Başvuru, yabancı dil sınavında alınan puan şüpheli bulunarak eş değer sınava çağrılma işlemine karşı açılan davada uyuşmazlığın esasına ilişkin iddialar karşılanmadan karar verilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, yabancı dil sınavında alınan puan şüpheli bulunarak eş değer sınava çağrılma işlemine karşı açılan davada uyuşmazlığın esasına ilişkin iddialar karşılanmadan karar verilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu, ilgili tarihte Dicle Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümünde (Üniversite) profesör öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Başvurucu, doktora programlarına kabul edilmek için gerekli yabancı dil puanını (78,750 puan) 2008 yılında girdiği Üniversiteler Arası Kurul Yabancı Dil Sınavı'nda (ÜDS 2008 Mart Dönemi) almıştır. Diğer şartları da sağlayan başvurucu, doktora programına kabul edilmiş ve 2010 yılında aynı Üniversite bünyesinde doçent 2015 yılında ise profesör kadrosuna atanmıştır. Başvurucu, daha önce girdiği 2006 yılı ÜDS-2'den 56,25, 2007 yılı ÜDS-2'den 40 puan almıştır. Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER) üzerinden başvurucunun katılmış olduğu sınavlara ilişkin -kimlik bilgileri gizlenerek- yapılan ihbar üzerine Ölçme Seçme Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından inceleme başlatılmıştır. ÖSYM İhbar Değerlendirme Komisyonunca yapılan incelemede, başvurucunun 2002-2008 yılları arasında 13 yabancı dil sınavına katıldığı belirlenmiştir. ÖSYM bu sınavlardan en düşüğünün 33,750 puan, 2008 ÜDS-1 sınavı hariç en yükseğinin ise 56,250 puan olduğunu belirtmiştir. ÖSYM ayrıca başvurucunun 8 yıllık ortalamasının 44,90 puan iken 2008 ÜDS Mart Döneminden 78,750 puan aldığını, dolayısıyla bu sınav sonucunun hayatın olağan akışına aykırı olduğu değerlendirmiştir. Bu tespitlerden hareketle başvurucunun eş değer sınava çağrılmasına yönelik ÖSYM Yönetim Kurulunun 1/6/2017 tarihli kararının alındığı anlaşılmaktadır. ÖSYM Başkanlığı Sınav Hizmetleri Daire Başkanlığı 6/6/2017 tarihli yazısıyla başvurucuyu eş değer sınava çağırmıştır. Yazının ilgili kısmı şöyledir: "...Sınava katılım sağlamadığınız takdirde, [17/2/2011 tarih ve] 6114 sayılı [Ölçme, Seçme Ve Yerleştirme Merkezi Hizmetleri Hakkında] Kanun'un maddesi fıkrasına göre olağan dışı olarak değerlendirilen sınavınız ve söz konusu sınav kapsamında elde ettiğiniz tüm haklar geçersiz sayılacaktır." Söz konusu çağrı yazısının tebliğ edilmesi üzerine başvurucu, işlemin iptali istemiyle 16/6/2017 tarihinde dava açmıştır. Başvurucu; dava dilekçesinde on yıl aradan sonra yabancı dil sınav bilgisinin ölçülmesinin anlamlı olmayacağını, girdiği sınavda olağan dışı bir durum olduğunun somut verilerle ortaya konulamadığını ifade etmiştir. Başvurucu, bu zamana kadar hakkında açılmış hiçbir idari soruşturma bulunmadığını, başvuruya konu sınavda da herhangi bir usulsüzlük yapmadığını ifade etmiştir. ÖSYM açılan davaya karşı verdiği cevap dilekçesinde, başvurucuya ilişkin olarak daha önce İhbar Değerlendirme Komisyonunca hazırlanan "aday değerlendirme raporu"nda yer alan tespitleri tekrar etmekle yetinmiştir. Davanın görüldüğü Ankara İdare Mahkemesi (Mahkeme) 28/7/2017 tarihli kararıyla işlemin iptaline karar vermiştir. Kararın gerekçesinde özetle, davalı idarece BİMER başvurusu ve sınavlardan alınan puanların kıyaslaması haricinde söz konusu 2008 yılı ÜDS-1'in şaibeli bulunması ile ilgili başkaca bir bilgi ve somut gerekçe sunulamadığı vurgulanmıştır. Mahkeme ayrıca 2008 yılı ÜDS Mart Dönemi için başvurucunun sınav sorularını önceden ele geçirdiği veyahut kopya çektiği ya da sınavın tümü ile ilgili soruların önceden alındığı, toplu olarak kopya çekildiği vs. gibi herhangi bir durumun da saptanmadığını belirlemiştir. Mahkeme son olarak başvurucunun daha önceden girdiği sınavlarda aldığı notlar kıyaslanarak davaya konu işlemin tesis edildiğini, bu şekilde yapılan değerlendirmenin hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkesini ihlal edeceğini, bu sebeple uyuşmazlığa konu eş değer sınava çağırma işleminde hukuka uyarlık bulunmadığını belirtmiştir. Kararın ÖSYM tarafından temyiz edilmesi üzerine Danıştay Sekizinci Dairesi (Daire) 9/10/2018 tarihli kararla Mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine kesin olarak karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...Dava konusu işleme dayanak 6114 sayılı Kanun'un maddesinin fıkrası, davalı idarenin sınav güvenliğini sağlamak, gizlilik, tarafsızlık, bilimsellik ilkeleri çerçevesinde adaylara fırsat eşitliği sağlama ve haksız kazancın önüne geçmek amacıyla gerek adli soruşturmalar ve gerekse kurum içinde yapılan analizlerde sınav sonucu kuşkulu bulunan adayların eşdeğer sınava tabi tutulması amacıyla öngörülmüş olup esasen davalı idarece ülke çapında uygulanan sınav iş ve işlemlerinde kamu yararının ve kamu düzeninin etkin bir biçimde sağlanması amacıyla getirilmiş bir düzenleme niteliğine sahiptir.Bu kapsamda, 6114 sayılı Kanun'un maddesinin fıkrasının lafzından, amacından, oluşumundan ve gerekçesinden sayılan istisnai durum gözetilerek geçmişe etki yasağının dışına çıkılarak önceki olay, işlem ve eylemlere etki edecek şekilde bir düzenleme getirildiği anlaşıldığından; eşdeğer sınava çağırılmaya yönelik tesis edilen dava konusu işlemde hukuk devleti ilkesi ile kanunların geriye yürümezliği ilkesine aykırı davranıldığı yönündeki iddialara itibar edilmesine olanak bulunmamaktadır.Bakılan olayda, düzenlemeyle sınavlardan sonra incelenen sınav belgelerinde, elektronik kayıtlarda veya yapılan analizlerde olağandışı bulgulara rastlanması hâlinde adayların Yönetim Kurulu kararıyla eşdeğer sınava çağrılabilecekleri hususunda davalı idareye takdir hakkının tanındığı anlaşılmakta olup; adayın eşdeğer sınava çağrılabilmesi için sınav sonuçlarında olağandışı bulgulara rastlanılmış olmasının yeterli olduğu, bunun dışında adayın kopya çektiğine yahut kendisi yerine bir başka adayın sınava girdiğine yönelik herhangi bir tespitte bulunulmasının gerekli olmadığı görülmektedir. Zira düzenlemeyle sınavlarda olağandışı bulgulara rastlanılması durumunda bu olağandışı bulguların bertaraf edilmesi amaçlanmaktadır. Nitekim davacının da 2002-2008 yılları arası toplam 13 kez katıldığı yabancı dil sınavından 2006 ÜDS-2 döneminde en yüksek 56,25 puan aldığı, 2008 ÜDS-1 dönemi öncesi girdiği 2007 ÜDS-2 döneminde ise 40,0 puan aldığı, 2008 ÜDS-1 döneminde girmiş olduğu sınava ilişkin sonucun 78,75 puan olması sebebiyle sınav sonucunun olağandışı olduğu kabul edilerek adayın eşdeğer sınava çağrıldığı görüldüğünden, davalı idareye tanınan takdir yetkisinin kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanıldığı sonucuna varılmış olup davacının 2008 ÜDS-1 dönemi sınavının geçersiz sayılabilmesi için sınavda kopya çekme ve başka bir kimsenin sınava girmesi gibi somut veri ve tespitlerin bulunması gerekliliğine işaretle şüphe ve varsayıma dayalı olarak dava konusu işlemlerin tesis edildiği yolunda hüküm veren idare mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir." Karara muhalif kalan üyeler, bir sınavda alınan puan veya sonucun kural dışı bir yolla alındığı iddiasının gerçekliğinin tespit ölçüsünün bu sınavdan yıllar sonra yapılan bir eş değer sınav olamayacağını, bunun ancak sınav belgeleri üzerine, elektronik kayıtlara ya da adli bir tespit bulunması gibi somut bir olguya dayanılarak mümkün olabileceğini ifade etmiştir. Ayrıca şüpheli bulunan sınav ile bir önceki sınav arasındaki zaman diliminin gözönünde bulundurulması gerektiğini, bu sürenin uzun olması durumunda adayın aldığı yabancı dil kurslarıyla ve çalışmasına bağlı olarak puanını önemli düzeyde artırmasının mümkün olabileceğini vurgulamıştır. Muhalif üyeler ayrıca sınav güvenliğine ilişkin önlemleri almanın idarenin sorumluluğunda olduğunu ve davaya konu sınavın güvenliğinin ihlal edildiğini gösteren herhangi bir somut ve nesnel bulguya rastlanmadan başvurucunun eş değer sınava çağrılmasıyla sorumluluğun ona yüklenemeyeceğini savunmuştur. Nihai karar, başvurucuya 8/1/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 1/2/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Daire kararı üzerine başvurucu 9/2/2022 tarihli yazıyla tekrar eş değer sınava çağrılmış ancak başvurucunun bu yazı üzerine belirtilen sınava girip girmediği ve buna karşı ÖSYM'nin herhangi bir işlem tesis edip etmediği dosyadaki belgelerden anlaşılamamıştır. Başvurucu ayrıca 2019 İlkbahar Döneminde yapılan Yükseköğretim Kurumları Yabancı Dil Sınavından (YÖKDİL) 55 puan, 2020 Mart ayında yapılan YÖKDİL sınavından da 63,75 puan almıştır. Başvurucu bunun üzerine YÖKDİL 2019 İlkbahar Dönemi sınavından aldığı 55 puanın eş değer kabul edilerek doçentlik başvuru kriteri olarak geçerli sayılması talebiyle ÖSYM Başkanlığına müracaatta bulunmuş talebinin zımnen reddi üzerine idare mahkemesinde dava açmıştır. Açılan davada Ankara İdare Mahkemesi 20/10/2020 tarihli kararla davanın reddine hükmetmiş, yargılama süreci devam etmektedir. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.