11. Ceza Dairesi 2022/599 E. , 2024/715 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi ASIL KARAR TARİHİ : 13.04.2016 SAYISI : 2013/716 E., 2016/495 K. SUÇ : Sahte fatura düzenleme ve bu suça iştirak HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, beraat TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, onama, düzeltilerek onama Sanık ...'nun temyizi yönünden; sanığın 11.01.2017 tarihli dilekçesinin içeriği itibariyle mazeretlerini bildirir eski hale getirme talebi içermediği, sanığın yokluğunda verilen kararın usulüne uygun şekilde 12.05.
**11. Ceza Dairesi 2022/599 E. , 2024/715 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi ASIL KARAR TARİHİ : 13.04.2016 SAYISI : 2013/716 E., 2016/495 K. SUÇ : Sahte fatura düzenleme ve bu suça iştirak HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, beraat TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, onama, düzeltilerek onama Sanık ...'nun temyizi yönünden; sanığın 11.01.2017 tarihli dilekçesinin içeriği itibariyle mazeretlerini bildirir eski hale getirme talebi içermediği, sanığın yokluğunda verilen kararın usulüne uygun şekilde 12.05.2016 tarihinde tebliğ edilmesinden sonra 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 310 uncu maddesinde öngörülen bir haftalık yasal süreden sonra 11.01.2017 tarihli dilekçe ile temyiz edildiği, Mahkemenin 13.01.2017 tarihli ek kararı ile temyiz isteminin süresinden sonra yapıldığı gerekçesi ile talebi reddettiği, Mahkemenin ek kararına karşı herhangi bir temyiz dilekçesi vermediği, bu nedenle incelenecek bir temyiz talebinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Sanıklar ... ve ... hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir oldukları, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Adana 17. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.04.2016 Tarihli ve 2013/716 Esas, 2016/495 Karar Sayılı Kararı ile; 1. Sanık ... hakkında sahte fatura düzenleme suçuna iştirak suçundan; 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkraısnın (e) bendi uyarınca beraatine, 2. Sanıklar ... ve ... hakkında sahte fatura düzenleme suçundan; 213 sayılı Kanun'un 359 uncu maddesinin (b) bendi, 5237 sayılı Kanun'un 43, 62 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 2 kez 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, Karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık ... müdafinin temyiz isteği, sanık hakkında beraat kararı verilmesine karşın lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi nedeniyle kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir. Sanık ...'ün temyiz isteği ise; hakkında verilen mahkumiyet hükümlerinin bozulması gerektiğine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR 1....Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün mükellefi...İnşaat.. Ltd. Şti'nin ortağı olan ... hakkında yapılan vergi incelemesi neticesinde, anılan mükellefin 2011 ve 2012 takvim yıllarında sahte fatura düzenlediği, mükellefin muhasebecisi olan ...'in ise gerçek durumu yansıtmayan beyannameler vermek suretiyle mükellefin sahte fatura ticareti faaliyetine iştirak ettiği tespitleriyle Vergi Suçu ve Vergi Tekniği Raporu düzenlenerek, 2011 ve 2012 takvim yıllarında sahte fatura düzenledikleri ve sanık ...'in de bu suça iştirak ettiği gerekçesiyle haklarında kamu davası açılmıştır. 2. Sanık ... suçlamaları kabul etmemiş, hisse devrinden sonra yaklaşık bir hafta bu iş yerinde çalıştığını, ancak işlerin düzgün yapılmadığını görerek şirketten ayrıldığını ancak hisse devri yapmadığını beyan etmiş, sanık ... ise şirketin muhasebesini tutuğunu, beyannamelerini verdiğini ancak sahte fatura düzenlenildiğinden haberdar olmadığını savunmuştur. 3.Mahkemece aldırılan bilirkişi raporlarında, düzenlenen faturaların sahte olduğunun tespit edildiği, ancak sanık ...'in bu eyleme iştirak ettiğine dair somut delillere rastlanılmadığını belirtilmiştir. 4. Mahkemece sanık ...'ün vergi suçu raporu, vergi tekniği raporu, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamı ile atılı suçu işlediğinin kabulü ile hakkında mahkumiyet hükümleri, sanık ...'in ise savunmalarının aksine mahkumiyetlerine yeterli delil elde edilemediğinden beraatine ilişkin temyize konu hükümler kurulmuştur. IV. GEREKÇE A.Sanık ... Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden 1136 sayılı Kanun’un 168 inci maddesi ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca, beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık lehine maktu avukatlık ücretine hükmedilmemesi hukuka aykırı bulunmuş olup bahse konu hukuka aykırılık Yargıtay tarafından giderilmiştir. B. Sanık ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden Sanık hakkında “2011 ve 2012 takvim yıllarında "sahte fatura düzenleme“ suçundan açılan kamu davalarında; sanığın suçlamaları kabul etmemesi ve tüm dosya kapsamına göre, maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek biçimde belirlenmesi bakımından; 1. Suça konu faturalardan kanaat oluşturacak sayıda temin edilerek sanığa gösterilip yazı ve imzaların kendisine ait olup olmadığının sorulması, kendisine ait olmadığını söylemesi halinde; sanık ...'ın beyanın ismi bildirilen kişilerin açık kimlik ve adres bilgilerinin tespiti ile tanık olarak çağrılmaları, duruşmada çekinme hakları hatırlatıldıktan sonra faturalar gösterilerek yazı ve imzaların kendilerine ait olup olmadığının sorulması, 2. Adı geçen kişilerin de faturalardaki yazı ve imzaların kendilerine ait olmadığını söylemeleri halinde, sanık ve bu kişilerin temin edilecek yazı ve imza örnekleri ile faturalardaki yazı ve imzaların kime ait olduğu hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılması, 3. Faturalardaki yazı ve imzaların sanığa ya da adı belirtilen kişilere ait olmadığının anlaşılması halinde ise; faturaları kullanan şirket yetkilileri veya kişilerin tanık sıfatıyla duruşmaya çağrılarak CMK'nin 48. maddesi uyarınca çekinme hakları hatırlatıldıktan sonra sözü edilen faturaları hangi hukuki ilişkiye dayanarak kimden aldıkları, sanığı tanıyıp tanımadıkları ve faturaların düzenlenmesi konusunda sanığın bir iştiraki bulunup bulunmadığının sorulması, Sonucuna göre tüm deliller birlikte tartışılarak sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile temyize konu mahkumiyet hükümleri kurulması hukuka aykırı bulunmuştur. 4. Suçun sübutu halinde ise; hükümlerden sonra 15.04.2022 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, 7394 sayılı Kanun’un 4 ve 5 inci maddeleriyle değişik 213 sayılı Kanun’un 359 uncu maddesinin 3, 4, 5 ve 6 ncı fıkra hükümleri uyarınca 5237 sayılı TCK'nın 7/2 nci maddesi de gözetilerek öncelikle lehe Kanun’un tespit edilip uygulama yapılması ve her iki Kanunla ilgili uygulamanın gerekçeleriyle birlikte denetime olanak verecek şekilde ayrıntılı olarak kararda gösterilmesi suretiyle sanığın hukuki durumlarının yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması bozmayı gerektirmiştir. V. KARAR A. Sanık ... Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenle Adana 17. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.04.2016 Tarihli ve 2013/716 Esas, 2016/495 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun'un 321 inci maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun'un 322 nci maddesi gereği hüküm fıkrasında yer alan yargılama giderlerine ilişkin paragrafa; " 1.800,00 TL maktu avukatlık ücretinin hazineden alınarak beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanığa verilmesine" ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, B. Sanık ... Hakkında Kurulan Hükümler Yönünden Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenlerle Adana 17. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.04.2016 Tarihli ve 2013/716 Esas, 2016/495 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, başkan vekili ...'ın 2011 takvim yılında sahte belge düzenleme suçlarından açılan kamu davasının düşmesi gerektiğine dair değişik gerekçesi ile oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.01.2024 tarihinde karar verildi. (K.O.) DEĞİŞİK EK GEREKÇE Dairemizin yukarıda esas ve karar numaraları belirtilen 22/01/2024 tarihli, ilamındaki V-B sayılı sanık ... hakkında 2011 takvim yılında sahte belge düzenleme suçundan verilen hükmün (2012 takvim yılında işlendiği iddia edilen sahte belge suçundan verilen hükümle birlikte) bozulmasına dair sayın çoğunluk görüşüne aşağıda belirtilen değişik ek gerekçe ile birlikte katılıyorum. Sayın çoğunlukla ortaya çıkan aykırılığın konusu her biri bağımsızlığını koruyan ancak zincirleme şekilde işlenen suçlar yönünden zaman aşımının ayrı ayrı mı yoksa son işlenen suç tarihinden geriye doğru (zincirdeki suçların tamamını kapsayacak şekilde) bir bütün olarak mı hesaplanacağına ilişkindir. İnceleme konusu bozma üzerine verilen yerel mahkeme kararında sahte fatura düzenleme eylemleri ile ilgili olarak sanık hakkında birden fazla takvim yılına (2011, 2012 takvim yılları) ilişkin TCK'nin 43. maddesi de uygulanmak suretiyle mahkumiyet hükmü kurulduğu anlaşılmaktadır. Zincirleme suç hükümlerini düzenleyen TCK’nin 43/1 maddesine göre; “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.” Zamanaşımının hesaplama yöntemini düzenleyen TCK’nin 66/6 maddesine göre; “... zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden... işlemeye başlar.” Yerel mahkemece sanığın birden fazla takvim yılına ilişkin sahte belge düzenleme suçlarından ayrı ayrı mahkumiyetine dair hüküm kurulmuş olup, inceleme tarihi itibariyle bazı takvim yılına ilişkin suçlardan açılan kamu davalarının yasada öngörülen olağanüstü zamanaşımı süresinin dolmuş olması sebebiyle TCK’nin 66/1-e ve 67/4 maddeleri uyarınca düşürülmesi zorunludur. Sanığa atılı sahte belge düzenleme suçuna öngörülen olağan zamanaşımı süresi TCK’nin 66/1-e maddesine göre 8 yıl, olağanüstü zamanaşımı süresi ise TCK’nin 67/4 maddesine göre 12 yıldır. TCK’nin 43/1 maddesindeki düzenlemeye göre zincirleme suçlar aynı suç işleme kararı ile işlenmiş olmasına rağmen her biri bağımsızlığını korumaktadır. Buna karşılık bağımsızlığı koruyan suçlara tek bir ceza verilmesi, ancak bu cezanın artırılarak uygulanması benimsenmiştir. Dolayısıyla zincirleme suç kurumu sanık lehine bir düzenlemedir. Zincirleme olarak işlenen her bir suç bağımsızlığını koruduğu içinde birbirinden bağımsız olarak zamanaşımına uğraması gerekir. Diğer bir değişle zincirleme olarak işlenen suçlardan bazılarının zamanaşımına uğraması halinde bu suçların zincirden çıkarılması ve yalnızca zamanaşımına uğramayan suçların cezalandırılması gerekir. ( TANER, Fahri Gökçen, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, s.165; KUNTER, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, s.69; ayrıca TAŞDEMİR Kubilay, Ceza Hukukunda Zamanaşımı, 2. Bası, Ocak 2015, s.134) TCK’nin 66/6. Maddesindeki düzenleme zaman aşımının başlangıcının tespit açısından mahkemelere ışık tutan bir düzenlemedir. Diğer bir deyişle, yasa koyucu zincirleme şekilde işlenen suçlarda zamanaşımının zincirin hangi halkasından başlatılacağına ilişkin bir belirleme yapmaktadır. Esasen böyle bir düzenleme olmasaydı dahi suç teorisi gereği zamanaşımının zincirin en son halkasından başlatılması gereklidir. Dolayısıyla kural olarak dava zamanaşımı süresi zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden itibaren başlarsa da bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda bu suçlar arasındaki zaman aralıkları net ve ayrı ayrı belirlenebilecek durumda ise zincirin halkasını teşkil eden suçlardan bir kısmının diğer suçlardan bağımsız olarak dava zamanaşımına uğraması mümkündür. TCK’nın 43/1. maddesinde fiillerin çokluğu korunurken cezanın birliği ilkesi benimsendiğine göre inceleme tarihi itibariyle zincirleme suçun halkalarına oluşturan suçlardan biri ve birkaçının zamanaşımına uğraması halinde bu suçlar bakımından düşme kararı verilmesi zorunludur. Çünkü TCK’nin 66/6. maddesi fiillerin çokluğunu ortadan kaldıran bir düzenleme değildir. Bu açıklamalar ışığında inceleme tarihi itibariyle olağanüstü zamanaşımı gerçekleşen (2011 takvim yılında sahte fatura düzenleme suçundan açılan) kamu davasının düşmesi gerektiğine işaretle de bozulması gerektiği görüşündeyim. 22/01/2024