Başvuru, sendika üyesinin basın açıklamasında söylediği sözlerden dolayı cezalandırılması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, sendika üyesinin basın açıklamasında söylediği sözlerden dolayı cezalandırılması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 28/9/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Memur olarak görev yapan 1959 doğumlu başvurucu aynı zamanda Tarım ve Ormancılık Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orkam-Sen) Yönetim Kurulu üyesidir. Başvurucu 17/10/2014 tarihinde bir basın açıklaması yapmıştır. Basın açıklamasında Elazığ Orman Bölge Müdürü Z.P.yi (müşteki) sert bir biçimde eleştirmiştir. Basın açıklamasında müştekiye yönelik aşağıdaki ifadeler yer almıştır:“Orman ve maden alanlarında dönen rant ve tayini çıkan sendika üyesi personelin görev yerinde tuttuğu tutanaklarda bölge müdürünün akrabalarına peşkeş çektiği, iş alanlarından dolayı sürgün edildiği, yapılan görüşmede ben yaptım oldu diyerek elinizden geleni ardınıza koymayın tavrı gösterdiği” Basın açıklaması o tarihte www.tuncelininsesi.com adlı internet sitesindeki bir habere de konu olmuştur. Müşteki başvurucunun cezalandırılması talebiyle 22/10/2014 tarihinde Cumhuriyet savcılığına başvurmuştur. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu hakkında hakaret suçundan 5/1/2015 tarihinde kamu davası açmıştır. İddianamede başvurucunun müşteki hakkında iddia ettiği eylemlerle ilgili herhangi bir soruşturmanın mevcut olmadığı tespit edilmiştir. İddianameye göre, alınan ifadeler çerçevesinde şikâyete konu söylemler dayanaksız olup Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında belirtildiği gibi sert ve çarpıcı eleştiri niteliğinde değil müştekinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek somut bir fiil veya olgu isnat etme niteliğindedir. İddianamede, açıklamanın basın yoluyla gerçekleştirilmiş olduğu ve müştekinin kamu görevi nedeniyle aleniyet kazandığı ifade edilmiştir. Dava Tunceli Asliye Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmüştür. Başvurucusavunmasında; sendikaya üye olan U.A.nın haksız yere İzmir’e tayin edilmesi ve kendisinin bu konuda yakınması üzerine konuyla alakalı araştırma yaptıklarını ifade etmiştir. Elazığ Orman Bölge Müdürlüğünde, müdür olarak görev yapan müştekinin usulsüz bazı işler yaptığı hususunda duyumlar elde ettiklerini ve bu nedenle yanında sendikanın bazı temsilcileri ile birlikte il müdürünün yanına gittiklerini beyan etmiştir. İl müdürünün U.A.nın çalışkan bir kişi olduğunu, neden tayininin çıktığını bilmediğini ve o tarihlerde kendisinin izinli olduğunu söylemesi üzerine aynı kişilerle beraber müştekinin makamına gittiklerini belirtmiştir. Başvurucu, müştekiye U.A.nın tayin edilme nedeninin yapılan usulsüz işlemleri açığa çıkarmaktan başka bir sebebin olamayacağını beyan ettiklerini ve müşteki ile aralarında tartışma çıkması üzerine müştekinin “Ben atamayı yaptım, istediğiniz yere başvurun.” Dediğini ifade etmiştir. Daha sonrasında üyelerinin hakkını korumak için basın açıklaması yaptığını belirtmiştir. Duruşmada tanık olarak dinlenen U.A. soruşturma aşamasındaki beyanında; Pülümür Orman İşletme Şefliğince gerçekleştirilen usulsüz kesim iddialarının bulunduğu dönemde Tunceli Merkez Orman İşletme Şefliğinde görevli olduğunu ifade etmiştir. U.A., haksız bir şekilde gerçekleştirildiğini düşündüğü tayini ile ilgili başvurucuya Pülümür’de tanzim ettiği suç tutanakları nedeniyle bazı çevrelerin rahatsız olmuş olabileceğini ve bu nedenle tayininin çıkmış olabileceğini söylediğini belirtmiştir. Ancak kesinlikle başvurucuya müşteki hakkında tanzim ettiği bir suç tutanağı bulunduğunu söylemediğini vurgulamıştır. Duruşmadaki beyanında da soruşturma aşamasındaki beyanını tekrar ettiğini ifade ettikten sonra çalıştığı süre içinde usulsüz yapılan işlemlerle alakalı tutanak tuttuğundan dolayı bazı çevrelerin rahatsız olduğunu ve atamaya tabi değilken yerinin değiştirildiğini belirtmiştir. Bizzat müşteki ile alakalı ise herhangi bir suç tutanağı tanzim etmediğini, sadece bir firma hakkında kurum adına suç duyurusunda bulunduğunu ifade etmiştir. Soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki ifadelere göre başvurucu şikâyet konusu olan açıklamalarında geçen hususları U.A.dan öğrenmiştir. Başvurucunun bizatihi belgeye ve görgüye dayalı herhangi bir tespiti bulunmamaktadır. U.A.nın başvurucuya söylediğine göre görev sahası içinde usulsüz kesim yapan kişileri U.A. tespit etmiş, bu kişilere görevi gereği müdahale etmek istediğinde şahıslar ona müştekinin akrabası olduklarını, işlem yapmamasının daha uygun olacağını söylemişlerdir. Mahkeme 13/7/2015 tarihinde başvurucuyu hakaret suçundan 080 TL adli para cezasına mahkum etmiş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı vermiştir. Mahkeme kararında; başvurucunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil ya da olgu isnat etmiş olduğunu ve isnat edilen ve suç oluşturan fiilin ispat edilememiş olması nedeniyle başvurucunun hakaret suçunu işlediğini belirtmiştir. Başvurucu 20/7/2015 tarihinde karara itiraz etmiştir. İtirazı inceleyen Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi 24/8/2015 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir. Ret kararı başvurucuya 4/9/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 28/9/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Maddesinin ilgili kısımları şöyledir: “(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden … veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir. … (3) Hakaret suçunun; B) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,…İşlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. ”B. Uluslararası Hukuk AİHM; Jalbă/Romanya (B. No: 43912/10, 18/2/2014) kararında, bir kamu görevlisinin itibarının yeterince korunmamış olması nedeniyle ihlal kararı vermiştir. Söz konusu kararda; Galati Belediye Başkanlığında teknik birimin başkanı olarak görev yapan başvurucunun fotoğrafıyla birlikte “Enayiler Jalba’ya boşuna şikâyet ediyorlar.” Başlığıyla yerel online bir gazetede “Belediye Başkanlığında iki kurnaz Galati’deki maxi-taxi mafyasını koruyor” başlıklı bir makale yayımlanmıştır. Makaleyi kaleme alan gazeteciye göre başvurucunun halefinin oğlu, bölgede bulunan maxi-taxi ulaşım sağlayıcılarının en büyük şirketlerinden biri olan S. Şirketinde müdür olarak istihdam edilmiştir ve bu tesadüf değildir. Bunun amacı Şirketin yol güvenliğini ve kârlılığını garanti altına almaktır. Ayrıca başvurucunun bu tür sinsi işlerde yer alan eski bir tilki olduğu ve maxi-taxi güzergâhında faaliyet yapan birçok aracın sahibi olduğu belirtilmiştir. Son olarak başvurucunun ulaşım hizmetlerinin gelişimiyle değil banka hesaplarını doldurmakla meşgul olduğu gibi kimi iddialarda bulunulmuştur. AİHM, söz konusu kararda olgu isnadı ve değer yargılarının ifade edilmesi arasında ayrım yapılması gerektiğini belirtmiştir. AİHM, Galati Bölge Mahkemesinden farklı olarak bu davadaki iddiaları değer yargısı olarak görmemiştir. AİHM, kamu görevlilerinin katlanmaları gereken eleştiri marjının sıradan vatandaşlara göre daha geniş olduğunu ancak bu olayda başvurucuya yönelik yolsuzluk ve hukuksuzluk iddialarının onun performansını etkileyebileceğini belirtmiştir. Yargılamalar esnasında iddiaların doğruluğuna ilişkin bir kanıt sunulmamış, mahkemelerin de bu yönde bir tespiti olmamıştır. AİHM’e göre makaledeki ifadeler kabul edilebilir sınırları aşmıştır. AİHM, gazetecinin ifade özgürlüğünün başvurucunun itibarının korunmasına nazaran ağır basmasıyla ilgili olarak Bölge Mahkemesinin ileri sürdüğü gerekçelerin yetersiz olduğuna karar vermiştir. AİHM’e göre, ifade özgürlüğü ve başkalarının şöhret ve itibarlarının korunmasının çatışması hâlinde eğer şöhreti söz konusu olan kişi kamu görevlisi ise dengeleme sırasında bu kişinin üstlendiği kamu görevinin de gözönüne alınması gerekir. Bununla birlikte kamu görevlilerinin siyasetçilerde olduğu gibi her türlü söylemlerini yakın denetime açtıkları da söylenemez. Kamu görevlilerinin görevlerini hakkıyla yerine getirebilmeleri için kamu güvenine sahip olmaları gerekir ki bu da ancak onları asılsız suçlamalara karşı korumakla sağlanabilir (Lesnik/Slovakya, B. No: 35640/97, 11/3/2003, § 53; Raichinov/Bulgaristan, B. No: 47579/99, 20/4/2006, § 48). Ayrıca mevcut başvurunun değerlendirilmesi sırasında gözönünde bulundurulanifade özgürlüğünün demokratik toplumdaki önemi ile kamu görevlilerinin itibar hakkının korunmasına ilişkin diğer uluslararası hukuk kaynakları için bkz. Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/2017, §§ 29-