Başvuru, açılan tam yargı davasında davanın esasına ilişkin iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, açılan tam yargı davasında davanın esasına ilişkin iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 12/6/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun Ankara'nın Çankaya ilçesi Yukarı Öveçler Mahallesi'nde bulunan gecekondusu Çankaya Belediyesi (Belediye) tarafından, başvurucunun ve ailesinin evde bulunmadığı sırada yıkılmıştır. Başvurucuya ait gecekondu içinde bulunan eşyalar Belediye çalışanları tarafından yıkım öncesi dışarı çıkarılmış fakat eşyaların korunması için bir önlem alınmamıştır. Başvurucu, Belediye çalışanları tarafından dışarı konulan eşyaların korunmasına yönelik tedbirlerin alınmaması sebebiyle eşyaların yağmalandığı iddiasıyla meydana gelen zararın tazmini için Belediyeye başvurmuştur. Başvurunun Belediye tarafından reddedilmesi üzerine 29/4/2015 tarihinde Ankara İdare Mahkemesinde tam yargı davası açılmıştır. Başvurucu, yıkılmadan önce evde olduğunu iddia ettiği 34 kalem eşyayı dava dilekçesinde belirtmiş; bunların yanında ziynet eşyalarının da bulunduğunu vurgulamıştır. Başvurucu, bilirkişi incelemesi sonucunda zararın daha fazla çıkması durumunda ıslah hakkının saklı kaldığını belirterek 000 TL enkaz ve ağaç bedeli, 000 TL eşya bedeli olmak üzere toplam 000 TL tazminat talebinde bulunmuştur. Mahkeme, Belediye tarafından önlem alınmadan yıkımın gerçekleştirilmesi sebebiyle başvurucunun taşınır ve taşınmazlarının zarar gördüğünün sabit olduğu gerekçesiyle 9/12/2015 tarihinde davanın kabulüne karar vermiştir. Başvurucu, Mahkeme kararına karşı 24/5/2016 tarihinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine (Bölge İdare Mahkemesi) itiraz başvurusunda bulunmuş; itiraz başvurusunda, dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğunu ve zararın bilirkişi incelemesi sonucunda ortaya çıkacağını belirttiğini, bilirkişi incelemesi sonucunda ıslah hakkının kullandırılması gerekirken davanın kabulüne ilişkin olarak Mahkemenin verdiği karar sonucunda zararının ve taleplerinin karşılanmadığını ifade etmiştir. Dosya kapsamında Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan incelemede başvurucunun 31/10/2016 tarihinde Bölge İdare Mahkemesine sunduğu dilekçe ile davasını 000 TL artırmak suretiyle ıslah ettiği, itiraz dilekçesindeki iddialarla mahkeme kararının bozulmasını talep ettiği tespit edilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi 30/11/2016 tarihinde başvurucunun itiraz başvurusunun reddine karar vermiştir. Başvurucunun itiraz başvurusunun reddine ilişkin karara yapmış olduğu karar düzeltme istemi de Bölge İdare Mahkemesi tarafından 4/5/2017 tarihinde reddedilmiştir. Nihai karar başvurucuya 24/5/2017 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 12/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesinin (4) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir."Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir." 2577 sayılı Kanun'un geçici maddesi şöyledir:"Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır." 20/7/1966 tarihli ve 775 sayılı Gecekondu Kanunu’nun maddesinin ilgili kısımları şöyledir: "Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra, belediye sınırları içinde veya dışında, belediyelere, Hazineye, özel idarelere, katma bütçeli dairelere ait arazi ve arsalarda veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerde yapılacak, daimi veya geçici bütün izinsiz yapılar, inşa sırasında olsun veya iskan edilmiş bulunsun, hiçbir karar alınmasına lüzum kalmaksızın, belediye veya Devlet zabıtası tarafından derhal yıktırılır.Yıkım sırasında lüzum hasıl olduğunda, belediyeler ilgili mülkiye amirlerine başvurarak yardım istiyebilirler. Mülkiye amirleri, Devlet zabıtası ve imkanlarından faydalanmak suretiyle, izinsiz yapıların yıkım konusunda yükümlüdürler...."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin maddesinin bir mahkeme önünde medeni hak ve yükümlülüğe ilişkin bir iddiada bulunma hakkını güvence altına aldığını, mahkemenin teşkilatının ve yargılamanın yürütülmesinin bu güvencenin kapsamında olduğunu (Golder/Birleşik Krallık [GK], B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36), davalarda adil yargılanma koşullarını yerine getirme yükümlülüğünün ulusal makamlara ait olduğunu ifade etmiştir (Dombo Beheer B./ Hollanda, B. No: 14448/88, 27/10/1993, § 33). AİHM; Sözleşme'nin maddesi adil yargılanma hakkını güvence altına alırken delillerin kabul edilme yöntemi konusunda herhangi bir kural koyma yetkisinin kendisinde olmadığını, ulusal kanunlar tarafından bu hususların belirleneceğini, Sözleşme'deki hak ve yükümlülükleri ihmal etmediği sürece mahkemeler tarafından yapılan hataların giderilmesi görevinin de kendisinde olmadığını belirtmiştir (Schenk/İsviçre [GK], B. No: 10862/84, 12/7/1988, §§ 45, 46). Bu açıdan AİHM yaklaşımına göre yargılama süreci bütün olarak ve bu süreçte delillerin nasıl sunulduğu da dâhil olmak üzere tüm deliller yönünden hakkaniyetsiz bir değerlendirme yapılıp yapılmadığı dikkate alınacaktır (Schuler-Zgraggen/İsviçre, B. No: 14518/89, 24/6/1993, § 66). Buna paralel olarak AİHM, Sözleşme’deki hakların etkili bir biçimde korunması için davaya bakan mahkemelerin Sözleşme’nin maddesine göre tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmiştir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33; Kraska/İsveç, B. No: 13942/88, 19/4/1993, § 30). AİHM'e göre -tarafların ileri sürdükleri delillerin kabul edilebilirliği hususunda yerel mahkemeler belirli bir takdir yetkisine sahip olmakla birlikte- mahkemeler vardıkları sonuçları haklılaştırmak için kararlarına gerekçeler gösterme yükümlülüğü altındadırlar (Suominen/Finlandiya, B. No: 37801/97, 1/7/2003, § 36). Kararlarda gerekçe belirtilme zorunluluğu, mahkemelerin tarafları adil bir şekilde dinleme yükümlülüğüyle de doğrudan ilgilidir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/1/2007, § 83). Yargılama sırasında başvurucu tarafından sunulan bir kısım delilin mahkemece dikkate alınmaması şikâyeti ile ilgili olarak AİHM; mahkemenin başvurucunun bu yöndeki talebini gerekçesiz reddettiğini, kararda gerekçe olmamasının karara karşı etkili bir şekilde itiraz etme fırsatını da ortadan kaldırdığını belirterek başvuruda Sözleşme'nin maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Suominen/Finlandiya, § 38).