvekkiline borçlu olduğunu, davacıların sözleşmenin dolar cinsinden yazılamayacağını iddia ettiğini, lakin söz konusu iddianın sahibi davacılar vekili tarafından da protokolün imza altına alındığını, öte yandan davacıların 13/09/2018 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 85 Sayılı Karar ile Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar’ın 4. Maddesine dayanarak anlaşmanın Türk parası olarak kararlaştırılması gerektiğinin iddia edildiğini, lakin Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin 2008-32/34 No’lu Tebliğ’de 19 Nisan 2022 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 2022-32/66 sayılı Tebliğ ile değişiklik yapılarak "menkul satış sözleşmeleri"nde kararlaştırılan ödeme yükümlülükleri için dövizle ödeme yasağı gösterildiğini, yasak getirilen sözleşmelerin sınırlı sayıda sayıldığını, oysa eldeki davada alacağın doğumuna sebep veren sözleşmenin; Menkul gayrimenkul sözleşmesi, Taşıt ve finansal kiralama sözleşmesi, Leasing, Hizmet eser sözleşmesi veya Menkul satış sözleşmesi olmadığını, alacağın doğumuna sebep veren sözleşmenin, davacıların müvekkilin açtığı davalardan tabiri caizse "kurtulmak" için, müvekkiline tazminat ödemeyi yüklendikleri "karşılıklı birden fazla ve farklı mahiyette ifa yükümlülüğü yükleyen" bir sulh protokolü olduğunu, davacılar vekili tarafından da bilinmesine rağmen söz konusu protokolden müvekkilinden hisse ve gayrimenkul alınan bir sözleşme gibi bahsedilmiş olmasının kötü niyet barındırdığını, davacıların dayanmış olduğu protokolün, müvekkilininin davacılardan alacaklı olduğunun başlı başına kanıtı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ..., davaya cevap vermemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; gerek eldeki davada, gerekse mahkemenin ... Esas-... Karar sayılı davasında; sözleşmeye, icra takiplerine ve davaya konu edilen bonoların teminat bonosu olarak düzenlendikleri, icra takibine konu edilemeyecekleri, ciro yoluyla devredilemeyeceklerine dair herhangi bir yazılı delil sunulmadığını, dolayısıyla, davacı tarafça bononun/bonoların teminat amaçlı düzenlendiği ve bu nedenle bedelsiz oldukları yönündeki iddianın usulünce kanıtlanamadığını, bononun lehtarı olan davalı ...'un diğer bonoları ve eldeki davaya konu bonoyu davalı ...'e ve ...'ye ciro yoluyla devretmesini engelleyen ya da geçersiz kılan herhangi bir yasal düzenleme veya taraflarca hüküm altına alınmış bir sözleşme bulunmadığından, bir kısım bonoların ve dava konusu bononun davalılar ... ve ...'ye kötü niyetli olarak devredildiği yönündeki iddiaların hukuki bir değeri bulunmadığını, bu nedenle bu yöndeki iddiaların araştırılmasına gerek görülmediğini, taraflar arasında imzalanan sözleşme gereğince düzenlenen ve ödeme planındaki tarihlerle vadeleri ve miktarları örtüşen bonoların, vade tarihinde ödenmemesi üzerine icra takibine konuldukları, bonoların sebepten soyut ve borç ikrarını içeren kıymetli evrak vasfında belgeler oldukları gerçeği karşısında, davacı tarafın dava konusu bonoya yönelik bedelsizlik iddiasını usulünce kanıtlayamadığının kabulü gerektiğini gerekçesiyle, yapılan açık yargılama, dava, cevap, icra dosyası, taraflar arasında imzalanan sözleşme ve tüm dosya içeriğine göre; davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde; ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararından anlaşıldığı üzere dava dilekçelerinde yer alan dava nedenlerinin, terditli dava nedenleri ve delillerinin değerlendirilmediğini, ilk derece mahkemesinin dava nedeni olarak sadece bonoların teminat bonosu olup olmadığı üzerinde inceleme yaparak karar verdiğini, bu değerlendirmenin yerinde olmadığını, taraflar arasında yapılan ve davalılar tarafından ve ilk derece mahkemesi tarafından da kabul edilen 07/02/2023 tarihli sulh-ibra protokolü sözleşme nedeni ile bonoların tanzim edilerek verildiğinin sabit olduğunu, dava konusu bonoların, bu sözleşmenin konusu olan devir bedellerinin teminatı olduğunu, bononun soyut bir borç ikrarı olmadığının tüm tarafların kabulünde olduğunu, teminat olarak verilen bu bonoların bedelsiz kaldığına yönelik beyanlarının, bonoların teminat senedi olduğu olgusuna dayanmadığını, 07/02/2023 tarihli bu sözleşme sonrasındaki tarihlerde, davalı lehtara sözleşme konusu şirket hisse devir bedelleri ve taşınmaz hisse devir bedellerinin ödendiğini ve müvekkili davacı ... adına tescil edildiğini, bu ödemelerin yapılmış olması sebebi ile dava konusu bonoların bedelsiz kaldığını, bonoların bu ödemeler ile iade edilmesi gerekirken edilmediğini, sözleşme konusu olan devir kayıtlarına delil olarak dayanıldığını, ilk derece mahkemesinin bu deliller konusunda inceleme yapmadığını, ilk derece mahkemesinin, sözleşmede yazılı hisse devri ve taşınmaz devri bedellerinin devir esnasında ödendiği ve bundan dolayı bedelsiz kaldığı yönündeki beyanlarını nazara almadığını, bonoların bu sözleşmenin teminatı olarak verildiği, ancak devir bedellerinin devir esnasında davalıya ödendiğinin kayıtlar ile sabit olduğunu, 07/02/2023 tarihli sözleşmede, ...’ün kızı ...’a olan 1.500.000 TL borcun ödenmesi ve taşınmaz ve şirket hisse devir bedelleri olarak belirlenen 8.000.000 TL'nin ödenmesinin kararlaştırıldığını, ancak Türk Lirası olarak kararlaştırılan bu bedelin, davalı tarafından T.C. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine aykırı olarak 508.565 ABD Dolarına çevrildiğini, bu çevirme işleminin usul ve yasaya uygun olmadığını, dövize çevrilen bu bedelin davalı ...'in banka hesabına taksitler halinde ödeneceğinin kararlaştırıldığını, bu ödemelerin teminatı olarak da bonoların verildiğini, davacılar tarafından davalı lehtara teminat olarak verilen bu bono ve sözleşme nedeni ile borçlarının bulunmadığını, 07/02/2023 tarihli bu sözleşme yapılmış ise de, davalı lehtar ...’e şirket hisse ve taşınmaz hisse devirleri sırasında bedellerinin ödendiğini ve müvekkili davacı ... adına tescil edildiğini, tapu kaydı ve hisse devir sözleşmesinde bu hususların sabit olduğunu, teminat olarak verilen dava konusu bono iade edilmesi gerekir iken edilmediğini, daha önce davalıya ödenen bedeller için fazlaya ilişkin haklarının ve istirdat talep haklarının dava dilekçesinde saklı tutulduğunu, dava dilekçelerinde yer verildiği üzere dava nedeni sadece bonoların bedelsiz olduğu değil, aynı zamanda döviz cinsi olarak düzenlenmiş olması sebebi ile yasal olarak geçersiz olduğu ve kambiyo senedine haiz olmadığı, döviz cinsi borçlu olunmadığının tespitine yönelik olduğunu, bonolardan bedelsiz kalma sebebi ile müvekkillerinin borçlu olmadığına dair tespit talepleri kabul edilmeyecek olması halinde, dava dilekçelerinde ayrıntılı olarak belirtildiği üzere sözleşme konusu toplam devir bedelinin 8.000.0000 TL olduğunu, bu bedelin dövizle işlem yapma yasağına aykırı olarak davalı tarafından yabancı para cinsine çevrildiğini, sözleşme ile sözleşmenin teminatı olarak verilen bonoların döviz cinsi düzenlenmesi yasaya aykırı olduğundan müvekkillerinin bu bonolardan dolayı davalılara borçlu olmadığının tespitinin talep edildiğini, buna dair Yargıtay ilamının da dosyaya sunulduğunu, ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında bu dava nedenleri konusunda hiçbir inceleme ve değerlendirme yapmadığını, ayrıca asıl dava dilekçesinde ayrıntılı olarak yapılan hesaplama ile dolar cinsi bonoların yasal olarak geçersiz olması ve bu sebeple borçlu olmadıklarına dair bu talepleri kabul edilmeyecek olması halinde; sözleşme gereği ödenecek toplam 9.500.000 TL olduğunu, döviz yasağı kapsamı dışında kalan 1.500.000 TL'sinin döviz karşılığı 18.68 TL'den 80.299 USD yaptığını, dolayısı ile borç miktarı 80.299 USD ve 8.000.000 TL olduğunu, şu ana kadar peşinat olarak 26.750 USD, 100.000 USD, 76.363 USD ve dava konusu bono için 3.000 USD ödendiğini, ödeme karşılığı TL tutarı yaklaşık toplam 3.550.400TL ödeme yapıldığını, 9.500.000TL bedelden peşin ödenen 502.900 TL ödeme düşüldüğünde kalan bedelin 8.997.100TL olduğunu, bu ödemenin 6 taksit yapılacağını, her bir taksidin 1.499.516TL yaptığını, 3 taksit toplamının 4.498.548 yaptığını, ödenen bedel düşüldüğünde ödenmesi gereken miktarın 948.548 TL olduğunu, icra takibinin ise yaklaşık 2.000.000TL üzerinden yapıldığını, müvekkili davacıların en azından aradaki bedel kadar borçlu olmadıklarını, ancak bu hesaplamalarda maddi hata halinin müstesna tutulmasını fazlaya ilişkin hakkımızın saklı tutulmasına karar verilmesinin talep edildiğini, ilk derece mahkemesinin bu dava nedeni konusunda inceleme yapmadığını, bilirkişi incelemesi yaptırmaksızın karar verdiğini, ilk derece mahkemesince davalı ... ve ...’ın kötüniyetli olduğuna dair tanıkları dinlemeden davanın reddine karar verdiğini, dava dilekçelerinde belirttikleri üzere davalıların iyiniyetli hamil olmadıklarını, buna dair delilleri toplanmadan ve tanıklar dinlenmeden karar verilmesinin yerinde olmadığını, 17/02/2025 tarihli yazılı beyan dilekçelerinde bu hususun beyan edildiğini, ilk derece mahkemesinin davaların reddi kararının yerinde olmadığı gibi, davalılar lehine vekalet ücreti taktiri ve ayrı ayrı vekalet ücreti taktirinin de yerinde olmadığını, ...Mahkemesi'nin ...Esas-... Karar sayılı ilamı taraflarınca istinaf edildiğini, yargıda karar birliği açısından bu dava dosyasının sonucu beklenmeksizin davanın reddine karar verilmesinin de yerinde olmadığını, zira ilk dava dosyasında ... Bölge Adliye Mahkemesi tarafından ilamın kaldırılmasına karar verilmesi halinde iki davanın birleştirilmesine karar verilmesinin mümkün olacağını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçesinde belirtilen hususlarla sınırlı olmak üzere ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen dikkate alınarak yapılan inceleme neticesinde; İstinaf başvurusuna konu uyuşmazlık, kambiyo senedine yönelik menfi tespit talebine ilişkindir. Dosyadaki belgelere, mevcut delil durumuna, kararın dayandığı delillerle belirtilen gerekçelere, taraflarca inkar edilmeyen sulh ve ibra protokolünden icra takibine konu senedin borcun ifası için düzenlendiğinin açık olmasına, dolayısıyla teminat senedi olduğunun ispat edilememesine, yine bedelsiz kaldığı iddiasının da ispat edilememesine, protokolde borcun Amerikan Dolarına çevrilmesine, senedin vade tarihi ve bedelinin protokoldeki taksit miktarı ile uyumlu olmasına, davalılar lehine hükmedilen vekalet ücretinde yanlışlık bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinin usul ve yasaya uygun olduğu, kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediği, ihtilafın doğru tanımlandığı anlaşmakla; davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-... Mahkemesi'nin ... tarih, ... Esas ... Karar sayılı kararına karşı davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gerekli istinaf karar harcı peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacılar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Gider avansından kalan kısmın karar kesinleştiğinde re'sen yatırana iadesine, 5-İstinaf kararının dairemizce taraflara tebliğine, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Harç ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.... ... Bu belge güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.